|
Dersim Lideri Seyit Rıza Hakkında Yazılar Ve Analizler
Kaynak:Desmala Sure Dergisi Sayi 4 Yil 1992 ---ingiltere
Yazı Sanırız Seyfi Cengiz tarafından hazırlanmıştır
YAŞAM ÖYKÜSÜ
Dersim tarihi, direnmelerin tarihidir. Bu sayısız direnmeler, "Dersim" terimine özgün anlamlar kazandırmış "Dersim" adi bağımsızlık özleminin, zulme ve sömürüye karşı muhalefetin, ardı arkası kesilmeyen bir direnişin sembolü olmuştur.
Bir yerde mücadele varsa, orada öncüler, kahramanlar da vardır. Her mücadele mutlaka kendi kahramanların üretir. Bir tarih yasasıdır bu.
Yüzyıllarca devam eden Dersim direnişsi de, tarihi kişilikler, ulusal kahramanlar çıkarmıştır. Bunlar arasında ilk akla gelenler S.Rıza ve Alişer'dir.
Bu yazı, idam edilişsinin 55. yıldönümü nedeniyle S.Rıza'nın yaşamını ve mücadelesini konu almaktadır.
Başka ulusların mücadelesine, onların kahramanlarına (Mao, Enver Hoca vs.) toz kondurmayan, onların eleştirilmesine tahammülü dahi olmayan bir cins Der-simli vardır ki, Dersim tarihi ve S.Rıza hakkında iki kelime konuşamaz. S.Rıza'nın adı geçtiğinde dudak büker. Kürdistan'ın, Peru'nun, Etopya'nın sorunlarıyla ilgilenir, bildiriler dağıtır, toplantılar ve yürüyüşler düzenler, afişleme yapar; fakat Dersim'i, Dersim'in sorunlarını bilmez. Peru'daki Maocu "Parlayan Patika"nın (The Shining Path) mücadelesi onu heyecanlandırır, ama Desmala Sure ve Dersim Kurtuluş (Komünist) Hareketi'nin varlığı ve mücadelesi karşısında duyarsızdır. Böyleleri yaman devrimciler olduklarını
düşünebilir. Biz ise onların sahsında sömürge aydınının kuru, köksüz ve kimliksiz tipik temsilcilerine tanık olduğumuzu düşünüyoruz. Dersim'i Kemalist olmakla suçlayanların bir argümanı da böylelerinin varlığı olmuştur.
Başsa dönersek:
S.Rıza'yı ve Alişer'i, Türk sömürgecilerinin aşağılık jargonunda "sergerde" olarak adlandırılmış bu iki büyük insanı tanımak, onların davasını anlamak ve açıklamak, ülkemizin bugünkü kuşakları için kendisini tanımak, kendi sorunlarını kavramak demektir.
S.Rıza Kimdir?
M.Nuri Dersimi'nin aktardığı bilgilere göre:
S.Rıza, Dersim'in Şeyh Hasanın Aşiretinin Yukarı A.basan ağabeylesi reislerinden seyirahim'in dördüncü ve en küçük oğludur. Dersim'in Kaimen Sor ve Lrtik bölgelerinin Deri Ari Köyü'nü karargah edinen S.İbrahim ölünce, aşiretinin liderliğini halef olarak tayin etmiş olduğgu S.Rıiza üstlenmişstir. Babasının ölümünden sonra S.Rıza, Lirtik'ten ayrılarak Tujik Dağı eteğindeki "Ağdat Köyü" ne yerleşmiş.
Ağdat Köyü, Hozat'ın Sin Nahiyesi'ne bağlıdır. Elazığ İstiklal Mahkemesi C.Baş savcısı Hatemi Şahamoğlu, S.Rıza'nın bu köyde "Viyalık" ve "Sesen Kale" olarak bilinen, ilki siyasi, ikincisi askeri iki karargahı bulunduğunu söylüyordu (Bk: "Belgelerle Dersim Raporları").
M.Nuri, halkın "Rızo", Rayber ya da "Lace Baboyi" diye çağırdığı S. Rıza'nin idam edildiği 1937 de 75 yaşında olduğunu yazmaktadır (Bk: Kürdistan Tarihinde Dersim).
