Dersim Tarihi Sayfa 6 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:25

Darius zamanında Akamenid (Pers) İmparatorluğunun Satraplıkları

Kaynak: Cambrıdge History Of Iran


Xerxes Ordusundaki Uluslar-Aşiretler Listesi

Yukarıdaki liste satraplıkları gösteriyordu. Aşağıdaki ise Xerxes’in ordusunun M.Ö. 481-480 tarihinde yaptığı Yunanlılar’a karşı sefere katılan halkların listesidir. Yaklaşık 50-53 halk adı geçer. 18 kadar halk ise sadece satraplıklar listesinde görünürler.

Persler: Komutanları Amestris’in oğlu ve Xerxes’in kayın-babası Otanes idi. Heredot’a göre, Grekler Persler’e daha eskiden  Cephen(es) derdi (Belus’un oğlu Cepheus ile aynı olmalı). Komşuları ise onların da kendilerine verdiği aynı adla Artaei derlerdi. Pers adını, sonraları Perses’ten aldılar. Perses, Zeus-Danae çiftinin torunu, Perseus’un da oğluydu. Perses’in annesi Belus’un torunu ve Cepheus’un kızı Andromeda idi.

Medler: Silahları Persler gibiydi, ama bu aslında Med stilidir. Komutanları bir Akamenid olan Tigranes idi.

Ciss(i)’ler: Persler gibi idi teçhizatları. Komutanları Otanes’in oğlu Anaphes idi.

Hyrcan’lar (Hırkanlar): Komutanları sonraları Babil’e yönetici atanan Megapanus’tu.

Asurlar: Chald (-ean)’lar da onlarla birlikteydi. Komutanları Artachaees’in oğlu Otaspes’ti. Grekler Asurlar’a Suri, barbarlar (yabancılar) Asuri derdi.

Bactr(i)’ler: Kendi yerli silahlarıyla teçhiz idiler, başlıkları daha çok Medler’inkine benzerdi.

Saca’lar (İskitler):  Bunlar Amyrg İskitler idi. Ama Persler bütün İskitler’e Saka (Saca) derler. Bactriler’le Sakalar’ın komutanları Darius’un Kurus’un kızı Atossa’dan olma oğlu Hystaspes idi.

Hintliler: Komutanları Artabates’in oğlu Pharnazathres’ti.

Arian (Ar, Ari)’lar: Genelde Bactri’ler, kısmen de Medler gibi slahlı idiler. Komutanları Hydarnes’in oğlu Sisamnes’ti. Ordudaki Part, Chorasm, Sogd, Gandar ve Dadic(ae)’lerin hepsi Bactriler gibi teçhizlerdi. Partlar’ın ve Chorasmlar’ın komutanları Pharnaces’in oğlu Artabazus’tu. Artaeus’un oğlu Azanes Sogdlar’ın; Artabanus’un oğlu Artyphius ise Gandar(i) ve Dadicler’in komutanıydı.

Partlar (Parth-ian-s): Chorasm, Sogd, Gandar, Dadic ve Bactriler’le aynı teçhizatı taşırlardı.

Caspiler: Liderleri Artyphius’un kardeşi Ariomardus idi.

Sarang’lar: Komutanları Megabazus’un oğlu Pherendates idi.

Pactye’ler: Komutanları Ithamitres’in oğlu Artayntes’ti.

Uti, Myci ve Parican’lar: Pactye’ler gibi teçhiz idiler. Uti ve Myci’lerin komutanları Darius’un oğlu Arsamenes, Parikanlar’ınki Oeobazus’un oğlu Siromitres idi.

Araplar: (...)

Etopyalılar: Araplar’ın ve bu Ethiopların komutanları Darius ile Kurus’un kızı Artystone’nin oğlu Arsames’ti.

Doğu Etopyalıları: Bunlar Libya (Afrika) Etopyalılar’ı değil, Asya Etopyalılar’ıdır (çevirenin notuna göre Belucistan ve civarında idiler). Saçları düzdür. Bu Etopyalılar Hintliler’le birlikte yaşıyorlardı ve donanımları da genelde onlar gibiydi.

Libyanlar: (...)

Paflagonlar: (...)

Ligye, Matieni, Mariandyni ve Syri (-an)’ler: Donanımları Paflagonlar gibiydi. Persler, burdaki Syriler’e Kapadoklar derlerdi. Paflagonlar’la Matieniler’in kumandanı Megasidrus’un oğlu Dotus idi. Mariandny, Ligye ve Syri (Kapadok)’lerin ortak komutanı Darius-Artystone çiftinin oğlu Gobryas idi.

Phryg’ler ve Ermeniler: (...)

Lyd’ler (Lidyalılar): (...)

Mys (Misyalı)’ler: Lidyalılar’la Misyalılar’ın ortak komutanı Artaphrenes oğlu Artapherenes’ti.

Thrac’lar (Asya’da): Komutanları Artabanus oğlu Bassaces idi.

Cabele’ler: Bunlar Meion’lardır. Lasonii diye çağrılırlar (çevirene göre Cabelee adı; Karya, Frigya, Pisidya ve Likya tarafından çevrili bir bölgenin adından gelmedir). Donanımları Klikyalılar’ınki ile aynıydı.

Milyae’ler: Lyciler’inkine  benzer silahlara sahiplerdi. Milyae, Cilic (Klikyalılar) ve Cabeleler’in hepsinin ortak komutanı Hystanes oğlu Badres idi.

Moschi’ler: Ordudaki Tibareni, Macrone ve Mossynoeciler’in hepsi Moschiler gibi teçhizatlı idiler. Moschi ve Tibareniler’in ortak komutanı Ariomardus, Macronlar’la Mossynoeciler’in ortak komutanı da Hellespont üstündeki Sestus’un yöneticisi Cherasmis’in oğlu Artayctes idiler.

Mare’ler: (...)

Colchiler: Mareler’le Colchiler’in ortak komutanları Teaspis oğlu Pharandates’ti.

Alarodlar ve Saspirler: Colchi’ler gibi teçhizatlıydılar. Komutanları Siromitres oğlu Masistius idi.

