Dersim Tarihi Sayfa 7 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:26

Karçemiş Krallığı

Geç-Hitit ortak adıyla tanımlanan bu prensliklerin en önemlisi Karçemiş krallığıydı. Bu krallık Hititler-sonrasında Hitit iktidarının esas üssü ve merkezi gibi göründü. Geç-Hitit olarak tanımlanan geri kalanların tümü küçülmüş bir Hitit krallığı gibi görülen Karçemiş’i kendilerinin ortak başkentleri gibi gördüler ve Melitenler de dahil hepsi onun etrafında birlik kurarak Asurlar’a karşı direndiler. Karçemiş krallığının bir keresinde, muhtemelen M.Ö. 11. Yüzyılda kendi sınırlarını Tohma Suyu vadisindeki Gürün’e dek genişlettiği, böylece merkez bölgedeki tüm Hitit prensliklerini içine aldığı sanılıyor.

 

Tabal Krallığı

Niğde ve Kayseri doğusunda Asurlular’ın Bit-Brurutaş dediği bir ‘yeni Hitit’ devleti oluşturan Tabal (Tubal) unsuru mevcuttu. The Cambrıdge Ancient History adlı kaynağa göre, Taballar, belki de Hitit çöküşünden arta kalan Toros kuzeyindeki eski Luwiler’i temsil ediyorlardı.

Öteki Geç-Hitit devletleri gibi Taballar’ın da Luwi dilini kullandıkları anlaşılmaktadır.

Bir görüşe göre Tabal ve Tibar (Tibareni) adları bir ve aynı aşireti/halkı temsil ederler. Heredot zamanı kadar erken bir tarihten beri Pontus halkları arasında anılan Tibarlar’ın Xenophon’un Anabasis’inden hareketle İskit orijinli olduklarına inanılır. Anti-Toroslar’da yeralan ve Tevrat’ta Tubal olarak anılan Tabal Krallığı, daha doğru bir tanımla Tabal Konfederasyonu, Ekrek, Mazaca ve Fraktin (Ferahettin, Dastarkon) bölgelerinin yanısıra Komana/Kammanu prensliğini de içeriyordu

Tabal, sonraları Lycaonia ve Kapadokya adını alan topraklardaydı.

Kapadokya’da yerleşik Taballar herbiri kendi öz prenslerince yönetilen bir sıra beyliğe bölünmüş haldeydiler. Bu beyliklerin zaman zaman bir üst kral altında birleşerek Tabal Krallığı’na dönüştüklerini görmekteyiz.

Asur kralı Sargon, Asur nüfuzunu kurmak ve bir tampon devlet olarak kullanmak amacıyla kızını Tabal kralı Ambaridi ile evlendirip Kapadokya’nın bir bölümünü ona bırakmıştır.

 

Gürün (Guriania) Krallığı

Tabal’ın doğu sınırında Til-Garimmu (Tegarama) vardı.  J. Garstang’ın verdiği bilgilere göre Til-Garimmu olarak bilinen bu krallık Hitit devleti çöktükten sonra, M.Ö. 10. Yüzyılda Tochma Su üzerinde oluştu. Başkenti modern Gürün’dü. Asur kaynaklarında adı Guriania olarak geçer. İbranice’de Togarmah/Tegarama, klasik kaynaklarda, örneğin Ptolemy’de ise Gauraina adıyla anılır.

 

Malatya Krallığı

Geç Hitit olarak tanımlanan diğerleri gibi Milid de (Melidda, Milidia, Meliteia, Milidiye, modern Malatya) daha M.Ö. 14. Yüzyılda Hitit konfederasyonuna dahil ana kentlerden ve kent-krallıklarından biriydi. Malatya’nın Hitit egemenliğine bu tarihlerde sokulduğu sanılıyor.

Bu krallığın başkenti de Milid adını taşıyordu.

Rivayete göre Malatya’nın kurucusu ünlü Asur kraliçesi Semiramis’tir. Enc. Of Islam’ın Malatya maddesinin yazarı Honigmann’a göre Malatya’daki Şamrin Kalesi’nin adı Semiramis adından gelebilir.

Urartu’dan daha eski olan Milid (Malatya) Krallığı, sonraları Urartu’nun batıdaki ana rakiplerinden biri oldu. Ama The Peoples Of The Hills-Ancient Ararat And Caucasus (1971) adlı ortak eserlerinde Charles Burney ve David Marshall Lang’ın yazdıklarına göre, antik Malatya’nın nüfusu ağırlıkla Hurriler’den oluşuyordu ve Malatya’nın eski adı Milid (Milidia, Meliteia) de Hurrice bir addır.

Bu tespitler doğruysa Milidler de Urartiler gibi Hurri olmalıydılar.

The World’s History yazarlarına göre Malatya halkı (Militler, Melitenler), etnik olarak güney komşuları Taballar ile akrabaydı. Nitekim, Malatya halkının bazen Taballar’a ve Tabal Krallığı’na dahil gösterildiğini görmekteyiz.

Malatya, zaman zaman, örneğin Tiglat-Pileser I’in M.Ö. 1112 yılındaki üçüncü seferinin kayıtlarında Khali-rabbat (Khani-galbat, Hanigalbat) adını taşıyan önemli bir ülkenin ve krallığın bir parçası (kenti) olarak gösterilir ki, bu adın bazı kaynaklarda yine Hurri olan Mitanniler için kullanıldığını görüyoruz. Prof. Ekrem Akurgal ise, Anadolu Uygarlıkları adlı kitabında (III. Baskı, 1990) başlıca Hurri yerleşme merkezleri arasında saydığı Hannigalbat’ı Mardin-Kerkük arasındaki bölgede göstermektedir.

Böylece Malatya’nın bir keresinde Mitanni devletine (Kaligalbatlar’a) tabi olduğu anlaşılmaktadır.

Khali-rabbat adının yer yer Malatya bölgesine (Milidiye) karşılık kullanıldığına da tanık olmaktayız. Örneğin daha geç Asur yazıtlarında Khani (Khali)-Rabbat’ın adı Milid olarak geçer.

