Basına ve Kamuoyuna PDF Yazdır E-posta
@ARINGI
Yazar @ARINGI   
Salı, 15 Eylül 2009 21:00

munzur

Basına ve Kamuoyuna,

Dersim yeni bir kuşatma planının uygulanmasına tanıklık ediyor. ÇED raporu hazırlanmamış, arıtma tesisleri yapılmamış olmasına rağmen Uzunçayır barajı ve hidroelektrik santrali baraj kapaklarının kapatılmasıyla su tutmaya başladı. 1967 yılından bugüne uygulanan kısa vadeli politikalarla Munzur’da sadece suyun değil, doğanın, insanın kirlenmesi, yok edilmesi için büyük bir adım atıldı. 7 barajdan biri olan Uzunçayır bilinmelidir ki çevreye vereceği zararlarla beraber kolera, tifo, sıtma, dizanteri gibi hastalıkların da çağrıcısı olacaktır. Dersim il merkezinden 20 km uzakta olan baraj yakın gelecekte Munzur’un suyuna set çektiği kadar insan yaşamının parçası olan kültürün yok edilişine de tanıklık edecektir. Ne gariptir ki ülkeye hizmet etmekle övünenler, politikacılar bilimsel verilere, yapılan tüm çağrılara kulaklarını tıkamışlardır. Yıllardır göçe zorlanan yöre insanı şimdilerde sahip olduğu zengin doğasını, sözlü kültürünü, inanç merkezlerini kaybetmek üzeredir.

Dersim coğrafyası Osmanlıdan beridir farklılaştırılmaya çalışılıyor.1937/38 sürgünleri ve zulmünden sonra 1994 Köy boşaltmaları ile devam eden bu süreç bugün barajlar projesiyle başka bir boyutta devam ettirilmek istenmektedir.

Munzur barajlar projesi Tarihimizi,kültürümüzü ve doğamızı yok edecektir..


İnsan ve çevre sağlığı açısından köklü önlemler alınmadan bu barajda su tutulması bir suçtur.

Devlet, Anayasa gereği yurttaşlarının sağlıklı bir çevrede yaşaması için gerekli önlemleri almaktan sorumludur.


Ülkemizin toplam elektrik enerji üretiminin %0,6’nın karşılanacağı bu HES’in üretimi yarı yarıya azalacak olsa bu kaybın farkına bile varılmayacaktır.

Bu ülkede üretilen elektriğin %17’si enerji taşıma hatlarında ısıya dönüşüp kayıp olmaktadır.

Barajda su tutulmaması için bu sakıncaların varlığı yeter.

Gerçek bir açılım gösterilerek, SU TUTMA İŞLEMİ HEMEN DURDURULMALIDIR.

nsanın dokunmaya dahi kıyamayacağı vadi ve kolları, dev baraj inşaatları, HES tünelleri, çakıl ocakları ve pervasızca yapılan yol genişletmeleri ile cehennem yerini andırıyor. Dev kepçeler, vinçler, kamyonlar, doğanın içine ışınlanmış gibi ortada dolanıyor.

 

Ülkeyi yönetenler, ülkenin sahibi değildir. Görevlerini kanunlar ve anayasa çerçevesinde yürütmekle mükelleftir. Ancak bunların da üzerinde, toplumun yazılı olmayan ahlaki değerleri, yani kamu vicdanı vardır. Tüm yasal düzenlemeler kamu vicdanına riayet ederek yapılmalıdır. Bugün suyun ve doğanın yok edilmesine ve derelerin soykırımına zemin hazırlayan yasal düzenlemeler, kesin olarak kamu vicdanına aykırıdır ve yalnızca sonuçları henüz anlaşılmadığı için bu kadar kolay uygulanmaktadır. Hiç şüphesiz, bu ülkede yaşayanlar sorunun derinliğini idrak ettiği anda, bireysel çıkarlar yerine doğanın hakkını savunmayı tercih edecek ve bu soykırıma engel olacaktır.