Sürgünler diye bilinen Kızıl Deniz ve adalardan gelen ada aşiretleri: Medler gibi giyinik ve onlar gibi teçhiz idiler. Komutanları bir sonraki yıl Mycale genarali olan ve orada öldürülen Bagaeus oğlu Mardontes’ti.

Sagarti(-an)’ler: Dilleri bakımından Pers idiler. Techizatları yarı-Pers, yarı-Pactyan idi. Orduda Persler’le birlikte idiler.

Kara ordusunda yeralan ‘uluslar‘ bunlardı. Tüm bu kara ordusunun generalleri ise, Mardonius (Gobryas’ın oğlu), Tritantaechmes (Artabanus’un oğlu), Smerdomenes (Otanes’in oğlu), Masistes (Darius ve Atossa’nın oğlu), Gergis (Ariazus’un oğlu), Megabyzus (Zopyrus’un oğlu) ve Hydarnes (Hydarnes’in oğlu) idiler.

Heredot, yukardaki listeye ek olarak donanmayı oluşturan halkları da sayar: Fenikeliler (ağırlıkla Sidonlular), Filistin, Mısır, Cypri, Klikyalılar (Kilik’ler), Pamfililer, Lyci (Termilae), Asya Dorlar’ı, Karlar, İyonlar, Adalılar, Aeollar, Hellespont halkından ve Pontus’tan gelenler.

Tüm gemilerde Pers, Med ve Sakalar’dan savaşçılar vardı.

Donanma gücünün amiralleri Ariabignes (Darius ve Gobryas’ın kızının oğlu), Praxaspes (Aspathines’in oğlu), Megabazus (Megabates’in oğlu) ve Akamenes (Darius’un oğlu ve Xerxes’in kardeşi) idiler.

(Bk. Heredotus, VII. kitap, s. 375-405).


Akamenidler’in Sonu (Makedonyalı Büyük İskender ve Halefleri)

M.Ö. 334 yılında, tarihe Büyük İskender diye geçecek olan 21 yaşındaki bir Makedonyalı, 30 bin yaya ve 5 bin atlı ile Avrupa’yı Asya’dan ayıran Hellespont (Dardanelles)’u karşıya geçti. Granicus nehri kaynağı civarında Akamenid satrapını yenilgiye uğrattıktan sonra, Küçük Asya (Anadolu)’yı boydan boya katedip Batı Asya’yı ve Mısır’ı politik ve kültürel olarak Avrupa nüfuz alanına sokacak yeni bir dönemi başlattı.

Bu dönemin etkileri İslam’ın yükselişine dek sürecekti.

İskender’in fetih amaçlı bu seferinin gerekçesi Makedonları Grekler’in efendisi haline getiren babası tarafından zaten formüle edilmişti. Pan-Helenizm adı verilen ideolojiydi bu. Başka deyişle Küçük Asya’daki Grek topraklarını kurtarmak, böylece Darius ve Xerxes’in Yunanistan seferlerine de karşılık vermek ideali.

İskender Klikya’ya vardığında karşısında üç misli daha büyük ordusuyla Darius III (336-330)’ü buldu. Issus körfezindeki savaşta, The Near East  In History- A 5000 Year Story adlı kitabında Phılıp K. Hitti’nin dediği gibi, disiplin ve eğitim sayı gücüne üstün geldi (M.Ö. 333). İskenderun (Alexandretta) kentinin adı bu savaşın yaşayan bir anısıdır.

Böylece tüm Suriye, ardından Fenike ve Filistin İskender’e geçti ve Mısır yolu da açılmış oldu (332). Akamenid yönetiminden hoşnut olmayan Mısır’ın efendi değiştirmesi zor olmadı ve çok geçmeden o da alındı. İskender, orada da bir Helenistik kültür merkezine dönüşecek olan kendi adını verdiği ünlü İskenderiye (Alexandria) kentini kurdu.

Daha sonra Akamenid İran’ını Arbela (Erbil) ile Nineveh arasındaki ovada bir kez daha yenilgiye uğratarak Babil ve Susa kentlerini de ele geçirdi. Az sonra ise, Darius ve Xerxes’in sarayları da dahil Persepolis yakıldı. Bir sonraki yıl Darius kendi saflarından gelen bir konspirasyonla yaralandığında, İskender’in Makedonlar’ı kendilerini son Akamenid kralının meşru halefleri olarak gördüler. Böylece Akamenidler çağı kapanmış, Akdeniz dünyasında Roma hakimiyetinin tamamlandığı tarihe dek sürecek olan ve Helenistik Peryod adı da verilen Makedonya hakimiyeti dönemi başlamıştı.

Makedonlar, çeşitli girişimlerle (koloniler ekmek, İrani giyim tarzını benimsemek, karşılıklı evlilikler yapmak, vd) Yakın Doğu ile Grek fikir ve kurumları arasında bir sentezin ve uyumun oluşmasına katkıda bulundular. İskender’in bizzat kendisi de İrani giyimi benimsemiş ve Darius’un kızı ile evlenmişti. Kendisinin de teşvikiyle on bin kadar askerinin bu tür evlilikler yaptığı söylenmektedir. Ayrıca Doğu’yu Helenize etmek amacıyla 25 kadar koloni (kent) kurdu.

İskender, daha doğuya yönelerek Buhara’yı da almış, ardından Bactria (Afganistan’daki Belh)’dan hareketle Hindistan’a girmişti. Ama yorgun ve bıkkın ordusu daha ileriye gidemediği için geri çekilmek zorunda kaldı (326).

Ansızın hasta düşen İskender M.Ö. 323 yılında Babil’de öldü,  ama adı ve anısı da bir efsaneye dönüştü. Mısır gibi bazı ülkelerde adeta tanrısallık kazandı. Kuran’da kendisine kutsal misyonlar biçildi. Geniş bir alanda ve çeşitli dillerde romanlara konu oldu.

İskender’in ölümünden sonra geride bıraktığı imparatorluk ondan en çok payı koparmak isteyen dört generali arasında otuz yıldan çok süren savaşlar sonunda dörde bölündü. Babil’de Seleucus (Selukus), Anadolu’da Antigonus, Mısır’da Ptolemy ve Makedonya’da Antipater egemen oldular. Böylece dört ayrı devlet oluştu. Aslan payı içlerinden en yeteneklisi olan Selukus’a düşmüştü. M.Ö. 301’deki Ipsus Savaşı ile Selukus Suriye’yi ve Anadolu’nun çoğunu da kendine kattı. Hindistan’dan Suriye kıyılarına dek hakimiyet kurdu.

