Dersim İnancı RAA HAQ![]() Sevgili Hüseyin Çakmak’ın Dersim inancı Raa Haq’a ilişkin yaptığı bu değerli çalışma daha önce Munzur Der... Devamını Oku.. |
Munzur Dağlarında Yüreğim Asıldı![]() Bizim doğduğumuz topraklarda ateşe su dökülmez! Günahtır: Suyun canı acır bu yüzden ateş toprağa gömülür. Biz ağaçları da kutsal biliriz, taşı toprağı... Devamını Oku.. |
Marsilya'da Dersimli Bir Ermeni... 1938-1986![]() Davut Kurun 1986 yılının sacak bir yaz akşamı Chambery L”hout taki evimin balkonunda cay içerken telefonum çaldı. Aynı mahalede otura... Devamını Oku.. |
Dersim 38’in canlı tanığı Hüseyin Kaya anlattı![]() Elif Orhan "Erzincan düzünde Pülümür’ün birçok köyünden getirilen sürgünlerin meydana getirdiği mahşeri kal... Devamını Oku.. |
Seyit Rıza: Bir İnsanın Portresi![]() Av-Hüseyin Aygün Dersimliler, 72 yıl sonra bugün, Seyit Rıza'nın idam sehpasında söylediği sözleri, -sanki tarih hiç değişmemiş gibi- a... Devamını Oku.. |
ALEVİ ÇALIŞTAYI RAPORU![]() AKP tarafından 2009 yılında başlatılan "Alevi Çalıştayı"nın ardından hazırlanan Ön Rapor geçitğimiz haftalarda hükümet tarafından yayımlandı. Ale... Devamını Oku.. |
| Dersim Tarihi Sayfa 4 |
|
|
|
| Yazar Webmaster |
| Pazartesi, 23 Haziran 2008 03:02 |
|
Medler Tarihleri Asurlar’ın Yukarı Asya’yı 520 yıl (1229-709 M.Ö) yönettiklerini söyleyen Heredot, çeşitli bağımlı ulusların onlara karşı giriştikleri özgürlük savaşlarına değinir. O’nun yazdığına göre Asur yönetimine karşı ilk başkaldıranlar Medler oldu. Böylece Asurlar’a bağımlı olmaktan ve Asur baskısından kurtulur, bağımsız bir Med devleti kurarlar. Bu devletin İran geleneğinde Piş-Dadiyan adı verilen hanedanlık olduğu sanılıyor. Ama Med-Asur çatışması Asurlar yıkılana dek sürer. Heredot, Med krallarından sadece dördünün adlarını aktarır bize. Bunların ilki Phraortes’in oğlu Deioces (709-656 M.Ö)’dir. O’nu sırasıyla Phraortes, Cyaxarxes ve Astyages izlerler. Med krallığının kurucusu Deioces’tir. Heredot’un ifadesiyle ‘Med Ulusunu’ birleştiren, 53 yıl despotça yönetmiş olan Deioces olmuştur. Muhtemelen Asurlar’a karşı Med isyanına önderlik eden de odur. Deioces’in başkenti Agbatana (Ecbatana) idi. Bu kent Akamenid yazıtlarında Hagmatana olarak geçen modern Hemedan’dır. 22 yıl yönettiği söylenen Phraort, Persler’den başlayarak çeşitli uluslara boyun eğdirir. Browne’nin aktardığına göre onun adı eski Persçe yazıtlarda Fravartiş diye geçer. Heredot, Medler ve Persler’den ‘iki güçlü ulus’ olarak sözeder. Sonuçta Asurlar’la savaşlarında Phraortes’in kendisi ve ordusunun büyük bölümü yok olur. O’nun yerine geçen Cyaxarxes (Huvakhşatara) ise, 40 yıl yönetir. Bu adı Keyaksar olarak okuyanlar var. Moses Khorene’de onun adı Kvaxares olarak geçer ki Kava adını anımsatır bu. Cyaxarxes’in tahta çıkış tarihi bazı kaynaklarda M.Ö. 625 yılı olarak tahmin edilir. Anadolu’nun Kızılırmak doğusuna düşen parçasını Med hakimiyeti altına sokar ve bu bölgede Lidya ile M.Ö. 585 yılında bir barışla sonuçlanan egemenlik savaşlarına girer. Bundan çok önce ise, Heredot’a göre, kendisine bağımlı tüm halklardan oluşan ordusuyla ve Babil’le ittifak halinde babası Phraortes’in intikamını almak amacıyla Asurya başkenti Ninus’u kuşatmış ve yıkmıştır (M.Ö. 607). Ama daha Ninus (Nineveh) kuşatması sürerken kendi ülkesi kuzeyden gelen İskitler tarafından istila edilir. Böylece İskitler’e yenilen Cyaxarxes’in yönetimi 28 yıl süren İskit hakimiyeti boyunca kesintiye uğrar (634-606 M.Ö). Cyaxarxes, sonunda istilacı İskitler’i Urmiye Gölü yanında yenip ülkesinden kovduğu gibi, Asur’u da devirir (626). Babasının yerine M.Ö. 585 yılında geçtiği sanılan son Med kralı Astyages, 35 yıl yönettikten sonra Cyrus’un önderliğindeki Akamenid (Pers) isyanı sonucunda devrilir (550). Med yönetimine karşı başını Cyrus’un çektiği bu isyana Medler’in bir kesimi de katılır. Böylece Med devleti son bulur ve Batı İranlı Medler Güney İranlı Akamenidler’in (Persler’in) yönetimi altına sokulurlar (Bk. Heredot, A. D. Godley çevirisi, cilt I, kitap I ve E. G. Browne, A Litrary History Of Persia, 1902). Heredot’un verdiği rakamlara göre dört Med kralı baba-oğul çizgisinde toplam 128 yıl yönettiler. Bu süre bazı kaynaklarca M.