Dersim Tarihi Sayfa 3 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 03:00

İRAN

 Elamlılar ve Elamitik Halklar

Halklar; konuştukları dile göre, Aryan, Sami, Hamitik ve Yafetik olmak üzere tasnif edilmektedirler. Bu tasnif dil esasına dayalıdır.

İran’da kurulduğu bilinen ilk uygarlık Elam’dır.

Elam, kabaca tarif edilirse, İran’ın modern Kuzistan (Huzistan) eyaletinin antik adıdır. Antik Elam’ın başkenti Susa idi. Elam’ın ova kısmı bazen Susiana, bazen de Anzan olarak bilinirdi.

Elam, Susiana ve Anzan adları bir ve aynı ülkenin alternatif adlarıdır.

Selukidler (Makedonlar) döneminde bütün Elam Susiana/Susiyana adını taşıdı. Bu ülkenin halkı da aynı adlarla anıldı. Sus (Susi, Susalı)’lar ve Elamlılar federal bir Elam devleti altında birleşmişlerdi.

Sümerce’de Elam’a Nim (Enim) denir. Elu ve Nim, Speıser’e göre, Yüksek Toprak/Ülke anlamlıdırlar. İbranice’de Elam, Yunanca’da Elim (Elymais, Helymais) olarak söylenen bu ad, geçen yüzyılın başında bir grup Alman bilim adamınca yazılmış olan The Worlds’ History adlı eserde Eli olarak okunur.

Elamlılar kendi yazıtlarında kendilerine ve  ülkelerine Hatamti (Haltamti, Hapirti) demişlerdir. Ama bu okunuş henüz kesin değil.  Hal ve tamt olarak bölünen bu ad, hal’ın toprak, tamt’ın tanrı olduğundan hareketle Tanrı’nın toprağı şeklinde yorumlanıyor.

Hatamti (Haltamti) şekli ile Hatti ve Haldi adları arasında bir benzerlik olduğu söylenebilir.

Elam’ın geç Fars kaynaklarındaki adı Uvaja (Hvaja)’dır. Arapça’da ise burdan çıkarıldığı söylenen bir adla Hozi (Hussi, Uxi) olarak bilinir. Uvaja ve Hozi şekillerinin Elam’ın bir diğer adı olan Anzan ile ilişkili oldukları sanılıyor. Elam’ın bugünkü adı ise Hozi sözcüğünden türetilen Huzistan (Kuzistan)’dır.

Elam’ın kalbi ve bütün çağlardaki başkenti Susa (Shushan, Suzi, Cissi, Susi, Sus) olmuştur. Bu ad Susiana şekli altında bütün Elam’ın alternatif adlarından biri olarak da görünür. Benzer biçimde Elam halkına da Susi (Sus, Cissi)’ler denmiştir.

Aryanlar olarak tasnif edilen Medler ve Persler gelmeden önceki İran tarihi hemen tamamen Elam tarihiyle sınırlıdır. Medler ve Persler öncesi İranı’na ait geride anılmaya değer kayıtlar bırakanlar sadece onlar olmuştur.

Elamlılar’ın İrani bir halk olmadığı, çok sonraları İran adını alan coğrafyanın tümünün Aryan-öncesi halk tabakasını temsil ettikleri yaygın bir görüştür. İran’ın doğu yarısı da dahil, sonraları Med ve Akamenid imparatorluklarına dahil edilen toprakların Akad ve Eski Babil çağında bile Elamitik bir  imparatorluğun vatanı olabileceği sanılıyor.

Kaynaklar kabaca Akamenid fetihlerine ve yayılmasına benzer Susa merkezli bir Elamit yayılması tasvir ederler. Bu yayılma onların göçebelikten yerleşikliğe geçtikleri evreyi temsil edebilir.

Elam fetihleri doğuda Orta Asya ve Hindistan’a dek uzanmış görünüyor. Çünkü arkeolojide Susa I olarak tanımlanan ve M.Ö. 4. Milenyum sonlarını temsil ettiği söylenen Susa kültürünün Kapadokya ve Ermenistan’ın yanısıra Belucistan ve Moğolistan gibi yerlerde sayısız akrabaları keşfedildi.

Mesopotamian Origins adlı eserinde Ephraim A. Speıser, Zağros Grubu olarak da tanımladığı Elamitik Grubun, Elamitler, Lullular, Gutiler ve Kaslar’dan bileştiğini, Hattiler’le Hurriler’in de bu grubun batı kolu olarak görülebileceğini yazar.

