| Pülümür |
|
|
|
| Yazar Webmaster |
| Pazartesi, 23 Haziran 2008 18:42 |
|
PÜLÜMÜR TARİHİ Tunceli ilinin tarihi M.Ö. 2200 ‘lerde yörede yaşadığı saptanan Saburrular’la (Hurriler) başlar. Çemişgezek yakınlarında Pulur köyünde yapılan kazılarda Taş Devrinden Tunç Devrine kadar üç kültür katmanı bulunduğu saptanmıştır. Yörenin ilk yazılı tarihi Keban gölü kurtarma çalışmaları esnasında elde edilen çivi yazılı tabletlerden anlaşılmış olup, bölgenin İşuva adıyla anıldığı görülmektedir. Hitit’ lerin hakimiyetini M.Ö. V. yy. Med ; M.Ö. V.-III. Yy. da Pers egemenliği izlemiş, M.Ö. 332’de İskender tarafından feth edilmiştir. Ancak Pülümür ilçesinin Kapadokya Krallığı döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Kapadokya krallığı M.S. 17 .yüzyılda Romalıların Bölgeye egemen olmasına kadar yaşamıştır. Bu bölge Roma’lılarla Orta Asya kökenli Part’lar arasında savaşlara sahne olmuştur. M.S. 395’de Roma İmparatorluğunun bölünmesinden 639’da Arap’ların eline geçinceye kadar Bizans hakimiyetinde kalmıştır. Halife Hişam döneminde (724-743) Tunceli ve yöresi Hazar Türklerinin saldırılarına uğradı. Aslında Orta Doğu tarihinde Hazarlar 585 yılından evvel görülürler. Anadolu zannedildiği gibi Malazgirt zaferinden sonra değil, çok önceden Türk kavimlerinin göçüne hedef oldu. Hazar’ların Bizans ve Arap’larla yakın ilişkileri olmuştur. 683-686’da Kafkasları aşıp Anadolu’ya giren Hazar akını Doğu Anadolu'da yerleşim göstermiş, 693’de Bizanslarla beraber Abbasilere karşı çarpışmış, bu çarpışmalar 737’de Hazar Kağanının Mervan’ a yenilerek, İslamiyeti kabullenene dek sürmüştür. Hazarlar Bizans ordusu içerisinde yer almış, İmparator Heraklius kızını Hazar Kağanına vermiştir. Selçukluların 1071’de Anadolu’ya girişinden sonra Süleyman Şah Kumandasında Anadolu fethine katılan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan esas olmak üzere Pülümür’ü de içine alan Tunceli Kuzey bölgelerinde Mengücek beyliğini kurdu.1228’de Anadolu Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat, Mengücekleri kendisine bağladı. Horasan ve harzem yörelerinde Moğol baskısının artışı bölgedeki Türk kavimlerini batıya yöneltiyordu. Bu sırada Celalettin Harzem Şah Ahlat’ı alması üzerine Ahlat beyi Alaattin Keykubat’tan haklarının korunmasını istedi. Erzincan’ın Yassıçimen yöresinde yapılan savaşta Celalettin Harzem Şah yenildi. Yanındaki Erzurum beyi tutsak oldu. Alaattin Keykubat ülkenin doğu sınırlarını güçlendirmek amacıyla Harzem' lilerin sınır boylarına yerleştir Pülümür mıntıkasındaki aşiretlerin ihtiyarları ile temas edildiğinde, kendilerinin Cengiz istilası önünden çekilen Celalettin Harzem Şah’ın askeri bakiyesi ve Horasan tarafından gelme Türk olduklarını söyledikleri görülmüş, hatta bugün haritalarda Tacik baba diye geçen ve kendilerince Sultan baba diye anılan tepeyi Celalettin Harzem’in kabri olarak gösterirler ve burası onların ziyaretgahıdır. Pülümür-Ovacık arasındaki yol güzergahı da buradan geçer. Dikkat çekici bir noktada da bu yörede yaşayan