Z.Dersim (Kullanıcı)
Yeni Üye
Gönderiler: 7
|
|
Zazaca, Sorunları ve Çözüm Yolları 2 Yıl, 11 Ay önce
|
Başarı: 0
|
Zazaca, Sorunları ve Çözüm Yolları*
Sorunlar, ağır ve derindir. Bugüne kadar, kendi halkımızın sorunları ile yeterince ilgilendiÄŸimizi, bunları bilince çıkardığımız kanısında deÄŸilim. Umarım bu tartışmalar, sorunun bilince çıkmasına bir vesile olur. Bu makelede Zazaca’nın sorunlarını, geleceÄŸini ve çözüm yollarını tartışmak istiyorum.
Doğru teori, işin yarısının çözümü demektir
Öncelikle eksiklik ve açmazlar nerelerdedir, bunları belirtmeliyim. Bir sorunu net ve berrak olarak ortaya koyamazsanız, ona yönelik çözüm önerilerini de tam ve doğru olarak tespit edemezsiniz. Doğru teori, işin yarısının çözümüdür.
Zazaların ayrı bir halk, dillerinin de ayrı bir dil olduğunu açık bir biçimde tespit etmek gerekir. Bunu net olarak tespit etmediğiniz zaman, çözüm önerileriniz de eksik ve yarım-yamalak kalacaktır.
Zaza Kürdü ve Zaza Türkü teorileri ikiz kardeşlerdir
Zazaları Kürt ve Zazaca’yı Kürtçe olarak deÄŸerlendirenlerin yaklaşımlar, eÄŸer bir bilinç yanılsaması ve saflık deÄŸilse, açıkça inkarcı ve ırkçı yaklaşımlardır. „Zaza Kürdü“ teorisi, „Zaza Türkü“ ve „Kürt Türkü“ teorilerinin ikizi veya kopyasıdır. Kürt milliyetçileri** „Zaza Türkü“ ve „Kürt Türkü“ teorilerine haklı olarak ateÅŸ püskürtürken, bir de ne görüyoruz? „Zaza Kürdü“ (Zaza Kürtleri) teorisini icat ediverdiler. Pes doÄŸrusu, iÅŸte buna denir. Anlaşılan Kürt milliyetçileri, çaÄŸdaÅŸ ve demokratik yaklaşımlar yerine, sömürgecilerin ırkçı, şöven ve inkarcı yaklaşımlarını benimsemeyi marifet sayıyorlar. Konunun sadece Zaza ve Zazaca ile sınırlı olduÄŸu da söylenemez. Asuriler -Süryani, Keldani, Nasturi gibi farklı adlarla bilinen- köklü bir halkın, „Kürt Hırıstiyanlar“ olarak lanse edilmesi, Ermeni, Asuri, Yezidi soykırımlarının inkarı ve bu kırımlarda atalarının rollerini görememeleri, görmek istememeleri gibi yaklaşımlar ayrıca sayılabilir. ‘Üzüm, üzüme baka baka kararır’mış. Kürt milliyetçilerinin örnek aldıkları da ırkçılar ve inkarcılar olmaktadır.
Kürt milliyetçilerinin, Kürtçe’nin, Kurmancça (Kurmanci/Kırmanci), Soranca (Sorani), Goranca/Hevramanca (Gorani/Hewramani), Lurca (Luri), Zazaca (Zazaki/Dımılki/Kırdki/ Kırmancki) „lehçelerini“ kapsayan dilin „ortak adı“ olduÄŸu teorisi, sadece gülünç deÄŸil ama aynı zamanda inkarcı ve ırkçıdır. Bu, tamamen uydurma, hiçbir dil bilimsel temeli olmayan zoraki ve keyfi bir yaklaşımdır. Onlar, sadece bugün deÄŸil, uzun zaman önce, Bedirxanlardan beri, bu inkarcı ve şöven teorileri savunmaktadırlar. Bu teoriler, Kemalist Türk milliyetçiliÄŸinin, Kürt versiyonlarıdır.
