Sılo Qız PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Perşembe, 26 Haziran 2008 13:28


Kemanın sesiyle 90 yıl

siloQiz.jpgBugün 95 yaşına olan Dersimli dengbêj ve keman ustası Silo Qiz, 90 yıldır kemanının sesiyle yaşıyor. Dinçliğini kemanının sesine ve yaşadığı aşklara bağlayan Qiz, bir asra yaklaşan ömründe en zor ağıdını ölen oğluna yakmış. Dostları O'nun kasetlerini toplayarak arşivliyor.


Kemanın sesi ile yaşıyor Silo Qiz, 90 yıldır. 5 yaşında öğrendiği kemanının sesi, yanık sesiyle birleşiyor. Silo Qiz'in yaşamı ise, Dersim'deki alevi inancının ritülleri ve destanları ile büyülüyor insanı.

Dersim'de alevi inançlarına göre her yılın 21 Mart'ında Newroz ile birlikte yıl devrilir, yaşam yeniden başlar. Ve o gün, gece saat 12.00'de tüm ağaçlar, hayvanların secdeye varıp tanrıya dua ettiklerine inanılır. İnanca göre kim doğanın ve hayvanların eğildiğine tanık olursa tutacağı dilek kabul olur. Elif Ana da büyük bir heyecanla o anı bekler tüm gece. Ve saat 12.00'yi vurduğunda bir o görür ve bir o dilek tutar. Elif Ana'nın dileği, ne diğer kadınlar gibi zengin olmaktır ne de fazladan ömür... O çocuklarının şair ve aşık olmasını murat eder ve başındaki beyaz tülbenti çıkarıp dut ağacına bağlar. Elif Ana'nın dileği yerine gelir ve tüm çocukları şair, dengbêj olur.

Küçük Süleyman Silo Qiz oluyor

Elif'in oğlu Hasan, Silo Qiz'in dedesi. Yöresinde çok sevilen bir aşık olan Hasan Doğan'ın oğullarından biri olan Süleymanın Doğan da şair, aynı zamanda nam salan kemanıyla stranlar şakıyan dengbêj. Ama talihsizdir Aşık Süleyman, zira tüm çocukları ölür. Derler ki, çocuk babasının ismini alırsa ölmez ve Süleyman bundan sonra doğan çocuğuna 'Süleyman' ismini verir. Sanatçı bir ailede doğan Süleyman Doğan'ın Silo Qiz olma sürevüninde bu ailesinin payı büyüktür. Silo Qiz 85 yıldır yanında taşıdığı kemanı çalmayı henüz 5 yaşındayken babasından öğrenmiş. Bir süre sonra da söylemeye başlamış. Sio bu, kemanla yetinmiyor, aile ocağına aş gerek, ekmek gerek. Küçük bedeniyle büyüklere parmak ısırtacak kadar çok iş yapar. Gövde küçük, hener büyük. Hünerine tanık olanlar ona ufak, küçük anlamına gelen 'Qiz' lakabını takar ve böylece Silo Qiz olur.

Sonrasını ise Süleyman amcanın ağzından dinleyelim: "Keman çalmayı küçük yaşlarda öğrendiğim halde her tarafta geziyordum. Düğünlere ve taziyelere çağırıyorlardı. Halk beni çok seviyordu. Keman çalıp, türkü söylüyordum. Babam öldükten sonra kemanı bana kaldı. Ömrümde çok keman eskittim. Askerde unuttum birini, düğünde kaybettiklerim oldu. Ama keman hep yaşamımın en değerli parçası oldu. 3 gün üst üste keman çaldığım olurdu. Sesim eskiden çok güzeldi ama şimdi ağzımda diş kalmadığı için eskisi gibi iyi söylemiyorum."

Dişleri olmadığı için türküleri iyi okumadığını söylese de doğaçlama söylediği türkülerini düğünlerde, yaslarda dillendirmiş bir ömür boyu. Ama en çok ağıt yakmış Süleyman amca, savaşta yaşamını yitiren yiğitler üzerine.. 1938 direnişinde söylediği türküler ise hala dillerde.