Malatya’nın yerel kral ve kraliçeleri tanrıların Yüksek Rahip veya Rahibe’leri gibi görülmüşler.

Asur Uballit II (M.Ö. 1420?), Malatya’yı Mitanniler’den ele geçirdiğini iddia eder. Ondan yüz yıl kadar sonra Salmaneser I, Hititler’i yenilgiye uğratıp Khali-Rabbat (Malatya)’ı zapteder, ve bu seferi sırasında Muzri’ye dek sızar. Tiglat-Pileser I’den sonra Kali-galbat’taki Asur gücü son buldu. Adad-Nirari II (911-891), Asur nüfuzunu restore etmek için Hanigalbat üzerine en az altı sefer yaptı.

Kısacası, Malatya ve Mussri’yi tekrar tekrar işgal eden Asur kralları Malatya’yı kendilerine bağlı bir devlet, hatta adeta Asurya’nın bir uzantısı gibi görmüşlerdir.

Urartu devleti doğunca bölgede bir Urartu-Asur rekabeti başladı.

Asur gücünün gerilediği M.Ö. 9. Yüzyıl sonlarında Menua altında Urartu genişlemesi başladı. Urartu’nun çabaları sonucunda M.Ö. 837 yılında Malatya kralı Lalla (Lalle) Asurya’dan koptu. Ama Tiglat-Pileser III (745-728) döneminde Malatya, Kapadokya ve Klikya prensliklerinin yeniden Asur üstünlüğünü tanıdıklarına tanık olmaktayız (Bk. C. Burney & D. M. Lang, a.g.e., ve The World’s History).

Burney ve Lang’ın aktardıkları bilgilere göre Karahöyük’te bulunan bir yazıtta Malatya kralı Arhi-Teşub’dan sözedilir. Bu, onların açıklamalarına göre, Hurrice bir addır.

Palu’da Murat Suyu civarında doğal bir kalenin zirvesinde bulunan Urartu kralı Menua/Menuas (810-785)’nın bir kaya yazıtında Suliehauali adında bir diğer Malatya kralının adı geçer. Menua, İzolu’daki Urartu kalesinde bu Melid kralının haracını kabul eder, Malatya prensliğini zaptettiğini ve kralı Sulehawali (Sulumel)’yi kendi vasalı haline getirdiğini kaydeder.

Argişti’nin oğlu Urartu kralı Sarduri II ise (764/0-735/0), M.Ö. 750 yılında Kummukh (Commagene) ve Tabal’ı kendi vasalları olarak tarif eder (The Cambrıdge Ancient Hist., II, Part 2).

Sarduri II, M.Ö. 750’de Malatya kralı Sakhu’nun oğlu Hilaruada (Khilaruada) üzerine bir sefer yaparak onun başkenti Sasi kenti de dahil, yine ona ait olan yukarı Fırat boyundaki dokuz-on kadar kaleyi fetheder. Bu kalelerin adları Urartu kayıtlarına dayanan The Cambrıdge Ancient History’de şu şekilde verilmektedir: Khazani (Khaza-ni), Ugarakhi (Gaura-khi), Tumeiski (Tumeish-ki), Asini, Maninu (Maniniu), Arusi (Aruşi), Qulbitarri, Tase, Qureaitase, Meluiani (Bk. a.g.e., II, Part II, s. 423; III, Part I, s. 348).

Fırat’ın batı havzasını izleyen stratejik bir yol üzerinde yeraldıkları söylenen bu kent ve kalelerden Tumeiski’nin Romalılar’ın Tomisa dediği modern Kömürhan olduğu tahmin ediliyor.

Bilal Aksoy’un Tarihsel Değişim Sürecinde Tunceli adlı kitabında bir kaynaktan aktardığına göre Urartular zamanında Çemişgezek’e Tumiskis denmektedir. Eğer bu bilgide bir hata yoksa, Urartu kayıtlarındaki Tumeiski’nin Çemişgezek olması ihtimali belki daha büyüktür.

Sarduri II’nin Malatya kralının oğlundan fethettiği Asini’nin ise Malatya kuzeyindeki Sinis olabileceği söylenir.

J. Garstang’ın The Land Of Hittites (1910) başlıklı kitabındaki bilgilere göre Malatya krallığı M.Ö. 710 yılında Kummukh’lu Mutallu’nun yönetimi altına sokulmuş ve tüm dağlık bölgeye yeni bir adla Tul-Garimmu denmiştir. Garstang, Asur kayıtlarında adları geçen Khite-ruadas (M.Ö. 758 civarı), Tarkhu-nazi/Tarkhunazi (M.Ö. 717 civarı) ve aynı zamanda Tabal’ı da yönettiği sanılan Mugallu (M.Ö. 672 civarı) gibi birkaç diğer Malatya kralının adlarını vermektedir (Garstang, a.g.e., s. 376, 389).

Özetle, M.Ö. 14. Yüzyılda Hitit egemenliğine giren Malatya yöresi daha sonra Geç-Hitit devletleri arasında anılan Milidya krallığına dahil edilmiş, bilahare Asur, Urartu, Med ve Pers hakimiyeti altına sokulmuştur. M.Ö. 4. Yüzyılda Makedonlar’ın, ardından Kapadokya, Selukid ve Pontus krallıklarının yönetiminde kalmıştır. M.Ö. 1. Yüzyılda Roma imparatorluğuna bağlanan Malatya, Bizans döneminde Melitene Teması içinde kalmış ve yer yer Sasani saldırılarına uğramıştır. Honigmann’ın aktardığına göre Justinian zamanında Malatya III. Ermenistan eyaletinin başkenti yapılmıştır. Arap generali Habib bin Maslama el-Fihri tarafından zaptedilen Melitene Araplar tarafından Malatiye adıyla anılıyordu. Bu telaffuz zamanla modern Malatya şekline dönüştü.

 

Maraş (Gurgum) Krallığı

Gurgum, M.Ö. 9. Yüzyılda başkenti modern Maraş’ta bulunan bir Kuzey Suriye dağ prensliğiydi. Maraş ve çevresini kapsıyordu.