Ö. 687-559 yılları arasına yerleştirilir. Medler hakkında yaptığım bu özette hemen tamamen Heredot’un dediklerine dayandım. Med tarihinde Phraortes ve Cyaxares’in yükselişleri Urartu tarihiyle ilgili olarak dikkati çeker. Adları, Aşiretleri ve Hudutları Medler’in orijini henüz tartışmalı bir konu. Heredot, Akamenid kralı Xerxes ordusundaki Med birliklerinden sözederken, bu birliklerin kumandanı Tigranes’in bir Akamenid olduğunu yazar. Heredot’un yazdığına göre, Medler, bizzat kendi rivayetlerine bakılırsa daha eskiden ‘Arian’ adıyla bilinir ve başkaları tarafından da bu adla çağrılırlardı. Çevirmenin de işaret ettiği gibi, daha Strabo zamanından başlayarak Arian (Aryan) adı yalnızca Medler’i değil, daha geniş bir stoku ifade etmiş ve modern filoloji de sözcüğü bu geniş manada, yani bir stok adı olarak benimsemiştir. Etnolojik çıkarsamalarda daima ad benzerlikleri ve Grek efsanelerine dayanan Heredot, onların Med adını sonraları Colchi’li kadın Medea’dan aldıklarını öne sürer. Böylece O’na göre Medler, sonraları kendi asıl adlarını bırakmış, Atina’dan gelerek Arian’lar arasına yerleşen bu kadının adını benimsemişlerdir (Herodotus, VII. kitap, s. 375-76). Heredot, Xerxes ordusunda Persler, Bactria’lılar ve ayrıca saydığı Arian’ların da Med stili veya Med-Bactri karışımı bir donanıma sahip olduklarına işaret eder (VII. ktap, s. 375-80). Darius’un bölümlemesinde Medya (Batı İran), 10. Eyalet olarak organize edilmiştir (Heredotus, III. kitap, s. 119-123). Ermeniler’in Med adı yerine genelde Mar sözcüğünü kullandıkları, Medler’i Marlar diye bildikleri anlaşılıyor. Sözgelimi M.S. 5. veya 8. Yüzyılda yaşadığı sanılan ve sık sık ilk Ermeni tarihçisi olarak tanımlanan Moses Khorene, Medler’in adını Marats’ olarak yazar, Med ve Bactri sözcüklerini bir ve aynı halkın adları gibi kullanır. Son dönem yazarları arasında Bactri, Bahtiyari ve Bohtiler arasında özdeşlik kuranlara raslanır. Studies In Christian Caucasian History (Georgetown University Press, 1963) adlı çalışmasında Cyril Toumanoff ve Armenia In The Period Of Justinian (1970) adlı eserinde de Nicholas Adontz, Matieni, Manda, Med (Mada) ve Mar adları arasında bir bağlantı, hatta özdeşlik kurma eğilimi taşırlar. Ermenistan’ın Mard (Mardi), Mandakuni, Amatuni ve Murac’an gibi eski evleri ve prenslikleri onlara göre orijin olarak Medler veya Mannaean (Manna, Mani)’larla bağlantılı idiler. Toumanoff, orijini Urmiye Gölü bölgesi olan Amatuni prens evinin Med kralı Astyages’in soyundan geldiği ya da İbrani orijinli olduğuna ilişkin değişik görüşleri aktarır (a.g.y., s. 197-98). Adontz’a göre Astyages’in yönettiği halka Asur yazıtlarında Manda adıyla referans verilmektedir ki, bu ad Mada ve Mati (Manti) adlarının diyalekt farklarından ileri gelen bir diğer şeklidir. O’nun yazdığına göre antik yazarlarda Mati adı, hem ad hem de kan (soy) olarak Medler’le ilişkilendirilir. Mati (Mati), Urmiye yöresindeki halkla ilişkili bir ad. Matian (Mantiane), Urmiye Gölü bölgesidir (Adontz, a.g.e., s. 323). Bu yazarların dayandığı asıl kaynak Moses Khorenatsi’nin tarihinde söylenenlerdir. Med-Manna orijinli prenslikler de dahil, Khorene’nin dediklerini Ermenistan bölümünde ele alacağım. Heredot, altı Med aşiretinin adlarını verir. Bunlar, Busae (Bousai), Paretaceni, Struchates, Arizanti, Budii (Boudioi) ve Magi adlarını taşıyorlar. Med ve Magi adlarını Heredot’un yer yer eş anlamlı kullandığına da işaret etmeliyim. Med kral adlarının Aryanlaşmış Turani adlar olduklarını iddia eden M. Oppert’e göre, Heredot’un adını verdiği Med aşiretlerinden en az ikisi de Turani adlardır. Med krallığını bu aşiretlerin bir konfederasyonu gibi düşünenler vardır. R. N. Frye, The Heritage Of Persia (1962) adlı kitabında Med Konfederasyonu’nun başlangıçta esas olarak Med, Mannai ve İskitler’den bileştiğini, bir imparatoruğa dönüşünce halkların karışımının daha da hızlandığını yazar (Frye, a.g.e., s. 80). Ona göre Medler’in kendileri, Heredot’un Med aşiretleri olarak saydığı İrani ve İrani-olmayan aşiret adlarından da anlaşılacağı gibi, yerli ve İrani halkların bir karışımıydı. Aşiretler halinde örgütlenen Medler’in sık sık birbirleriyle savaş halinde olduklarına değinen Frye, onların Mannai, Urartu ve Asurya gibi yerleşik krallıklara karşıt olduklarını, atlarıyla ünlü Medler’in göçebe bir yaşam sürdüklerini belirtir (Frye, a.g.e., s. 76). Medler, Batı İranlı’ydı. Merkezleri ve başkentleri Hemedan’dı. Medya’nın gerçek sınırları tam olarak tanımlanamıyor. Kabaca kuzeyde Azerbaycan (Atropatene) dağlarından güneyde Susiana (Kuzistan)‘ya kadar, doğuda Zağros dağlarından Tahran-Isfahan hattına kadar uzandığı tahmin ediliyor. Mazandaran’ın tümünü veya bir bölümünü de içeriyordu gibi. Media (eski Persçe’de Mada) adı, asıl Medya’da olmasalar da, Mah şekli altında bazı yer adlarında (Mah-Kufa, Mah-Basra, Mah-Nahawand gibi) İslami dönemde bile yaşadı. Eskiden Mada, Media ve Mah olarak bilinen coğrafyaya oldukça dağlık olması nedeniyle Araplar’ın taktığı ad dağlar anlamına gelen Cabal (Cibal)’dır. Araplar, bu coğrafyaya, onu Arap Irakı olarak adlandırılan Aşağı Mezopotamya’dan ayırmak için Acem Irakı (Irak Acemi) da demişlerdir (Bk. L. Lockhart, Enc. Of Islam, Djibal maddesi). Persler’in aksine Medler kayıtlar bırakmamış. Ya da en azından bugüne dek onlara ait yazıtlara rastlanmış değil. Bu nedenle onlar hakkındaki bilgiler daha çok Asur ve Yunan kaynaklarına dayanıyor. Salmaneser I’in oğlu Tukulti-Ninib I’e ait olduğu söylenen ve L. W. King’in Studies In Eastern History (cilt I, London, 1904) adlı yapıtında yer verilen bir yazıtta, O’nun zaptettiği bölgeler arasında ‘Madani‘ adında bir yer adı da geçer. Asur kralı Tiglat-Pileser’in M.