İsterseniz S.Rıza'yı, amansız düşmani fanatik bir Kemalist'den dinleyelim.
Naşit Hakkı Uluğ, 1925 Haziran'ında yazdığı, fakat 1931'de yayınlanan "Derebeyi ve Dersim" adlı kitabında, "Dersimin kalbi" olan "Kirmil min-tikası"nda oturduğunu belirttiği S.Rıza için şunları söyler:
"Ben Seyit Rıza'yi görmedim, fakat Dersim'in kasabalısından, bir Sivaslıdan, bir Egin'liden farkı olmuyan kasabalısından...dinledim" (Bk: a.g.e., S: 50).
"Seyit Rıiza, Pizevank'ta türbesi, ama ufak bir kaleyi andıran mazgallı, siperli türbesinde yatan Seyit İbrahim isminde birinin oğludur, altmış beş yıllarında, uzun boylu, mütenasip endamlı, kir sakallı, siyah ve gümrah kaşlı, cazibeli gözlü, büyük ve gagamsı burunlu bir dağlıdır. Başına giydigi külahın üzerine yeşil ve siyah karışık sank sarar, ayağgına şalvar ve sırtına bir palto giyer, bu dinç heyet, Dersim'in en tipik adamıdır. Allak, oynak, elastik, politik Seyidin, iç hayatı bir
sırdır. Esrar içer derler ve fakat sıihhatine çok itina ettiğgi de müsellemdir."(a.g.e., S:43-44).
Aynı yerde şunları da söyler yazar:
"Seyit Rıza'nın siyasi fikri nedir, devlet nüfuz ve tesirinden azade olan Ağdat muhiti neye gebedir? Bunları katiyetle kestirmek kabil değildir. Seyit Rıza menfaati için her şeyi yapabilecek bir tiynette idi.
Meşrutiyetten evvel (1908'den evvel; S.C.) Ermeni komiteleriyle de birlikte çalışmış, Taşnaksiyon komitesine yazılarak, onların gayelerine and içmiş derlerdi.
Üstelik milli mücadelenin başlarında Zara ve Ümraniye havalisinde karışıklıklar çıkaran aşiret reislerinden Alişan beyin kâtibi, akıl hocası olan Alişer ve Koçgiri aşiretinden elini kana bulayan birçok katiller senelerdenberi Seyit Rıza'ya iltica etmişti. Alişer'i bir tesadüf mü, yoksa bir tertip mi Seyit Rıza'ya kâtip yapmıştı, o da meçhuldür.
1925 Şubatında Şeyh Sait isyan ettigi vakit, Dersim ağalarıi Cumhuriyete inkiyatlarını teyide geldikleri vakit, Seyit Rıia bunların arasında yoktu. Filhakiyka o yerinden kamildamadı amma kendisinin şayanı iy-timat bir adam olmadığını ispat etti...
1925 Mayısında Dersim'in merkezine kadar teftiş için giden Ordu müfettişsi, bu Dersimli ağayıi Hozat'ta 'el öpmeye gelenler' arasında görmemişti. Seyit Rıza'nin adı 'Cumhuriyet bendesi'ni ağalar arasında kocaman bir istifham işareti gibi dolaşıyordu." (S:49-50).
S.Rıza'nın Valiyi ziyarete gelmesinin Dersim için, devlet için bir olay olduğgunu belirten yazar, şöyle devam eder:
"Seyit Rıza'nın dedeleri hiçbir hükümet saygıisıi bilmeden Sultan Hamit devrine kadar geldiler" (S:45).
"Seyit Rıza, Karaballı, Ferhat, Abbas, Kır-gan ve Laçin uşağı aşiretlerine Allah tarafından mı, Peygamber tarafından mı musallat edilmiş olduğu bilinmeyen bir ihtirastır" (S: 43-44).].
N.Uluğ, bir Kemalist idi, Dersim'e ve Der-simli'ye düşmandı. Düşmanca bir kin beslediği S.Rıza hakkındaki yargılarında objektif olmadığı açık.