Türk milliyetçileri Türki halklardan, milletlerden ve dillerden bahsetmektedirler. Aslında açıkça savunmayı göze alanlar, tek bir Türk milletinden ve dilinden sözedebilmektedirler. Oysa bunların, Azerice dışında tercüman vasıtası ile anlaÅŸtıkları televizyonlarda açıkça görülmektedir. Azerilerin ve Azerice’nin de kendine özgü özgünlükleri olduÄŸu inkar edilemez. Bu durumda tek bir Türk dilinden bahs edilemeyeceÄŸi gibi, tek bir Türk ulusundan da bahs edilemez. Bu ırkçı teori, hayalci Turanistlerin uydurmasıdır ve daha Birinci Dünya Savaşı yıllarında iflas etmiÅŸti. Sovyetler BirliÄŸi’nin dağılmasından sonra, TürkeÅŸ ve ÅŸurekası tarafından canlandırılmak istendi ama görüldüğü gibi onlar Türkiye yerine Rusya ile iÅŸbirliÄŸi yapmayı ve birleÅŸmeyi tercih ettiler. Kaldı ki, bu halkların hepsinin de kendisine özgü adları ve dilleri var. Kazak, Kazakça; Özbek, Özbekçe, Tatar, Tatarca; Azeri, Azerice; Türkmen ve Türkmence gibi. Türki ya da Türk kökenli halkların, tek bir ulus oluÅŸturduÄŸu iddiası ne kadar saçma ve bir o kadar da ırkçılık ise, Kürtlerin yaÅŸadığı veya Kürdistan denilen coÄŸrafyada yan yana, iç içe yaÅŸayan farklı halkların Kürt ve dillerinin de Kürtçe olarak nitelendirilmesi de, bir o kadar saçma ve ırkçılıktır. Kaldı ki bu halklar, İrani baÄŸlamda akraba ve aynı kökenden gelseler de „Kürdi“ baÄŸlamda özel bir yakınlıkları yoktur. Özellikle Lur ve Goran/Hewraman halkları, Kürtlerden öte kendilerini diÄŸer İranlılara yakın görmüşlerdir.
Zazalar, kendilerini Kürt olarak görmedikleri gibi, Kürtlere karşı farklılıklarını inatla savunmuÅŸ ve korumuÅŸlardır. Alevi-Sünni bölünmesi daha eski bir tarihe dayansa da, Anadolu’da bu çeliÅŸki esas olarak 16. Yüzyılda doruÄŸa ulaÅŸmış ve Yavuz Selim-Åžah İsmail çatışması ile sonuçlanmıştır. 16.yüzyıldan yani 1500’lerden beri içiçe, yan yana yaÅŸayan Sünni Kürtler ve Sünni Zazalar, ne gariptir ki, farklı etniksel kimliklerini, özellikle de farklı dillerini korumuÅŸ ve bugüne kadar gelmiÅŸlerdir. Bu durum, Alevi Zazalar ve Alevi Kürtler için de geçerlidir. Çaldıran’dan sonra, yan yana, iç içe yaÅŸayan Alevi Zazalar ile Alevi Kürtler, ne gariptir ki, farklı etniksel özelliklerini ve bunların esası ve temeli olan dilsel farklılıklarını korumuÅŸlardır. EÄŸer bunlar, tek ve aynı dil olsaydı, bu aradaki farklılıklar zamanla yok olacaktı. Bu farklılıklar kaybolmak yerine, daha da artmış ve tamamen bir birini anlamayan, iki ayrı ve farklı dil olarak ÅŸekillenmiÅŸlerdir.
Bir dilin aynı mı, ayrı mı olduğunun pratik olarak temel kıstası birbirini anlama, anlayabilme, anlaşabilme özelliği ile anlaşılabilir. Bugün Zazaca konuşan biri ile Kürtçe (Kurmanci) konuşan biri, birbirini anlayamaz, anlayamamaktadır. Ben Kürtçe kursuna da gittim. Ama öğrendiklerim bir kaç kelimeden ileri gitmez. Öğrenilemez mi? Tabii ki, öğrenilebilir ama bu, farklı bir dili öğrenmek anlamına gelir. Tek başına, bir dilden anlaşıp anlaşamak, o dilin aynı mı, ayrı mı olduğu konusunda yeterli bir kıstastır. Kaldı ki, bu diller yani Zazaca ve Kürtçe (Kurmanci) sadece bu kaba gerçekle sınırlanamayacak kadar, farklı özellikler göstermektedirler. Gramer (dilbilim kuralları), fonetik (ses bilgisi), morfolojik (biçim veya şekil bilgisi), sentaks (cümle bilgisi, söz dizimi), kelime hazinesi, kelime vurgusu, vb noktalarda da farklılıklar göstermektedirler. Zaten ayrı diller de, bu farklılıklardan oluşmaktadır. Aksi taktirde bir takım kaba ve keyfi sınıflandırmalarla o farklı dilleri, bir ve tek bir dil olarak nitelemek zor değilidr.