Selukus, Sogdia satrapı Spitamenes’in  kızı Apame ile evlenmişti (324). Selukid (Seleucid, Selefkos) kraliyet evi işte bu Makedon-İran birleşmesinden doğdu. Bu hanedanlığın kurucusu olan ve Nicator (Muzaffer) ünvanı taşıyan Selukus I (312-281/0 M.Ö)’in başkenti M.Ö. 305 yılında kurduğu Seleucia (Selukiya) kentiydi. Babil civarında ve Dicle üzerinde kurulan  bu kente kendi adını vermişti. Selukus I, İskender  örneğini izleyerek Yunan dili ve kültürünün birer üssü olan altmış kadar kent (koloni) kurmuştu. Başkent Selukiya’nın yanısıra bunlar arasında en önde gelen diğerleri kendi babasının adını verdiği Antakya (Antioc), annesinin adını taşıyan Lazkiye (Laodicca, Ladhikiya, Latkiya), etnik olarak bir Baktri olan karısı Apamea’nın adıyla kurdurduğu Apamea (Afamiyah) ve Antakya kıyısında kurduğu bir diğer Selukiya (Salukiya) idiler. Kurduğu diğer kentler genelde bu dört addan birini taşırlar.

Selukus I, M.Ö. 300 yılında kendi başkentini yeni kurulan Antakya’ya taşıdı. İmparatorluğunun batı sınırında seçtiği bu başkent onun uzak İran’daki otoritesini zayıflattı. O’na bağlı eyaletlerden en doğudaki Baktriya’da kendi Makedonyalı generalleri yerli reislerle birlikte bu boşluktan yararlandılar. Selukus, önceliği batıda ve deniz cephesinde genişlemeye verdi. Özellikle Mısır’la yapılan savaşlar (280-272 ve 260-253) batıdaki kaynakları kuruttu. Bu nedenle Antakya’daki Selukid sarayı doğudaki eyaletlerden sürekli ve artan ölçüde yardım talep ediyordu. M.Ö. 273’te Baktriya satrapı Mısır’a karşı savaş nedeniyle 20 fil gönderdi örneğin ve bu durum Orta Asya’dan göçebelerce sürekli istila tehdidi altında tutulan Selukid sınır eyaleti Baktriya (kabaca Batı Horasan) savunmasını zaafa uğrattı.

Selukus I’den sonra yerine oğlu ve halefi Antiochus I geçti (ölm. 261). O’ndan sonraki Antiochus II (261-246) ölünce dul veya boşanmış karıları Laodice ile Berenice arasında batıda taht üzerinde bir iç savaş patladı. Sonra Selukidler’in Baktria satrapı Andragoras da isyan etti. Tam bu sırada Selukid imparatorluğunun isyan halindeki Baktriya Eyaleti Arsaces’in (Arsakes) göçebe Parni Aşireti tarafından istila edildi. Yine de, Antakya’nın Selukid sarayı ile Baktriya Eyaleti’nin Grek (Yunan) satrap veya kralları bir süre için Arsacid (Arsakid)’lerin daha fazla ilerlemesini bloke edebildiler. Bu nedenledir ki, Partiya (Parthia)’yı istila etmiş olan Arsakiler seksen yıl kadar Partiya’nın lokal hanedanları olarak kaldılar sadece.

Antakya sarayı Doğu’yu geri kazanmak için tekrar tekrar denediyse de batıda sık patlak veren yeni taht mücadeleleri en sonunda Selukid krallarını Doğu seferlerini bırakıp Suriye’ye geri çekilmek zorunda bıraktı. Yalnızca Antioch III (223-187 M.Ö) Baktriya ve Uzak Doğu üzerinde ismen de olsa kendi otoritesini yeniden kurabildi (209-5) ve bu nedenle Büyük Kral (Antiochus III The Great) ünvanı kazandı. O, Ptolemy IV ile savaştı. 217 yılında Mezopotamya ve İran’ın isyancı satrapı Melon’u yendi, ama aynı yıl Ptolemy III’e yenildi. Ptolemy V ile de savaştı. Doğu’nun yağması ona Mısır’ı yenilgiye uğratıp M.Ö. 200 yılında Fenike ve Filistin’i geri zaptetme imkanı verdi. Ama çok geçmeden (192-188) Roma ile karşı karşıya gelip yenildi (189) ve Anadolu’nun batısını Romalılar’a bırakmak zorunda kaldı. Doğu’da kazandıklarının tümünü de bir zaman sonra geri yitirdi. Sadece Ecbatana (Hamadan)’dan Pers Körfezi’ne kadar Batı İran ona sadık kaldı.

Suriye’de (başkent Antakya’da) yeni taht kavgaları Partlar’ın M.Ö. 148’den az sonra Medya’yı ve M.Ö. 141’de ise Babil’i ele geçirmesine götürdü. Buna rağmen Medya ve İran’daki Yunan kentleri (kolonileri) Partlar’a karşı Selukidler’i desteklemeye devam ettiler. Antiochus VII (139-129 M.Ö), Medya ve Babil’i Partlar’dan geri aldıysa da, M.Ö 129 yılındaki bir çarpışmada öldürüldü ve onunla birlikte M.Ö. 312-129 yılları arasında 183 yıl sürmüş olan Selukid Evi’nin İran’daki yönetimi de ilelebet sona erdi ve İran’da yönetim Partlar’ın eline geçti.

Irk, dil, din ve yaşam tarzı olarak Makedon olan yabancı bir yönetimin İran’da bu denli uzun yaşaması kolay değildi. Onların gücü daha çok Makedonyalı kolonicilerden devşirilen orduya dayanıyordu. Ordunun belkemiği bu kolonistlerdi. Ama Susa-Hamadan yolunda soygunculuk yapan Cissiler gibi İranlı aşiretlerden birlikler de vardı.