Gene de yukarıya çıkardığımız satırlar yazarın düşmanca duygularıindan ayıklanarak değerlendirildiğinde, S.Rıza'nın kişiliği ve siyasi konumu üstüne açık fikirler edinmek mümkün: S.Rıza el-etek öpmeyen, boyun eğmeyen onurlu bir Dersim yurtseveridir; bilinçli, kararlı, tutarlı bir ulusal kurtuluşçudur, Türk sömürgeciliğinin uzlaşmaz, satın alınamaz bir düşmanıdır.
Tamda bu nedenledir ki, Dersim davası uzun süre boyunca S.Rıza'nın adı ile özdeşleşmiş, T.C devleti Dersim'e egemen olmak için S.Rıza'nın bir suikast yoluyla ortadan kaldırılmasını acil bir tedbir olarak düşünmüş, birçok suikast girişiminde bulunmuştur. Sahan ve Alişer gibi büyük önderler bizzat devlet tarafından tertiplenen suikastlar yoluyla imha edilmişlerdi. Kemalistler, Dersim hareketini ezmek için öncelikle bu hareketin sınırlısayıdaki en bilinçli ve en kararlı önderini imha etmeyi planladilar, bütün imkanlarını ortaya koyarak bu planı uyguladılar da.
S.Rıza, görüşmeler yapmak üzere çağrıldığı Erzincan'da tuzağa düşürülüp tutuklandı (5 Eylül 1937). Kimi kaynaklar S.Rıza'nın 13 Eylül'de tutuklandığını belirtiyor (Bk: Ulus, 13 Eylül 1937). Erzincan Hükümet konağından tutuklu olarak çıkarıldığında S.Rıza, orada toplanmış olan kitle önünde Dersim dili ile "Şerefsiz ve Yalancı Hükümet!11 ("Hukmato Zurekero Beşeref") diye haykırmıştı. Bu sözler, Türk hükümetinin ve basınının iddialarının tersine S.Riza'nın kendi isteğiyle teslim olmadığını, hükümetin bir komplosuyla ele geçirildigi kanıtlıyor.
S.Rıza, 1937 yılının Ekim ve Kasım aylarında Elazığ'da 57-58 kadar arkadaşı ile birlikte yargılandı Yargılamalar tamamen göstermelikti.
Peki, Seyid'in suçu neydi? Dersim halkını isyana teşvik etmek ve bu isyana filen katılmak. Mahkeme böyle diyordu. Bütün büyük devrimciler tarih boyunca böyle suçlanmıştır. Onların "Suçu" meşru İsyan hakkını kullanmak olmuştur.
15 Kasım'daki son oturumda S.Rıza da dahil 11 kişi idama, 33 kişi ağır hapis
cezalarına çarptırilır; 14 kişi de beraat eder. İdama mahkum edilenlerden dördünün cezası ileri yaşlarından dolayı otuzar yıl hapis cezasına çevrilir, geri kalan yedi kişinin idam cezası ise aynı gün (15 Kasım 1937) infaz edilir. Yedilerden biri de S.Rıza'dır.
S.Rıza, duruşmalar sürecinde de, infazın yapıldığı sırada da en küçük bir yılgınlık ya da pişmanlık göstermez. Tam tersine oldukça inançlı ve cesur davranır. Onun bu tutumu düşmanlarının bile saygısını kazanmıştır.
Kendi anılarında İhsan Sabri Çağlayangil, S.Rıza'nın infazdan hemen önceki ve infaz sırasındaki son anlarını şöyle anlatır: "Son sözünü sorduk. 'Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz' dedi...Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymus gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: 'Ewlade Kerbelayme. xetayme. Ayibo, zulmo, cinayeto!' dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingene'yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu infazını yaptı. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne 'Ben üşüdüm otele gidiyorum' dedim".
Bu sözler S.Rıza'nın karekteri ve fikirleri konusunda çok şey anlatır. 1908-37 arasındaki hemen bütün Dersim direnişlerine önderlik etmiş olan o büyük devrimci, ölümü de büyük dava adamlarına yaraşır bir biçimde karşılamıştı.