Maraş’ın Asur ve Hitit yazıtlarındaki adı Marqasi’dir.

W. Schmidt, bu prensliğin adını Gamgumu (Gaugum), Tomkins ise Gagama olarak okudular. Maspero, bir Aramice yazıta dayanarak doğrusunun Gurgumu olduğunu öne sürdü. Sachau ise, Gurgumu adının Bizans döneminde Amanus eyaletinin (kuzeyde Maraş dolaylarına kadar uzanan Baias ve Antakya Gölü arasındaki bölge) adı olan Jurjum ile aynı olduğunu tespit etti ve hem o hem de Tomkins antik Gurgum’un modern Maraş olduğunu söylediler. Bu aynı yerde M.S. 7. Yüzyılda bile Gurgum adını koruyan savaşçılıklarıyla ünlü Jarajimalar (Mardaiteler) varlardı. Kendi kayıtları da bulunan Gurgum krallarından bazıları The Empıre Of The Hittites (London, 1884) adlı eserinde W. Wright’ın aktardığına göre Tarkon (Tarku) adını taşırlardı.

 

Klikya Krallığı

Hitit imparatorluğu dağıldığında klasik çağdaki Klikya topraklarında Que (Qui) ve Khilakku adlarında iki prenslik veya krallık oluştu. M.Ö. 710’larda ortadan kaldırılan bu iki prenslik de Geç-Hititler arasında sayılırlar. Que, Klikya ovasının Tarsus’u da içeren bir parçasının adıydı. Bu sözcük bir tanrı adı olarak karşılaştığımız Qauisaru (Qaui kraldır) adında da mevcuttur. J. Garstang’a göre, Que, Asurlar’ın Arzawa Krallığı bölgesine verdikleri adlardan biriydi. The Hittites (1954) adlı kitabın yazarı O. R. Gurney ise, Asur yazıtlarının Que dediği ülkenin Mısır yazıtlarında Daniuna adıyla geçen Adana Krallığı olduğunu yazmaktadır. N. K. Sandars, The Sea Peoples-Warrior Of The Ancient Mediterranean 1250-1150 B.C (Great Britain, 1978) başlıklı eserinde Mısır yazıtlarıyla Amarna Mektupları’nda geçen Denyen’leri Kuzey Suriye’deki Danuna ülkesiyle ilişkilendirmekte ve Danuna’nın büyük ihtimalle modern Hatay olduğunu düşünmektedir. O’na göre Denyen ve Danuna aynıdırlar. Sandars’ın verdiği biligilere göre, Danuna, M.Ö. 14. Yüzyılda modern İskenderun çevresinde bugünkü Hatay’a tekabül eden küçük bir krallıktı ve M.Ö. 8. Yüzyılda bu krallığın başkenti şimdiki Adana idi. Denyenler’in ilk yurdunun güneybatı Anadolu’da mı, yoksa Hatay’ın kendisinde mi olduğu bilinmiyor. Bu ülkenin yöneticileri o sırada Klikya, Sinjirli ve Karçemiş’in Yeni-Hititler’i ile müttefik idiler ve onlar gibi Luwi dil ailesine aitlerdi. Sandars, Mısır yazıtlarındaki Denyenler ile Tevrat’ta adı geçen  ve orijinde bir İsrail aşireti olmayıp onlara daha sonra katıldığını söylediği  Dan (Danitler) aşireti arasında bir bağlantı olabileceğini yazmaktadır (Sandars, a.g.e., s. 161-163). Chabas ise, Maspero’nun aktardığına göre, Danunalar (-auna sonektir)’ı İtalya’daki Dauniler’le ilişkilendirmekte ve Yunan geleneğinde Danaos adıyla geçtiklerini söylemektedir. Brugsch Bey’in görüşü ise onların Mareotis Gölü civarında yaşayan Libyalılar olduğudur. 

The Struggle Of The Nations adlı eserinde Gaston Maspero, Mısır yazıtlarında geçen Khalakka adının da Klikya’ya referans olduğuna işaret eder. Khilakku adı güçlü bir aşiretin veya halkın adı olarak geç dönem Asur yazıtlarında da geçmektedir.

Maspero’nun aktardığına göre Yunan efsaneleri M.Ö. 10. Yüzyıl dolayında Orta ve Doğu Anadolu bölgelerini içine alan büyük bir Klikya imparatorluğundan sözetmektedirler. Başkenti Bor olan bu imparatorluğun sonraları Cataonia, Kommagene ve Suriye diye bilinen ülkeleri, hatta Lidya, Ermenistan, Pamfilya, Kapadokya ve Medya’yı da içine aldığına dair rivayetler vardır. Klikya imparatorluğunun başkenti olan Bor’un diğer bir adı da Tyana’dır. Tyana kentinin adı Xenophon’da Dana (Kemerhisar’a yakın modern Kilise Hisar) adı altında Kapadokya’da gösterilir (Maspero,  a.g.e., edite eden A. H. Sayce, s. 668-69, London, 1910).

Bor, bugün Niğde’nin bir ilçesidir. Tyana ise modern Kemerhisar’dır.

Garstang’a göre Khilakku (klasik Klikya) krallığı dağılan Hitit imparatorluğunun yerini doldurmuş, onun rolünü üstlenmiştir. Ama büyük fetihler yapan ve büyük bir imparatorluğa dönüşen bu devlet Muşkiler’in ikinci bir istilası ve Urartular’ın rekabeti nedeniyle uzun yaşayamamıştır. Bor başkentli bu büyük krallıktan, Garstang’ın yazdığına göre, Asur yazıtları da bahsetmektedir.

Heredot, Klikya adını Cilix adlı kahramanla ilişkilendirir.  O’na göre daha eskiden Hypachaei adıyla bilien Cilic’ler, Tyre ve Sidon kralı Agenor’un oğlu Fenikeli Cilix’ten dolayı Cilic adını almışlardır (Bk. Herodotus, A. D. Godley çev., VII. kitap, s. 397). Heredot’un eserini İngilizceye çeviren Godley’in notuna göre buradaki Agenor adı Fenikeli Baal’ı temsil etmektedir.