Akamenid peryodundan itibaren İranlılar Arami alfabesi kullandılar. İran yazıtlarının alfabesi Aramice’dir. Baktriya’da Tuharlar ve Kuşanlar ise kendi dilleri için Grek alfabesini kullandılar. M.S. 1. Yüzyıl ortasına kadar Part madeni paralarındaki efsaneler de yalnızca Grekçe idi.

Ayrıca Anadolu’da bir İran diasporası mevcuttu ve Zerdüşt’e ilişkin efsane ve gelenekleri ve Magi dinini aktarıyorlardı. İddiaya göre, Grek uygarlığı ne aşiretsel, ne de ırkçıydı; bir İranlı, kentin tanrısına adak vermek koşuluyla polis denen Grek kentlerinde (İran vd yerlerdeki) yerleşebilir ve bu kentlerin (kolonilerin) vatandaşı olabilirdi.

Selukidler’i takiben Partlar ve onların halefleri Sasaniler İran merkezli imparatorluklar kurdular. Bu ikili ileriki sayfalarda işlenecektir.

 

ANADOLU

Anadolu’nun tarih-öncesi ve erken tarihi hakkında özet bir bilgi ile başlayalım.

Akdeniz ve Karadeniz arasındaki bölgeye Yunanlılar Anatole adını vermişler. Anadolu adının orijini olan bu sözcük Yunanca’da Doğu demektir.

Bu topraklar M.S. 11. yüzyıldan başlayarak Türk yönetimi altına girdi ve giderek Türkiye olarak adlandırıldı.

Dersimliler ve Zazalar, halen Türkiye olarak bilinen bu coğrafyanın doğu parçasında  yaşıyorlar.

Küçük Asya olarak da tarif edilen Anadolu’nun bugün bilinebilen en eski adı ise Hatti Ülkesi’dir. Akadlar, Asurlar ve Hititler çağında Anadolu bu adla bilinmiştir.

Yaklaşık M.Ö. 2500’den, bazı kaynaklara göre de M.Ö. 1900 yılından itibaren Anadolu ile düzenli ilişkiler kuran Asuryalı tüccarlar burada çeşitli koloniler kurmuşlar. Antik Kaneş (modern Kültepe)’te bu ticari kolonilere ait kayıtlar keşfedildi.

Bunlar Kapadokya Tabletleri olarak adlandırılıyor.

Anadolu’da yazılı tarih Anadolu’nun en erken yazıtları olan Asur ticari kolonilerinin bu kayıtları ile başlıyor. Bu kayıtlar Hititler’e ilişkin bilgiler de içermektedir.

Bu anlamda Anadolu’da yazılı tarihin Hititler’le başladığı da söylenebilir.

Hititler-öncesi dönem Anadolu’nun tarih-öncesidir.

Arkeologlar, eldeki bulgulardan hareketle Hititler’e kadarki Anadolu tarihini Çatal Höyük (7000-5600), Hacılar (5700-5000), Can Hasan (5000-4500), Beyce Sultan, Alişar (3200-2000?), Kara Höyük (2800-1800), Alaca Höyük (3000-1200) ve Kültepe (Kaneş) olmak üzere aşamalara bölerler.

Bu zincirdeki yer adlarından herbiri farklı bir kültür (uygarlık) bölgesini ve farklı bir kültür aşamasını temsil ederler.

Zincirdeki ilk halka olan Çatal Höyük Yeni Taş Çağı’na ait bir yerleşme olup dünyanın bugüne kadar keşfedilen en eski sitelerinden biridir. Yedinici veya sekizinci milenyuma ait bu antik kasaba Anadolu’da Neolitik Devrim adı verilen göçebelikten tarıma ve yerleşik yaşama geçişin başlangıcına işaret eder. Hacılar da Taş Çağı’na ait bir yerleşmedir.

Kızılırmak yatağında bulunan Alişar ise tipik bir Erken Tunç (Bronz) Çağı yerleşmesidir. Bu kentte yaşam Hitit peryoduna kadar devam eder.

Alaca Höyük peryodunda ise Hititler’i artık Anadolu’da görüyoruz.

Taş Çağı’na ait Çatal Höyük’ten Hititler’e kadar uzanan kronolojik zincirde son halka Kayseri civarındaki Kültepe’dir.

Kapadokya Tabletleri’nin bulunduğu Kültepe ile birlikte Anadolu’da tarih (yazılı tarih) adı verilen peryoda giriyoruz

(Bk. J. Lehmann, The Hittites-People Of A Thousand Gods, 1977, s. 176-77; William Wright, The Empıre Of The Hittites, 1884, s. 53; Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, Net Turistik Yay., 3. Baskı, 1990).


Harita 2

M.Ö. 4. Milenyum sonlarına kadarki dönemin en erken yerleşmeleri

Kaynak: D. M. Lang, The Peoples Of The Hills, s. 15


Hattiler ve Hurriler

Kaynaklara göre Anadolu’nun en eski halkları Hattiler ve Hurriler’dir.

Bu halkların ikisi de uluslar tasnifinde Elamitik (Yafetik, Kassit) gruba dahil edilmekte ve Anadolu’nun yerlileri gibi görülmektedirler.

Anadolu’nun bugün bilinebilen en eski halklarının başında gelen Hattiler (2500-2000 M.Ö), buraya tarih-öncesi zamanlarda yerleşmişler ve bir tür kent-devletleri olan küçük prenslikler halinde varolmuşlar.

Anadolu toprakları çağlar boyunca onların adıyla Hatti Ülkesi olarak bilinmiştir.

Hattiler’i onların adını alan daha sonraki fetihçi Hititler’le karıştırmamak gerekir.

Hurriler ise, Yakındoğu’da ilk olarak M.Ö. III. Milenyumda görünürler.

O. R. Gurney’nin The Hittites (1954) adlı eserine göre, Hurriler’in anayurdu Hazar Denizi güneyindeki dağlık bölgeydi. Bazı kaynaklar bu anayurdu Güney Kafkasya ve Ermenistan dağları olarak, daha spesifik anlamda Van ve Urmiye gölleri arasındaki Urartuca konuşulan bölge olarak tanımlarlar (Bk. The Cambrıdge Ancient History, II, Part I).

Yaklaşık M.Ö. 2300’den itibaren buradan güneye ve batıya doğru muazzam bir yayılma gösteren Hurriler çeşitli devletler kurmuşlardır.

