Dersim İnancı RAA HAQ![]() Sevgili Hüseyin Çakmak’ın Dersim inancı Raa Haq’a ilişkin yaptığı bu değerli çalışma daha önce Munzur Der... Devamını Oku.. |
Munzur Dağlarında Yüreğim Asıldı![]() Bizim doğduğumuz topraklarda ateşe su dökülmez! Günahtır: Suyun canı acır bu yüzden ateş toprağa gömülür. Biz ağaçları da kutsal biliriz, taşı toprağı... Devamını Oku.. |
Marsilya'da Dersimli Bir Ermeni... 1938-1986![]() Davut Kurun 1986 yılının sacak bir yaz akşamı Chambery L”hout taki evimin balkonunda cay içerken telefonum çaldı. Aynı mahalede otura... Devamını Oku.. |
Dersim 38’in canlı tanığı Hüseyin Kaya anlattı![]() Elif Orhan "Erzincan düzünde Pülümür’ün birçok köyünden getirilen sürgünlerin meydana getirdiği mahşeri kal... Devamını Oku.. |
Seyit Rıza: Bir İnsanın Portresi![]() Av-Hüseyin Aygün Dersimliler, 72 yıl sonra bugün, Seyit Rıza'nın idam sehpasında söylediği sözleri, -sanki tarih hiç değişmemiş gibi- a... Devamını Oku.. |
ALEVİ ÇALIŞTAYI RAPORU![]() AKP tarafından 2009 yılında başlatılan "Alevi Çalıştayı"nın ardından hazırlanan Ön Rapor geçitğimiz haftalarda hükümet tarafından yayımlandı. Ale... Devamını Oku.. |
| Dersim Tarihi Sayfa 28 |
|
|
|
| Yazar Webmaster |
| Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:57 |
|
TARİHTE KOMÜNİST GELENEK Dinin egemen olduğu, yani kilise ve devletin birleşik olduğu toplumlarda politik ve toplumsal isyan hareketleri de zorunlu olarak dini sektler formuna bürünmüşlerdir. Sanayi-öncesi toplumlarda (19. yüzyıl öncesinde) ortak, genel bir olgudur bu. Sanayi-öncesi çağın komünistik hareketleri de muhalif (heretik) dini sektler ile bağlantılı oldular. Kısacası 19. yüzyıl öncesinde Komünizm dini sektlerden ayrılamaz bir gelenekti. Asya’da komünistik gelenek ilkin Sasaniler (Zazalar) altında ve Manes’le birlikte M.S. 3. yüzyılda ortaya çıktı. Zerdüşt papazları tarafından derisi yüzülüp diri diri yakılan Manes’ten sonra komünzm bayrağını yine Sasani İranı’nda 5. yüzyılda ortaya çıkan Mezdek (498?-530) devraldı. Zındık sözcüğü Mezdek’e mensup olanlar için kullanılmıştır. The World History’nin işaret ettiği gibi, İran’da komünist bir geleneğin izi en azından Mezdek (Mazdak)’in başlattığı dinsel görünümlü devrime dek gerilere götürülebilir. Mezdek’in öğretisini benimseyen Sasani (Zaza) hükümdarı Kobad (488-531)’ın şahsında komünizm tarihte ilk kez iktidara taşındı. The History Of World Civilisation eserinin yazarı Herman Schneider’in ve The Assassins adlı kitabında da F. A. Rıdley’in dedikleri gibi, Kobad döneminin Sasani/Zaza devleti İran’da komünizmi hayata geçirmeyi deneyen ilk geniş-ölçekli devlettir. İran’da yukarıdan bir devrimle