Kırganlı adlı aşiretin isminin orta Asya Türklerinin mezarlarına verdiği Kurgan’dan geldiğidir. Anadolu Selçukluları 1243’de Moğollara yenilip, 1318’de de ortadan kalktığında Anadolu' da bir çok beylikler kuruldu. XIII. yy. da Doğu Anadolu’ya göçmüş olan Akkoyun'lular. Tur Ali bey tarafından bir birlik oluşturdular. Diyarbakır Merkez olmak üzere Erzincan’a kadar uzanan tüm Tunceli yöresini de içine alan geniş alanda hakimiyet kurdular. Bu Türkmen kavimi Orta Asya’daki kültürel yaşamlarından miras kalan koyun totemini sembol yaptılar. Bugün Tunceli’nin pek çok yöresinde koyun, kzu isimli köyler; mezar başlarında koyun figürleri mevcuttur. Pülümür’ün yakın zamana kadar “Kuzucan” ismini taşıması Akkoyunlu Devletinden gelme yerleşim yeri olması açısından dikkati çeker. Akkoyunlular Uzun Hasan döneminde en düzenli ve güçlü devlet düzenine kavuştular. Öyle ki Osmanlı Devletiyle karşı karşıya geldiler. 1473 Otlukbeli savaşı Uzun Hasan’ın yenilgisiyle sonuçlanınca, Akkoyunlu etkinliği azaldı. 1508 de Şah İsmail Safevi’nin Akkoyunluları ortadan kaldırarak Doğu Anadolu' da kurduğu etkinlik 1514 ‘de Yavuz Sultan Selim’e Çaldıran savaşında yenilmesine kadar sürdü. Tunceli’nin etrafını duvar gibi saran dağlar ve sarp arazi tarihin çeşitli devirlerinde yörede kurulan devletlerin hiç birine tam olarak egemenlik tanımadı ve bu devletlerde bu sarp topraklarla daha fazla uğraşmadılar. Bu da yörenin uygarlıklara kapalı kalmasına yol açtı. Osmanlı döneminde Kuzucan (Pülümür) 1847 yılında Erzurum Vilayetinin Erzincan sancağına bağlı bir ilçe olarak görünür. 1914 de Birinci Dünya Savaşına giren Osmanlı Devleti, özellikle Doğu cephesinde büyük sıkıntılarla karşılaştı. İçerde Ermeni komitecilerin hareketi de hız kazandı. 1916 yılında Rus ordusu Erzincan önlerinde ve Pülümür’ün kuzeyindeydi. Pülümür ve yörede oluşturulan milis kuvvetleri ile kısmen çarpışmalar olduysa da Şubat 1917' de Sovyet hükümetinin kurulması ile Erzincan’da anlaşma yapıldı ve 17 Aralık 1917 de Rus ordusu Pülümür dağlarından çekildi.17 Aralık günü ilçenin kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır. Pülümür Cumhuriyet döneminde 1936 yılına kadar Erzincan’a bağlı İlçe olarak kaldı ve 4 Ocak 1936 da Tunceli adı ile kurulan İlin yedinci İlçesi olarak Tunceli vilayetine katıldı. İLÇEMİZİN COĞRAFİ YAPISI
Pülümür, Tunceli İlinin Kuzeydoğusunda yeralan 1650 rakımlı şirin bir ilçedir. Tunceli İl merkezinin 67 km. Kuzeydoğusunda yer alan Pülümür'ün doğusunda Bingöl ve Kuzeyinde Erzincan İli ile Güneyinde Tunceli İl'inin Nazimiye ve Batısında Tunceli İl'inin Ovacık İlçesi bulunan İlçemiz Erzurum-Elazığ Devlet karayolu üzerinde yer almaktadır. İlçemizin kuzeyi Mercan dağları ile çevrilidir. Bu sıra dağlar Pülümür'e doğru alçalır ve incelir. Pülümür yolu üzerinde 2100 rakımlı Pülümür Geçitinden, Mutu Köprüsü'ne inen ve bu ilçeyi demir yoluna bağlayan mıh gediğine yol verir. Arazinin hep dağlık olması nedeniyle, buralarda ekilecek, dikilecek yerler oldukça azdır. İlçemizde, hayvancılık