Hurriler’in Sargonik dönemde (2370-2230) Kuzey Mezopotamya’ya sızmış bulundukları saptanabiliyor. Bu aynı dönemde Mardin güneyindeki Urkiş’te yönetici sınıftırlar. Bu dağlık bölge tarihleri boyunca Hurri uygarlığının üssü olmuştur. Aşağı Mezopotamya’daki Mari’de de Eski Babil çağında  Amoritler’in yanısıra Hurriler’le karşılaşılır.

Anadolu Uygarlıkları (1990) adlı eserinde Prof. E. Akurgal’ın verdiği bilgilere göre, Urkis, Ugarit ve Hattuşa’nın yanısıra Hurri dilinde yazılmış önemli belgelerin saptandığı merkezlerden biri de Mari’dir. En sonunda Amoritler’in eline geçen bu kentin Hammurabi döneminde Hurriler’e ait olabileceği sanılmaktadır. Akurgal, Hammurabi’nin çağdaşı olan Mari kralı Zimrilim’in sarayının bir Hurri eseri olabileceğine işaret etmektedir.

Sümer kayıtlarında Mari, bir krallığın başkenti olarak anılır. 136 yıl yaşadığı söylenen Mari krallığı bütün güney Mezopotamya’ya egemen olmuştur. Sonunda Agadeli Sargon tarafından zaptedilen Mari’de Sümerce’den başka bir dil konuşulduğu, ama güçlü bir Sümer nüfuzunun bulunduğu kaydediliyor (The Cambrıdge Ancient History, II, Part I ve II, The Hurrians).

Orta Anadolu’daki Neşa’da Karum II yerleşmesinde bulunan tabletlerde 15 kadar Hurri şahıs adı saptayan Emin Bilgiç, bunların da tıpkı Asurlular gibi Anadolu’da tüccar olarak bulunduklarını belirtmektedir (akt. Akurgal, a.g.e).

Kısacası, Hurriler, Ermenistan’dan Güney Filistin’e, hatta Mısır’a dek ve İran sınırlarından Akdeniz kıyılarına kadar geniş bir alana yayılmışlardı.

Hurriler’in kurdukları devletlerin en güçlüleri ve en iyi bilinenleri Mitanni ve Urartu krallıklarıdır.

 

Mitanniler

Mitanni devleti (1500-1250 M.Ö), Urfa merkezli bir krallık olarak Hitit nüfuzunun zayıfladığı M.Ö. 15. yüzyıl başında Yukarı Mezopotamya ve Kuzey Suriye’de  doğdu. Kadeş kenti, Mitanni (Hurri) ve Mısır arasındaki sınır olarak görünüyor. Daha sonra Hititler tarafından ele geçirilen Karçemiş, bir Hurri (Mitanni) kalesiydi. Van Gölü çevresinin kontrolünü ellerinde tutan Mitanniler, kuzeyde çok sonraları Ermenistan adını alan topraklara da yayıldılar.

Mitanniler’in önemi gerçekte Tel-Amarna Mektupları keşfedilince fark edildi. Bunlar, Mitanni krallarının Mısır firavunlarına yazdıkları Hurrice mektuplardır. Mısır’da El Amarna (Tel Amarna) adı verilen yerde tespit edildikleri için El-Amarna mektupları olarak  bilinirler.

Karçemiş’in doğusunda yeralan ve bir Hurri konfederasyonu olan Mitanni ülkesi zaman zaman Subari, Mısır yazıtlarında da iki nehir ülkesi anlamına gelen Naharina olarak bilinmiştir. Asur kaynakları ile Mitanniler’in kendi yazıtları ise Mitanni ülkesine Khanigalbat (Hanigalbat) adıyla referans verirler.

Mitanni adının daha eski şeklinin Maitani veya Matieni (Matiene) olduğu sanılıyor. Heredot, modern Diala nehrinin Matieni dağlarından doğduğunu yazmaktadır. Mati (Matieni), Manna krallığının bulunduğu Urmiye yöresindeki (modern İran Azerbaycan’ı) halkla ilişkili bir ad. Matian (Mantiane), Urmiye Gölü bölgesidir.

Yunan coğrafyacıları Urmiye Gölü dolaylarının yanısıra Kızılırmak üzerindeki bir bölgeyi de bu aynı adla Matieniler’in Ülkesi olarak tanımlarlar. Maspero’da ifade edildiğine göre, bazı Mitanni aşiretlerinin sonraları bu iki bölgeye doğru göçtükleri ve onlardan boşalan toprakların en büyükleri Bit-Adini olan Arami krallıkları tarafından işgal edildiği sanılmaktadır. Ama bazı yazarlar onların Hazar’a doğru bu göçlerinden önce de orada bulunduklarını tahmin etmektedirler (Aktaran Gaston Maspero, The Struggle Of the Nations, 1896).

Adontz’un aktardığına göre Med kralı Astyages’in yönettiği halka Asur yazıtlarında Manda adıyla referans verilmektedir. O’na göre bu ad, Mada ve Mati (Manti) adlarının diyalekt farklarından ileri gelen bir şeklidir ve antik yazarlarda Mati adı hem ad hem de soy olarak Medler’le ilişkilendirilmektedir (Adontz, a.g.e., s. 323).

Mitanni krallığı birkaç asır boyunca Mısır, Hitit ve Babil (Kassitler) ile birlikte Yakın Doğu’nun dört büyük gücünden biri oldu. Bir asırlık bir dönem boyunca da bu bölgede Mısır’dan sonraki en büyük siyasal güçtü. Etnik olarak Hurri olan bu devletin yönetimi Kafkaslar’dan veya İran yaylasından geldikleri sanılan Hint-Ari aşiretlerin istilası sonucunda bu aşiretlerin Marianni adı verilen soylu sınıfının eline geçer ve onlarla Hatti-Hitit örneğindekine benzer bir karışım yaşanır. Ama iktidar bir Hint-Aryan aristokraside olsa da, nüfusunun çoğunluğu Hurri olan Mitanni devleti Hurri olarak tanımlanır (Bk. Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, 1990).