Ö. 1100 (?) yılı dolayına ait sanılan bir yazıtında Medler’in başkenti Amadana, Asurya’ya bağımlı görünür. William Wright’ın The Empıre Of The Hittites (London, 1884, s. 39-40) adlı kitabında yeralan ve yine Tiglat-Pileser I’e ait olan bir yazıtta, bu Asur kralının yönetiminin ilk beş yılında fethettiğini öne sürdüğü 42 ülkeye ‘Magi dinini’ dayattığını söylemesi üzerinde dikkatle durulması gereken enteresan bir nokta olarak duruyor. Medya’ya referanslar M.Ö. 9. ve 7. yüzyıllar arasında yöneten çeşitli Asur krallarının kayıtlarında da vardır. Medler, Salmaneser III ve onun yerine geçenlerin düşmanları arasında görülürler. Örneğin M.Ö. 715 yılına ait bir Asur yazıtında geçen Dayaukku adı, bilinebilen dört Med kralından ilki olan Deioces’e referanstır. O’nun esir edildiğinden sözedilir burda. Sargon’a ait bundan iki yıl kadar sonraki bir yazıtta ise O’nun ülkesi Bit Dayaukku‘ya boyun eğdirildiği kaydedilir. Dil ve Din ( Zend-Avesta, Zerdüşt ve Zerdüştlük) Medler’in dili ve dini konusu var bir de. Oppert, Akamenid krallarına ait yazıtların üç dilinden birinin Medler‘in dili olduğunu, hatta Medce’nin İrani değil, fakat Turani olduğunu öne sürmüştü. O’na göre Medya adı ise, Sümerce’de ülke anlamlı Mada’dan geliyordu. Ama Akamenid yazıtlarında Oppert’in Medce sandığı dilin gerçekte Elamca olduğu anlaşıldı. Medler’in eski Persçe ile akraba bir dil konuşan İranlı bir halk oldukları en çok kabul gören görüştür. Avesta dili uygun bir terim olmasa da Zend olarak adlandırılır. Avesta’nın alfabesi ise Pehlevice’dir. Avesta, iki tabakadır. M.Ö. 6. Yüzyıl dolayının dilini yansıtan daha eski bölümlerine Gatalar denilir. Daha büyük bölümü ise, geç dönemlerde yazılmıştır. Browne’nin aktardığına göre, Darmesteter, Zend olarak adlandırılan Avesta’nın dilinin Medler’in dili olduğunu, bu dildeki (Zend-Avesta) antik Zerdüşt yazınının Med dili ve literatürünü temsil ettiğini savundu. O’na göre bu dil Medya’ya aitti ve eski Persçe ile ilişkisi de ana ya da kız değil, bacı olarak tanımlanmalıydı. Kısacası Darmesteter’e göre Zerdüş doktrininin yurdu Medya, ifade aracı, yani dili de Medce idi. Jackson, Geiger ve Darmesteter’e göre Zerdüştlük Med orijinliydi. Ama diğer Alman araştırıcılar Darmesteter’den farklı olarak Avesta’nın dilinin Bactria’nın dili olduğunu savundular. Böylece bu dilin, bağlı olarak Zerdüşt dininin de İran’ın hangi parçasında doğduğu konusunda bir fikir birliği oluşmadı. Zerdüş dininin de, bu dinin aracı olduğu ve Medce ile aynı olduğu söylenen Zend-Avesta’nın da batıdaki Azerbaycan (Atropatene, Medya)’da mı, yoksa doğudaki Bactria’da mı doğduğu halen tartışılan bir konu. Her iki bölgenin de Zerdüştlük adı verilen inancın tarihinde merkezi rol oynadıklarına inanılıyor. Yine Browne’nin aktardığına göre, M. C. Huart, Medce’nin modern temsilcilerinin Yazd ve Kirman Zerdüştleri arasında konuşulan diyalektler olduğunu savunmuştur. M.S. 11. Yüzyılda yaşayan Baba Tahir’in kullandığı dil de Huart’a göre Medce’yi temsil ediyordu. Darmesteter ise, eski Avesta dilinin, dolayısıyla Medce’nin yaşayan baş temsilcisinin Afganistan dili Paşto (Pakhto) olduğunu ileri sürmüştür. Tüm bunlardan çıkan sonuç, Avesta’nın orijini, yaşı, yurdu ve dili gibi konuların Medler’in orijini yönünden büyük önem taşıdığıdır. Zerdüşt dini literatürünün dili Huzvareş (Huzvariş, Zawariş, Zawarişn, Zuwariş) diye de bilinir. Dastur Huşangj’ın görüşüne göre Huzvariş kelimesi, huzvan-asur, yani Asurya dili demektir. Farklı bir etimoloji öneren Derenbourgh’a göre de Huzvariş, Ha Sursi (Bu Süryanice’dir) anlamına geliyor. Browne, bu sözcüğün zorlayan veya değiştiren (çarpıtan) anlamlı bir kelimeyle ilgili olabileceğine işaret etmektedir. Kimisi, Huzvariş denen dili bugünkü Persçe’nin arkaik (çok eski) bir biçimi sayarken, kimi de orta Persçe olarak tanımlar. Bu dil genellikle Pehlevice (Pahlawi) olarak adlandırılır. Bazıları Pehlevi terimini bu dilin kendisinden çok alfabesi için kullanırken, bazısı da hem dili hem alfabesini böyle adlandırır. Pehlevice kavramı bazen geniş manada eski Persçe (Akamenid yazıtlarının dili, Akamenidler döneminin dili) karşılığında kullanılırken, sık sık dar anlamda Orta Persçe (M.S. 226-652 arası dönemin, yani Sasaniler döneminin Persçesi) için de kullanılır. İran Zerdüştleri M.S. 9. Yüzyıla kadar ve bu yüzyılda da Pehlevice’yi kullanmışlardır. Firdevsi’nin Şahnamesi’nin efsanevi kral ve kahramanları da mektuplarını Pehlevice yazarlar. Browne, Huzvariş sisteminin kullanılmasıyla Pehlevi dilinin ana özelliğinin İrani ve Semitik unsurların bir karışımı olarak belirdiğini söyler. Pehlevice, daha doğru görünen bir şekilde Partça olarak da tanımlanır ve bu sözcüğün Parhav, Palhav, Pahlav ve Fahlav şekillerine de giren Parthia kavramıyla ilişkili olduğu söylenir. Browne’ye göre, Pehlevice’nin Partça demek olduğu