yapılmasına uygun otlakların bulunmasına rağmen, yeterince bu otlaklardan yararlanılmamaktadır.Bu bakımdan en fazla, kıl keçisi ve az miktarda da koyun beslenir. a) Coğrafi Konum : Pülümür , Elazığ-Erzurum Devlet Karayolu üzerine kurulu olup, doğusunda Bingöl, kuzeyinde Erzincan, güneyinde Tunceli' nin Nazımiye ilçesi ve batısında Ovacık ilçesi ile komşudur.Pülümür , Tunceli ilinin kuzeybatısında yer alır. Dağlık bir alana kurulu bir yerleşim alanıdır.İl merkezine uzaklığı 65 km.' dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1650 m.' dir. İlçemizin kuzeyi Mercan ve Munzur Dağ silsilesiyle çevrilidir. Bu sıradağlar Pülümür' e doğru incelir. Pülümür-Erzincan karayolu üzerinde 2100 rakımlı Avzer Gediği ile Mıh Gediğinden Mutu Köprüsünden geçen demiryoluna ulaşılır ve geçit verilir. Arazinin genel yapısı engebeli ve dağlıktır. b) Yeryüzü Şekilleri : Tunceli' ye doğru derin bir vadinin başlangıcında yer alan Pülümür, kuzeydoğusunda 3287 m. Rakımlı Bağır Paşa Dağı ve kuzeybatısında 3000 m. Rakımlı Mercan Dağları ile Munzur Dağ silsilesiyle dikkati çeker. Ayrıca il genelinin en yüksek dağlarından olan Bağırpaşa Dağının zirvesinde irili ufaklı birkaç krater göl bulunmaktadır.Pülümür genel görünüm itibariyle yayla görünümünde olup; irili ufaklı tepelerle çevrilidir. 1505 kilometre karelik alanı olan Pülümür ilçesinin orta yerinden ve karayolunun alt tarafından geçen Pülümür Çayı ' da ayrı bir güzellik kaynağıdır. c) İklim : İlçede, Doğu Anadolu Bölgesinin karasal iklimi hakimdir. Kasım ayı sonlarında yağmaya başlayan kar, kalınlığı eski yıllarda 2-3 metreye ulaşırken son yıllarda barajların etkisi ile 1 metreyi aşmamaktadır. Ancak kar yağışına rağmen aşırı soğuklar yaşanmaz. Yıllık ortalama yağış miktarı 300-500 mm' dir. Yağışlı gün sayısı ortalama 60 gün olup, en düşük sıcaklık 15-20 C , en yüksek sıcaklık 30' C 'dir. İlkbahar aylarında meydana gelen son donlar meyvecilik ve sebzecilik üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. Yaz mevsimi fazla sıcak geçmeyen Pülümür' ün , yaz yağışları ve serin durumu florayı zenginleştirmiştir. Serin rüzgarları, zümrüt yeşili ormanları , dağları ve rengarenk çiçekleri ile Pülümür, tam bir doğa harikasıdır. d) Kaynak ve Akarsular : İlçemiz, kaynak ve akarsular bakımından zengin bir potansiyele sahiptir. İlçemizdeki akarsular ve kaynaklar aşağıda belirtilmiştir: Akarsular : 1.Pülümür Çayı : Hel Dağı ve Bağır Paşa Dağından doğan kaynaklarla beslenip Munzur Suyuna karışmaktadır. 2. Karagöl Çayı : Kaynak yeri Bağır Paşa Dağı, Karagöl-Şampaşakaraderbent köyünü takiben Kabayelden Peri Suyuna dökülmektedir. 3. Kırklar Çayı : Bağır Paşa Dağından doğup, Kırklar,Hasangazi, Hacılı , Turnadere köylerini takiben Turnadere Suyu ile birleştikten sonra Pülümür çayına dökülmektedir. 4. Çekem Suyu : Karataş mevkiinde doğup, Dağyolu, Senek ve Mutu Mezrasını takiben Karasuya dökülmektedir. 5. Kocatepe Suyu : Buyerbaba ve Hel Dağından beslenip, beşinci çığ tüleninin olduğu bölgeden Pülümür çayına karışmaktadır.