The Cambrıdge Ancient History (II, Part II)’de söylendiğine göre, Hurriler içinde kendilerine Khurri ülkesi kralları diyenler ile Mitanni kralları diyenler arasında bir rekabet vardı ve bu durum daha eski olan Khurri Ülkesi ile bir Mitanni Krallığı ayırdı içermekteydi. Aynı kaynağa göre, iki ülkenin sınırı Murat’ın güzergahına paralel düşen Mala nehri olabilir.

Sözü edilen rekabet belki de Hurriler’le onları zapt eden öğeler arasındaki mücadeleyi yansıtıyordu. Mitanni adı Hurriler’in ülkesindeki fetihçi öğeye ait olabilir.

Mitanni adı ile Urmiye Gölü bölgesi ve Medler’in adı arasında kurulan ilişkilerden hareketle Hurriler’i istila ettikleri söylenen Hin-Ari aşiretlerin Medler veya Medler’in de dahil olduğu aşiretler/halklar grubu olması büyük bir olasılıktır. El Amarna Mektupları olarak bilinen Mitanni mektuplarının ağırlıklı dilinin Hurrice olduğu, ama Hurriler’i istila etmiş olan yönetici kastın diline ait İrani öğeler de içerdiği söylenmektedir. O halde belki de adı geçen mektuplardaki Aryanca dil örneklerinden hareketle Medler’in dilini keşfetmek mümkündür. Böyle bir çalışma Hititler’in kimliği ve varsa eğer Medler’le ilişkileri konusuna da açıklık kazandırabilir. 

Mitanni imparatorluğu en geniş sınırlarına Saussattar (Saustatar, 1440-1410 M.Ö) zamanında ulaşır. Bu Mitanni kralı 15. Yüzyıl başında ilhak ettiği Asurya’yı da vasal bir prenslik olarak Mitanni sınırlarına dahil eder.

Maspero, Mısır kralı Thutmosis III’ün yazıtlarında yeralan bir listede Asurya krallığının yanısıra Singara (Singar) krallığı adında bir devletten sözedildiğine işaret eder. O’nun aktardığına göre, Niebuhr, başkenti Singar olan bu devletin Mitanni ile aynı veya en azından belirli bir peryodda onunla aynı olduğunu düşünmektedir.

14. yüzyılda güçlerinin zirvesinde bulunan Mitanniler, sonraları Hititler’e ve Asurlular’a bağımlı kılındılar. 13. yüzyıl sonlarında Mitanni ülkesi bir Asur eyaletine dönüşerek tarih sahnesinden çekildi.

Hurri tarihinin en iyi bilinen kesiti Mitanni-sonrası tarihidir.

Mitanniler sonrası dönemin en önemli Hurri devleti  ise merkezi Van Gölü çevresinde bulunan Urartu Krallığıdır (880/859-590 M.Ö).

 

Urartular

Bu uygarlık arkeologlar tarafından 19. Yüzyıl başlarında keşfedildi.

Kendileri de geride yazıtlar bırakan Urartular’ın erken politik tarihine ilişkin en geniş bilgileri sürekli savaş halinde oldukları komşuları Asur krallarının kayıtlarına borçluyuz.

Urartular’ın esas çekirdeği ne Sami ne de Aryan olan Hurriler’den bileşiyordu. Van Gölü çevresinde yaşayan Hurri asıllı bu yerli aşiretler arasında Asur saldırılarına karşı ortak direniş ihtiyacı  M.Ö. 9. Yüzyıldan itibaren bir aşiret konfederasyonun doğmasına götürdü.

Bu kuruluşa bazı kaynaklara göre Arame (Aramu) adlı biri öncülük etmiştir. O’nun adı bir Urartu tanrısı olan Ara (Arwa) ile ilişkilendirilmekte, Ermeni tarihçisi Moses Khorene’nin Yakışıklı Ara dediği ve Ermeni ulusunun atası olarak gösterdiği yarı-efsanevi kişilik olduğu sanılmaktadır. O’nun başkenti Arzashkun’du. Urartu krallığının bu ilk başkenti Nicolas Adontz’a göre 1071 Savaşı’nda adı geçen Manazkert (Manzikert, Malazgirt) ile aynıdır. Bazı kaynaklara göre de bu kent Urmiye Gölü civarındaydı.

Urartu devleti böyle doğdu.

Urartular diye bildiklerimiz yazıtlarında kendileri için Nairi halkı veya Biainili gibi adlar kullanmışlar. Onlara Urartular diyen Asurlar’dır. Akamenid kralı Cyrus zamanında ise Xenophon (430-354 M.Ö)’un Anabasis ve The Cyropaedia adlı eserlerinden biliyoruz ki Urartular’dan kendilerinin baş tanrısının adıyla Haldi/Hald (Chaldian) olarak sözedilir. Strabo, kendisinin coğrafya eserinde Pontus halklarından Chalyb (Chalib)’lerin adının Haldi adıyla aynıyetine işaret eder.

Chalib adındaki –ib bir sonektir. Kelimenin kökünün Chal (Chalu) olduğunu söyleyen Adontz da Strabo’nun görüşüne katılmakta, Chalybler’in Haldiler’le bir ve aynı olduklarını düşünmektedir.

Heredot, Urartular’dan Alarod (Alarot)’lar olarak sözeder. O’ndan beri klasik dönem yazarları da bu adı kullanmayı sürdürdüler.

Urartu toprakları en son Ermenistan adını aldı ve 20. yüzyılın başlarına kadar da bu adı taşıdı.

İlk Urartu kralı Arame, bir kuzey seferi sırasında tahtını yitirir ve yerine Lutipri adında birinin oğlu olan Sarduri I (844-828) geçer. Urartu krallığının başkentini Arzashkun’dan Van’a taşıyan odur.