Bu yöntem Osmanlı döneminde genelde uygulanmış ve TC döneminde de kısmen sürmüştür ve hala da sürmektedir. Osmanlılar, Türkler ve ayrıca Araplar, kendilerinden olmayan halkları Mevali, Ekrad, (ve ayrıca konar-göçer, Türkmen) vb etnik olmayan ve esas olarak da aÅŸağılayıcı (ilkel, medeniyetsiz) anlamlar yüklenmiÅŸ kavramlarla nitelendirmiÅŸlerdir. Kürt/Kurd terimin kökeni ne olursa olsun, Osmanlılar ve Türkler tarafından aslında bu yaklaşımla kullanılmıştır. Onlar için, Kürt ile Zaza arasında veya Zazaca ile Kürtçe arasında fark olup olmaması hiç ama hiç önemli olmamıştır. Bu fark, ancak gerektiÄŸi zaman kullanılmıştır. Dinsel bazda da sorun aynıdır. Onlar için Kürt, Zaza ve hatta Türkmen Alevi, bir ve aynıdır, hepsi ‘KızılbaÅŸ‘tır, Rafizi’dir ve bunlar aynı zamanda kafir, dinsiz, vb anlamlar yüklenmiÅŸ hakaret ve aÅŸağılayacı anlamlarda kullanılmışlardır. Åžimdi günümüzde kalkıp, efendim tarihte bir Zaza dili ve halkı, ulusu ve devleti yoktur, bunların hepsi istisnasız Kürttür demek, hem demagoji ve hem de gerçeklerin inkarıdır.
Demokrasiyi yaÅŸayamamış, demokratik normlardan nasibini alamamış kiÅŸi veya toplumların, demokratik kriterleri benimsemesi kolay deÄŸildir. Türkiye solunun, özellikle de radikal kesimlerinin, demokrasi anlayışının ne kadar dar ve sekter olduÄŸunu çoÄŸumuz görmüş ve yaÅŸamışız. „Davadan döneni vurun“ faÅŸist ilkesinin, Kürt milliyetçilerinin veya Türk solunun bazı kesimleri tarafından pratik olarak uygulandığını da hepimiz biliyoruz. Güney Kürdistan’da kadınların sünnet edilmesi gerçeÄŸi karşısında, Kürt parlamentosunun ve Mesut Barzani’nin yaklaşımı, sadece yüz kızartıcı ve gülünç deÄŸil, aynı zamanda yüzyıllık bir mücadeleye ve kazanımlarına, demokrasiye ve insan haklarına açık bir saldırıdır. Güney Kürdistan parlamentosu bununla da yetinmedi. Sadece, yok olmakla karşı karşıya olan Goran/Hewraman dili ve lehçelerinin yok olmasına seyirci kalmadı veya kalmıyor, aynı zamanda önemli bir orana tekabül eden Kurmanci dilinin okullarda öğretilmesini ve okutulmasını yani eÄŸitim dili olarak kullanılmasını da yasakladı. Kürt aydınlarının önemli bir kesimi, bu durum karşısında sessiz kalmayı tercih ederken, bazıları da görmemezlikten geliyor. Oysa bu durum, sadece anti-demokratik deÄŸil, aynı zamanda şöven, ırkçı ve inkarcı bir yaklaşımdır. İnsan haklarına, azınlık haklarına karşı olan bu durum, ÅŸiddetle protesto edilmeli ve kınanmalıdır.
Kendilerini Güney Kürtleri olarak lanse eden Soranlar ile Kurmanclar arasındaki sorun nedir? Kurmanci eÄŸitimi yasaklayacak kadar ileri giden bir yaklaşımın altında neler yatmaktadır? Açıkçası bunu ancak, egemen ulus şövenizmi ile izah edebiliriz. Egemen ulus şövenizmi, kendi ulusunun imtiyazlarını ön plana almış ve fırsatını yakaladığında bunu uygulamaya koymuÅŸtur. Aslında bu durum, yıllarca süren, Talabani (Soran)-Barzani (Kurmanc) çatışmsını da açıklamaktadır. Güney Kürdistan Kürtlerinin iki kesimi, kendilerini Kürt olarak da lanse etseler, bu konuda yarışsalar da, sorunun gerisinde milliyetçiliÄŸin tek başına hakim olma, iktidarı baÅŸkaları ile paylaÅŸmama imtiyazları yatmaktadır. Durum bu kadar net ve açık iken ve yansımaları, örnekleri ile karşımızda dururken, bazılarının nastoljik bir havada Kürt dillerinin kardeÅŸliÄŸi masalını ve martavallarını okumaları ve bunu ısrarla önümüze sürmeleri hiç de inandırıcı olmamaktadır. Kaldı ki sadece Zazaca deÄŸil, Goranca/Hevramanca (Gorani/Hewramani) ve Lurca (Luri) dillerinin de Kürtçe’den (Kurmanci) ve Soranca’dan ayrı ve bağımsız diller olduÄŸu, dilbilimciler tarafından tespit edilmiÅŸ ve ispatlanmıştır. Ayrıca ÅŸunu da eklemeliyim ki, Goranca’nın Zazaca’ya „yakın“ olduÄŸu teorisi, bunların tek ve aynı dilin birer lehçeleri olduÄŸu anlamına gelmez ve gelmemektedir. Goranca ve Zazaca, Kürtçe veya diÄŸer İrani diller ile karşılaÅŸtırıldığında, benzer özellikler ya da daha fazla ortak noktalar taşısalar bile, bunların iki ayrı dil olduÄŸu gerçeÄŸi inkar edilemeyecek kadar açık ve nettir. Dilbilimsel yaklaşımlar ile Zazaca ile Goranca’nın farklılıkları tespit edilebildiÄŸi ve görüldüğü gibi, bu iki dilin birbirini anlayamacak kadar birbirinden ayrı ve uzak olduklarını da söyleyebilirim.