Tüm bu kavimlerin dilleri ilişkili görülmektedir. Elamit dilinin Güney Kafkas karekteri taşıdığı, Kaslar’ın dilinin Elamitçe’nin kuzey diyalekti olduğu öne sürülmektedir. Kassitçe ile Hatti dili arasında da paralellikler kurulur. Lullu dilinin Elamitçe’ye ve Elamitik dillere ait olduğu ise Hüsing tarafından kanıtlanmış kabul ediliyor.

Elamlılar’ı Proto-Lur (Eski Lurlar) olarak tanımlayan Speıser, Kürt adını da aynı gruba dahil ettiği Gutiler’le ilişkilendirir.

Speıser’e göre Aşağı Mezopotamya’nın Sümer-öncesi halkı Elamitler ve bu gruba dahil öğelerdir. Bunlar daha sonra gelen Sümerler’le Akadlar’ın oluşumunda bir öğe oldular. Bu sonuca eski yer adları üzerindeki çalışmalardan ve Elamitçe’nin Sümer dili üzerindeki etkilerinden hareketle varılmaktadır. Sümer adı bile, Speıser’e göre, büyük olasılıkla Elamitik halk tabakasına aittir.

Elamitler, Speıser’e göre, ne Sami ne de Aryan’dı. Bu halklar grubu ona göre uluslar tasnifinde Yafetik denen tabakaya aittirler.

Hüsing ve ekolü, Mar, Speıser ve başka bazı araştırmacılar tarafından Kafkasya, Batı İran, Mezopotamya ve Anadolu’nun en eski sakinleri olarak tanımlanan bu halk tabakası için ortak ve genel bir ad olarak Zağros grubu, Kasi, Alarut vd gibi çeşitli isimler kullanılmaktadır.

Bu grubun tarihe ve uygarlığa en erken giren ve en iyi bilinen temsilcileri Elamlılar (Susiler)’dır. Bu nedenle onları ‘Elamitik unsur’ olarak tanımlamak bence daha doğrudur.

Ama dil eksenli ulus tasnifleri konusunda kuşkularım var. Bunun nedeni de aynı ırktan veya stoktan halkların daha erken göç dalgalarına ait kollarının daha geç göç veya istila dalgalarında gelenlerden ayrı bir gruba dahil edildiğine tanıklık etmemdir.

Dili tek ölçü olarak alanların aynı halkın farklı göç ve istila dalgalarına ait bölümleri arasındaki köken ve kültür bağını kopardıkları inancındayım. Çünkü tarih boyunda ırklar ve diller hep karıştı ve aynı soydan gelen bazı aşiretler dil değiştiler. Dil değiştikleri için de bu gruplar uluslar tasnifinde başka yere yamanmaktadırlar. Bu nedenle de ortak orijin hesaba katılmadan yapılan dil eksenli ulus tasnifleri bence ciddi bir eksiklik taşırlar. Özetle, bir halkın orijini sadece konuştuğu dilin orijini ve evriminden hareketle saptanamaz.

Elam, en az M.Ö. 6. Milenyumdan beri yerleşilmiş bir coğrafyadır.

Oldukça gerilere dayanan Elam uygarlığının başlangıcı henüz saptanmış değil. Hayli uzun yaşamış Elamit krallığının kendisine ait kayıtları daha bulunamadı. Bu nedenle Elamitik çağa ait çok az şey biliniyor. Bilinebilen yegane Elamitçe yazıtlar Elamit krallığının başkenti Susa’daki kazılarda saptananlardır.

Elam tarihi hakkındaki bilgilerimiz esas olarak Sümer, Babil ve Asur kayıtlarıyla sınırlıdır. Sargon’un yazıtlarından hareketle M.Ö. 2325 yılı dolayları Elamit tarihinde çok kesin bir an olarak kabul edilir. En eski efsanelerin  (Gılgamış Destanı vd gibi) bir bölümünün konusu Elamlılar’la Sümer ve Babil arasındaki savaşlardır.

Sümer ve Babil’in tümünün Elamit egemenliğine sokulduğu ve Susian İmparatorluğu’na dahil edildiği dönemler vardır. Sümer’in Üçüncü Ur Hanedanlığı da bir Elam istilası sonucunda yıkıldı (M.Ö. 2007/6).

Asurbanibal döneminde Elam’da Asurya’ya karşı patlak veren büyük bir ayaklanma Akdeniz’e kadar yayıldı (M.Ö. 650).