Klikya,  sonraları hepsi Syennesis adını taşıyan bir yerli krallar çizgisi tarafından yönetilmiştir.

 

ESKİ ANADOLU’DA DİĞER HALKLAR VE UYGARLIKLAR

Anadolu’nun eski aşiretleri ve halkları konusunda en geniş biligileri Asur kayıtlarında buluyoruz. Hitit ve Urartu yazıtları da kısmi veriler içerirler.

Ama Asur yazıtlarının yanısıra bu konuda en önemli diğer kaynak M.Ö. 1286/1285 yılında Mısır’la Hititler arasında yapılan ve dünyanın en büyük savaşlarından biri olarak tanımlanan Kadeş Savaşı’na ilişkin Mısır yazıtıdır. Bu Mısır yazıtında Kadeş Savaşı sırasındaki Mısır ve Hitit müttefiki halklar ve yerleşmeler tek tek sayılmaktadır.

Bu yazıtlar için şu kaynaklara bakılmalıdır: Dr. Henry Brugsch Bey, A History Of Egypt Under The Pharaohs (Philip Smith’in İng. çevirisi, 2. Cilt, 1881), Henry George Tomkins, The Campaıgn Of Ramesses II İn His Fifth year Against Kadesh On Orontes (London, 1882), Sir Alan Gardıner, The Kadesh Inscriptions Of Ramesses II (Oxford, 1960), N. K. Sandars, The Sea Peoples-Warrior Of The Ancient Mediterranean 1250-1150 B.C (Great Britain, 1978).

Eşit ölçüde tarihsel olmasalar da M.Ö. 10. veya 8. Yüzyılda yaşadığı sanılan Homeros’un İlyada’sı ile sürgün döneminde Babil kronikleri ve kayıtlarından yararlandıkları kesin olan Tevrat yazarlarının  verdiği uluslar şeceresi de Anadolu’nun etnik kompozisyonu hakkında önemli ipuçları verirler.

İlyada’da Truva Savaşı (M.Ö. 1250/1200?)’nı başlatan Akalılar’ın bileşiminin yanısıra, Truvalılar’ın bu savaş sırasındaki müttefikleri de bir bir sayılmaktadır (Bk. Homer, The İliad, E. V. Rıeu çevirisi, 1950, s. 61-63 ve The İliad Of Homer, Alexander Pope çevirisi, 1967).

Hem Kadeş Savaşı’ndaki Hitit müttefikleri, hem de Truva Savaşı’nda Truvalılar’ın yardımına koşan halklar esasta o dönemin Anadolu halklarıdır. Bunlara daha önce Heredot’tan aktardığım eyaletlerin etnik bileşimine ve Xerxes ordusuna katılan uluslara ilişkin Akamenid yazıtlarındaki veriler ve Anadolu’da tespit edilen diğer uygarlıklara ait yazıtlar da eklenmelidir.

Aşağıda fotoğrafı tamamlamak için eski Anadolu halkları ve uygarlıklarından Frigya, Truva, Lidya, Caria, Mysia, Miletus, Likya, Kapadokya, Kommagene, Pontus, Kolkid (Lazica), Ermenistan ve daha ileriki bölümlerde ise Tzanica ve Maman (Mamakan)’lar hakkında bir özet veriyorum.

 

Frigyalılar ve Traklar

M.Ö. 1200 yılı dolayında Hitit imparatorluğu çökünce Orta-Batı Anadolu’da adını Frigler’den alan Frigya’nın yükselişi başladı. Onların hakimiyeti M.Ö. 7. Yüzyıla kadar sürdü. Frigler (Brygi, Breuci, Bebryc)’in erken tarihinde Gordius ve Midas adlarına sıkça rastlanır.

Gordios, Frigler (Brig’ler)’in ilk kralı, 738 yılında tahta çıkan ve Kimmerler’e yenildikten sonra intihar ettiği söylenen Midas ise onun oğludur. Frigler’in başkenti Gordium, dini merkezleri ise Midas (modern Yazılıkaya) adını taşırdı.

Heredot’ta Frikler, Traklar’ın bir kolu (bir Trakya aşireti) olarak görülür. Nitekim onun adlarını verdiği Trakya aşiretleri arasında Brygi adına rastlıyoruz. Frigler’in ilk yurdu Heredot’un aktardığı bir rivayete göre Trakya’da  Makedonlar’a komşu topraklarda olup, Anadolu’ya buradan göçmüşlerdir (Bk. Heredot, VII. kitap, s. 385). Bu göçü Truva Savaş’nın az öncesine veya az sonrasına yerleştirenler var. Coğrafyacı Strabo da dahil neredeyse tüm eski kaynaklar Frikler’in Trakya orijinli olduklarında birleşmektedirler.

Frikler’i karışık bir ırk olarak tanımlayan bir görüş de mevcuttur.

Heredot’a göre Ermeniler Frigya’dan gelme kolonistlerdir, yani Frikler’den kopma bir koldurlar.

The Armenian Origin Of The Etruscans (London, 1861) adlı eserin yazarı Robert Ellis gibi bazı yazarlar, Traklar’ın ve Frikler’in asıl yurtlarının  Ermenistan dağları olduğuna inanırlar. Bu görüşteki yazarlar Frikler’in göçlerinin tersine çevrildiğini düşünerek Trakya’dan Anadolu’ya göç olayının bir geri dönüş olduğunu düşünürler. 

Homer’de Frikler Truvalılar’ın müttefikleri arasında anılır.

Heredot’un Hintliler’den sonra sayıca en büyük ulus olduğunu söylediği ve bulundukları bölgelere göre değişik adlar taşıdıklarına işaret ettiği Traklar’ın İskit veya Kimmer-İskit stoktan aşiretlerden bileşen bir halk olmaları benim görüşüme göre en büyük olasılıktır. Justin, onları İllyrianlar ve Dardaniler’le ilişkilendirirken, bazı yazarlar da Pelasgiler adı verilen ve genişçe yayılmış olan ırkın bir kolu olarak görürler.