Nehirler özgür akarlar, evrendeki her şey gibi. Akışı kontrol edemezsiniz, akışı durduramazsınız. Yalnızca bir süre engelleyebilirsiniz. Ta ki, tüm birikmiş gücüyle tekrardan, önüne çıkan tüm engeli yutarak akana kadar.

Tıpkı İkitelli ayamama deresi ve Dünyadaki diğer birçok yerde olduğu gibi.

Sonuç olarak, Dersimi seven ve bu sevgiyle geçmişlerine sahip çıkmayı ilke edinen Dersimlilerle demokratik eylemler yapacağımızı duyuruyoruz. Bu eylemlere destek verecek Türkiye kamuoyu ve dünya kamuoyunun bizi sonuca götüreceğine inanıyoruz.

Unutmayalım, “Uzunçayır Barajı Utanç Gölü”ne kayıtsız kalanların, mücadelemize katkı sunmayanların, görmezden gelenlerin asla gelecekleri olmayacaktır.


Uzunçayır Barajı Utanç Gölüdür

Uzunçayır Barajı iptal Edilsin

Kapaklar açılsın Munzur’a Özgürlük

Munzurda Barajlara Geçit Vermeyeceğiz

Tunceli Dernekleri Federasyonu adına

Munzur’u Koruma Kurulu

 
12 Eylül unutmadık, unutmayacağız PDF Yazdır E-posta
@ARINGI
Yazar @ARINGI   
Cuma, 11 Eylül 2009 22:15

12

İSTANBUL (08.09.2009)- 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin 29. yıldönümü yaklaşıyor. Darbe karanlığı hala sürüyor. Darbenin yol açtığı yıkım ve sonuçlar hala ortada, açık seçik. İşçi sınıfı ve ezilenler, darbeyi protesto etmek için İstanbul, İzmir ve Ankara'da mitingler düzenleyecek.

İnsanlık suçları unutabilir mi?

 

Faili meçhul cinayetler, gözaltında kaybedilen yüzlerce devrimci, işkencelerde öldürülen ya da sakat kalan binlerce muhalif, hayatını sürgünde geçirmek zorunda bırakılan on binlerce mülteci, yakılan milyonlarca kitap, görevlerine son verilerek açlığa itilen öğretim görevlileri, emekçi memurlar, sendikacılar... Yani kısacası, ayaklar altına alınan insanlık onuru.

 

1 milyon 680 bin kişinin fişlendiği, 650 bin kişinin gözaltına alınıp işkenceden geçirildiği, 517 idam cezası verilip 50 kişinin asıldığı, 171 kişinin işkencede can verdiği, 14'ü açlık grevlerinde olmak üzere 299 kişinin hapishanelerde hayatını kaybettiği bu karanlığı nasıl unutabilir? 30 bin kişinin 'sakıncalı' olduğu gerekçesiyle işten, 14 bin kişinin TC vatandaşlığından atıldığı; 937 filmin 'sakıncalı' bulunduğu için yasaklandığı, 39 ton gazete, dergi, kitabın imha edildiği darbe günlerini unutabilir mi?

 

İşçilerin grev hakkı gasp edildi

 

12 Eylül faşist darbesinin en büyük mağduru işçi sınıfı oldu. Darbenin ve Anayasası'nın işçilere 'armağanı' faşist grev yasaklarıydı. 12 Eylül cuntası, işçi bayramı 1 Mayıs'ı yasakladı. Sendikacılar tutuklandı, sendikal hareketler tümüyle askıya alındı. Sendikal hakların kısıtlanmasına yönelik yasal ve siyasal çerçeve getirildi. Ücretler düşürüldü. 12 Eylül'le birlikte 5 bin işçi yargılandı.

 

Kadınlar saçlarından sürüklendi

 

Kadınlar, okullarında, evlerinde, işyerlerinde ve grev çadırlarında, saçlarından sürüklenerek tutuklandı. Cinsel taciz ve tecavüz, çok yaygın bir işkence yöntemi olarak kullanıldı. İşkencede bebeklerini kaybedenler, sorguda çocuğuna işkence edilmesini izleyenler oldu. Birçok kadın çocuğunu hapiste büyütmek zorunda kaldı. 12 Eylül, kadınlar için yalnız cinsel ve fiziksel zorbalık değildi, hapishane kapılarında hak aramak demekti. Evin yükünü tek başına üstlenmek, çocukları büyütmek demekti.