Bir dizi Elam-Asur savaşını takiben 640’larda Elamit krallığı tasfiye edildi.

 

Man’lar (Manna’lar, Menni’ler)

Manlar adıyla bilinen halk, Urmiye Gölü güneyi ve doğusunda, yani modern İran Kürdistanı’nda yaşadı. Bazı kaynaklar Manna ülkesini Urmiye Gölü ile Küçük Zap kaynakları arasındaki topraklar olarak tarif ederler. Bu bölgede aynı adı taşıyan bir krallık halinde örgütlenmişlerdi. Tevrat’ta bu krallığa Minni adıyla referans verilir.

Onları daha çok Asur ve Urartu yazıtlarından  tanıyoruz. M.Ö. 856’lardan itibaren Manne’lerden sözedilmektedir. Örneğin Ramman Nirari (Adad Nirari: M.Ö. 805-781) III, Man ülkesine ve Medler üzerine yaptığı seferini kaydetmiştir.

Ama Mannalar’ın ülkesinde Elamitçe’nin mi, yoksa Hurri-Urartu dilinin mi konuşulduğu netçe bilinemiyor. Yani Elamit mi, Hurri-Urarti mi oldukları açık değil. Az evvel bu halkların ve dillerin tasniflerde Elamitik gruba dahil edildiğine işaret etmiştim.

Richard N. Frye, The Heritage Of Persia (1962) adlı eserinde, yer adlarından hareketle onların daha büyük ihtimalle Elamitler’le akraba olduğunu öne sürer (a.g.e., s. 70-71, 76-81).

Topzaua, Izurtu, Zibia ve Ziwiye, Manna ülkesindeki kentlerden bir bölümünün adlarıdırlar.

Manna’ların başkenti Izurtu idi.

İran platosuna kendi yönetimini dayatmak isteyen Asurlular’a karşı yüzlerce yıl direnmiş olan Mannalar’ın ülkesi (Urmiye Gölü bölgesi), D. M. Lang’ın aktardığı bilgilere göre, M.Ö. 610-590 yılları arasında Medler tarafından ilhak edilir. Böylece Mannalar’ın tarihi bir noktadan sonra Medler’in tarihi ile karışmaya başlar. Kökenleri tam olarak bilinmeyen, bir görüşe göre Pre-İrani (Aryan-öncesi) veya büyük ölçüde Pre-İrani bir halk olan Mannalar, bölgeye daha geç gelen istilacı Medler’in yanısıra, sonraki tarihlerde (M.Ö. 680-673 arası dönemde) kendi topraklarına yerleşen Kimmerler ve İskitlerle de karışarak giderek İranileşirler. C. Toumanoff ve Nicholas Adontz da dahil birçok araştırmacı Matieni (Mitanniler’in adının bir şekli olarak da görülür), Manda (Mada, Mati, Manti), Med (Mada), Mar ve Mardi etnik adları arasında bir yakınlık ve bağlantı, hatta özdeşlik kurma eğilimi taşırlar. Adontz’a göre bu adların bir çoğu arasındaki farklılık diyalekt farklarından ibarettir. Adontz ve Toumanoff Ermenistan’ın Mard (Mardi), Mandakuni, Amatuni ve Murac’an gibi eski evleri ve prensliklerinin Med veya Manna orijinli olduklarını düşünürler. Toumanoff, Hitit yazıtlarında da kendilerinden sözedildiğini söylediği Mannalar’ın adını Manda olarak da yazar ve Ermeni kaynaklarda anılan Mandakuni evini de Mannalar (Mandalar)’la ilişkilendirir (Bk. C. Toumanoff, Studies In Christian Caucasian History, 1963; N. Adontz, Armenia In The Period Of Justinian, 1970).

Doğan Avcıoğlu Türkler’in Tarihi adlı kitabında Mardlar’la Mannalar’ın dil açısından birleştirilebileceğine işaret eden görüşlere  değinir ve Asurlar’ın ikisi de Saka toplulukları olarak görülen Kimmer ve İskit kabilelerine genellikle Manda adı verdiklerini aktarır. O’nun aktardığına göre Manda ve Manna adlarının birbirinin yerini alabilecekleri yönünde görüşler de var. Asur ve Urartu yıkılışı ile doğan boşluktan Ermeniler’in yanısıra en çok Mannalar’ın yararlandığı, bu sıralarda Mannalar’ın etrafa doğru genişledikleri ifade ediliyor. (Bk. Avcıoğlu, a.g.e.).  