 

Truvalılar

Truva kenti ve uygarlığı hakkındaki ilk bilgilerimizi Homer adlı bir şair tarafından İlyada ve Odyesse’de destan tarzında yazıya geçirilmiş olan Truva Savaşı’na ilişkin sözlü geleneğe borçluyuz. Bu efsaneden hareketledir ki, Truva (İlios, Elis, Troy), sözde bilim dünyasının alaycı bakışları altında deli sanılan bir Alman arkeolog tarafından keşfedildi.

N. K. Sandars, The Sea Peoples adlı kitabında Truva Savaşı döneminde Truva kavramından tüm Batı Anadolu’nun anlaşıldığını düşünür.

Homer’de Dardanlar adı sık geçer.

İlyada’ya göre Truva saray evi Dardan soyundandı. Çünkü İlyada’da Truva kralı Priam’dan Dardan’ın torunu ve Dardani Priam diye sözedilir ve onun şeceresi babadan oğula Zeus-Dardanus-Laomedon-Priam şeklinde verilir. Burdaki Zeus adından ona karşılık düşen Truva tanrısını anlamalıyız. Kral Priam kendi saflarına ‘Trojanlar, Dardanlar ve Müttefikler’ diye hitap eder. Truvalı kadınlardan Dardanus’un kızları olarak bahsedilir. Truva kentinin kapılarından biri de Dardani Kapısı adını taşır (Bk. Homer, The İliad, E. V. Rıeu çevirisi, 1950, s. 72, 141, 340).

Kısacası, yalnızca Truva saray evi değil, ama Truva halkı da, N. K. Sandars’ın dediği gibi Homer’de Dardanlar olarak tanımlanmış oluyor.

Peki Dardanlar kimdir?

Heredot, Akamenid kralı Cyrus’un Babil üzerine yürüyüşünü anlatırken, bu yürüyüşe güçlük çıkarttığı için Cyrus tarafından 360 kanala bölünerek cezalandırılan Gyndes (moden Diala) nehrini tarif eder. Bu nehrin Matieni dağlarından doğduğunu ve Dicle’ye katılmadan önce Dardanlar’ın ülkesinden geçtiğini yazar. Dardanlar’ın adı çok daha eski olan Kadeş Savaşı’na ilişkin Mısır yazıtlarında da geçiyor. Bu yazıtları irdeleyen Dr. Henry Brugsch Bey, A History Of Egypt Under The Pharaohs adlı eserinde (Philip Smith’in İng. çevirisi, 2. Cilt, 1881), Mısır yazıtındaki Dardanlar (Dandanlar)’ı Heredot’un referansından hareketle modern Kürdistan’a yerleştirir. N. K. Sandars ise, Kadeş’te adları geçen Dardanlar’ın büyük olasılıkla Homer’de Truva halkına karşılık düşen Dardanlar’la aynı olduklarını düşünüyor. Kadeş’ten iki yıl sonra bu savaş üzerine yazdığı ünlü destanında şair Pentaur da Dardaniler’in Ege kıyılarında bulunduklarını söylemektedir.

Prof. Sayce, Paschal kronikinde Dardaniler’in Het-Oğullarından, yani Hitit olduklarının söylendiğini aktarmaktadır.

Öte yandan, Layard, Nineveh And İts Remains başlıklı yazısında Yunan geleneğine göre Lidya, Frigya ve diğer bazı ülkelerin yanısıra Ninus tarafından fethedilen Truva’nın gelenekte bir Asur kolonisi olarak tanımlandığını yazmaktadır. Asur kralı, bu aynı geleneğe göre, Truva savaşı sırasında generali Memnon kumandasında Truvalılar’ın yardımına yirmi-bin mevcutlu bir ordu göndermiştir. Elam’ın başkenti Susa’dan yola çıkan bu ordu ile birlikte Susa halkından da Truva’ya gidenler olur. Dahası, bu aynı geleneğe göre, general Memnon’un babası Tithon, Truva kralı Priam’ın kardeşidir. Kendi tarihinin beşinci kitabında, Heredot, Susa kentinin Memnonian diye de adlandırıldığını yazmaktadır. Heredot’un çevirmenine göre ise Memnon efsanevi bir Asur kralıdır (Bk. Herodotus, V. kitap, s. 59).

Strabo, kendi coğrafya eserinin Susiana başlıklı bölümünde Susa (Susi) kentinin Memnon’un babası Tithon tarafından kurulduğunu söyleyen bir rivayete değinmekte ve Memnon’un mezarının ise Suriye’de Badas nehri yanındaki Paltus civarında bulunduğunu kaydetmektedir.

Tüm bu bilgileri Truva ve Truvalılar’ın bir diğer adı olan İli (Eli) adı ve başka verilerle birlikte düşününce Truvalılar’ın ve/veya Dardaniler’in Susalılar ve Asurlular’la bir bağlantıları bulunduğu söylenebilir.

 

Dört Kardeş Halk

Kuzeyden güneye doğru ilerlersek eski zamanlarda Ege bölgesinin Mysia (Misya), Lydia (Lidya) ve Caria (Karya) adlı üç ülke tarafından tutulduğunu görürüz. Bu ülkelerin halkları da kaynaklarda Türkçe fonetiğe göre söylersek Misler, Lidler ve Karlar olarak anılırlar. Ortaçağlarda kaba bir tarifle antik Misya’nın olduğu yerde Karasi (1300-1336) ve Saruhan, Lidya’nın yerinde Aydınoğulları (1299-1403) ve eski Karya’da ise Menteşe (1300-1425) beyliklerini buluruz.

Lidler, Karlar ve Misler yalnızca komşu değil, aynı zamanda akraba idiler. Heredot, bu üç halkın ortak bir atadan indiklerini, ortak bir dil ve dine sahip olduklarını kaydeder. O’nun aktardığına göre bulundukları kıtanın ve ülkenin orijinal halkı olduğunu savunan Karlar; Kar, Lid (Lydus) ve Mis (Mysus)’in kardeş olduklarını söylüyorlardı (Bk. Heredot, I. kitap, s. 215).