 

Gençlik YÖK'le geleceğini kaybetti

 

Darbe tüm işçi ve emekçileri hedef aldığı gibi, gençliği de sindirmek ve tek tipleştirmek istedi. Bunun için Yüksek Öğretim Kurulu'nu (YÖK) oluşturdu. Asker postalı ve tank paletiyle gelen YÖK, askeri faşist darbenin üniversiteler üzerindeki karanlık gölgesi oldu. Öğrenciler gerici, ırkçı, şoven ve faşist bir cendere içine sokuldu. YÖK, her yıl binlerce öğrenciye soruşturma açmaya, okuldan uzaklaştırmaya devam etti.

 

Edebiyatta ve sanatta 12 Eylül karanlığı

 

12 Eylül cuntası, edebiyat ile toplum arasındaki bağları kopardı, edebiyat-siyaset-ideoloji birlikteliği sona erdirdi. İdamlar, hapishaneler, işsizlik, açlık bu yüzden yürürlükteydi. İnsanlar suskunluğa boğulurken, 12 Eylül edebiyatı türedi. Geçtiğimiz aylarda yitirdiğimiz sevgili yazarımız Işık Kutlu konuyla ilgili bir yazısında şöyle diyordu:

 

“Kuşkusuz, 12 Eylül edebiyatı ve sanatı üzerine söylenecek çok şey var; Şiiri, sinemayı, müziği ayrı ayrı ele almalıyız mutlaka. Ve bunları artık bir başka yazının konusu yapmak gerekiyor. Yine de geçerken söylersek; edebiyatın özellikle roman dalı üzerinde oldukça etkili oldu Eylülizm. Hayır’da insanın en bilinçli başkaldırısının intihar olduğunu yazan Adalet Ağaoğlu’dan Atilla Tokatlı’nın Devrimcinin Ölümü’ne, Üç Beş Kişi’den, Ümit Kıvanç’ın Bekle Dedim Gölgeye’sine ve Ayla Kutlu’nun Hoşça Kal Umut’una, dek söylenecek şey çok konu üstüne. Ancak belki de 12 Eylül edebiyatını en iyi anlatan sözdü: Hoşça Kal Umut.”

 

Burjuva basın hazır ola geçti

 

Buna rağmen şimdi demokrasi savaşçısı kesilen burjuva basının 13 Eylül 1980 manşetleri şöyleydi:

 

Hürriyet: Atatürk yolunda devam

 

Tercüman: Yeni anayasa hazırlanacak... Ordu mecbur kaldı

 

Milliyet: Yeni yönetime herkes yardımcı olsun

 

Cumhuriyet: Ana hedef Atatürkçülük...

 

Cumhuriyetin başyazısı en az manşeti kadar dikkat çekiciydi; Demokrasi için 12 Eylül'ün başarısı şarttır

 

Onlarca devrimci, ilerici katledildi

 

12 Eylül darbesini takip eden dört yıl boyunca onlarca devrimci, ilerici idam edildi. 12 Eylül faili meçhuller ve gözaltında kayıplar ile birlikte geldi. Cunta düzeninin ilk gözaltında kaybı Faruk Tunay'dı. O'nu; Hayrettin Eren, Hüseyin Morsümbül, Nurettin Öztürk izledi. Devlet kayıtlarına geçen ilk resmi kayıp ise Cüneyt Aydınlar oldu. 17'si devrimci aralarında adli mahkumların da bulunduğu 50 kişi asıldı.

 

İdam edilen 17 devrimcinin ismi şöyle:

 

1980: Necdet Adalı 8 Ekim'de Ankara'da, Serdar Soyergin 25 Ekim'de Adana'da, Erdal Eren 13 Aralık'ta Ankara'da.

 

1981: Veysel Güney 10 Haziran'da Antep'te, Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan 25 Haziran'da İstanbul'da, Mustafa Özenç 20 Ağustos'ta Adana'da.