Kaynaklar :
MADENCİLİK
MİLLİ GELENEK VE GÖRENEKLERİMİZ
1. Sosyal Yaşantı: İlçede iş imkanlarının az olması nedeniyle halkın çoğunluğunun sürekli ilçe dışına büyük şehirlere ve yurt dışına göç etmektedir. İlçemizde 1992 yılında meydana gelen deprem ve akabindeki terör olayları halkın %60-70' ini göçe zorlamıştır. Göç neticesinde nüfus azlığından dolayı uzun bir süre köylere ve ilçe merkezine geri dönüş olmadığından mevcut altyapının tahrip olduğu görülmüştür. Yerleşime açık olan 49 köye tekrar geri dönüşün sağlanması yol , su , elektrik , telefon, altyapı ve en önemlisi konut sorunun giderilmesi halinde gerçekleşecektir. İlçemiz halkı örf ve adetlerine bağlılığı ile birlikte sosyal yaşantıyı benimseyen ve dışarı ile sürekli iletişimi olan , oluşabilecek her türlü sosyal ve kültürel alanda olumlu yönde değişime açık olan bir toplumdur. İlçenin her türlü tüketim ve gıda malzemesi genellikle Erzincan ilinden karşılanmaktadır. İlçemizde eskiden var olan ağalık ve dedelik gibi kurumlar günümüzde varlığını yitirmiş ve yeni gençliğin girişimleriyle eğitim ve kültür düzeyinin artması ile birlikte aşiretçilik olayı önemini yitirmiştir. 2. Düğün : Evlenme çağına gelen çocuğun anne ve babası çocuğa münasip buldukları bir kızı istemek için anlaşmaya vardıktan sonra , annesi çocuğuna durumu bildirerek onun rızasını alır.Kızın ailesi de bu duruma rıza gösterdikten sonra nişan hazırlıklarına başlanılır.Nişan hazırlıkları yapmadan önce kız evine haber verilerek nişan günü önceden kararlaştırılır. Nişana damadın babası ve birkaç sözü geçen hatırı sayılır kimselerle gidilir. Kız tarafının evine gelindikten sonra münasip bir zamanda kızın babasına bir kürsü (Murat kürsüsü) verilir. Karşılıklı olarak gönül okşayıcı sözlerle konuşmaya başlanır. Konuşma, nişan meselesine getirilerek Allah' ın emri ile kız, oğlana istenir. Kızın ailesi teklifi kabul ettikten sonra , kız ailesinin istediği şartlar olan başlık meselesine geçilir. Alınacak olan başlık parası ile kıza çeyiz alınır, evlenme masrafları karşılanır. Söz kesiminde hazır bulunan hatırı sayılır kimseler başlık konusunda oğlan babasının maddi durumunu da dikkate alarak her iki aileyi anlaştırmaya çalışırlar. Şayet anlaşma sağlanamazsa kız evinin hazırlamış olduğu yemek yenmeden dönülür. Bu durum kız babasını protesto etmek anlamındadır. Anlaşma sağlandığı takdirde , düğün gününe bir kaç gün kala kız evine tekrar bir haberci gönderilerek düğüne mani bir hal olup olmadığı sorulur (Yakın akraba ölümleri durumunda düğünler ertelenir). Mani bir hal yoksa davetiyeler dağıtılarak düğün günü duyurulur. Düğün gününde gelen davetliler , davul zurna eşliğinde ev sahipleri ile birlikte karşılanır. Davetliler düğüne bazı hediyeler de getirirler.
Düğün gecesi çalgı eşliğinde oyun ve eğlencelerle neşe içerisinde geçirilir. Akşam yemeğinden sonra seçilen görevliler , kızın çeyizini sayarak listesini yaparlar. Bundan sonra seçilmiş olan diğer görevliler kınayı hazırlayarak bir tabağa koyar ve etrafında mumlar yakarak dizerler. Hazırlanan bu kına tabağını bekar davetliler elden ele alarak gezdirir ve oynarlar(raks ederler). Daha sonra kına , gelin ve damadın ellerine sürülür, nikah kıyılır. Düğünün biteceği sabah , gelin süslü bir ata bindirilerek civarda gezdirilir. Gezi tamamlandıktan sonra , gelini damadın evine getiren kafile kapının önünde durur. Bu arada damat ile sağdıcı(musayip) muhafızlar eşliğinde dışarı çıkarılır. Önde sağdıç arkada damat; evin damına çıkarılır. Sağdıç ,cebinden çıkaracağı elmayı üç kez öpüp anlına koyduktan sonra , damat bir adım öne çıkarak aldığı elmayı gelinin kafasına atar. Elmanın gelinin kafasına isabet etmesi, genelde arzulanan bir durumdur. Elma atımından sonra düğün sona erer.