Daha sonra Urartu tahtında İşpuini’nin oğlu Menua I (810-785)’i görüyoruz. Bu kralın döneminde Urartu Batı Asya’da en büyük devlet haline gelir. Menua’nın nüfuzu Alzi devletinin bulunduğu Murat ve Fırat’ın birleştiği kavşağa dek uzanır. Palu (Shebeteria)’yu zapteden Menua, ordaki bir stela üzerine bu fethi kaydeder ve Palu’da Urartu tanrısı Khaldi (Haldi)’ye adanan bir tapınak inşa ettirir. Ardından yeri henüz belirlenemeyen Khuzana ile Malatya karşısına düşen Fırat’ın doğu havzasındaki Supa bölgesini (sonraları Sophene/Sofene diye bilinen Harput bölgesi) fetheder. Hitit (Khate) topraklarından ilerleyerek İzolu’ya gelir ve ordaki Urartu kalesinde Melid (Malatya) kralı Sulekhauli’nin haracını kabul eder. Daha sonra kuzey-batıda Karasu kaynağındaki Diaue (khi) ülkesinin kralı Utupurşi’nin elinden Sasilu (Shashilu), Zua ve Utu kentlerini alır, onu altın ve gümüş cinsinden ödenecek haraca bağlar.

Sasilu ve Zua, Diauehi krallığının başkentleri idiler.

Menua I, inşa ettirdiği kanal ve sulama sistemiyle ünlüdür. Batıda Urartu hakimiyetini kuran odur. Ama Urartu’nun batı sınırının Erzincan ovasına veya ötelerine ulaşıp ulaşmadığı henüz bilinmiyor. Altıntepe tapınağı, Charles Burney ve D. M. Lang’ın ortaklaşa kaleme aldıkları The Peoples Of The Hills-Ancient Ararat And Caucasus (1971) adlı yapıta göre, Argişti II (714-685) zamanına kadar inşa edilmemiş olabilir. Çünkü o tarihten önce o civarda Urartu işgailine dair kanıtlara rastlanmıyor.

Aras vadisi Urartu devletine Menua’nın zamanında dahil edilmiştir. Bu vadide ilk Urartu kalesi ise onun oğlu Argişti I (786-764) zamanında inşa edilir. Ortaçağların Taik (Tao) olarak bilinen topraklarına tekabül eden Diauehi’ye en sonunda boyun eğdiren ve ülkeyi lokal hanedanlar yerine Urartu valilerinin yönetimine sokan Argişti olmuş. O’nun esas yayılma istikameti Sevan Gölü’ne doğrudur. Ordaki yazıtlar onun fetihlerini kaydediyor. Aras vadisini (Erivan çevresi) kendi kontrolüne sokan Argişti, 782 yılında bölgesel başkent olarak Erivan (Erebuni) kentini kurar. Ortaçağda Armavir adını alan Argiştihinili kentini de o kurmuş ve kendi adını vermiştir. Böylece Urartu’nun hududu kuzeyde Aras ve Diauehi ötelerine dek vardı.

Urartu krallığı azami sınırlarına Menua’nın oğlu Argişti I ile torunu Sardur II (760-730) zamanında, yani 785-730 yılları arasındaki dönemde ulaştı. Bu dönemde Urartu’nun Urmiye Gölü yöresindeki hakimiyeti de pekişir. Diğer bölgeler gibi burası da Urartu ve Asurya devletleri arasında egemenlik savaşlarına sahne olmaktaydı. Güneyde ise Urartu hududu Menua’nın oğlu Argişti zamanında Asurya’nın başkenti Nineveh’e dek sarkar. Argişti, başa gelişinin beşinci yılında Asurya kentlerini ilhak eder ve bir sonraki yıl Asur ordusunu yenilgiye uğrattığını söyler.

Asur hakimiyetinin gerilediği bir dönemdi bu.

Tam bu sıralaradadır ki, Asurlar ve Urartular gibi bölgenin iki büyük gücünün yanısıra Medler’in yükselişi başlar.

Van (Tuşpa)’daki yazıtlarda Argişti’nin seferlerinin kayıtları var. Bu kayıtlarda batıda Malatya yöresine (Malatya kralı Hiaruada ve Hatina adları anılır), ayrıca Urmiye Gölü bölgesine seferleri de anlatılır. Urmiye’ye dönük seferlerlerin kayıtlarında sık sık Mana (Mannai, Minni) ülkesinden sözedilir. Mana, Tevrat’ta Minni olarak geçen adın Urartuca formudur. Prof. Sayce, Tevrat’ın Minni Krallığı dediği devletin Van (Urartu) krallığı olduğunu, Minni’nin Van olduğunu düşünüyordu.

Argişti’nin oğlu Sardur (Sarduri) II, modern Kürdistan’ı geçerek Urmiye Gölü’nün güney kıyılarını ilhak eder. Batıda ise Malatya ve Kommagene (Kummukh) Urartu devletinin vasalları konumuna gelirler.

Ama Asurya’da Tiglat-Pileser III (745-27) tahta çıkınca Urartu genişlemesine misilleme olarak Urartu merkezlerine bir dizi sefer yapıp Urartular’ı  Kuzey Suriye’den geriletir, Kommagene ve Sofene (Harput yöresi)’yi Urartular’dan alarak Asur hakimiyetine sokar. Bu tarihten sonra Urartulular büyük toprak kaybına uğrarlar. Ellerinde yalnızca Van Gölü çevresiyle Ağrı/Ararat dağı ve ötesindeki kuzey kesimi kalır.

Asur kralı Sargon’la yaptığı savaşta yenilgiye uğrayan Sardur II’nin oğlu Rusa I (730-714) intihar eder. Toprakkale’yi inşa eden oydu. Sulama kanallarının güvenliği için kaleler ve karakollar yaptırmıştı. Muş ovasında (Varto civarında) Kayalıdere’de bulunan adsız kale de Rusa I zamanında yapılmıştır.

Rusa’nın oğlu Sarduri III zamanında (645-625), Urartu, artık Asurya’nın bir uydusuna dönüşür. O’nun yerine geçen Erimena’nın oğlu Rusa III (605-590), son Urartu kralı oldu. O’nun ölümünü takiben Urartu devleti çözüldü ve giderek çöktü.

Bu yıkılışta belirleyici rolü Medler, İskitler ve Kimmerler oynadılar.

Urartu toprakları bu tarihten sonra Med imparatorluğuna entegre edilir.

Daha sonra da Medler’i yıkan Akamenidler’in eline geçer ve o dönemden itibaren ilk kez Ermenistan adını alarak artık bu adla bilinir. Urartu krallığının istilasını takiben dağlara sığınmış olan hakiki Urartulular ise bu tarihten sonra daha çok Haldiler ve/veya Alarotlar gibi adlarla anılırlar.