 

1982: Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun ve Necati Vardar 13 Mart'ta İzmir'de,

 

1983: Ali Aktaş 23 Ocak'ta Adana'da; Ramazan Yukangöz, Ömer Yazgan, Erdoğan Yazgan ve Mehmet Kambur 29 Ocak'ta İzmit'te.

 

1984: İlyas Has 6 Ekim 1984'te İzmir'de, Hıdır Aslan 24 Ekim 1984'te İzmir'de

 
MUNZUR AKACAK... PDF Yazdır E-posta
@ARINGI
Yazar @ARINGI   
Perşembe, 10 Eylül 2009 22:35

derrrrrrrrr

 

 

Sonunda oldu. Munzur’mun önüne setlerden biri çekildi. Bir anda çıplak kalan kırmızı pullu ala balık, önce şaşırdı, Munzur’u aradığında Munzur artık akmıyordu, çırpınarak öldü.
Anlaşılan yavaş yavaş, dirhem dirhem Munzur’umun canını alacaklar, can alıcılar.

 

Şimdilik boynunu sıkıyorlar, sonra  işkence edecekler, sonra birbirinden koparıp parçalara bölecekler, sonrada nazlı yüregini deşip öldürecekeler Munzur’umu...

Munzur’suz ne anlamı olaki birbirinden koparılmış, her bir parçası bir  tarafa savrulmuş benim o Jar’u diyar memeleketimin...
Yüregi sökülen beden yaşar mı?

Dün yine toplanmış “Munzur için ne yapabiliriz” diye  beynimizi çatlatırcasına kafa yoruyorduk. Munzur da çırpınarak ölüp giden ala balık kadar çırpınır haldeydik.



Birbirimize ikrar verdigimiz bir dostum, söze başladı. Boğazı dügümlendi, sonrasın da gözlerinden yaş döküldü.
“Benim oğlumun adı Munzur” dedi ve sustu.
Bütün evrendeki canlı olan herşeyin ölüm merasiminde gibiydik.
“Munzur akmazsa” dedi ve devam etti. “Birgün sekiz yaşındaki oğlum bana “Baba benim adım neden Munzur” diye sorduğunda...



Dersim diyarında sevdalara ilham, yaraya merhem, insanlığa umut  olmuş mas mavi akıp giden bir ırmaktı derim.
“Beni adını aldığım Munzur’a götür” derse...
O ırmağı barajlarla boğup öldürdüler derim...
“O halde neden öldürmelerine izin verdin Baba” derse...”



Dostum gözlerinden akıp giden Munzur’a hüzün içinde bakarcasına gözlerini önüne düşürüp susuyor. Hepimizin gözlerinde Munzur akıyor, hepimiz susuyoruz.
Adına Munzur konulan bütün çocukları düşünüyorum...
Ne kadar çok, nasılda kalabalıklar.
Adına Munzur denilen çocuklar için akmalıdır Munzur...
Jaru Diyar’ın memleketi Dersim için akmalıdır Munzur...
Atalarımız, suyunun paklığına elleriyle dokunarak onur yemini ettiler.
Atalarımızın onur yemini için akmalıdır Munzur...
Her memleket sohpetinde Munzur’u yad etmeyen bir Dersim’liye rastladınızmı?



Dilimizin lal olmaması için akmalıdır Munzur...
Hangi siyaset Munzur’un akmasından daha önemli olabilirki...
Munzur akmazsa, Düzgün Baba cem tutmaz...
Bozatlı Xızır bir daha dönmemek üzere çeker gider...
Yavru ceylan kendini uçurumun dibine bırakır ölür...
Aşklar yalan, sevdalar sahteleşir...
Neyimiz kalırki geriye, boynu büküklügümüzden başka...



Yapılan bu baraj, bir tepki ölçme aracıdır. Sonrası hızla gelir. Munzur sekiz yerinde hançerlenerek ölür, bu barajın adı hançer bir...
Hani Munzur’u öldürmeyecektik, hani yemin etmiştik Munzur akacaktı. Adı Munzur olan cocuklara cevabız varmı?
Etigimiz yemine sadık kalmak zorundayız. En zor anımızda bize umut olan Munzur, şimdi bizden umut beklemekte.