kurulmaya çalışılan komünizmin iktidarı mülk sahibi sınıfların bir isyanıyla devrilene kadar yaklaşık kırk yıl sürdü. İç-savaştan yenilgiyle çıkan komünistler (Mezdekiler) kırımdan geçirildi ve liderleri Mezdek rivayetlere göre diri diri gömüldü. Bayrakları ve giysilerinde kırmızı renk kullanan Mezdekiler ve ondan etkilenen sonraki dönem sektleri/hareketleri Surkhalaman (kırmızı bayraklı halk) ve Surkhjamagan (kırmızı elbiseli halk) gibi adlarla anıldılar. Bir görüşe göre Kızılbaş adının orijini budur. İlkin Pavlakiler döneminde, daha sonraları da Erdebil postuna Şeyh Haydar’ın oturduğu Safeviler peryodunda Dersimliler de kollektif şekilde Kızılbaş olarak tanımlanmışlardır. Böylece Yakın Doğu’da başlangıcı Sasaniler/Zazalar çağına (M.S. 226-641) dayanan ve bir şekilde zamanımızda bile devam etmekte olan dinsel görünümlü komünistik bir gelenekle karşı karşıyayız. Ama bu geleneğin görünümü, yani zorunlu olarak büründüğü dinsel kılıf bugün onun özü gibi sunulmakta ve geleneğin kendisi Alevilik adı altında tanınmaz hale getirilerek bir dine ve dinsel cemaate dönüştürülmektedir. Sasaniler peryodunda resmi İran dini Zerdüştlüğün baskısı altında olan Manesçi ve Mezdekçi komünist muhalefet, İran’ın Araplar tarafından fethini takiben bu kez İslam dininin ağır baskılarına hedef oldu. Arap peryodunda Manes ve Mezdek’in dinsel-esinli komünistik doktrinleriyle aşırı Şii görüşler birbirine karışmaya başlar. Bu türden kombinasyonlara örnek olarak yalnızca en ünlü sektler ve isimler sayılacak olsa bile ortaya hayli uzun bir liste çıkar: 750 Abbasi devriminin önderi Eba Müslim, işkenceden ve ölümden kaçmak için 779 yılında kendisini alevlere atarak intihar eden ve Çarşaflı Peygamber olarak da bilinen El Mukanna, 837 yılında götürüldüğü Bağdat’ta linç edilen isyancı Babek, İsmaili Yediler sektini yeniden örgütleyen profesyonel devrimci Abdullah Qaddah (ölm. 874), Enel Hak dediği için derisi yüzülen ünlü Hallacı Mansur, Hamdan Karmat, Deylem’in Alamut’unda Plato-More ve Campenella’nın ütopyalarını hayata geçirmeyi deneyen ve kutsal kitaplardaki cennet tanımına uygun bir toplum kurmaya çalışan profeyonel devrimci tipinin bir diğer tipik örneği Hasan-ı Sabbah, Babai önderleri Baba İshak ve Sarı Saltuk, ünlü Fazlullah Hurufi ve bir Hurufi olduğu için çok sevdiği Mansur gibi derisi yüzülen Nesimi, Simavnalı Şeyh Bedrettin vd. Tüm bu isimlerin ve onların adıyla bağlantılı sektlerin düşünce ve esin kaynaklarından biri Frank Ridley’in de işaret gibi Manes ve Mezdek’le başlayan komünistik gelenektir. Zincirin başka halkaları da var. Bunlardan bir bölümüne aşağıda daha ayrıntılı olarak değinmekteyim.