Dilbilimsel kıstaslar ve analizlerle, Zazaca ve Kürtçe arasındaki farklılıklar görülmeden ve doÄŸru deÄŸerlendirilmeden, bazı ortak kelimelere bakarak, bunların aynı diller olduÄŸunu iddia etmek, sadece kaba bir cehalet deÄŸil, aynı zamanda bilinçli bir inkarcılık ve şöven bir yaklaşımdır. Ortak kelimeler, bütün akraba dillerde vardır ama bunların olması farklı dillerin oluÅŸmasını engelleyemediÄŸi gibi tek bir dilin meydana gelmesine de yetmemiÅŸtir. Mesela Almanca, İngilizce ve diÄŸer Cermen (Gemen) dilleri arasında o kadar ortak kelime vardır ki, bu kaba yaklaşıma göre, bu dillerin hepsini tek bir dil saymak mümkündür. Yine özel ÅŸartlarda, her iki dili öğrenmiÅŸ bazılarının, bunların bir ve aynı dil olduÄŸunu iddia etmeleri de, tamamen keyfi ve gerçekleri yansıtmamaktadır. Şöyle ki, aynı ya da komÅŸu köylerde yaÅŸayanların birbirlerinin dillerini öğrenmeleri pekala mümkündür. Mesela Erzincan’ın Çayırlı ilçesine baÄŸlı, eski adı Butku olan ve bugün Toprakkale olarak bilinen köyün halkı ile Nazimiye’nin Kımsor/an köyü anadil olarak Kürtçe (Kurmanci) konuÅŸmaktadır. Ama bunların ikinci dili Zazaca’dır ya da istisnasız hepsi Zazaca‘yı konuÅŸabilmektedirler. Çünkü, bu köylerin çevresi, Zazaca konuÅŸan köyler ile çepeçevre çevrilidir. Tersi olan durumlarda vardır veya olabilir. Ama buradan kalkarak, bu dillerin ikisi de bir ve aynıdır, diyemeyiz. Bir ve aynı olsaydı, ikisini deÄŸil, birini konuÅŸurlardı. Bu konuda bazıları sadece demagoji yapmıyor, aynı zamanda gerçekleri inkar ederek bilinç bulanıklığına zemin hazırlıyor. Bu konuda doÄŸru sonuç almak için, doÄŸru örnekler seçmek gerekir. Mesela Zazaca’nın hiç bir köyünde konuÅŸulmadığı Botanlı biri ile, Kürtçe’nin hiç bir köyünde konuÅŸulmadığı Pülümürlü biri, denek olarak seçilebilir. Ve bunların anlaÅŸma oranları, analiz edilerek bir fikir edinilebilir.