Ishausen tarafından kanıtlanmış bulunuyor. İzadi ise, Kürtler adlı kitabında Pehlevice’nin Dımıli (Gorani, Zazaca) dili olduğunu yazmaktadır. Max Müller, Zerdüştlüğü, bir zamanlar tek bir toplum oluşturan Hint-İran toplumunda çok-tanrılı eski dine karşı ortaya çıkmış bir protesto olarak görür. Bu protestonun başını Zerdüşt adlı bir peygamber çeker ve en inançlı taraftarlarıyla birlikte İran’a sığınmak zorunda kalır ki, zamanla Baktriya’da kendi inancını egemen din haline getirir. Browne’nin yazdığına göre Almanya’da uzun süre M. Müller’in bu teorisi hakimdi. Zerdüşt denen kişinin Darius’un babası Hystaspes olduğu ve Zerdüşt ile Akamenidler’in kurucusu Büyük Cyrus’un çağdaş oldukları şeklinde Geldner’e ait bir görüşün varlığını da not etmeliyim. Artsruni Evi’nin tarihini yazan 9.-10. yüzyıl Ermeni tarihçisi Thomas Artsruni, İngilizceye History Of The House Of Artsrunik başlığıyla Robert W. Thomson tarafından çevrilen (Detroit, 1985) eserinde, Ashdahak (M. Khorene’de Azhdahak)’tan bir Med kralı, Zerdüşt (Zradaşt)’ten ise bir Magi ve ‘Bactria ve Media kralı’ diye sözeder. Semiramis’in kocası Ninos’un Zerdüşt’e boyun eğdirdiğini (Eusebius’un kroniğinde ise kaynaklara göre Zerdüşt’ün yalnızca Semiramis tarafından yenilgiye uğratıldığı söylenir), onu Heftalitler’in sınırına kadar kovaladığını, Huzistan, İran ve Belh gibi ülkeleri 52 yıl boyunca Ninos’un yönettiğini söyleyen geleneği aktarır. Ardından aynı gelenekte Zerdüşt isyanını bastıran Semiramis’in onu kendisine bağımlı kıldıktan sonra, Babil, Huzistan ve tüm Doğu İran’a yönetici olarak atadığının söylendiğini, ama Semiramis öldüğünde Zerdüşt adlı bu kralın yeniden isyan ederek Asurlar’a bağımlılığı red ettiğini, Medler’i ve Persler’i hem politik hem de doktrin olarak Babil’den koparmak amacıyla ‘Şeytani bir doktrin’ olan yeni bir din yarattığını, İslami çağlarda bile ateşe tapanların çocuklarının bu öğretiye bağlı olduklarını yazar (a.g.y., s. 86-90). Bu gelenek Zerdüşt’ü Asur’un başlangıcı kadar gerilere yerleştiriyor. En çok kabul gören görüşlere göre, Zerdüşt’ün ortaya çıktığı tarih M.Ö. 7. Yüzyıl ortalarıdır. Medler’in hakimiyeti dönemidir bu. Yani Akamenidler’in yükselişinden öncedir. O’nun Magiler adlı Med aşiretine mensup olduğu ve M.Ö. 660-583 yılları arasında yaşadığı tahmin ediliyor. Büyük ihtimalle bir rahipti. Batı İranlı (Mada, Media) olmakla birlikte ilk dikkate değer başarısını kral Viştaspa (Guştasp)’yı kendi görüşlerine kazanarak Bactria (Belh)’da gösterdiğine inanılıyor. Böylece Avesta’nın dili Bactria’ya ait olsa bile, Zerdüşt doktrinlerinin Baktria’ya Medler’in ateş-papazlarınca sokulduğu öne sürülür. Konuyu araştıran çeşitli yazarların görüşleri konusunda bilgiler veren Browne’ye göre, Baktriya (Belh), Zerdüştler’in Medine’si olabilir. Yani kendi ülkesinde başarılı olamayan peygamber Zerdüşt, çok sonraları İslam dini ve Muhammed örneğinde görüldüğü gibi, başka bir yerde, bu örnekte Baktria’da kendisine bir sığınak bulmuş olabilir. Browne, Avesta’nın Gathalar diye bilinen eski parçasının Zerdüşt’ün Belh (Baktria)’teki ilk propagandasının özünü yansıttığını yazmaktadır. Belh’ten hızla tüm İran’a yayılan Zerdüşt dini, Fars Eyaleti’nde egemenlik kurar. Fars’a hangi tarihte girdiği ve bu bölgenin yöneticileri ve halkı tarafından ne zaman benimsendiği net değilse de, son Akamenidler’in yönetimi zamanında Fars’ta artık Zerdüşt öğretisi hakimdir. İran’ın İslam-öncesindeki ana dini olan Zerdüştlük (Zoroastrizm, Mazdaizm), bazı bölgelerde tecrit halde halen yaşıyor. Hindistan’da onun İrani orijinine işaret eden Parsizm adı altında biliniyor. Zerdüştlüğü bir tür Pan-İranizm olarak değerlendiren, hatta tekçi tanrı anlayışına sahip bir din gibi yorumlayan kaynaklar var. Böyle olunca ilk tek-tanrılı din olarak kabul edilen Yahudiliğin evrimini ve Hristiyanlığın doğuşunu etkilemiş olabileceği düşünülüyor. Zerdüşt dininin ekseninde Ahura Mazda (Ohrmazd, Hürmüz) adı var. Kutsal kitabı ise, genelde Zend-Avesta diye adlandırılır. Zındık sözcüğü Mezdek’in kitabı Zend’e mensup olmak demektir. Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15.-17. Yüzyıllar) adlı kitabında Ahmet Yaşar Ocak’ın da işaret ettiği gibi Zındıklık ve Mülhidlik bugünün Türkçesi ile sapkınlık ve dinsizlik demektir. 