İkinci dünya savaşı sonrasında Mannai ülkesinin kalbindeki Ziwiye köyü ve Sakkız kenti civarında keşfedilen ve Mannalar’a ait olduğu sanılan sanat eserleri (altın, gümüş ve sairden yapılma) dikkatleri onlar üzerinde topladı. Kazılarda çıkan bu eserler M.Ö. 9.-7. yüzyıllar arasındaki bir tarihe aittirler.

 

İrani Halklar (Aryanlar’ın İran Kolu)

Sonraki çağlarda Aryan (İrani) olarak tanımlanan halkları görürüz İran sahnesinde.

Aryan göçünün tarihi, onların İran’a nereden ve hangi yoldan geldikleri tam olarak bilinmiyor. Hint-Avrupa dilleri konuşan bu halkların göçü daha çok dilsel datadan hareketle M.Ö. 2000 bin yılı dolayına yerleştiriliyor. İlk anayurtları veya dağıldıkları ilk merkez ise bir teoriye göre Güney Rusya ve Kafkasya, bir diğerine göre de Horasan kuzeyi veya Hazar Denizi kuzey-batısıdır. Henüz bilinmeyen bir nedenle anayurtlarını terketmek zorunda kalan Aryan stoktan halklar, bu göç sırasında irili ufaklı gruplara bölünerek  çeşitli yönlere doğru dağılırlar.

Anadolu’ya yerleşen Hititler’in bu göç dalgasına ait oldukları öne sürülüyor. Bazı aşiretler İran’a yerleşirken, bir kısmı da İran üzerinden Partiya, Baktriya ve Hindistan’a göçederler.

İran ve Hindistan’da Aryan çağı bu göçle birlikte başlatılıyor.

Antik tarihte Asur’un yıkılışından sonraki en önemli olay İran’ın yükselişidir. Bu yükseliş Medler’le başlar.

Hititler ve Medler, Aryanlar’ın dünya tarihinde önemli rol oynayan  ilk kolları olarak görülmektedirler. İran ulusal efsanesindeki Peşdadiler (Piş-Dadiyan) adının Medler’e referans olduğu düşünülüyor.

Medler’in yerine geçen Akamenidler’le birlikte Aryanlar’ın İran kolu bir dünya gücüne dönüşür. Akamenidler’in İran ulusal destanındaki Keyaniler (Kaviler?) olduğu sanılıyor.

Bazı kaynaklarda Medler’le Persler’in İran’a M.Ö. 1000 yılı dolayında, hatta daha da erken bir tarihte yerleştikleri varsayılır. Ama peygamber Zerdüşt (630-533 M.Ö)’ün  ortaya çıkmasına kadar İran’ın Elamit-olmayan nüfusu hakkında kayıtlarda bir suskunluk vardır.

İskitler, Kimmerler, Partlar ve Sasaniler de İrani halklar arasında sayılırlar. İran ulusal destanında Partlar’dan Eşkaniler (Aşkaniler) olarak bahsedilir. Onların halefleri olan Sasaniler ise Kisralar adıyla bilinirler.

 

İran Ulusal Efsanesi

İran ulusal efsanesi, A Litrary History Of Persia (Cilt I, 1902) adlı eserinde E. G. Browne’nin de işaret ettiği gibi, en ileri ifadesini Şahname (Şahların Kitabı)’de bulur. Sultan Gazneli Mahmut’un talebiyle Firdevsi’nin kaleme aldığı bu destanın kırk yıllık bir emeğin sonucunda M.S. 1010 yılında tamamlandığı tahmin ediliyor. Bu tarih doğruysa, kitabını bu tarihten on yıl kadar önce bitirdiği söylenen El Biruni’nin Şahname’den nasıl olup da haberdar olduğu anlaşılmaz kalır. Açık ki Şahname, Browne’nin verdiği tarihten daha erken tamamlanmış olmalıdır.

Eski İranlılar’ın kendi antik tarihlerine ilişkin fikirlerini çıkardıkları ana kaynak Şahname olmuş. Prof. Nöldeke, 1896 yılında yayınlanan Das İranische Nationalespos başlıklı bir makalesinde bu destanı genişçe yorumlar.

El Biruni, M.S. 1000 yılında yazdığı The Chronology Of Ancient Nations adlı kitabında (Edward Sachau çevirisi, 1879), Avesta ve Şahname de  dahil bu efsanenin değişik versiyonlarına dayanarak karşılaştırmalı bir özet çıkartır (Bk. a.g.y., s.107-133).