3.Sünnet Düğünü: Sünnete birkaç günü kala davetiyeler dağıtılır. Düğün günü, düğün yerinde davetliler çalgılarla karşılanır. O gün ve gece eğlenceler tertip edilir. Sabah kahvaltısı mümkün olduğu kadar erken verilir. Bu arada çocuklar hazırlanır Sünnetçi de bir masa veya ekmek tahtasını (Honçayı) hazırlar. Honçanın üstüne bir tepsi konularak içine sünnet takımları konur. Üzerine de yeni sünnet takımlarının altına hiç kullanılmamış bir havlu veya örtü konur. Önde sünnetçi olmak üzere davetliler kıbleye dönerek dualar edilir. Hayırlı olsun temennisiyle tepsiye para atılır. Bilahare sünnet yeri tenhalaştırılır. Yalnız sünnetçi, çocuklar (Kirveler) ve çocukların babası ile bir kişi görevli kalır. Kirve çocuğu tutar ve sünnet yapılır. Sünnet bittikten sonra görevlilere ılıtılmış su getirilerek eller yıkanır. Bu yıkanmada en üstte babasının eli sonra kirvelerin olmak üzere eller üst üste tutularak yıkanır. En üstteki ele hiç kullanılmamış bir sabun verilerek bu, elden ele aktarılır. Yıkanma biter, bilahare eller ayrı ayrı da yıkanır. Bu şekilde el yıkama ile kirvelik bağı kurulmuş ve temiz bir aile meydana gelmiş olacaktır. Dualar okunarak yeni kurulan bu ailenin saadeti temennisinde bulunulur. Bundan sonra davetliler çocukları görür, tebrik eder ve ayrılırlar. 4. Kirvelik : Yöremizde çok muteber tutulan kirveliğe aynı zamanda Hz. Muhammed dostluğu da denilmektedir. Kirvelik kuran aileler arasında yedi sülale boyunca kız alış- verişi olmaz. Kirvelik üç nedene bağlı olarak kurulur; a) Kötülüğü Önlemek İçin Kurulan Kirvelik: Bir ailenin diğer bir aileye bilerek veya bilmeyerek zararı dokunursa, zarar veren ailenin aile büyüğü zarar gören ailenin evine giderek onlara kirvelik teklifinde bulunur. Bu reddedilmeyecek teklifle birlikte oluşan kirvelik sayesinde geçimsizlik ve düşmanlık son bulmuş olur. b) İhtiyaçtan Doğan Kirvelik: Mağdur ve muhtaç olan bir ailenin zengin bir aileye kirvelik teklif etmesiyle başlayan bu tür kirvelikte muhtaç durumda olan aile kötü maddi durumunu kısmen de olsa düzeltmiş olur. c) Sevgiye Dayanan Kirvelik: Kirveliğin esasını sevgiye dayanan kirvelik bağı oluşturmaktadır. Birbirlerini çok seven iki kişinin bu sevgiyi manevi bir bağla perçinleyip daha da pekiştirerek evlatlarına intikal ettirmek için kurdukları sonsuz dostluktur. Şunu da belirtelim ki kirvelik, kişiler arasında değil aileler arasında korulun sonsuz dostluktur. 5. Doğum Adetleri : Doğumda , komşu kadınları doğumun olduğu eve giderler. Çeşitli oyunlarla hastayı sabaha kadar eğlendirmeye çalışırlar. Bundan maksat , lohusa kadını yalnız bırakmayarak albastı olayını önlemektir. Hasta başında sabahlayan kadınlara çeşitli yiyecekler verilir. Üç gün üç gece bu şekilde hastanın başından ayrılmazlar.Işıklar kapatılmaz ve hasta kesinlikle yalnız bırakılmaz. Sonraları doğum yapan kadın ziyaret edilir, çeşitli hediyeler götürülür. Bir de çocuk diş çıkarınca diş hediği yapılıp dağıtılır. Diş hediği ; buğday ve nohut haşlamasıdır. Bundan sonra komşular da diş çıkaran çocuğun ailesine uğrar ve tebrik ederler. Çocuk yürümeye başlayınca da köstek kaçırma yapılır. Köstek kaçırmada yağlı ve yumurtalı ekmek hazırlanır. Hazırlanan bu ekmek kolayca kopabilecek bir iple çocuğun ayağına bağlanır. Çok hızlı koşan çocuk, bu ekmeği alarak kaçmaya başlar. Diğer çocuklar da ekmeği alıp kaçmaya başlayan çocuğu kovalamaya başlarlar. Kaçan çocuğu yakalamasalar da bilahare bir araya gelip kaçırılan ekmeği birlikte paylaşarak yerler. Köstek kaçırma olayında amaç , çoğun çevik ve atik olmasını istemektir.