15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar üç-yüz yıllık Osmanlı düzenine ve bu düzenin arkasındaki resmi ideolojiye karşı ortaya çıkan kişisel ve kitlesel çıkışlara Zındıklık ve Mülhidlik denmiştir (Bk. A. Y. Ocak, a.g.e., 1998). Bu dinde yaratıcı rol yüklenen Ahura Mazda’dır. Yeri göğü yaratan odur. İran’da Yunan mitolojisindeki Zeus’a, Babil’in Bal (Bel)’ına tekabül eden tanrıdır. Firdevsi’nin Şahname’sinde Ahura Mazda (Hürmüz, Urmuzd, Ormus, Ermenice’de Aramazd) için İzad ve Yazdan gibi adlar da kullanılır. Çevresinde O’nun yarattığı söylenen altı veya yedi kadar melek vardır. Bunlar iyi nitelikleri temsil ederler. Ahura Mazda’nın Ahriman (Ahra Mainyu) adında bir ikize ve rakibe sahip oluşu, bu dinin tekçi görünen anlayışı ile bağdaşmayan bir düalizm olarak görülür. Ahura Mazda (Yezdan) iyiliğin, Ahriman ise kötülüğün failidir. Ahura Mazda ve Ahriman, Zarvan (Zurvan)’ın çocuklarıdır. Zurvan’ı iki düşman kardeşin üzerine bir prensip olarak yerleştirdiği için bu inanca Zurvanizm diyen kaynaklar da var. Bu dinde Ahriman (Yezidiler’deki Melek Tavus olabilir), kötü nitelikleri, şeytani prensibi, başka deyişle Şeytan’ı temsil ediyor. Onu izleyenler de böyle tanımlanır. Böylece dünya birbiriyle savaşan iki düşman kamp olarak tasavvur edilir. Ahura Mazda (Yezdan) ve Ahriman (Ehrimen) bloklarıdır bunlar. Ahura Mazda tarafı yerleşik-tarımcı nüfusun ve düzenin, Ahriman’ın yandaşlarıysa göçebelerin, hırsız ve yalancıların temsilcisi gibi tanıtılır ve ikisi arasındaki bu kavganın adaleti temsil eden Ahura Mazda’nın zaferiyle sonuçlanacağına inanılır. Anadolu’da Zerdüşt Kolonileri William Mitchell Ramsey, The Intermixture Of Races In Asia Minor: Some Of Its Causes And Effects (25 Ekim 1916, Proceedings of Brıtısh Academy 1915-16) adlı yazısında şöyle der: ‘‘Lidya’ya ve büyük ihtimalle Kapadokya ve Pontus’a da M.Ö. 6. ve 5. Yüzyıllarda çok önemli sayıda bir İranlı nüfus yerleştirildi. Bu İranlı nüfus, kendisiyle birlikte tanrıça Anahita (Yunanca’da ona Anaitis denir)’ya tapımı da getirdi. Onlar Anahita’yı yerli tanrıça Artemis’le özdeşleştirdiler (ve böylece her iki tanrıçaya ortak tapımı... da). Bu İranlı garnizon-nüfus yüzyıllar içinde Lidya sakinleri içinde giderek eridi. Fakat Artemis-Anaitis tanrıçalarına tapım bu ikilinin birleşik adı aracılığıyla birbirine karışmış nüfusun iki bölümünü işaretlemeye devam etti. Bu ikili nüfus yapısının izleri yazıtlarda sadece dinsel inançları aracılığıyla izlenebiliyor’’ (Ramsey, a.g.y., s. 364). Bu demektir ki, Med ve Akamenid çağlarından beri Anadolu’ya bir İranlı nüfus akışı var. Survivals Among The Cappadokian Kızılbaş (Bektash) (1900, JAI of GB & I içinde, xxx. Cilt, s. 305-20) adlı yazısında J. W. Crowfoot, heretik akımlar üzerine büyük bir çalışma yapan Kıbrıslı papaz Epiphanios’un Magousaioi’lerle (Mecusiler, Magiler) ilgili sorularına yanıt olarak Kapadokya’lı ünlü rahip Basil’in verdiği şu yanıtı aktarmaktadır: ‘‘Burada Mecusiler (Magiler)...dikkate değer sayıdalar. Onlar bu topraklara uzun zaman önce Babil’den getirilip yerleştirilmişler ve tüm ülkeye dağılmış haldeler. Adetleri kendilerine özgüdür. Diğer insanlarla karışmazlar. Kendileriyle sohbet oldukça imkansız. Çünkü Şeytan’a tapıyorlar. Kitapları yok. Doktrinlerinde kural da yok. Anlamsız kurumları var. Dinleri babadan oğula aktarılarak gelmiş. Herkesin gözleyebildiği karekteristiklerine ek olarak, hayvanların öldürülmesine karşı çıkarlar, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için hayvanları başkalarına kestirirler. Kuralsız evlilikler yaparlar. Ateşi kutsal bilirler....Bugüne kadar hiç kimseden Magi’nin (Magiler’in) İbrahim’in soyundan geldiğine ilişkin herhangi bir rivayet duymadım. Magiler, kendi ırklarının kurucusu olarak Zarnuas adlı birinden söz ederler’’. Crowfoot, aynı konuda Eusebios’un şu sözlerini de aktarır: ‘‘İranlılar arasında kızları, bacıları ve anneleriyle evlenmek adetti. Bu tür aykırı evlilikleri yalnız kendi öz ülkelerinde yapmakla kalmazlar. Çünkü İran’ı terkeden ve Magiler (Mecusiler) diye adlandırılanlar da aynı pratiği sürdürür, aynı kuralları ve adetleri sonraki kuşaklara aktarırlar. Bugün onlar Media, Mısır, Frigya ve Galatya’da çok sayıda mevcutturlar’’. Hristiyanlık çağında yaşamış Kapadokyalı (Kayseri’li) önde gelen papazlardan Basil (M.S. 330-379) ve Eusebios’tan yaptığı bu alıntıları takiben, Crowfoot, konuyu zamanımıza getirip güncelliğine işaret eder. O’na göre geçmişin Magileri ile günümüzün Kızılbaşları ve Yezidiler’i arasında kesiksiz bir devamlılık vardır. Tek fark, cezalandırılacakları korkusuyla inançlarını (ateşe tapma vd) açıkça sürdüremeyip gizliliğe başvurmalarından ileri gelen belirsizliktir. Crowfoot, Basil’in Magiler hakkındaki ifadeleri (Şeytan’a tapıyorlar, dini kitapları yok, vd gibi) ile Türkler’in Kızılbaşlar ve Yezidiler hakkındaki tarifleri (Kitapsız halk, Şeytana tapanlar, vd) arasındaki çarpıcı paralelliğe işaret ediyor; Tahtacılar, Dürzüler ve Ansariyeler hakkında da benzer suçlamaların varlığından bahsediyor. Basil’de geçen Zarnuas’ın Zarathustra (Zerdüşt) adının bozulmuş pek çok şeklinden biri olduğunu tahmin ediyor. Magousaioi adı için ise, her sekt için bir coğrafi orijin aranacaksa, Pliny ve Strabo’da Arabistan’da Magousa adlı bir kentin adının geçtiğini ve bu adın modern Arapça’da ‘Ateşe Tapanlar’a karşılık kullanıldığını yazıyor. Crowfoot, Neolitik zamanlarda bile Kapadokya’nın Batı’dan çok Doğu ile ilintili göründüğüne işaret etmektedir. O’na göre daha Büyük İskender zamanından önce Kapadokya