Pavlakiler Manesçi akımın başta gelen kollarından biri olan ve Pavlakiler (Paulikanlar) adıyla bilinen hareket, M.S. 6./7. yüzyıl ile 10./11. yüzyıl arasındaki Dersim ve Zaza tarihi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bizans imparatorluğunun doğu sınırları üzerinde yaşayan ve kendi doktrinlerine sağlamca bağlı olan Pavlakiler savaşçılıkları ile Bizans devleti için büyük bir sorun oldular. History Of The Byzantine Empıre (1952) adlı kitabın yazarı A. A. Vasiliev, Pavlaki hareketinin M.S. 3. yüzyılda Samosatalı Paul tarafından kurulduğunu ve 7’inci yüzyılda reforme edildiğini düşünmektedir (Bk. Vasiliev, a.g.e., s. 383). Samosata (Samsat) ve Adıyaman 1954 yılına kadar Bizans çağında olduğu gibi Malatya’ya bağlı yerleşmelerdi. Iwanov, bu harekete adını verdiğini düşündüğü Samsatlı Paul’un başlangıçta Antakya papazı olup M.S. 269/272 yılında bu görevden alındığını ve kovulduğunu yazmaktadır. Buna göre o, Manes’le çağdaştır. Antakya ve çevresinde bir Süryani/Asuri mezhebi olan Nasturilik güçlüydü. Pavlaki (Paulikan) adının orijini ve kurucusunun kimliği konusunda değişik görüşler var. Bu sözcüğün Paul adlı bir kurucudan ileri geldiği ve Paul’un İzleyicileri anlamı taşıdığı yaygın bir görüştür. Hareketin isim babası olduğu iddia edilen Paul, bir teze göre Pavlaki kilisesinin üçüncü başı olan bir Ermeni’dir. O’nun da Samosatalı olduğu söyleniyor. Konuya ilişkin en eski kaynak olarak bilinen Sicilyalı Petros’un yazdıklarına dayanan bir diğer teze göre de, Pavlaki (Paulikyan) adının kaynağı, hatta kurucusu Havari Paul olmalıdır (Bk. Gibbon, a.g.e). Sicilyalı Peter, 867 yılında Pavlakiler’in Efes’i zaptetmeleri üzerine 869 yılında Bizans tarafından Pavlakiler’e elçi olarak yollanmıştır. Barış çabaları sonuç vermeyen Sicilyalı Peter, elçiliğinin avantajlarından yararlanarak Pavlakiler’in doktrini üzerine History Of The Manichees adında bir kitap yazmıştır (Bk. The Cambrıdge Medieval History, IV, s. 191-192). Pavlaki adını bilinmeyen bir yerli öğreticiyle ilişkilendirenler de var E. Honigmann’ın imzasını taşıyan Enc. Of Islam’ın Malatya maddesinde Araplar’ın Pavlakiler’e “al-Bailikani (al-Bayalika)” dedikleri kaydedilmektedir. Bu adlandırma Pavlaki adının kökeninin Paul değil de Bal (Balan, Palu, Palan) olabileceğini akla getirmektedir. Bu çalışmanın görüşü bu adın en büyük olasılıkla bir aşiret adı olarak da karşılaştığımız Bal sözcüğünden (veya Belh adından geldiği sanılan Pahlav kavramından) türetildiği yönündedir. Bektaşi Tekkesi postnişinlerinden bazılarının adlarında karşılaştığımız Bali veya Balım gibi ünvanlar ya da adlar da aynı kökten gelebilir. M.S. 660-880 yılları arasındaki dönemi işlediği bölümde Pavlakiler’e değinen The Decline And Fall Of The Roman Empıre (1737-94) adlı eserin yazarı Edward Gibbon da Pavlakiler’in adlarını St. Paul’dan aldıklarını düşünür, ama Pavlakiler’in kendilerinin bu görüşleri reddettiklerini ve kendi gerçek kurucularının Silvanus (Constantine Mananali) adlı biri olduğunu söylediklerini de kaydeder. O’na göre hareketin kendisi büyük ihtimalle bu adı kullanmıyordu (Bk. Gibbon, a.g.e., cilt 6, 54. Bölüm, s. 110-129). Armenia-Cradle Of Civilisation adlı eserin yazarlarına göre de bu hareketin kurucusu M.S. 6./7. yüzyılda yaşayan ve sonraları