Ölen bekar kız ve erkek ise; naaşı yıkandıktan sonra kızın eline kına sürülür,erkeğin eline de bir elma tutturulur ve öylece defin işlemi tamamlanır. Bundan maksat; ölenin muradına ermediğini ifade etmektir. Ölü yıkanıp kefenlendikten sonra naaşın üzerine ölen kişiye ait değerli eşyalar ve komşular tarafından da para atılır. Atılan bu para ve değerli eşyalar , hoca tarafından ölünün defini sırasında emeği geçenlere ve yoksul kimselere dağıtılır. Ayrıca bu para ve değerli eşyaların bir miktarını da hocanın kendisi alır. Ölüm olayından sonra ölen kişinin mezarına kar düştükten sonra mezara kazma vurulur ve mezar mermerlenir. 7- Bayram : Milli , Mahalli ve Dini Bayramlar büyük bir coşku ile kutlanır. Bayramlarda tüm genç kız ve erkekler en güzel ve yeni elbiselerini giyerler. Genç kız ve erkekler ayrı ayrı toplanarak bayramlaşmak için ev ev dolaşırlar. Büyüklerin , dost ve yakın oldukları kişilerin ellerini öperek bayramlarını kutlarlar. Köy ve mahalle meydanlarında çeşitli yarışmalar düzenlenir, çalgılar eşliğinde oyunlar oynanır. 8- Misafirlik : Yöremizde misafirlik büyük önem taşır. Misafirlere verilen yemeklerde genellikle koç ,kuzu, oğlak kesilir, söyüş yapılır. Yöresel yemekler ikram edilir.Yörenin yemeklerinden olan tandır kebabı yapılır. Komşuların aile reisleri de davet edilerek beraber yemek yenilir.
10- Komşuluk : Komşuluk bağları da çok kuvvetlidir. Komşular arasında geçimsizlik pek olmaz. Büyük, küçük, anne, baba ve çocuk münasebetlerinde, büyükler küçüklerine çok şefkatli davranır ve severler ve küçüklerde büyüklerine karşı her zaman saygılı davranırlar. Nerede olursa olsun küçükler büyükler oturmadan asla oturmazlar. Müsaade almadan da oturmaz ve büyükler tarafından söz hakkı verilmedikçe konuşmazlar.
11- İmece, Hayır Severlik ve Yardımlaşma : İlçemiz çevresinde köy, mahalle ve komşular arasında kendi olanak ve imkanları dahilinde birbirine imece usulü ile yardım ederler. 13- Koç ve Teke Katımı: Sonbahara yakın Eylül ve Ekim aylarında koç ve tekeler sürüden ayrı tutulur. Ekim ortalarında sürüye katılırlar. Bundan maksat , koyun ve keçilerin yavrulama zamanını Mart ve Nisan sonlarına sarkıtmak ve bu vesile ile de alef (hayvan yemi) sıkıntısını ortadan kaldırmak ve hayvanların doğal ortam içinde beslenmiş olmasını sağlamaktır.
15-Yöresel El Sanatları :
a) Kilim, halı, heybe, çuval, palaş ve cecim yöremizin başta gelen dokumacılık örnekleridir.
16-Yöresel Yemeklerimiz :
Pülümür İlçesi 1847 yılında Erzincan İli'ne bağlı bir ilçe olarak teşkil edilmiş ve bu ilçede Belediye teşkilatı 1910 yılında kurularak ilçe olarak 1936 yılında Tunceli İli'ne bağlanmıştır. Eski adı, Kuzucan'dır. İlçeye bağlı bucaklardan Kırmızıköprü 1914, Dağyolu 1915, Balpayam 1935, Üçdam 1939 yıllarında kurulmuştur.
Eğitim
İlçemizde Okur yazarlık oranı % 96’ dır.
2. Öğrenciler :
3. Öğretmenler :
4. Personel :
Merkez Sağlık Ocağı tarafından Ana-Çocuk Sağlığı hizmetleri, Aile Planlaması , Sıtma ve Trahom çalışmaları , Verem Savaşı , Çevre Sağılığı , Halk Sağlığı, Poliklinik hizmetleri, Okul Sağlığı, Laboratuar Hizmetleri, Gezi ve Aşılama Hizmetleri verilmektedir. Sağlık hizmetlerinin mevcut nüfusa verilme oranı % 98’ dir. |
| Pazartesi, 23 Haziran 2008 18:43 tarihinde güncellendi |
Anasayfa
Sosyal Ağ
Dersim