En zor ağıdını oğluna yakmış

Dengbêj Silo Qiz, şüphesiz en zor ve yanık ağıdını oğlu askerden ölü dönünce yakmış. "Sayısız ölü üzerinde ağıt yaktım ama oğlumun üzerinde söylediğim türkü, içimi yakıyordu" diyen Silo Qiz, akabinde de birçok acı yaşıyor; söylediği türkülerle acılarını içine atmak yerine hüneri yoluyla paylaşıyor. Acılarının kemanının tellerinde yayıldığını ve ayakta olmasının da buna borçlu olduğunu kaydeden Süleyman Amca, dinç kalmasının nedenini de kemanına bağlıyor. Qiz, ağıt yaktığı insanların yaşamını, neden vurulduğunu ve yaşamına ait birçok ayrıntıyı öğrenmeden ağıt yakmadığını da sözlerine ekliyor.

Keman ve Silo Qiz'in tekleşen sesi

Silo Qiz, şöyle tarif ediyor, bir ömür verdiği kemanı ile ilişkisini: "Kemanımın sesi ile benim sesim özdeşleşiyor. Kemanda kendimi buluyor ve acılarımı dile getiriyorum. Acılarımızı anlatamaz, dile getiremez ama çalarız. Keman hem hüzünlendirir, hem halay çektirir. Kafamda sürekli türkü söylerim, rüyalarımda bile. 1980 yılına kadar 75 yıl boyunca neredeyse her gece söyledim ve çaldım."

Çocuklarından kimse keman çalmasa da "Saz çalıyor ve söylüyorlar" diyor.

Silo Qiz kasetleri kampanyası

Ferhat Tunç öncülüğünde Dersimli birkaç işveren şimdi Silo Qiz kasetleri kampanyası düzenliyor. Silo Qiz'in hep yanında olan ve kampayayı organize eden Cemal Taş, kampanyayı şöyle anlatıyor: "Silo Qiz'in gittiği her evde bir kasedi vardır. Kasetleri bugüne kadar hiç arşivlenmemiş. Elinde şu an bir tane kasedi bile yok, öz sesi dışında. Ferhat Tunç öncülüğünde Dersimli iş adamları olarak bu kampanyayı düzenledik. Dersim'de birçok evde olduğunu biliyoruz. Kimin evinde kaset varsa getirmesi üzerine çağrı yapıyoruz."

Gizli söylenen sevda şarkıları..

Yaşını göstermeyen dengbêjden bunun nedenini soruyoruz: Müzik ve aşk. Gençliğinde çapkın olduğunu duyduğumuz Silo Qiz'a kaç kere aşık olduğunu soruyoruz, "Gizlidir, söyleyemem" diyor utanarak. Yaşlı, kırışık yüzüne allık yayılıyor. Platonik aşklarına yıllarca sayısız türkü söylemiş. Qiz, "Hala söylediğim türküleri kimse kimin için yazdığımı bilmez. Gizli gizli seviyordum. Hala soruyorlar şu parçayı kimin için söyledin diye? Biz ise türkülerimizi gizli gizli söylerdik" diyor.

Köy Hizmetleri'nden emekli olan Silo Qiz, halkın sevgisini hiçbir şeye değişmiyor. Silo Qiz'ı 4 oğlundan ölüm ayırsa da, yaşamı boyunca arkadaşlık eden kemanı ve dostları var hep yanında.

 

Dersim’in acılı tarihini “Yanık” sesiyle bizlere
aktaran en önemli kişiliklerinden birisi, Silo
Qız’dır. Sılo Qız, kılamlarıyla Dersim tarihine
adeta yeniden hayat veren ve canlandıran bir
kişiliktir. Büyüklerimizin bize anlattıkları “Dersim
tertelesi” Silo Qız’ın ezgilerinde adeta yeniden
canlanırdı. Bizler tarihimizi onun dillendirdiği
ağıtlarla tanımaya ve yaşamaya çalışıyorduk. O
dönemde yazı kültürünün çok gelişkin olmadığı
Dersim’de gerek Alevilik gibi dini, gerekse
yaşanan savaşlardaki acılar, aşklar, ihanetler hep
bu halk ozanlarımızın dillerinden günümüze kadar
aktırılmıştır.
***

 


Dersim bizim için acılı tarihimizden bu güne damıttığımız, duygu ve bilincimizle yoğurduğumuz bir değerler bütünüdür. Uğruna büyük bedellerin ödendiği, acıların yaşandığı bu değerin farkındalığı, karşılığında dik durmayı, cesaretleve onurla sahiplenmeyi öngörür. Bu öngörüden
yoksunlaşan zaman hepimiz için karanlık demektir.
Bu gün için önemli olan bu karanlığa bir ışık gibi
düşebilmektir.

Perşembe, 26 Haziran 2008 13:28 tarihinde güncellendi