S.Rıza'nın büyük bir toprak ağası olduğu, bir derebeyi olduğu kocaman bir yalandır. S. Rıza Ağdat'lıydı. Ağdat ve çevresinde ekime elverişli toprak yoktu ki, toprak ağalığı da olsundu. Derebeylik, Dis Dersim diyebileceğimiz Dersim'in çevre kesimlerinde (Kemah, Arapkir,
Çemişgezek, Pertek, Çarsancak, Pülümür ve Kigı gibi) vardı ve tüm derebeyleri T.C.'nin işbirlikçisiydi. S.Rıza'nın önderlik ettiği Dersim direnişi hem devlete hem de devletle işbirliği yapan derebeylerine karşı yönelmişti. Devletin Dersim'de derebeylikle savaştığı iddiaları safsatadan başska bir şey değildi. Tam tersine Kemalistler derebeylerini koruyor ve kolluyordu.
S.Rıza'nın öncülüğündeki Dersim kurtuluş hareketi, derebeylerinin konaklarını da başlarına yıktığı içindir ki, S.Rıza "çapulcu", "sergerde" vs. diye suçlanıyordu.
S.Rıza'nın varlığı ve adı Dersim davası ile o denli özdeşleşmişti ki, zamanın T.C. Başbakan'ı İ.İnönü, S.Rıza ve arkadaşlarının idamı dolayısıyla verdiği demeçte, "Dersim meselesini ortadan kaldırdık...Dersim müşkilesinden kurtulduk diyordu (Aktaran M.Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, S: 306).
Tarih bu aceleci beyanları tekzip etti. S.Rıza'yı yitiren ve bir soykırım geçiren Dersim, büyük kayıp verdi, çok kan kaybetti, ama Dersim Şuuru ve Dersim ruhu yok edilemedi. Ne Dersim sorunu çözülmüş, ne de Dersim davası ortadan kaldırılmıiştı. S.Rıza'nın taşıdığı bayrak yarim yüzyillık bir aradan sonra da olsa Desmala Sure ve Dersim Komünist Hareketi tarafından yükseltilecekti.
Dersim'in Seyid'i! Ey büyük önder! Sen rahat uyu..Dersim davası sahipsiz değildir. Yarım yüzyıldır devam eden kirli ve kapkara devir mutlaka kapanacak, hesap mutlaka sorulacaktır.
Kaynak :Sosyalizm Ansiklopedisi Cilt 6 sayfa 1912-13
SEYYİD RIZA (18627-1937)
Seyyid Rıza'nın yaşamı hakkında çok fazla birşey bilinmemekle birlikte, Dersim Ayaklanması hakkındaki tek kitabın yazarı olup kendisiyle uzun yıllar birlikte yaşamış olan Dr. Nuri Dersimi'nin verdiği bilgilere göre Dersim'de doğan Seyyid Rıza yörenin "en önemli ve en asil" aşiretlerinden birinin önderi durumundaki Seyyid İbrahim'in oğludur. Dersim'in Şii Kültlerinde "Seyyid" kelimesi Türkiye, İran ve Irak Kürtlerinin Şeyh kelimesiyle aynı anlamda kullanıldığından, aynı zamanda bir şeyh olan Seyid İbrahim, Deri Ahri kasabasında hayatını sürdürürken, bölge halkı üzerinde bir "yol gösterici" olarak büyük nüfuz sahibiydi. Seyyid Rıza ailenin dördüncü ve en küçük oğluydu. Mehmet Ali Efendi adlı bir ulemadan dersler alarak büyüdü. Mehmet Ali Efendi hem bir dinî önderdi hem de bölge halkının ulusal bilincinin gelişmesine hatırı sayılır katkılarda bulunmuştu. Babasının ölümünden sonra Seyyid Rıza, babasının vasiyetine uygun olarak şeyhliği devraldı ve Tujik tepesi eteklerindeki Agdad kasabasına yerleşti. Nuri Dersimi'-ye (ayaklanma sırasında Baytar Nuri diye tanınan şahıs) göre, Seyyid Rıza neşeli, fedakar, çalışkan ve merhametli birisiydi. Seyyid Rıza'nın kasabası Agdad'a Kürdistan bayrağını çok daha önceden çekmiş olduğu halde, Hozat aşiretlerine güvenmediğinden Koçgiri ayaklanmasına aktif olarak katılmadı. Yalnız hükümetin verdiği sözleri tutmaması üzerine büyük bir silahlı grupla birlikte persim'e inerek, asilerin taleplerini destekleyen bir telgraf çekti. Baytar Nuri tutuklandığında da nüfuzunu kullanarak serbest bırakılmasını sağladı. 1921'den sonra Dersim'de Alişer Efendi ve Baytar Nuri'yi himayesi altına aldığı gibi, sözkonusu şahısların bütün Dersim aşiretlerini birleştirme yolundaki çabalarını da destekledi. 1925'deki Şeyh Sait İsyam'ndan sonra da binlerce mültecinin yardımına koşmuştu.