Gözü yaşlı, bakışları yaralı...
Munzur bize bakıyor...
Munzur akacak diyerek, dünyanın neresinden olursak dara  kalkalım...
UMUDU ÖLDÜRMEYELİM...

  Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Cuma, 11 Eylül 2009 21:53 tarihinde güncellendi
 
Munzur Onursa, Sahip Çıkamadık PDF Yazdır E-posta
@ARINGI
Yazar @ARINGI   
Pazar, 06 Eylül 2009 13:08

derrrrrrrrr

Munzur Onurdur Onuruna Sahip Çık! Heryıl yapılan festivallerde, birilerinin aklına geldikçe atılır bu slogan. Sloganımızı da, her bir pisliğimizi de koç gibi Munzur’a atıyoruz. Tutuldu-tutulacak derken Uzunçayır Barajının suları Tunceli'ye yaklaşıyor
 
 
Munzur Onurdur Onuruna Sahip Çık…! Her yıl yapılan festivallerde, ara ara birilerinin aklına geldikçe, atılır bu slogan.  Sloganımızı da atıyor, her bir çöpümüzü pisliğimizi de koç gibi Munzur’a atıyoruz.

Yani erkeklerin kadın egemenliğindeki savunması misali “ hem dövüyor hem seviyoruz …(!)
 
Yıllardır atılan sloganlar, hamasi nutuklar sonuç vermedi  ve Uzunçayır Barajı 15 Ağustosta tutulmaya başlandı. Birkaç kişi çırpınıyor ama olmuyor. Taşlamalar- yürüyüşler, afişler ve pankartlar…onlar,  gelecekte bizi bekleyen tehlikelere dikkat çekmeye çalışıyor, baraj tutulmadan arıtma tesisi yapılsın, aksi halde ciddi bir tehlike bizi bekliyor diye dövünüyor, seslerini duyurmak  istiyor ama nafile.

Bazıları istimlak paralarını çaktırmadan cebe indirip, tepki verenleri her şeye karşı olmakla suçlarken, barajlar için ÇED Raporu toplantılarını yapımı üstlenen firma Seyitli Köprüsünde düzenleyerek herkesin gözünün içine bakarak salak muamelesi yapıyor. 2004 yılında ÇED toplantısına katılıp haberleştirdiğimizde orada yaşanan vehamete dikkat çekmiştik. Zira katılan köylülerin tek derdi vardı, baraj yapımında dışarıdan kimsenin çalıştırılmaması talebi. Kuşkusuz bu da istenmeli ama öncesinde altyapının hazırlanmasının dillendirilmesi gerekirdi… ama olmadı.
 
Su daha yaklaşık 20 gündür tutulmaya başlandı. Ancak hayli Tunceli’ye yaklaşmış durumda. Mazgirt Köprüsü yakınından başlanarak Aktuluk civarına kadar  şu anda sular altında kaldı bile.

Su adeta bir tarihi, yaşanmışlıkları altına alarak ilerliyor. Muhtemeldir ki gelecek yıl artık Tunceli’nin bir baraj gölü olacak.

Bize ne olacak diye sorarsanız,  işte bir kaçı;

·        Arıtma tesisi olmadığı için Munzur’a akıtılan tonlarca pislik ve deterjan… vs den oluşan atık sularla dolmuş bir gölümüz olacak.
 
·        Belki yüzeceğiz ama pislik içinde. Şimdi durum farklı mı? Değil elbet. Yine Tunceli ettiğini ( sı.tığını) Munzur’a akıtıyor ama akar su olduğu için fazla bir sorun teşkil etmiyor.
 
·        Muhtemeldir ki, ev sahipleri artık zaten yanına yaklaşılamayan kiralarla satışlarına bir de deniz manzaralı ibaresi ekleyip, fiyatı daha bir uçuracak. Deniz manzarası yanında, b.k kokuları, sivrisinek, hastalıkta sunuyoruz  demeyecekler.
 