 

Hititler ve Asurlar

Hatti-Hurri stokunun Anadolu’nun bilinebilen en eski halkları olduğuna işaret etmiştim.

Onları takiben Hititler’i ve Asurlular’ı görürüz Anadolu sahnesinde.

Asurlular’a az gerilerde değindim.

Hititler’e gelince...

Hint-Avrupalı Hititler’in yaklaşık M.Ö. 2000 yılı dolayında Kafkasya üzerinden geldikleri düşünülüyor. Anadolu’ya geldikten sonra istila ettikleri Hattiler’in adıyla Hitit olarak bilinmeye başlayan bu aşiretler, zamanla Hatti prensliklerinin (bazen Hurri oldukları söylenen Taisama ve Mama prenslikleri gibi) iç çatışmalarından da yararlanarak onların direnişini kırar ve yönetimi ele geçirirler.

Hititler (1680/1650-1200 M.Ö)’in politik tarihi Eski Krallık ve İmparatorluk olmak üzere iki döneme ayrılarak inceleniyor.

Hitit tarihinde yeni bir aşama olan imparatorluk peryodu, Tudhaliyas II (1460-40?) ile birlikte başlar. Bu dönemin en parlak siması büyük bir askeri lider olarak da kabul edilen Suppiluliumas (1380-1346) idi. O’nunla birlikte çizgide bir kırıklık görüldüğü ve onun ailesinde eski krallık döneminde rastlanmayan Hurri tipte adlar dikkat çektiği için, Hitit devletinde hanedan ailenin Suppiluliumas ile birlikte değiştiği, Hitit tarihinin imparatorluk denen döneminin Hurri orijinli yeni bir hanedan tarafından belirlendiği sanılmaktadır (Bk. O. R Gurney, The Hittites, 1954, s. 26). 

Hititler, Hitit-öncesi Anadolu halklarından, en başta topraklarına yerleştikleri Hattiler’den ve Hurriler’den çok şey almışlardır. Buna adları ve dinleri de dahildir.

Hitit imparatorluğu M.Ö. 1200 yılı civarında bir istila sonucunda çöktü.

Ama bu istilacıların kimliği çok kesin konamıyor.

Hitit devleti üstüne çöken bu istilacılar arasında adlarından en çok sözedilenler, Kaskalar, Luwiler, Mısır yazıtlarının Deniz Halkı olarak adlandırdığı Ege kıyıları ve adlarında oturan halklar (Egeliler) ve Frigler’dir.

Frigler’e Brigler, Muşkiler veya Taballar (Tibarlar?) olarak da referans verilir.

Hitit yıkılışı sonrasında  bölgede Frigler (Muşkiler) yükselir.

 

Geç-Hititler

Hititler sonrasında oluşan yeni dengede Frigler’in önünden kaçan Hitit prensleri ve halkı tarafından oluşturulduğuna inanılan çok sayıdaki küçük kent-devletleri de belirli bir rol oynar. Hitit imparatorluğunun dağılışını izleyen üç asırlık süreçte Güney ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Suriye kentlerinde giderek oluşan bu devletler M.Ö. 7. Yüzyıl sonlarında Asurlar tarafından ortadan kaldırılarak birer Asur eyaletine dönüştürüldüler ve daha çok Asur valilerinin oturduğu ana-kentlerinin adlarıyla bilindiler.

Karçemiş, Halep, Hama, Unqi (Hattin, Patin), Gurgum (Maraş), Kummukh, Melid (Melitene), Gürün, Tyana (Bor), Khilakku ve Adana (Que), vd gibi bu kent devletleri kaynaklarda doğru ya da yanlış Geç-Hitit (Yeni-Hitit, Sur-o-Hitit) olarak tanımlanmaktadırlar. Tabal krallığı da bazı kaynaklarda bu gruba dahil edilmektedir. Hitit konfederasyonuna dahil olup daha tam tespiti yapılamayan pek çok kent-devleti vardı.

Bu gruba dahil edilen prensliklerin halkının esas olarak ülkelerinden kaçan Hititler’den oluştuğu sanılmakta ve onların kültürü de genelde Hitit olarak tanımlanmaktadır.

Hititler’in mirasçıları gibi görülen bu devletler kaynaklara göre artık Nesite adı verilen Hitit dilini değil, onunla yakından ilişkilendirilen Luwi dilini kullanmışlardır.

Hitit imparatorluğu öyle görünüyor ki Maspero’nun işaret ettiği gibi Sapalulu ve haleflerinin biraraya getirdiği beyliklerin bir konfederasyonuydu ve onu yıkan istiladan sonra geri unsurlarına ayrılmış ve bir daha da dirilememişti.

Bu durumda Geç-Hitit denenlerin daha eski kent-krallıkları olup Hitit konfederasyonu dağılınca vasallıktan kurtularak yeniden bağımsızlaştıklarını söylemek sürecin gerçek akışına daha uygun düşebilir.

M.Ö. 1000 yılı dolayında Geç-Hititler (Son-Hititler) üzerinde dikkate değer bir etkide bulunan Aramiler de göründü bu bölgede.

Böylece, nüfusun etnik yapısı değişim geçirdi.

Geç-Hitit ve Arami karışımı iki nüfuslu bu topraklara komşu ülkeler artık ‘Khatti ve Aram’ diye referans vermeye başlamışlardır.

The Cambrıdge Ancient History’de J. D. Hawkins’in kaleme aldığı The Neo-Hittite States In Syria And Anatolia başlıklı bölümde ‘Khatti ve Aram’ tanımlaması yerine iki kültürün zamanla kaynaşmasını ifade eden onun paraleli Sur-o-Hitit (Syro-Hittite) tanımlaması tercih edilmektedir (Bk. a.g.e., III, part I).

Hitit imparatorluğu yıkıldıktan sonra oluşan bu küçük krallıkların kaynaklarda ayrı bir başlık altında yer verilmedikleri için en az bilinen, ama bu araştırmanın amacı bakımından önem taşıyan birkaçı üzeinde kısaca durmak istiyorum.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:12 tarihinde güncellendi