Zazalar’da UluslaÅŸma Süreci
Zazalar, uluslaşma sürecinde olan bir halktır. Ama henüz uluslaşmayı tamamlayabilmiş değillerdir. Bunu başarı ile tamamlayıp tamamlayamayacakları da kuşkuludur. Çünkü uluslaşabilmek için bazı güçlü dinamiklere ve önemli bazı koşullara sahip olmak gerekir. Bu koşulların en önemlilerinden biri, ortak ekonomik yaşam birliğidir, yani ortak bir pazar. Zazaların böyle bir ekonomik yaşam birliği olmadı ve bundan sonra olacağı da kuşkuludur. İkincisi, ortak bir ruhi şekillenmenin olmayışıdır. Bilindiği gibi Zazalar Alevi ve Sünni olarak ikiye bölünmüş ve en azından 1500'lü yıllardan beridir, iki parçalı olarak yaşamaktadırlar. Din (inanç), her ne kadar uluslaşmanın temel şartlarından değilse de, yeri geldiğinde önemli bir faktördür. Ve üçüncü olarak da toprak birliğinin sorunlu olmasıdır denebilir. Zazaların, çoğunluk oluşturduğu alanlardan biri, İç Dersim'e tekabül eden bugünkü Tunceli ve diğeri de Bingöl'dür. Diğer alanlarda Zazalar, ancak küçük yerleşim birimleri şeklinde çoğunluk teşkil ederler. Bunun ise oldukça sorunlu olduğu ortadadır. Toprak birliği yani "vatan" her ne kadar, Zaza uluslaşmasının önünde bir engel olarak değerlendirilmese de, oldukça sorunlu bir durum arzetmektedir. Özellikle milliyetçiliğin ve şövenizmin güçlü olduğu Türkiye gibi bir coğrafya'da bu durum daha da zorlaşmaktadır. Öte yandan Zazalar, henüz uluslaşmayı tamamlamamış olsalar da, Kürtlerden _ve de Türklerden_ ayrı bir etnik kimliğe sahiptirler. Tek başına ayrı bir dile sahip olmak bile, ayrı bir halk, ayrı bir etnik kimlik için yeterlidir. Kaldı ki Zazalar, ortak bir dil yanında parçalı ve ayrı ayrı da olsa uzun bir tarihe, bu tarihsel süreç içerinde oluşturmuş oldukları bir kültüre ve kararlı bir topluluğa sahiptirler. Özellikle Dersim'de yüzyılların mirasına ve mücadelesine dayanan bir Dersim kimliği vardır.
Bir an için bütün sorunları bir yana bırakıp sadece dil bazında konuya yaklaşsak bile, Zaza dilinin korunup yaşatılmasının bir görev olarak karşımızda durduğunu görürürüz. İlerici insanlığın, farklı dillerin ve kültürlerin yaşatılması ve geliştirilmesi esprisinin yanı sıra, biz Zaza kökenli insanlar, özellikle aydın, yarı aydın Zaza yurtseverleri dilimizin yaşaması ve korunup geliştirilmesini en öncelikli görevimiz olarak tespit etmeliyiz. Bu konu, ne yazık ki yeterince bilince çıkarılmış değildir. Zaza aydınları, Zaza yurtseverleri konunun öneminin farkında değillerdir veya yeterince değillerdir. Dilimiz yani Zazaca yok olduğu zaman kimliğimiz, halk olarak varlığımız da yok olacaktır. Zaza kökenliler, artık istese de bu dili konuşamayacaklardır. Belki yazıya geçirilmiş olduğu kadarıyla bilim adamları ara sıra değinecektir adına ama ansiklopedilerde, kitap sayfaları arasında kalmaktan öteye geçemeyecektir.
Zazaca'nın yaÅŸatılması, biz Zazaların elindedir. DoÄŸru tespit edildiÄŸi gibi, “aÄŸlamayan çocuÄŸa meme vermezler.” Oysa "biz ne yapıyoruz?" diye kendi kendimize sorduÄŸumuzda cevap, eÄŸer kocaman bir "hiç" deÄŸilse de, çok önemsiz bir ÅŸey olacaktır. DediÄŸim gibi önce aydınlar ve yurtseverler olarak ve daha da önemlisi halk olarak sorunun bilincinde deÄŸiliz ve dilimize sahip çıkmıyoruz ve de çıkamıyoruz. İkinci ve bunun da bir yansıması olarak Zaza kökenli aydınlar, kendi içinde düşman kamplara bölünmüşlerdir. Bunlardan bazıları açıkça kendi dillerine, kendi kültürlerine, kendi halkına karşı savaÅŸ açmış, bu dilin, kültürün ve halkın yok olması için canla baÅŸla, gönüllü olarak çalışmaktadırlar. Bunlar da tek bir çevreye deÄŸil, farklı cenahlara tekabül etmektedirler. ÖrneÄŸin, Zazaların Türk olduÄŸunu iddia edenlerden sonra, Zazaların Kürt olduÄŸunu iddia edenler ve buna yönelik reçeteler sunanlar da, aslında Zazaların ve Zazaca'nın yok olmasını istiyorlar. Bunlardan bazıları açıkça, "tek dil, tek millet" yaratma adı altında, Kürtçe'nin (Kurmanci/Kırmanci) resmi dil olmasını savunurken, gerçekte Zazaca'yı açık bir ÅŸekilde inkar etmektedirler. Bunlardan bazıları Bismark ve Almanya örneÄŸini savunmakta, Kürdistan ve Kürtçe için bunun ÅŸart olduÄŸunu dillendirmektedirler. Zorlandıkları zaman, bölgesel olarak lehçelerin korunacağı veya öğretileceÄŸini vaay etmekle birlikte bunun bir demagoji olduÄŸunu fark etmemek eÄŸer aptallık deÄŸilse, aşırı bir saflık olacaktır.