Silvanus (Sylvanus) adını almış olan Constantine Mananali’dir. Mananali, Dersim (Doğu Dersim)’in bir diğer adı olan halk dilindeki Mamekiye (Kalmem Ocağı)’nin Ermenice kaynaklardaki şeklidir. Uzun sözün kısası, Pavlakiler’in anavatanı Ermenistan (Kırmanciye)’ın Bizans sektörü, başka deyişle Dersim ve çevresiydi. Bu hareketin kurucusu Constantine (Silvan), bir Dersimli (Mamekiyeli)’ydi. Onların esas üsleri de Dersim (özellikle Doğu Dersim ve Divriği) ve Malatya’da bulunuyordu. Başkentleri Divriği (Tefrike) idi. Ama Pavlaki sekti Anadolu’da genişçe yayılabildi. Onlar Kapadokya, Pontus, Lycaonia ve Frigya gibi bölgelerde de varlardı. Divriği, en önemli kalelerinden biriydi. Pavlaki önderlerinden Chrysocheir liderliğindeki Divriği direnişi bu kent imha edilerek bastırılabildi. Pavlakiler’le onların bir kolu olan Tondrakiler’in Dersimli (Eski Dersimliler) olduklarını düşünüyorum. Enc. Of Islam’ın Yezidilik maddesinin yazarı Th. Menzel şöyle demektedir: “Yezidiler kendilerine Dasin, Dasni, Daseni (çoğ. Dawasin, Duasin, Dawashım) derler...Süryaniler arasında Yezidiler’e Dasnaye, Ermeniler arasında ise Yezidiler’e Tondrakiler ve Pavlakiler (Polikyanlar) adı verilir”. (Bk. Menzel, a.g.y). Dersimliler’le Zazalar ve Yezidiler arasındaki akrabalığa daha önce zaten değinmiştim. Pek çok araştırmacı Dersim ve Yezidi inançları arasındaki paralelliğe de işaret etmektedirler. Bu paralelliğin kökleri öyle görünüyor ki Pavlakiler ve Tondrakiler döneminde ve daha gerilerde yatmaktadır. Eski kaynaklarda yer yer Çıra Söndürenler (sonraları Türkler tarafından Mum Söndürenler denmiştir) veya Güneş’in Çocukları (Ermenice’de Arevorti) olarak referans verilenler de Dersimli, Zaza ve Yezidi adlarıyla bilinen topluluktur. Antranik, Dersim adlı kitabında (1901) iki cinsin de katıldığı gece toplantılarından dolayı Kızılbaşlar’a aynı zamanda Çıra Söndürenler dendiğini kaydetmektedir. Özetle, bugünkü Kızılbaşlar ve Yezidiler çekirdek olarak eskiden Pavlaki, Tondraki, Çıra Söndüren veya Güneşe Tapanlar gibi adlarla bilinenlerdir. Bu toplulukların Müslüman olmadığı veya Müslümanlar tarafından daha çok Hıristiyan olarak görüldükleri de bilinen bir şeydir. Menzel’in sözleri de Pavlaki ve Tondrakiler ile Dersimliler arasında kurduğum ilişkiyi doğrulamaktadır. Sincar Yezidileri’nin Dicle kuzeyindeki bir ülkeden geldiklerine ilişkin bir geleneklerini aktaran Mark Sykes’ın, hemen sonra Sincar Yezidileri’nin fizik bakımından Dersimliler’e benzediklerini söylemesi de dikkate değer bir gözlemdir (Bk. M. Sykes, The Kurdish Trıbes Of The Ottoman Empıre, 1908. Türkçesi için bk. Dış Kaynaklarda Kırmanclar-Kızılbaşlar ve Zazalar, Desmala Sure Yayınları, 1995, s. 112-140). Hristiyanlığın Ermenistan’da yayılması Mazdacı ve Manesçi güçlü bir muhalefetle karşılaştı, kısa sürede ve kolay gerçekleşmedi. Ermenistan’da ve Bizans imparatorluğunda devlet dini haline gelerek dönüşüme uğrayan resmi Hıristiyanlığa karşı ilk/erken Hırisyanlığın ilkelerine dönüşü savunan Pavlakiler, Tevrat’ın tümünü, kilisenin yazılı ve sözlü geleneklerini, kilise yaşlılarını ve Hac’ı reddettiler. Bu nedenle de Bizans ve Ermeni Ortodoksları tarafından büyük bir tehdit olarak görülüp acımasızca cezalandırıldılar. Kilise, Pavlaki sektini Manikyan (Manesçi) olarak