Şahname, İran ulusal efsanesinin en son ve destan (şiir) formunu temsil ediyor. Browne Şahname’deki versiyonun ve onun Nöldeke tarafından yorumunun bir özetini verir bize.

İran tarihini ilk insan Gayomarth (Gilşah, Girşah) ile başlatan İran geleneği, Şahname’deki versiyona göre, İslam-öncesi dönemin İran’ında 4 hanedanlık bulunduğunu söyler: Pişdadi, Keyani, Aşkani ve Sasani.

Browne, gerçek İran tarihinde olmadıklarını söylediği Peşdadiler’le Keyaniler’i tamamen mitolojik sayar. Ama son ikisi tamamen tarihseldirler. Aşkaniler Partlar’a, sonuncusu ise adı üzerinde Sasaniler’e tekabül eder.

Gayomart, efsanevi Pişdadiler’in ilk kralıdır. Avesta’nın ilk insanı Gayo Mareta, yani Zerdüştler’in Ademi’dir. O ölünce yerine torunu Huşang geçer. Tesadüfen ateşi keşfeden Huşang, bu büyük buluşunu anmak amacıyla Sadah Festivali’ni koyar. O’nun yerine oğlu Tahmurat, sonra da Tahmurat’ın oğlu Cemşit (Jam-shit) geçer tahta. Cemşit, kendisinden öncekilere göre İran ulusal efsanesinin çok daha önemli bir figürüdür.

Cem (Jam), Browne’ye göre, Hindular’daki Yama ve Avesta’nın mitolojisinde Ahura Mazda tarafından kendi mesajını insanlığa iletmeye çağrılan ama bunu yapmayan Yima’nın kendisidir. O’nun adındaki –şid, güneş anlamlı Hurşit adında da karşılaşılan eski bir ünvandır.

Şahname’ye göre Newroz Festivali’ni koyan Yima adlı bu büyük kraldır. Yima (Yama, Cemşit), 700 yıllık bir yönetimi takiben Dahak tarafından devrilir ve öldürülür. Dahak, Avesta’daki yılan (ejderha) Azhi Dahaka’yı temsil eder. Efsaneye göre O’nun omuzlarından her gün insan beyniyle beslenmesi gereken iki yılan peydah olmuştur. Biruni, onun Aryan mitolojisindeki üç başlı dragona karşılık düştüğünü yazar. Firdewsi’de Dahak, anısı hâlâ yaşayan Arap istilasının neden olduğu nefret nedeniyle Arap bir karektere dönüştürülür. Dahak, Kawa adlı bir demircinin kışkırttığı bir halk isyanıyla devrilir. Böylece Kawa ulusal kurtuluşun simgesine  dönüşür. Bazı versiyonlarda Kava’nın işlevi Feridun’a yüklenir.

Dahak’ı yenilgiye uğratan Feridun, onu Damawand zirvesinde bir mağaraya hapseder ve kendisi çıkar tahta. Ama kendi ailesi içinde sorunlarla karşılaşınca geniş imparatorluğunu İraj, Salm ve Tur arasında bölüştürür. Browne’ye göre Feridun’un üç oğlunun Tevrat’taki Şem, Ham ve Yafet’e karşılık düştükleri söylenebilir.

Feridun, İran’ı en küçük oğlu İraj’a verir. Ama İraj, kardeşleri Salm ve Tur tarafından öldürülür. O’nun oğlu Manuçer, iki amcasını öldürerek babasının intikamını alır ve onların başlarını dedesi Feridun’a yollar. Efsanedeki Tur, Türkler’i temsil eder. Gerçek İran tarihinin çok büyük bir bölümünü işgal eden Türki ve İrani halklar arasındaki savaşlar efsanede Tur’un ve İraj’ın oğulları arasındaki savaşlar şeklinde yansır.

Bu noktadan sonra İran ulusal efsanesi Sistan ve Zebulistan’ın soylu bir ailesine mensup olan Neriman, Sam, Zal, Rustem ve Suhrab gibi Avesta’da rastlanmayan bir seri kahramanla ilişkili olaylarla sürer.

Bunlardan en önemlisi Rustem’dir. Rüstem asırlarca İran Keyani krallarını (Key Kubad, Key Kavus ve Key Hüsrev’i) tehlike ve güçlüklerden kurtarmaya çalışır, insanlara ve şeytanlara karşı bir seri kahramanca macerada baş rolü oynar. Sonunda kardeşinin ihaneti ile öldürülür.