Öte yandan yine Heredot’un aktardığı bir Lidya rivayetine göre İtalya’da Etrüskler olarak ünlenen halka adını veren Tyrseni de Lid’in kardeşiydi (Bk. Heredot, I. kitap, s. 123-125).

Böylece Heredot’un aktardığı geleneklere inanılacak olursa burada dört kardeş halkla karşı karşıyayız.

Unutmayalım ki, Karlar’ın ve Lidler’in bu geleneklerini aktaran Tarihin Babası olarak kabul gören ünlü bir tarihçidir. Dahası kendisi de Bodrum’luydu, yani Karya’nın bir yerlisiydi. Bu nedenle de adı geçen üç-dört halkın bir ve aynı halkın bölüntüleri oldukları geleneği ve görüşü ciddiye alınmak zorundadır.

Şimdi bu halkların herbiri hakkında özet bir bilgi vermem gerekiyor.

 

Lidler ve Tyrseniler

Bir görüşe göre Lidya, Frikler’in yükselişi öncesinde Hitit imparatorluğuna dahildi. Frigya krallığı henüz gücünün zirvesinde iken de bir Lidya devleti mevcuttu. Ama Kafkasya üzerinden gelen Kimmer-İskit istilaları Yakın Doğu’da dengeleri alt-üst etmişti. Bu istiladan ilk darbeyi yiyenler Urartu ve Asurya oldular. Frigya’ya egemen olan Kimmerler, Frigya krallığına da son verdiler. Bu tarihten sonra Kızılırmak’ın batısında (Batı Anadolu’da) Kimmerler’i yenilgiye uğratan Lidya, doğusunda (Doğu Anadolu’da) ise Asur ve Urartu’nun çöküşünü takiben Med imparatorlukları yükseldi. Böylece Frigya ile Asur ve Urartu’dan arta kalan boşluğu Anadolu’yu aralarında bölüşen Lidler’le Medler doldurdular. Onları ayıran sınır Kızılırmak’tı. Sonraları, daha önce anlattığımız gibi, Medler’le Lidler’in üstünlüğüne son verip her ikisinin topraklarını kendi imparatorluğuna ilhak eden Akamenid kralı Cyrus belirdi sahnede ve bu durum Akamenid çağına son veren Büyük İskender’in gelişine dek sürdü.

Homer’de Lidyalılar adı geçmezse de, Heredot, Lidya’nın daha eskiden Meii (Meion, Meon) olarak bilindiğini ve Lidya adını sonraları Atys’in oğlu Lydus’tan aldığını kaydettiğine göre (I. kitap, s. 11), Homerik şiirlerde Truvalılar’ın müttefikleri arasında anılan ve sonraları Lidya adını alan topraklarda gösterilen Maeon’ların Lidler’e referans olduğu yeterince açıktır. Çünkü farklı düşünen eski yazarlar olmakla birlikte, Heredot’un kendisi Lidler’in başlangıçta Meii (Meion, Maeon)’ler adı altında bilindiklerini yazmaktadır.

Lidya’nın başkenti Sardis’ti. Heredot’ta Sardis adının bazen Lidya’nın yerini tuttuğunu ve Lidler’den de benzer şekilde Sardlar adıyla sözedildiğini not etmem gerek.

Lidler’in orijinal yurdu ve insanlık ailesinin hangi şubesine ait oldukları henüz kesin olarak yanıtlanabilmiş değil.

Sardis’in bir yerlisi ve Heredot’un çağdaşı olan Lidyalı tarihçi Xantus’un yazdığı Lidya Tarihi kayıptır. Lidya tarihi konusunda bilinebilenler Heredot’taki bilgilerle sınırlıdır. Ama kendi tarihine Lidya ile başlayan Heredot, bu konuda hayli bilgi vermektedir.

Heredot’a göre Lidya, birbirini izleyen üç hanedanlık tarafından yönetildi. Bunların ilki Atys’in oğlu Lydus ile başlayandır. İkincisi Heraclidae krallığı (1200-716/713? M.Ö), sonuncusu ise Mermnadae hanedanlığıdır (675-550 M.Ö).

Heredot’ta Lidus ile başlayan ilk hanedanlığın bütün yöneticileri sayılmaz, ama Lidus’un soyağacı konusunda bazı bilgiler verilir. Bu bilgileri biraraya getirdiğimizde Lidus’un şeceresi şöyle belirir: Manes- Manes’in iki oğlu Atys ve Cotys- Atys’in oğulları Lydus, Tyrseni (Tyrrhenus), Car ve Mysus kardeşler Birinci hanedanlığın kralları Lidya ve Lidler’e adını veren ilk Lidya kralı Lid (Lydus)’in soyundan gelenlerdir. (Bk. Heredot, I. kitap). Heredot’un aktardığı bir Lidya rivayetine göre Asya (Asia) kıtasının adı ile Sardis’te oturan Asiad aşiretinin adı Cotys’in oğlu ve Manes’in torunu Asies’in adından gelmedir (IV. kitap, s. 245).

Rivayetlerin ve destanların diline aşina olanlar ırk veya aşiret adlarının rivayetlerde, tıpkı Tevrat’taki ünlü uluslar şeceresinde olduğu gibi, kişileştirilerek verildiğini, yani kişi adlarında (ced, kral, vd) temsil edildiğini bilirler. Buradan hareketle Lidler’in şeceresinin de benzer referanslar taşıdığına inanıyorum.

Örneğin Manes adını alalım. Bazen –us veya -os şekillerinde karşılaştığımız –es soneki atıldığında bu adın aslının Man olduğunu görürüz ki, bu ad bana Mannalar’la Mamanlar (Mamakanlar)’ı hatırlatıyor. Lidler’in başlangıçtaki adları olduğu söylenen Maeon (Meii, Meon, Meion) şekli de bu görüşümü destekler niteliktedir.