Resmi dil Kürtçe (Kurmanci), tek ulus olarak Kürtler, Kürtçe'nin (Kurmanci'nin "bütün Kürtler" tarafından öğrenilmesi zorunluluğu, yanı sıra ısrarla ve hiç bir bilimsel araştırma yapmaya gerek görmeksizin "lehçecilik" teorisinin dayatılmasının altındaki gerçek, aslında Zazaların ve Zazaca'nın sadece inkarı anlamına gelmez, aynı zamanda bunların yok olmasını da içermektedir. Bu durum son olarak, Kürtçe TV yayınının yasallaştırılması döneminde, Zazaca TV isteyenlerin "ajan", "provokatör", "bölücü" ve saire sıfatlarla nitelendirilmesinde görüldü. Bu karalamalar her ne kadar ve esas olarak, Zaza kökenli unsurlar eliyle yürütüldü ise de, perdenin arkasında kimlerin ve hangi zihniyetin olduğunu görememek saflık olacaktır. Hani derler ya, "söyleyene değil, söyletene bakmak" gerekir, diye.
Diğer yandan Zazaların Kürt ve Zazaca'nın da Kürtçe'nin bir lehçesi olduğunu iddia eden ama buna rağmen Zazaca'ya az çok önem veren, Zazaca üzerinde çalışma yapan ve Zazaca ürün veren çevre veya çevreleri, açık inkarcı ve asimilasyoncu çevrelerden ayırmak gerekir. Bunların düşünceleri eklektik ve yanlışlıklar içermekle beraber, çabaları görmezlikten gelinemez. Ama bunların büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını belirtmem gerekiyor. Çünkü bunlar bilimsel ve diyalektik yöntemler yerine, iradeci (subjektif) yaklaşımları esas alıyorlar. Dolayısı ile bir ciddiyetleri yoktur. Belki bazı şeyleri şartlar gereği, mesela baskı altında olmalarından veya iyi niyetle yapıyorlar ama bir düşünce akımı eğer bağımsız olarak düşünemiyorsa ve olgulara objektif yaklaşamıyorsa, onun geleceği yoktur. Nitekim, Zazaca'nın içinde bulunduğu durum ve bir sürü sorunu varken, bunlar, TRT neden Bedirxan'ın Kürt Alfabesini esas almıyor da, Zazaca için ayrı harfler kullanıyor şeklinde gereksiz ve aynı zamanda yanlış şeylerle uğraşabilmektedirler. Bedirxan alfabesi Kürtçe (Kurmanci) için hazırlanmış ve hatta Botan ağzını esas almış iken, Kürtçe temelinde bile sorunları varken, bunların Bedirxan alfabesini, Zazaca için temel almaları ve bunu dayatmaya kalkışmaları anlaşılır değildir. Üstelik, bu alfabeyi kullanmayanları "bölücülükle" suçlamaları, tıpkı Zazalar Kürttür ve Zazaca Kürtçe'nin lehçesidir şeklindeki sakat, yanlış ve iradeci yaklaşımları ile birleşmektedir. Yani bu çevre -tek kanat olmasa da- bir taraftan açıkça asimilasyoncu ve inkarcı çevre ile birleşmekte ama bazı noktalarda da ondan ayrılabilmektedir. Bunlar, şu anda ara bir akıma tekabül etmekte ve orta bir yol izlemektedirler ama gelecekleri parlak değildir. Türk solunun, Alevi çevrelerinin Zazaca'ya yaklaşımı da esas olarak faydacı pragmatist, çıkarcı ve hatta inkarcıdır. Bu yazıda bunlar üzerinde durmayı gereksiz görüyorum. Geriye Zazaca'nın varlığını açıkça savunan ve bunun yaşatılmasını isteyen kişi ve çevreler kalmaktadır. Bizim için de önemli olan bu çevrelerin durumudur.
Zazaca'nın ayrı bir dil olduğunu savunanlar ve bunun korunup yaşatılmasını isteyen çevreler, tek bir bütün oluşturamamaktadırlar. Bunları esas olarak iki ana yaklaşıma veya çevreye ayırmak mümkündür. Bunlardan bir kesim, Zazalar'ın ayrı bir halk, Zazaca'nın da ayrı bir dil olduğunu savunmaktadır. Zazaların, Alevi olsun, Sünni olsun tek bir ulus oluşturduğunu, dolayısı ile bir "Zazaistan" olgusundan ve ülkesinden bahsetmek gereketiğini savunuyorlar. Tabii, bu düşünceler bu kadar net ve açık olarak ortaya konamamıştır ve çeşitli nedenlerle de konamamaktadır ama öz ve sonuç olarak bu yaklaşımı, böyle nitelendirmek mümkündür.