Browne’nin yazdığına göre, Rüstem ve ataları Sistan efsanesine aitler. Rüstem’in adına son Pehlevi yazıtlarından bir-ikisinde rastlanır sadece. Onu Sistan efsanesini bilmediği sanılan Avesta yazarı tanımaz. Ama Rüstem’in yaptıkları 7.-8. Yüzyılda yaşayan Ermeni tarihçisi Moses Khorene tarafından bilinmektedir.

M.S. 635 yılındaki Qadisiye savaşında Araplar’ın yenilgiye uğrattığı ve öldürdüğü Sasani generali, efsanevi kahraman Rüstem’in adaşıydı.

Rüstem’in ölümü Keyaniler döneminin sonudur. İran efsanesinin tamamen mitsel olan dönemi burda biter.

Sonra Ardaşir (Bahman, Artaxerxes) görünür sahnede. Magi töresine göre kendi bacısı Khumani (Humay) ile evlenir ve ondan Dara adlı bir oğlu olur. Humay’ın kardeşi Sasan kendi kızkardeşinin kraliçe yapıldığını görünce umutsuzluğa kapılıp dağlara çıkar, ‘Kürtler’ ve çobanlar arasına karışır.

İranlılar’ın inancına göre Sasani kralları işte bu Sasan’ın soyundan gelmedirler.

Sasani kralları Keyaniler’in meşru halefleri olarak görülürler. Sasaniler’in kurucusu Ardaşir Babakan’ın Sasan’ın torununun torunu olduğu söylenir. Şecerelerini böyle sunmakla Sasaniler’in kendilerini İran’ın meşru yöneticileri olarak kabul ettirmeyi amaçladıkları düşünülüyor.

Ulusal efsaneye bu noktada tamamen yabancı bir unsur olarak İskender romanı girer. Firdevsi de dahil İranlılar İskender’i kendi öz kralları arasına dahil eder ve onu Dara’nın oğlu sayarlar. Sözde, Birinci Dara Makedon Filip’in kızıyla evlenmiş ve ondan İskender adlı bir oğlu olmuştur.

Antik Pişdadi ve Keyani kralları dönemi burada kapanır.

Ulusal efsanede Partlar’a ilişkin bilinenler sınırlıdır. İranlılar’da ulusal hafızanın aslında Sasaniler’den daha gerilere gitmediğini düşünen Browne’ye göre, Sasani dönemiyle birliktedir ki İran ulusal destanı gerçek tarih alanına girer ve daha tarihsel bir nitelik kazanır.

Avesta’da Şahname kahramanlarına referanslar bulunduğuna göre, Avesta kompoze edildiğinde Şahname’deki efsanenin kaba hatlarıyla mevcut olduğu sanılıyor. Yani hayli antik bir efsane ile karşı karşıyayız. Agathias’ın Sasan, Papak ve Ardaşir hakkında dedikleri de Yunan yazarlarının bu efsaneyi bildiklerini göstermektedir.

Ulusal efsane bir kraldan diğerine, bir hanedanlıktan ötekine aktarılmış. Örneğin ilk Akamenid kralı Cyrus’un Medler’e karşı savaşı ile ilk Sasani kralı Ardaşir’in Partlar’la savaşı arasında güçlü bir paralellik mevcut.

Kartal (Simurg, Huma) bir yüce kraliyet kuşudur;  Akamenidler’in, Zal ve Ardaşir’in koruyucusu olarak görünür. Buna benzer bir rol Keyaniler’den Nudhar ile Sasaniler’den Piruz’un Turanlılar’ın istilasından kurtarılışında soylu Karen ailesinin iki üyesi tarafından oynanır.

Ulusal Destan’ın Sasaniler’le ilgili bölümünden bir parça Pehlevice yazılan ve büyük ihtimal M.S. 600 yılında kompoze edilmiş olan Karnamek-i Ardaşir-i Papakan’da mevcuttur (Bk. Browne, a.g.e., s. 110-123).

İran ulusal efsanesinin Sasaniler tarafından kaydedilen şekline esas formunu Partlar’ın vermiş olabileceğini düşünen yazarlar vardır.

Şimdi işin efsane kısmını burada bırakıp gerçek tarih alanına girmenin sırasıdır.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

 

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:10 tarihinde güncellendi