Toumanoff, Ermeni geleneğindeki Ara adını yorumlarken, Ara adının Asyai Aras (Attys)’ın Ermenice formu olduğunu yazmaktadır. O halde Manes’in oğlu Atys’in adı Aras ve Ara ile aynıdır. Edip Yavuz’un yorumuna göre ise, Atys adı Eti (Hatti veya Hitit)’lere referanstır, dolayısıyla ona göre Lidya’da hüküm süren bu sülale Hatti-Hitit soyundandır.

Gelelim aynı şecerede Manes’in torunu, Atis’in oğlu ve Lid (Lydus)’in kardeşi olarak geçen ve Heredot’un kaydettiğine göre Etrüskler’e adını verdiği rivayet edilen Tyrseni (Tyrrheni) adına.

Ben bu sözcükte Dersim adının bir şeklini, hatta kendisini görüyorum. Benzerlik bu kadarla kalsaydı bir tesadüfe yorumlanabilirdi.

Ama dahası var: Konuya ilişkin tüm kaynaklarda Yunanlılar’ın Etrüskler’e Tyrseni, Romalılar’ın Tusci, Mısırlılar’ın Tursch (Tereş) dediği, Etrüskler’in ise kendilerini Raseni (Rasena) olarak adlandırdığı yazılmaktadır.

Dersimliler’in genel adlarından biri olan Tujik ile Tusci arasında da neredeyse bir ayniyet görmekteyiz. Arapça’da Al-Ras okunan Aras (Toumanoff’a göre Attys) ile Rasen şekli arasında da bir paralellik var. Rasen formu Dersim aşiretlerinden Resku adını da anımsatıyor.

Bütün bu benzerlikler bana tesadüften öte bir şey olarak göründüğünden Tyrseniler konusunu Uzak Geçmişte Dersim ve Zaza Varlığının İpuçları başlıklı bir sonraki bölümde ve biraz genişçe ele almak zorundayım.

Heredot, Lidya’daki ikinci krallığın Herakles’in soyundan gelenlerce kurulduğunu ve bu nedenle Heraklid adını taşıdığını yazmakta, bu hanedanın şeceresini birinci kitabında babadan oğula şu şekilde vermektedir:

Heracles-Alcaeus-Belus-Ninus-Agron-Myrsus-Candules (Myrsilus).

Bu soydan Lidya kralı olan ilk kişi Agron, son yönetici ise Mermnadlar’dan Gyges’in bir komplo veya darbe ile devirdiği Candules’tir (Bk. Heredot, I. kitap, s. 11).

Gyges’le başlayan ve Mermnadae adıyla bilinen Lidya’daki üçüncü hanedanın şeceresi ise babadan oğula şöyledir:

Dascylus-Gyges-Ardys-Sadyattes-Alyattes-Croesus-Atys.

Bu adları son eklerini atarak Daskil, Gig, Ard, Sadyat, Alyat, Croes ve Ati olarak okuyabiliriz.

Lidya’da kurulan ikinci ve üçüncü hanedanlıklara mensup isimler üzerinde de kısaca durmakta yarar vardır.

İkinci hanedanlığa adını veren ve soyun atası olarak gösterilen Heracles’in adı Yunan mitolojisinin ünlü kahramanı Herkül (Hercules)’ün adının bir şeklidir. Biz, bu addan Lidya’da Herkül’e karşılık düşen kişiliği anlamalıyız.  Nitekim Heredot’un çevirmeni de bu adın Asyatik güneş tanrısına ve onun soyundan gelenlere işaret ettiğini not düşmektedir. O halde şeceredeki Heracles adı güneşi (güneş tanrısını) temsil etmektedir. Grekler’in Herkül’le özdeşleştirdikleri bu tanrıdır. Bu hanedanlığın yöneticilerinin kendilerini güneş-tanrısının soyundan, bu tanrının yeryüzündeki temsilcileri olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Şecerede güneş tanrısının oğlu olarak geçen Alka (Alcaeus) adını tanıyamadım. Alka’nın oğlu gibi tanıtılan Belus ise (Heredot’ta Zeus Belus diye de geçer), Asur tanrılarının en büyüğü gibi gösterilse de gerçekte Babil tanrısı Bal (Bel, Baal)’dır. Heredot zamanında Asur çoktan yıkılmıştı. O’nun Asur diye anlattığı aslında Babil (Kalde)’dir.  Zaten Heredot’un görüştükleri de Kaldeliler diye sözettiği Babil’deki Bel tapınağının rahipleridir. Babil tanrılarının en büyüğü olan Bal, Yunan mitolojisindeki Zeus’un Asya’daki dengidir. Bal’ın soyundan olmanın anlamı tanrı-soylu olmak, Bal adlı tanrının yerdeki soyu ve temsilcileri olmak anlamına gelir. Benim görüşüme göre bu şecerede geçen Bal adı, bu adı taşıyan bir halka ve/veya aşirete referanstır ki, Dersim’de bu adı taşıyan ve seyit-soylu olduğu rivayet edilen genişçe yayılmış önemli bir aşiret mevcuttur.

Şecerede Bal’ın oğlu olarak gösterilen Ninus’u Asur’un başlangıcına ilişkin efsanelerden gayet iyi tanıyoruz. Bu konuda Asurlular bölümünde gerekli açıklamayı zaten yapmıştım. Heredot’a göre Heraclid soyundan Lidya kralı olan ilk kişi Asur kralı Ninus’un oğlu Agron (Agun)’dur. Bu isme başka yerde rastladığımı hatırlamıyorum. Ama onun efsanede Ninus’un oğlu olarak görünmesinden hareketle Niebuhr gibi bazı araştırmacılar Heraklid hanedanlığını kuranların ya gerçekten Asuri bir aileden geldiklerini ya da Nineveh’in Asur kralına tabi olduklarını düşünmüşlerdir.