1926da Koçan aşiretine karşı girişilen operasyon sırasında Seyyid Rıza, diğer Dersim aşiretlerinin hükümet kuvvetlerinin safında yer almasını önlemeye çalıştı. Operasyondan sonra Genel Müfettiş İbrahim Tali'nin çağrısı üzerine Baytar Nuri ile birlikte Diyarbakır'a giden Seyyid Rıza'ya hükümetin Dersimlilerin silahlarını teslim etmeleri, karakol ve kışla yapımına karşı çıkmamaları ve Koçgiri ayaklanması sırasına onlara sığınan asileri geri vermeleri talepleri iletildi. İkinci bir görüşmede de, İbrahim Tali Dersim'de bir isyan hazırlığı olduğu anlamına gelebilecek hazırlıklar hakkında bilgiler içeren bir istihbarat raporu okuttu. Butun bunlardan Kurtlere karsi yeni bir operasyon duzenlenmekte oldugu sonusu cikaran
Seyyid Rıza, Ferhadan aşireti reisi Cemşit ağanın evinde bütün reisler arasında bir değerlendirme toplantısı düzenledi. Ancak bu tür toplantılara rağmen aşiretler arasında birlik sağlanamıyordu. Çok geçmeden, daha önce de devletle işbirliği yapmış, Birinci Meclis'e Dersim mebusu olarak gitmiş Meço Ağa, Seyyid Rıza'nın damadı, Aşağı Abasan aşiret reislerinden İbrahim Ağayı öldürttü. Aşiretler arası bu çatışmalar yüzünden Ağrı isyanı sırasında Dersim'in ayaklanmaya katkısı çok cılız oldu. 1936'da Türk Ordusunun Dersim yakınlarına yeni garnizonlar kurma kararı, Kürt aşiretlerinin günlerce süren yoğun toplantılarına neden oldu. Yörede askerî garnizon istemeyen aşiretlerin temsilcisi olarak, Seyyid Rıza bu kararın geri alınması için bu kez General Abdullah Alpdoğan'la Kürtlerin temsilcisi olarak görüştü. İlk görüşmede Alpdoğan'la anlaşamayan Seyyid Rıza, geri dönüp bunları tüm aşiret liderlerine anlattı. Ancak buna rağmen General Alpdoğan bir genelge yayınlayarak bütün Kürt aşiretlerinden 200 bin silah toplamalarını istemişti. Yeni garnizonlar yapımına başlanması üzerine bölge halkı bazı şantiyeleri basarak nöbetçilerin silahlarına el koydu. Seyyid Rıza, General Alpdoğan'dan genelgesini iptal etmesini ve halkının ulusal haklarını güvence altına alan yeni bir bölgesel yönetimin oluşturulmasını istedi. Hükümetin bu talebe cevabı bölgeye hemen çok sayıda askeri birlik göndermek oldu. Keşif uçuşu yapan uçakların eşliğinde başlatılan askeri operasyonlar kış bastırdığından kesildiyse de Dersim kuşatma altında tutulmaya devam etti. 1937 baharında karların erimesiyle yeniden başlayan askeri operasyonlar sırasında Seyyid Rıza'nın oğullarından Bra İbrahim arabuluculuk için gittiği Elazığ dönüşünde, İstihbarat şefi Binbaşı Şevket'in adamları tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Türk yetkililere başvuran Seyyid Rıza oğlunu öldürenlerin kendisine teslim edilmesini istedi. Ancak bu talebi kabul edilmedi ve çatışmalar yeniden başladı. Eylül 1937'de Kürt kaynaklarına göre hükümet yetkilileriyle görüşmek üzere Erzincan'a giden Seyyid Rıza tutuklandı. Yeni Genel Müfettiş İzzettin Paşa kendisine Seyyid Rıza olup olmadığını sorduğunda "Ben Dersim'li Rızo'yum" dedi, "Dersim'de her meşe altında ve her dağ başında binlerce Rızo vardır. Şu halde siz hangi Seyyid Rıza'yı soruyorsunuz?" 