sakinleri Doğu nüfuzu altına girmiş, kendilerine özgü bir din geliştirmişlerdir. Bu dinsel doktrin ile Kızılbaşlar’ın şimdiki pratikleri arasında Crowfoot’a göre bir ayniyet ve süreklilik vardır. Crowfoot’un bu değerlendirmesi oldukça anlamlıdır. İskitler ve Kimmerler Akamenidler’e geçmeden evvel İskitler’e ve Kimmerler’e kısa da olsa değinmek gerek. İnsanlık Tarihi adlı eserinde S. Tanilli’nin de işaret ettiği gibi Çin uygarlığı ile Mezopotamya köprüsünü kuranlar İskit stoktan halklardı. Heredot, Darius’un iskitler üzerine seferini anlatırken asıl konudan ayrılıp İskitler’e genişçe değinir ve onların kökenine ilişkin üç rivayet aktarır (IV. kitap, s. 203-221). Bunlardan biri Pontus’ta yaşayan Grekler’in anlattığıdır. Buna göre İskitler, yolu İskitya’ya düşen Heracles (Herkül)’in bir mağarada karşılaştığı o diyarın kraliçesi yarı-kız, yarı-yılan (üstü kadın, altı yılan) çift formlu bir yaratıkla yatmasından türemişlerdir. Bu birleşmenin sonucunda üç çocuk dünyaya gelir: Yaş sırasıyla Agathyrsus, Gelonus ve Scythes (İskit). Oradan ayrılan Heracles, geride kendisine ait altın yayı bırakır ve büyüdüklerinde çocuklarından hangisi bu altın yayı bükerse onu o topraklara yerleştirmesini, diğerlerini uzaklara göndermesini tenbih eder. Heracles’in yayını bükemeyen ilk ikisini anneleri ülkeden sürer, yayı büken en küçük oğul İskit ise orada yerleşir ki, İskitler’in tüm kralları ondan gelmedirler. Bu rivayette adı geçen Gelonus, kitabının bir diğer yerinde Heredot’un kendilerinden sözettiği Geloniler’le ilişkili olmalıdır. Heredot onları Greek orijinli sayarsa da, yarı-Greek, yarı-İskitçe bir dil konuştuklarını da kaydeder. Diğer rivayet ise İskitler’in kendilerine ait olan ama Heredot’un inanmadığını söylediği şu rivayettir: Ülkeleri henüz çöl iken orada Zeus ile Borysthenes Nehri (Dnieper Nehri)’nin kızından olma Targitaus adında bir adam belirir. Beraberinde yaş sırasıyla Lipoxais, Arpoxais ve Colaxais adında üç oğlu da vardır. İskitler’in ilk kralı Targitaus’tur. Onun üç oğlunun yönetimi zamanında İskitya’ya gökten hepsi de altından yapılma bir karasaban, bir boyunduruk, bir kılıç ve bir de şişe düşer. Bu aletleri almak için ilk iki kardeş sırayla girişimde bulunurlar, ama onlar yaklaşıca altın yanmaya başlar, kaçmak zorunda kalırlar. En küçükleri yaklaşınca bir problem çıkmaz ve o bu aletleri alıp evine götürür. Bu olaya tanık olan iki büyük kardeş ülkede tüm yönetimi en küçüklerine verirler. İskit kralları kutsal bildikleri bu altını çok iyi korumuş ve her yıl ona kurbanlar sunmuşlardır. Rivayete göre İskit aşiretlerinin ataları bu üç kardeştir. Auchatae aşiretinin ceddi Lipoxois’tir. Arpoxais ise, Katiari ve Traspians adlı aşiretlerin ceddidir. Ülkenin kralı olan Colaxais adındaki en küçük kardeş ise Paralatae adıyla çağrılan İskit aşiretlerinin ceddidir. Bütün bu İskit aşiretlerinin hepsi Skoloti genel adıyla bilinirler. Yani kendi krallarının adını almışlardır. Onlara Scyth (İskit) diyen veya bu adı verenler Yunanlılar’dır. İskitler’in kendi orijinlerine ilişkin rivayeti budur. Bence Heredot’un dikkatinden kaçan bu iki rivayetteki ortak yan, altın yay ve altından aletlerde tanık olduğumuz altındır ki, İskitler’in altını kutsal addettikleri de zaten belirtiliyor. Bu noktada adını Minorsky’nin de andığı Zarza (Zarzariya) adlı aşiret üstünde durmak anlamlı olabilir. Bu aşiretin adının ‘Altının Çocukları’ anlamına geldiği söylenir. İskitler’in orijinine ilişkin olan ve Heredot’un daha doğru ve inandırıcı bulduğu son rivayet ise şöyledir: Asya’da (Hazar Denizi doğusunda?) oturan ve Massagetlerle yaptıkları savaşta zor duruma düşen göçebe İskitler, onların önünden kaçarken Kimmerler’in ülkesini (Azak Denizi çevresi) istila eder ve onları yerlerinden edip bu ülkeyi yurt edinirler (M.Ö. 713?). Yani İskitya denen ülke daha eskiden Kimmerler’in yurduydu. İskitler’in bu İstilası ve ilerlemesi sırasında yurtlarını terk etmek zorunda kalan Kimmerler Asya’ya girdiler ve şimdi Sinop’un bulunduğu yerde bir koloni kurdular. Bu sırada Kimmerler’in Aras boylarına vardıkları ve Urartu ile savaşıp onları yendikleri sanılıyor. M.Ö. 713 yılındaki bu Kimmer göçünden sonra yine İskit saldırıları nedeniyle 680-46 yılları arasında yöneten II. Rusa zamanında Urartu’ya ikinci bir Kimmer göçü gelir ve bu yeni gelenlerin Medler’e karşı kurulan İskit-Asur ittifakına karşı Urartulular’la bir ittifak oluşturdukları tahmin edilmektedir. Heredot’a göre Medya’yı istila eden İskitler, bu sırada Kimmerler’i kovalayanlardı. Kimmerler, Heredot’a göre, kaçarken kıyı boyunu izlemişlerdi. Oysa onların arkasından gelen İskitler, Kafkas dağlarını sağlarına alarak ilerlediler, böylece yollarını şaşırıp Medya’ya girmiş oldular. Bu İskit ordusunu İskit kralı Protothyes (Bartatua, Parati)’in oğlu ve yine İskit kralı olan Madyes (Madyas) kumanda ediyordu. Bu sırada Med kralı Cyaxares Nineveh’i kuşatmakla