Agron’un oğlu Myrsus’un adı ile Myrsus’un oğlu Candules’in adının Yunanlılar’daki şekli olan Myrsilius ise, Hitit krallarından Mursil (Mısır yazıtlarında Maurasar)’in adının ta kendisidir. Nitekim Prof. Sayce, John Garstang’ın The Land Of The Hittites (1910) adlı kitabına yazdığı önsözde Lidya’daki Heraklid hanedanlığını kuranların Hititler (Hattiler anlamalı) olduğunu yazmaktadır.

Lidya’daki üçüncü hanedanlığa gelince...

Mermnadae (E. Yavuz Mermanat okur) adıyla bilinen bu aileden ilk Lidya kralı Gyges (Giges)’tir. Giges, bazı kaynaklara göre tamamen mitsel bir kişiliktir. Giges’in soyundan Alyattes’in adı ise, J. Garstang’ın bir başka vesileyle yaptığı  açıklamaya göre Yunanca’da Halys olarak geçen Khaliya adlı bölgesel tanrının Lidyalılar’ın dilindeki şeklidir. Bu adın aslının Kal olması büyük bir olasılıktır. Dersim aşiretlerinden biri Kal (Kalu) adını taşımaktadır.

Heredot’a göre bu sülaleden Ardis zamanındadır ki, göçebe İskitler’in anayurtlarından çıkardığı Kimmerler Anadolu’ya girer ve başkent Sardis dahil tüm Lidya’yı istila ederler. J. B. Bury ve R. Meıggs’ın ortak eserleri A History Of Greece’te ise Kimmer istilası Giges zamanına yerleştirilir. Önce Asur üstünlüğünü tanıyarak Essahaddon’dan yardım alan Giges, Kimmerler’i yenilgiye uğratarak esir ettiği Kimmer reisini Nineveh’e yollar. Bu olaydan sonra da Asurya’yı tanımayarak Asurlar’a karşı Mısır direnişini desteklediği söyleniyor. Sadyat ve Alyat dönemlerinde istilacı Kimmerler’le savaş devam etmektedir. Kimmerler’i Anadolu’dan çıkartan Alyat’tır. Kendi hakimiyetini doğuda Kızılırmak’a kadar genişleten ve Med kralı Cyaxares’le savaşan da odur. Heredot’a göre bu Lidya-Med savaşına neden olan İskitler’dir. Medya’da Cyaxares’in saldırısı altına giren bazı göçebe İskit aşiretleri bir misillemede bulunduktan sonra hızla Lidya’ya sığınırlar. Cyaxares, onların iadesini ister. Lidya kralı Alyat’ın bu isteği redetmesi üzerine beş yıl devam eden Lidya-Med savaşı başlar. Bu savaş sürerken günün ansızın karardığı 585 yılının 28 Mayıs gününde, bu şaşırtıcı olayın etkisi altında aralarındaki savaşa son verir ve barış yaparlar. Lidya kralı Alyat’ın kızı Aryennis (Croesus’un bacısıdır) Med kralı Cyaxares’in oğlu Astyages (Dahak, Azhidahak)’le evlendirilerek barış pekiştirilir. Heredot’un yazdığına göre Akamenidler’in kurucusu Cyrus’un dedesi (annesinin babası) işte bu Astyages’tir. Bu rağmen o, torunu Cyrus tarafından devrilir.  Heredot’a göre Alyat’ın oğlu Croesus (560-546 M.Ö)’un Cyrus’a savaş açmasının nedeni bu olaydı. Çünkü Astyages, Croesus’un bacısıyla evli olup aralarında bir akrabalık vardı.

Kuşkusuz Lidya-Akamenid savaşının gerçek nedenleri bunlar değildi. Ama ayrıntı gibi görünen bu bağlantılar ipuçları içerdikleri için bilinmek zorundadırlar.

Sonunda savaşı kaybeden Lidya oldu ve devrilen Croesus ile birlikte Lidya imparatorluğu da tarihe karıştı.

Karlar (Caria)

Heredot’un ve Strabo’nun aktardığı bilgiler Karlar’ın Batı Anadolu’nun yanısıra Fenikeliler’le birlikte Ege adaları ve kıyılarının da en erken sakinleri arasında bulunduklarına işaret ederler.

Herodot, Karlar’ın orijinine ilişkin iki rivayet aktarmaktadır. Biri Karlar’ın kendilerine aittir. Buna göre onlar Anadolu’nun yerlileri olup en eskiden beri bu adla bilinmektedirler. Giritliler tarafından anlatılan diğer rivayete göre ise daha eskiden Ege adalarında oturan ve Minos’un yönetimi altında bulunan Karlar, o dönemde Lelegler adıyla biliniyorlardı; ama oturdukları adalardan Dorlar ve İyonlar tarafından çıkarılınca Anadolu’ya göçüp Karya olarak bilinen topraklara yerleştiler.

Heredot, Karlar’ın bu Girit rivayetini red ettiklerini anlatır. Karlar’ın adalardan geldiklerine inanan Strabo’ya göre, Lelegler, Pelasgiler’le birlikte Karlar gelmeden önceki Karya sakinleri olup Karlar’la aynı değillerdir.

İlyada’da Karlar’ı Truvalılar’ın müttefikleri arasında sayan Homer, Miletus’un Karlar’a ait bir kent olduğunu, Karlar’ın Miletus’ta ve Mycale dolayında yaşadığını söylemektedir.

Karya’nın Mylasa kentindeki Karya Zeus’una ait tapınak üç kardeş halk (Lidler, Misler ve Karlar) tarafından ortaklaşa kullanılmış, bu üçlü dışındakilere kapalı tutulmuştur (Heredot, I. kitap, s. 213-15). Karlar, kendi aralarında bir tür federasyon veya konfederasyon içinde birleşmişlerdi. Kar federasyonunun toplantı yeri tapınaktı.

Heredot, Karya’nın Atina ve diğer yerlerden gelen İyonlar ve Dorlar tarafından kolonizasyonunu, buna karşı Karya direnişini ve Karyalı kadınların özgün protestosunu anlatır. Daha önce Lidya krallığına dahil edilmiş olan Karya, Cyrus’un zaferini takiben Lidya ile birlikte Akamenidler’in yönetimi altına girdi.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:12 tarihinde güncellendi