İşte birkaç sıradan öngörüden sonra “Vatandaş Bu İşe Ne Diyor” diyerek karıştık milletin arasına. Dedik ki, baraj tutuldu ve hızla Tunceli’ye doğru yol alıyor, ne diyorsunuz bu işe?
 

Bir şeyler dediler.

 

Peki etkisi olur mu?

 

Bu şehir çok sıkıntılar yaşadı. Slogan atmasa kimse duymuyor? Bari biz dinleyelim, yazalım belki birileri barajı tuttu hiç olmazsa arıtma tesisine hız verir diyerek ilgililere duyurmaya çalışıyoruz.

 

İşte Vatandaşın Baraja İlişkin Görüşleri:

 

Taylan TİMTİK (Serbest Meslek): Barajlara karşıyım. En azından Munzur vadisine yapılmasın. Barajların Dersim’e yapılmasının bir amacı var. Elektrik üretim boyutu değil. Bunlar askeri projelerdir. Bir noktada coğrafyanın büyük bir bölümünü suyla kapatarak coğrafyayı kontrol altına almaktır. Dersim’i insansızlaştırma politikasıdır. Sonuçta bunları durdurmanın yolu büyük muhalefet. Sadece Dersimle sınırlı kalmaması gerekiyor. Doğaya, yeşile, insana duyarlı olan herkesin buna karşı tepki vermesi gerekiyor. Tüm sivil toplum örgütlerinin, derneklerin, partilerin ortak tavır alması gerekiyor. Çünkü yok olan sadece dersimin coğrafyası değil Aleviliği’nde bu coğrafyada sistemin çirkinliklere başkaldıran muhalefetinde yok edilmesi demektir. Biz bu barajlarla elektrik üretildiğine inanmıyoruz. Veriler ortada.

Hasret DEMİR (Öğretmen): Tabii ki bu baraj biz çocukken yapılmaya başlandı. O zamanlarda baraj karşıtlığı yoktu ve biz sadece seyirci kaldık. Şimdi ise barajın yapılmasını üzüntüyle izliyoruz. Bundan sonraki baraj projelerine karşı durarak durdurabileceğimizi umuyorum. Bizler Munzur’u akarken gördük, umarım torunlarımızda görür.

Ahmet KARABOĞA (Öğrenci): Devletin buraya bakış açısıyla ilgili bu barajlar. Burayı insansızlaştırmaya yönelik bir politikadır. Ziyaretlerimizi, efsanelerimizi, topraklarımızı sular altında bırakarak insanlarımızı buradan uzaklaştırmaya çalışıyorlar.

Onur AKTAŞ: Dersim’i ortadan kaldırmak istiyorlardı. Bizi istemiyorlar, geçmişte bu böyleydi şimdi ise halen istemezlik devam ediyor. Munzur’umuzu yok ederek bizleri de yok etmiş oluyorlar. Munzur Baba efsanemiz var. Onu yok ederek değerlerimizi teker teker yok etmeye çalışıyorlar. Gelecek nesile Munzur’umuzu nasıl anlatacağız? İklimlerimiz, doğamız katledilmiş olacak, gün gelecek insanlarımız bile değişecek.

 

Cuma, 11 Eylül 2009 22:34 tarihinde güncellendi
 
Evet, bize masmavi bir göl hediye ettiler! Durgun bir göl. PDF Yazdır E-posta
@ARINGI
Yazar @ARINGI   
Pazar, 06 Eylül 2009 11:36

954

 

Asi olan Munzur Nehri’ni ehlileştirmek için oluşturmaya çalıştıkları bir göl. Hüzünlü bir efkarla doldukça dolan o masmavi göle baktıkça bu coğrafyanın acılarına tanıklık eder gibiyim. Bir zamanlar yerlerinden, yurtlarından zorla sürülen insan siluetleri canlanıyor gözümde.

Coşkun bir nehrin akışına alışmış balıkların can çekişleri, yerlerinden edilmiş insanların hazin hikayelerine ne kadar da benziyor. Ağaçlar, kim bilir gölgelerinde kaç aşka tanıklık etmişlerdi. Şimdilerde onlar da gövdelerine kadar su altında. Yollar. Bizleri, bu büyülü, bu kutsal topraklardan ne kadar uzaklaştırsa da yeniden taşımasını bilen o yollar sular altında. Toprağımız, taşımız sular altında. Birileri masmavi bir göl hediye edecek diye.