Diğer ana kanat ise, Zaza ve Zazaca terimlerini benimsemeyen ama Dersim'de Zaza ve Zazaca ile aynı anlama gelen Kırmanc ve Kırmancki terimlerini esas alan çevrelerden oluşmaktadır. Bunların da net ve açık fikirlere sahip olduklarını söyleyebilmek mümkün değildir. Bu çevrelerden bazıları dile ve dine fazla önem vermeksizin bir "Dersim ve "Dersmlilik" yaklaşımını esas alırken, bir kesim de dile ve dine (Dersim İnancına) görünürde daha fazla önem verdiğini iddia eden ve "Dersim", "Dersim kimliği", "Dersim dili" gibi kavramları öne çıkararak bir Dersimlilik kimliği esprisini vaaz etmektedir. Son dönemde bunlar, Kırmanc ve Kırmancki terimlerinin bulanıklığı, Kurmanc ve Kurmanci ile karıştırılması ve uluslararası alanda bu terimlerin Kürtçe (Kurmanci) ile eş anlamda kullanılmasından ötürü, Dersim kimliğinden ürettikleri ve "Dersim Dili" dedikleri "Dersimce" kavramını öne çıkarmış gözüküyorlar. Bu kavramların bilimsel kriterlere göre analiz edilmesi ve doğruluğu-yanlışlığının ayrı bir tartışma konusu olduğunu belirtmekle yetinerek, esas konu üzerinde durmak istiyorum.
Esas konu yani olgu şudur: Zazalar, ayrı bir etnik kökene mensuptur, ayrı bir halkı oluşturmaktadırlar. Zazaca, ayrı bir dildir, Kürtçe'den ayrı ve bağımsız olarak vardır. Zazalar, bugün itibari ile ulus oluşturup oluşturmadıklarından bağımsız olarak, etnik olarak ayrı bir halktırlar. Zazalar iki ana kanattan, iki ana toplulukdan, Alevi ve Sünni olmak üzere iki ana inanç grubundan oluşmaktadırlar. Dolayısı ile Zazaları tek bir halkın, tek bir topluluğun iki ayrı kanadı, iki farklı kolu olarak nitelendirmek mümkün olduğu gibi, aynı etnik kökenden gelen iki farklı topluluk, iki ayrı halk grubu olarak değerlendirmek de mümkündür. Bu konuda basma kalıp ve değişmez veya mutlak kavramlarla konuşmanın bir yararı yoktur.
Zazaların bağımsız ve ayrı örgütlenmelerinin şartları var mıdır?
Zazaların bağımsız ve ayrı örgütlenmelerinin şartları var mıdır? Bunları tartışmak gerekir. Ama her halükarda Zazalar, kendi varlıklarını sürdürecek ve yaşamlarını devam ettirecek örgütlenmeler yaratmak, çalışmalar yapmak zorundadırlar. Zazalar, Zaza olmaktan kaynaklanan sorunlarını, açık ve net bir şekilde belirlemeli, bunları çözebilecek politikalar üretmeli ve bunlara uygun düşecek örgütlenmeler yaratmalıdırlar.
Zazaların, Alevi ve Sünni kesimlerinin beraber örgütlenmesinin koşulları var mıdır?
Zazaların, Alevi ve Sünni kesimlerinin beraber örgütlenmesinin koşulları var mıdır? Bunlar da, tartışılması gereken konulardır. Ama gerçek şu ki, Alevi ve Sünni Zaza kesimleri, birbirinden bağımsız ve her biri kendi mecrasında yürümektedir. Bu bir olgudur ve gerçekler olgulardan çıkar. Politikalar ise, olgulardan çıkan bu gerçeklere dayanmak zorundadır. Bu anlamda eğer, Alevi ve Sünni Zaza kesimlerinin ortak örgütlenmesi mümkün değilse, bu, beraber iş yapamayacakları, bazı konularda beraber yürüyemeyecekleri veya eylem birlikleri yapamayacakları anlamına gelmez. Zaza aydınları, Zaza kurumları, Zaza yurtseverleri bunun yol ve yordamını bulmak zorundadırlar. Mesela Zazaca TV sorunu, ortak çalışma yapılabilecek konulardan biridir ve bugün elzemdir. Zazaca TV de eşitlik temelinde, Kuzey ve Güney Zaza lehçeleri esası üzerinde, iki halkın, iki inancın ve iki kültürün sorunları işlenebilir. Bunun yanında anadilde eğitim bağlamında, Zaza yerleşim alanlarında Zazaca eğitim, kurs vb etkinlikler için projeler hazırlanıp yerel yönetimlerle beraber hayata geçirilebilir.