meşguldü. Bu istilanın sonrasında asıl Medya da dahil, daha önce Medler’in hakimiyetinde bulunan tüm toprakları 28 yıl boyunca (634-606) Medler’i yenilgiye uğratan İskitler’in yönettiğine az evvel Medler bölümünde değinmiştim. Bu istila sırasında Filistin’e dek güneye sarkan İskitler‘i, Heredot’un anlattığına göre, orada Mısır kralı karşılar, onun yalvarması ve hediyeler vermesi üzerine İskitler daha ileriye gitmekten vazgeçip geri dönerler. Kirzioğlu başka bir kaynaktan Mısır sınırlarından dönen bu İskitler’in Madyes liderliğindeki grup olduğunu aktarmaktadır. Sonunda Med kralı Cyaxares (Keyaksar), ilkin bir şölende eğlendirip sarhoş ettikten sonra topluca öldürdüğü İskitler’in büyük bölümünü de katliamdan geçirir ve Kuzey Medya (Azerbaycan)’yı onlardan geri alıp kendi imparatorluğunu restore eder. Kirzioğlu’na göre İranlılar tarafından her yıl 7 Temmuz’da kutlanan Tiregan (Strabo zamanında Sakaya adıyla bilinen) adlı ulusal bayram Saka hakimiyetinden kurtuluşu simgeleyen yukarıdaki katliamın yıldönümüdür. Kirzioğlu’nun görüşlerine göre Kurmanc Kürtleri’nin ataları, M.Ö. 7. Yüzyılda bahsi geçen saldırı ve katliam sırasında Medler’den kaçarak Musul ve Van arasındaki dağlık bölgeye yerleşen Paktuklar ve Karduklar adlarındaki iki Saka boyudurlar. O’na göre Yukarı Zap ve Bohtan Suyu boylarına yerleşen bu iki aşiretten Paktuklar‘ın adı sonraları Bohtiler (Botiler) şekline girer. Partlar çağının Ermenice kaynaklarında Van Gölü ile Hakkari arasındaki bölgenin adı olan Mog veya Moxoene (Mogk: Moglar) sözcüğü de Kirzioğlu’na göre Boht adının bir şeklidir. Karduklar ise sonraları Kürt adıyla tanınırlar. Kirzioğlu Ermenice kaynaklardaki Mogk-Gortuk bağlantısının da bu tezini desteklediği inancındadır (Kirzioğlu, Kars Tarihi, s. 80). M.Ö. 665 yılında Kafkaslar’dan inerek Kür-Aras boylarına yerleşen Saka boylarından birinin hükümdarı Asur yazıtlarında Gog olarak adlandırılmaktadır. Kirzioğlu’nun aktardığına göre Asurya’ya saldırıp Asurbanibal tarafından esir edilen Sarati ve Parati (Heredot’ta Prothyes) adlı kardeşler, Gog adlı bu Saka kralının oğullarıdır. Heredot’ta Madyes olarak geçen Maduva ise Gog’un torunu olup Parati’nin de oğludur (Bk. Kirzioğlu, Kars Tarihi, s. 77). Bu yorumlara göre Gog ve Magog iki Saka (İskit) aşiretidirler. Bazı kaynaklara göre Sargon döneminin sonlarından itibaren Asurya tarafından zaten daha önce gücü kırılmış olan Urartu topraklarına Kimmerler egemen olmuşlardı. Kimmerler’in Urartulular ile bir anlaşmaya vardıkları sanılıyor. Çünkü onlar sonunda Asurya’ya karşı savaşma kararı alır ve Asur ordusunu yenilgiye uğratırlar. Hatta Sargon’un ölümünü bu yenilgiyle ilişkilendirenler var. Tevrat (Isaiah bölümünde), bu olayı kaydediyor. Urartu ve Man ülkesindeki istilacı Kimmerler’e Sapardalar diye referans verildiği de söylenir. Urmiye Gölü üzerindeki Man ülkesinde M.Ö. 680-673 yılları arasında istilacı İskitler vardı bir de. Kars Tarihi adlı kitabında Fahrettin Kirzioğlu’nun aktardığına göre, Medler ve Asurlular için tehdit oluşturan bu Sakalar’la Manna kralı Akhşeri arasında Asurlular’a karşı bir ittifak oluşur. Bundan korkan Asarhaddon onlarla karşılıklı evlilikler yapar. Saka (İş-kuzai) hükümdarı Bartatua/Protothuas, Asarhaddon’un kızına talip olur. Heredot’un İskit dediği ve Kimmerler’i kovaladığını söylediği istilacılara Asur-Babil kaynaklarında Ashkuzalar (Tevrat’ta Aşkenaz) adıyla referans verilmektedir. Bir yoruma göre daha önce Asurya ile dostça ilişkiler kurmuş olan Man ülkesindeki Ashkuzalar (Asguzai, Ashkuz) Asurya’yı destekleyerek Kimmerler’e karşı savaştılar. Ashkuza kralı Bartatua’nın Assarhadon’un kızıyla evlenmiş olabileceği söylenmektedir. Nineveh’i kuşatma altında tutan Med kralı Cyraxares’in üstüne yürüyen Madyas (Heredot ondan İskit kralı diye sözeder), Bartatua’nın oğluydu. Asurlarla ittifak kuran Ashkuzalar (Heredot’un İskit dedikleri), Kimmerler’i batıya doğru sürdüler. Assarhaddon, Kimmerler’i kendisinin yenilgiye uğrattığını iddia eder. Ama bu, sanıldığı kadar büyük bir başarı değildi gibi. Çünkü zaten Kimmerler’in başlangıçtaki hedefi Asurya’dan çok Anadolu idi. Ve onlar batıya yönelip Frigya ve Lidya’yı istila ettiler. Onlarla birlikte Van Gölü bölgesinde anılan Sapardalar (Tevrat’ta Sepharad) da onlarla beraber veya onları takiben Frigya ve Lidya’ya girdiler gibi. Frigya ve çevresinde Saparda adını taşıyan bölgenin adının onlardan kalma olduğunu düşünenler var. Kendisini uzak bölgelerde tüketen Kimmer fırtınasının kalıntıları Lidyalılar tarafından dağıtıldı. Kimmerler’in Urartu’dan ayrılması üzerine Ermenistan’a Asurya ile anlaşan Ashkuzalar egemen olmuş görünürler. İskitler’in zaptettiği Urmiye Gölü’nden Kızılırmak’a kadar uzanan bu topraklar daha sonra onları kovan Cyaxares’in eline geçer. Böylece, The World’s History (Cilt III)’e göre, Ashkuzalar (İskitler)’ın bu imparatorluğu onu izleyen Med egemenliğinin önceli olur ve