14 gün süren mahkeme sonunda ölüme mahkum oldu. 18 Kasım 1937'de, aralarında oğlunun ve kardeşinin de bulunduğu toplam 11 kişi Elazığ'ın Buğday meydanında idam edildi. İdamdan sonre cenazeleri daragaclarindan indirilerek Elazig sokaklarinda halka teshir edildiktan sonar yakildi
Kaynak :Sosyalizm Ansiklopedisi
Cilt 6 sayfa 1912-13
İDAMI
Sey Riza Pile Desimi
Seyit Riza Dersim Lideri
Dogum: 1862 Dersim
idam:1937 elazig
"Seyit Rizayi Meydana cikardik.
Hava soguktu ve etrafta kimseler yoktu.
Ama Seyit Riza Meydan insan doluymus gibi,
sessizlige ve bosluga hitabetti.
-Evladi Kervelayme, Be gunayime,
Ayvo Zulumo, Cinayeto.
(Evlad-i Kerbelayiz, gunahsiziz,
ayiptir, zulumdur, cinayettir.)
dedi.Benim tuylerim diken diken oldu.
Bu yasli adam rap - rap yurudu.
Cingeneyi itti.
Ipi boynuna gecirdi. Sandalyeye ayagiyla
tekme vurdu. Infazi yapti."
İhsan Sabri Çağlayangil’in Anıları
"Atatürk gelmeden Seyit Rıza idam edilecekti"
Tanju Cılızoğlu
……………
Yıl 1937 Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü emniyet müdürlerinden,
birgün beni çağırdı: "Atatürk Diyarbakırda, Singeç köprüsünü açmaya gidecek dedi.
O tarihte Seyit Rıza, Dersimin Kürt lideri. Aynı zamanda Peygamber sülalesinden geliyor kendisi. Seyit Rıza’nın bir de dini vasfı var.
Fırat, Şeytan köprüsü (1) denen mevkide dört metreye kadar daralır. Derinliği de deniz gibidir. 17 metre olur. Burada bir köprü yapmışlar, Köprünün başında bir karakol, Karakolda da 33 askerimiz var. Askerlerin başında İsmail Haki adinda bir yedek tegmen. Yani ihtiyat Mulazim.
Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyor. Baskında karakol yakılıyor ve 33 askerimizde şehit ediliyor. İşte bu olay Dersim isyanının başlamasıdır. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor. "bu meseleyi kökünden hallediniz" diye.
Elazığ’da o dönem Muffetişi Umum-i Abdurahman Doğan paşa var.(2) Malatya Emniyet müdürlüğünden bir buçuk ay kadar önce Ankara’ya tayin edilmiştim. Vali İbrahim Etem Akıncı, şovalye çeteci bir adam. Demirci efe ile birlikte kurtulus savaşında çete kurmuş biri. Vali vekalete şifre çekmiş. "emniyet müdürüm Ankara’ya tayin edildi, biz Elazığa gidip Dersim harekatını birlikte görmek istiyoruz" diye. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türlü rivayetler var.