Ve o masmavi göl gittikçe yaklaşıyor en kutsal bildiğimiz değerlerimize. Gole Çetu’ya yaklaşıyor. Ne dileklerimiz sular altında kalacak biliyor musunuz? Genç kızlarımızın, yaşlı nenelerimizin kutsal bilip ağaçlara bağladığı ne bembeyaz dilekler sular altında kalacak. Dualarımız, beddualarımız sular altında kalacak. Sonra bir gün uyanıp baktığımızda tanıyamayacağız bu şehri.

Munzur’u ağır ağır yitiriyoruz haberiniz var mı? Dileklerimizi, ilk aşklarımızı unutuyoruz. Ve unutmak bir insanın kendine; kalbine yapabileceği en büyük kötülüktür. O nehir, kaç yorgun gecenizde ses oldu yalnızlığınıza. Bir ana kucağı gibi ne ninniler fısıldadı kulağınıza. Munzur’u unutmayın.

Şimdilerde öyle bir Kızılderili hüznü çöküyor ki kalbime, bedenimin bütün kılcallarına. Çünkü biliyorum ruhum bir Kızılderili kadar tutkun bu doğaya. Ben bu nehirlerin çağıltısıyla büyümüşüm.

Derelerle, tepelerle, toprakla konuşarak emeklemişim. Başımı kaldırdığımda milyarlarca yıldızlı gökyüzünü haykırmışım sevdamı da yalnızlığımı da. Bu nasıl bir mantıktır, hangi kar hırsıdır, hangi inançtır, insanı tutkun, aşık olduğu doğadan koparmaya çalışan.

Kimdir kalbimin asi damarına kelepçe takarak onu bir göle çeviren? O kadar doluyum ki. Kalbimin bentleriyle birlikte Munzur’a kurulmuş bentleri de parçalayarak akmak istiyorum. Göç başladı dostlar. Yeni bir göç, yola düşeni, el sallayanı belli olmayan bir göç. Sılamızı gurbete dönüştüren bir göç başladı.

Ve bu göç, bu kervan bir kere düştü mü yola, ne sarı sonbaharı hissedeceksiniz Pülümür ve Munzur Vadisi’nde ne de baharın coşkusunu yaşayacaksınız. Ben şimdilerde o nehri kalbimin en coşkulu yanına koyup öylesine akıyorum. Kalbimin, beynimin; bedenimin masmavi de olsa durgun bir göle dönüşmesini kabul etmiyorum.

Yetmiyor sözcüklerim anlatmak istediklerimi anlatmaya. Dünya Ana’yı tanıyor musunuz? Kutsal bildiği topraklardan sürülen o anayı. Cenneti ve cehennemi de görmüş o kadın bakın ne diyor size:

“Biz cenneti de gördük cehennemi de,
Daha dün gibi aklımda çocukluğum,
Yediğimiz ekmek te içtiğimiz su da
tertemizdi,
Havada gül kokusu vardı o zamanlar,
Ne zaman ki süngülendi bebekler,
Ve ben kör olası gözlerimle gördüm,
Ne zaman ki sürüldük o Diyar-u Jar ülkesinden,
dilini bilmediğimiz bu yaban ellere,
İste; o zaman başladı bizim için cehennem,
Simdi bu yanası İstanbul’da,
beton duvarların arasında,
kimse duymaz ki sesimi,
Bazen çıkıyorum Kartal ın tepesine,
geceleri ayla konuşuyorum,
ne yapayım!
soruyorum ona;
nereye gidiyor bu dünya?"


Bence herkes de oturup düşünmeli ve sormalı: Biz nereye gidiyoruz ve Munzur niye hiçbir yere gitmiyor?

Cuma, 11 Eylül 2009 21:58 tarihinde güncellendi
 
BaşlangıçÖnceki123456SonrakiSon



Sayfa 4 - 6