Bugün var olan örgütlenmeler, esas olarak mezhepçidir, ulusal zeminden yoksundurlar. Ulusal değillerdir, çünkü uluslaşma olgusu Zazalarda henüz yaşanmamıştır, tamamlanmamıştır. Esas olarak mezhepçi (inanç temelli) ve kavmiyetçi (aşiretsel) olan bu yaklaşımların, Zazaların geleceği üzerinde ciddi bir rolü olamaz. Bugün Zazalar bir çözülme, dağılma ve yeniden harmanlanma süreci yaşamaktadır. Bu sürecin esas olarak 1960'lı yıllarda başladığını, 1980'li 90'lı yıllarda derinleştiğini ve bugün hala sürdüğünü söyleyebiliriz. Ama bu sürecin de bir sonu vardır, gelecektir. Kuzey-doğu Zaza yerleşim alanlarında, -esas olarak Alevi Zazaların yaşadığı Dersim ve çevresinde- süreç, Zazaların aleyhinde, onların dağılıp yok olması temelinde işlemiştir. Güney ve Güney-doğu Zaza yerleşim alanlarında -esas olarak Sünni Zaza yerleşim alanlarında- da durum pek farklı değildir.
Zazalar arasında da, bütün halklarda, komşumuz Türklerde ve Kürtlerde ise yakından gördüğümüz gibi başta inanç olmak üzere çeşitli farklılıklar vardır. Bu farklılıklar, görmezlikten gelinemez, bunların üstü örtülmemelidir. Öte yandan bunlar arasındaki farklılıklar abartılmamalıdır. Özellikle sorunlara yaklaşımda çağdaş ve demokratik olmak zorundayız.
Zazaların yok olmasını durdurmak mümkün müdür?
Zazaların yok olmasını durdurmak, Zazaların geleceğini garanti altına almak mümkün müdür? Bunun cevabının hiç de kolay olmadığı açıktır. Tarihte büyük medeniyetler kurmuş, uygarlıklar yaratmış nice halkların tarih sahnesinden çekildiklerini, giderek silindiklerini biliyoruz. Bugün sürecin hala devam ettiğini ve her gün bir dilin, bir halkın, bir kültürün ortadan kalktığını ve giderek yok olduğunu görüyoruz. Bazen iradi çabalar, böylesine büyük ve ağır toplumsal sorunların çözümlenmesinde yeterli olamamaktadırlar. Ama can çıkmadan, ümit kesilmez misali, karamsarlığa da kapılmamak gerekiyor. Bunun örnekleri de yok değildir. İsrailoğullarının küllerinden İsrail'in yaratılması ve yeni İbranice'nin doğması, belki bir istisnadır ama imkansız olmadığını göstermiştir. Hem bugün çok çeşitli imkanlar ve araçlar var. Bu araçları ve imkanları örgütleyen bir zihniyete, çaba ve vizyona sahip olabilirsek, bunun imkansız olmadığını gösterebiliriz. Zazaca'nın yaşaması ve yaşatılması için her yolu, bilinçle deneyelim, denemek zorundayız.
Zazaca ve Zazalar yaşayacak mı?
Zazaların ve Zazaca'nın yok olmasına gönlümüz razı olmamaktadır. Belki ümitsiz bir sevdadır ama bırakılması veya terk edilmesi mümkün olmayan bir tutku, bir aÅŸktır, benim için Zazaca’ya baÄŸlılık. Zazaca'ya aşığım, Zazaca benim için bir tutkudur.
Ez to ra zaf has konu Zazaki u hata merdene nêwazonu to ra cêra bi.***
*Zaza ve Zazaca (Zaza ve Zazaki) terimlerini, bölgesel olarak kullanılan Kırmanc, Kırmancki, Kırd, Kırdki, Dımıli, Dımılki kavramlarını kapsayan genel bir terim anlamında kullandığımı belirtmeliyim.
** Kürt milliyetçileri kavramı ile esas olarak şöven, ırkçı ve inkarcı yaklaşımları savunanları kastettiğimi belirtmeliyim. Yurtsever Kürt milliyeçilerini, özellikle de bir avuç da olsalar demokrat ve hümanist Kürt aydınlarını kapsamadığını vurgulamak isterim.
***Seni çok seviyorum Zazaca ve ölüme kadar senden ayrılmak istemiyorum.
26.05.2009
M. HayaloÄŸlu
http://dersimzazaplatformu.de.tl/%26%23350%3Bifreli-FORUM/thema-1-ZAZA-D%DDL%DD-ve-SORUNLARI.htm
http://www.forum-prinz.com/cgi-bin/forum.cgi?forum_name=1484&message_number=43&pid=LDY7/ulAZyI8M
|
|