Uzatmayalım biz Ankara’dan müsaade istihsal, vali Akıncı ile birlikte Elazığ'a varıyoruz. Müffetişi umumi Abdurrahman paşanın misafiri oluyoruz. İsteğimizi kendisine anlatıyoruz! Dersim harekatını incelemek istiyoruz. Paşa bize "iyi ki geldiniz, bende yarin orada bir mevkiye gideceğim. Onbeş gün once tercüman aracılığıyla aşiretlerle konuştum. Kendilerine aşiretlerin başı olan kişileri teslim ederseniz harekatı durduracağız, barış yapacağız dedim. Yarın da son gün. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Ne olacağı belli olmaz. İsterseniz sizide alabilirim" dedi.
Yemek yedik. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Ben alışkın değildim. Hastalandım. Ateşim 38. Ama olayı kaçırmak istemiyorum. Hasta hasta önceden belirlenen harekat sahasına varmak için yola çıktık. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. Biz ortadayız. Kamyonun birinde askerler var. Diğerinde fırından yeni çıkmış sıcak ekmekler. Yollar devriye dolu. Devriyeler mevzilenmiş. Bu arada devriyeler bize ateş açtı. Önlendi.
Gelecegimiz yere geldik. Yüksek bir yerden asağıya indik. İndigimiz yere silahlı askerler dizildi. Abdurrahman Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. Benim yanımda fotoğraf makinası var. Bir süre bekledik. Ortalarda kimseler yok. Bağırıp çağırdık bir tercüman çıktı ortaya. Abdurrahman Paşa:
-Geldiniz mi, dedi.
-Geldik, dediler.
Ortaya göğsü bağrı açık, uzun boylu levent adamlar çıktı. Abdurrahman paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. Açtılar. Hemen ekmekleri kırıp yemeğe başladılar. Kalanları koyunlarina soktular. Paşa onlara sordu:
-Listede yazılı olanları getirecek misiniz?
-Uç kişi hariç on iki kişiyi getireceğiz dediler.
Abdurrahman Paşa: "olmaz" dedi. Onlar da son derece kararlı bir biçimde:
-Paşam ne edek, olmazsa olmaz dediler.
Asiler dağlara sığınmışlar. Bir mavzerle bir alayı durdurur. Paşa onlara biraz sert: "Devletle baş edemezsiniz"! dedi. Ve ekledi.
-Niçin teslim etmiyorsunuz?
İçlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı:
-Bir kadının tek kocası olur. Şimdi siz hükümetsiniz. Askeriniz var. Bugün buradasınız. Şunları size veririz, alır gidersiniz... Biz yarin yine onların eline kalırız. Bunlar, bu ağalar bizim kulumuzu aittirler. Siz Dersim'e giremiyorsunuz. Jandarmanızı sokamıyorsunuz...
Abdurrahman Paşa durdu. Düşündu. Sonra tercümana şunları söyledi:
-Ben Kastamonuluyum. Kastamonu’nun tarihini bilir misiniz? Şehrin ortasında bir nehir akar. Etraf birdenbire dağ gibi meyillenir. Vaktiyle bir tarafında Kastlar, öte tarafında tumanlar varmış. Şehri bunlar kurmuş. Bunun için "KASTUMAN" demişler. Kelime zamanla Kastamonu olmuş. Sizin aşiretinizde bu gun "DEMENAN". Siz benim akrabamsınız. Atalarımız bir yerde buluşurlar. Yapmayın. Size onbeş gün daha izin vereyim. Gidin ve onbeşgün sonra bu listedekileri getirin" dedi
O listede Seyit Rıza da var. Ve teslim etmeyecekleri üç kisiden biri de Seyit Rıza. Bende bu olayın resimlerini çektim. Erkan-i Harp, Kurmay Albay Neşet bey, Çanakkale valisi olduğumda, bu zatı Çanakkale gornizon kumandanı olarak buldum. Asilerle konuşmaktan döndüğümüzde Neşat Albay bize: "Bu işleri hep Seyit Rıza yapıyor, Seyit Rıza Peygamber sülalesinden değil. Kendisine Kuçükken hastalık gelmis. Ailesine demişler ki, bunu kundağıyla kiliseye götürün bırakın, sabahleyin alın bir şeyi kalmaz. (3) Denileni yapmışlar. Bırakıp sabahleyin almışlar. Rivayete gore çocuklar değişmiş". Neşat Paşa iddia ediyorki Seyit Rıza peygamber sülalesinden değil. Seyit Rıza büyümüş. Şeytan köprüsünu yıkmış. Dini lider olmuş. Kürtlerin başına geçmiş. Dersim isyanını idare ediyormuş.