İskit istilası sonuçta Yukarı Asya’da Med üstünlüğü için yolu açma işlevi görür. Med Konfederasyonunun başlangıcı konusunda dikkate değer bir yaklaşımdır bu. Aynı kaynağa göre, Heredot’un ilk Med krallarının (Deioces ve halefi Phraortes) yönetim dönemleri hakkında söyledikleri tarihsel değildir. Heredot, Media’nın ilk birliğini Deioces adıyla ilişkilendirir. Bu kaynağa göre ise Medya kraliyet evinin kendi orijinal atalarını Deioces olarak adlandırmaları mümkündür, ama onun hakkında bütün diğer söylenenler bir monarşinin evrimi hakkında safça bir anlayışın damgasını taşırlar ve tarihsel olamazlar. Ancak Nineveh’i yıkan Cyaxares ile birliktedir ki, net biçimde ayağımızı tarihsel zemine basarız ve Ashkuzalar (Ishkuzalar, Shkudhalar)’a boyun eğdirerek Med imparatorluğunun gerçek kurucusu haline gelen de odur. Bu yoruma göre Heredot’un Med kralları dediği Cyaxares’ten önceki isimler döneminde gerçekte bir Med devleti değil, ama bir İskit (Ashkuza) krallığı ve imparatorluğu vardı ve bu İskit (Saka, Aşkuza) devletinin krallarından biri de Madyas idi. Med devleti ise İskitler’e boyun eğdirildikten sonra doğmuş olmalıdır. Bu analize Frye’nin The Heritage Of Persia (1962) adlı eserinde Heredot’ta Med krallığının kurucusu ve ilk Med kralı olduğu söylenen Dayaukku (Deioces, 709-656 M.Ö) adlı yöneticiyi Medler’le değil de Mannalar’la ilişkilendiren şu sözlerini de eklemek gerek: ‘‘Urartu kralı Rusa’nın M.Ö. 716 yılı dolayında Mannailer’e karşı bir seferi sırasında, Mannailer’le ilişkilendirilen Dayaukku (veya Deioces) adında bir yöneticinin adını duyarız. Ama bu seferin sonucu olarak Urartulular’a katılan bu yönetici, Asurlar tarafından yenilgiye uğratılıp esir edilir ve Suriye’ye sürgüne yollanır’’ (Frye, a.g.e., s. 77). Şimdi Kimmerler hakkındaki birkaç önemli ayrıntıya daha değinmek gerekir. Bazı kaynaklara göre Kimmerler, İrani değil, Trako-Frig’lerle ilişkilidirler. Onları Kafkas (Kas) grubuna dahil eden görüşler de var. Asur yazıtları Kimmerler’den sözediyor. Urartu kralı Rusa I de, yazıtlara göre o sıra Urartu’nun kuzeybatısında yeralan Gimirrailer (Kimmerler)’in topraklarına seferler yapmıştır. Esarhaddon’un M.Ö. 679’da onları yenilgiye uğrattığı kaydedilir. Çok geçmeden Asurya’nın bazı Kimmer birlikleri kiraladığı görülür. Ama geri kalan Kimmerler’le özellikle Andolu’da birçok kez savaşmak zoruda kalır. Asurca’da Gimirrai diye adlandırılan Kimmerler’e Tevrat’ta Gomer olarak referans verilir ve özellikle Kapadokya’da gösterilirler. Tevrat’a göre onlar Kapadokya’yı yurt edindiler. Kapadokya’nın Moses Khorenatsi’de kaydedildiği gibi Ermeniler tarafından Gamirk olarak adlandırılması Tevrat’ta söylenenleri destekler niteliktedir. Kimmerler, M.Ö. 8. Yüzyıl öncesinde Güney Rusya’da yaşıyorlardı. Kırım (Crimea) adı onlardan kalmadır. O yörede ve çevresinde sonraki dönemlerde kale ve yerleşme adı olarak sıkça rastlanan Kirman adı da belki Kırım adının bir versiyonudur. İskit istilası üzerine Kimmerler yurtlarından edilir ve bu tarihten sonra onların ana yurdu yeni bir adla İskitya olarak bilinmeye başlar. Böylece İskitler’in yanısıra M.Ö. 7. Yüzyılda Kimmerler de Anadolu ve İran’a girerler. Kral Midas’ın Frigya krallığını yıkanlar onlardır (675). Yakın Doğu’da Kimmerler’in faaliyeti Azerbaycan (özellikle Mannai Krallığı) ve Kapadokya eksenli bir faaliyet olarak görünür. Frye, Mannai Krallığı’ndaki istilacı Kimmerler’in o sıralarda İskitler’le karıştırılmış olabileceğine işaret eder. Çünkü Man ülkesindeki Kimmerler’in yerini çok geçmeden İskitler (Azkuzalar, İskuzalar)’in aldığı görülür. Behistun yazıtlarının Akadca versiyonundaki Kimmerler’in bu aynı yazıtın eski Persçe ve Elamitçe versiyonlarındaki Sakalar’ın yerini aldığını söyleyen Frye’ye göre ikisi Medya’da iken işbirliği yapmış olabilirler. Mannai’ler bu savaşçı istilacılarla işbirliği yapıp onlardan yararlanmak istediler. Ama büyük ihtimal M.Ö. 673 yılı civarında tüm Mannaean toprağı Asurya’ya kaptırılmış gibi.
Sayfalar |
| Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:11 tarihinde güncellendi |
Forumdan Son Mesajlar
![]() |
Konular | Yazar | ||
|
Zeybekler 2002 - Otantik Süper Zeybek Havaları | (52) | İLKE | |
|
Sözlü Zeybekler 2 - Ege Türküleri | (51) | İLKE | |
|
Özer Urun - Gilli Gazinc Nupelda | (52) | İLKE | |
|
Mosaic & The Folk Music Of An -Kaval ve Halk Sazl | (63) | İLKE | |
|
Modern Anadolu Türküleri - Modern Turkişh Folk ... | (66) | İLKE | |
|
Anatolia Folk Music 3 - Instrumantal | (52) | İLKE | |
|
Anatolia Folk Music 2 - Instrumantal | (67) | İLKE | |
|
Anatolia Folk Music 1 - Instrumantal | (95) | İLKE | |
|
Metin Alatlı - Sentetik Oyun Havaları (LP) | (81) | İLKE | |
|
Anadolu'dan Asya'ya Bir Nefes -Anatolia To Asia ... | (78) | İLKE | |
Toplam Forum Konusu : 194
Toplam Forum Mesajı : 357 |
||||
Anasayfa
Sosyal Ağ
Dersim

.jpg)








Toplam Forum Konusu : 194
Toplam Forum Mesajı : 357 