Bu olaylardan sonra Ankara’ya döndüm. Onbes günlük ikinci müddet bitmiş, Abdurrahman Paşaya listedekileri teslim etmemişler. Aradan aylar gecti. Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor. İste bu sırada Ataturk Diyarbakır’daki yeni yapılan Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Elazığ'a da gelecek karayoluyla Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet genel müdürü Şükrü Sökmensuer bey bana diyordu ki "Atatürk Singeç Köprüsünü açmaya gidecek. Dersim harekati bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığa dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Buna meydan vermeyelim".
1937 yılında resmi tatil günü cumartesi öğleden sonra, Atatürk pazartesi günü Elazığ'a gelecek. Bizden istenilen "asılacak asılsın" ve Atatürk'ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun. O dönemde Elazığ valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi bey, Emniyet Müdürü Serezli İbrahim bey, Savcı yardımcısı arkadaşım, Şükrü Sökmensuer, "Emniyet Genel Müdürlüğünün siyasi şubesinden, sivillerden istediğini yanına al. Atatürk’ün istasyondan halkevine kadar korunması da size ait" dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığa vardım. Emniyet Müdürü İbrahim beye gittim. Savcı için "kuraldışı bir şey yapmaz, mümkun değil " dedi.
Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bana bu konuda hükümetten de şifre aldığını, ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde sonuç almanın mümkün olmadığını bildirdi. Ve ekledi. "ben de mahkemeleri etkileyemem". Oysaki biz Atatürk gelmeden önce mahkemenin kararını vermesini ve gereğinin yapılmasını, Atatürk geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.
Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Bana "sen valiye söyle, savcı gitsin, rapor alsın. Ben senin istediğini yaparım" dedi. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk. Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.
Mahkeme hakiminin evine gittim. Gittiğimde hakim mahkemenin aldığı kararı evinde yazıyordu. Hakimle konuştuk. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldu. Devir CHP devri. Herkes çekiniyor. Hakim bana: "Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar kararı veririz. Salı günü de idam hukümlerini yerine getiririz" dedi.
O zaman dördüncü bölgede temyiz hakkı yoktu. Abdurrahman paşa sıkı yönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek kişi idi. O da "Yukarıdaki karar tasdik olunur" demiş basmış boş kağıda imzasını. Yukarıya "Abdurrahman Paşanın idami" diye yazsanız kendisi idam edilirdi.
Hakime dedi ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasil olmuyor ki. Hakim "Başkaca bir şey yapılamaz" diyerek kestirdi attı. Bende kendisine sordum:
-Sizin saat beşten sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?
-Oooo, çok oluyor cevabını verdi.
-Eee sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz da, baştan beş saat ihlal etseniz olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız.
-Elektrikler kesiliyor dedi, hakim.
Ona çare bulduk. Otomobil farlarıyla hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine lüksler koyarız.
Hakim bu defa :
Samin yok , dedi
Ona da çare bulduk. Samin de getiririz.
-Kaç kişi asılacak?
-Onu karardan önce soyleyemem dedi. Ama ekledi: "Savcı 27 kişinin idamını istedi".
-Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?
-Bilmem dedi.
Ceza infazi kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene cellat buldu. Gece 12:00 de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık Mahkemenin 72 sanığı vardı.
BENİ ASMAYA MI GELDİNİZ?
Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi "Peki" dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıkladı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çesitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kararlar okununca sanıklar ilk anda anlamadılar. İdam "tunne" diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza'yı aldık. Otomobilde benimle polis müdürü İbrahim'in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza Sehpaları görunce durumu anladı.
-Asacaksınız; dedi ve bana döndü. "Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin"? Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü.
Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
-Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
Bu sırada Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum.
Fındık Hafız'ın idami bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.
-Evladi Kerbelayimi, Be gunayimi, Ayibo Zulimo, Cinayeta. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. İnfazı yaptı
|