tanımlıyordu. Haçlılar, hemen her yerde (Suriye, Filistin vd) karşılaştıkları Pavlakiler’in adını Publicani şeklinde bozdular ve sonraki çağlarda Avrupa’da onların bu ad altında bilinmesine neden oldular. Gibbon, Manesçi heretikler olarak tanımlanan Pavlakiler’in iki prensibi savunduklarını, Zerdüşt ve İsa’nın doktrinlerini uzlaştırmaya çalıştıklarını yazmaktadır. Peter Siculus, George Mon. ve diğer kaynaklara dayanan Gibbon, Pavlakiler’in yedi öğretmeni olarak Constantine Mananali (Silvanus), Simeon (Titus), bir Ermeni olan Gegnesius (Timotheus), Joseph (Epaphroditus), Zacharias veya Shepherd (çoban), adı Ermenice olan ve Kirli takma adıyla tanınan Baanes (Vahan) ve Sergius (Tychicus)’un adların verir. O’nun aktardığına göre Pavlakiler’in altı kilisesi ise Silvanus ve Titus tarafından Colonea civarında kurulan Makedonya, Timotheus tarafından kurulan Mananalis (Achaia), Epaphroditus ve Zacharias tarafından kurulan ve yeri belirlenemeyen Philippians, Laodiceans (Argaus), Ephesians (Mopsuestia) ve Clossians idiler (Bk. Gibbon, a.g.e., s. 112, dipnot). Geleneğe göre halkın arasına ilk çıktığında Manes’in yanında Simeon ve Zakko adlarında iki havarisi vardı. Bu iki havari Pavlakiler’in yedi önderi arasında anılan Simeon ve Zacharia ile aynı olamazlar mı? Kronolojik açıdan bir problem olmakla birlikte, kronolojinin pek net olmadığını belirtmek zorundayım. Mani’nin bir diğer havarisi Addai (Addi) ile Yezidiler’in Şeyh Adi’si arasında kurulan ilişkiye ise daha önce değindim. Mani’nin Sasani hükümdarı Şapur (240-70) eşliğinde Romalılar’la savaşlara katıldığını ve Roma imparatorluğunun sınır kesimlerini ziyaret ettiğini de önceki bölümlerde not etmiştim. O’nun bu seyahatleri sırasında Dersim’e uğraması ve buraya kendisinin adı geçen havarilerini bırakmış olması mümkündür. Pavlakiler’in kurucusu Dersimli Silvanus’un faaliyeti Part (Arsaklı) orijinli ve Erzurum (Karin)’lu olduğu söylenen Heraclius evinden Konstans II (641-668) ve Constantine IV (668-685)’ün dönemlerine rastlıyor. Eskiden beri Zerdüşt dininin yerettiği Pontus ve Kapadokya’da başarılı bir faaliyet yürüten Constantine (Silvan), kendi taraftarlarını çabuk arttırdı. Gnostik ve İconoklast sektlerin kalıntıları ve Kırmanciye (Ermenistan) Manesçileri onun doktrinleri etrafında birleştiler. Pek çok katolik unsuru da etkili tartışmalarıyla kendi inancına çevirdi. Pavlakiler’in kurucusu Constantine kendi karargahı olarak vaktiyle Pontus’un bir bölgesi olan Colonia (Konak, Kulehisar/Koyul Hisar veya Kara Hisar) çevresini seçti. Gibbon, Colonea’nın Pontus’un zaptından sonra Pompey tarafından kurulduğunu tahmin etmektedir (Bk. E. Gibbon, The Decline And Fall Of The Roman Empıre, s. 116). Hristiyanlığın ve Ermeni kilisesinin gücünü zayıflatan Arap-İslam hakimiyeti peryodu genelde muhalif ve isyancı sektlerin büyümesine elverişli bir ortam yaratmıştı. Pavlakiler bu dönemde özellikle güçlendiler. Araplar’ın faaliyetine hoşgörü gösterdiği Mamekiyeli Silvanus, 27 yıllık bir misyondan sonra yaşamını Yunanlılar (Bizanslılar)’ın bir saldırısında yitirir. Coloneia’ya onu ve hareketini ezmek amacıyla askeri ve adli yetkilerle donatılmış üst düzey bir Bizanslı yönetici gönderilir. Bu yönetici acımasızca üzerlerine gittiği Pavlakiler’in kitaplarını yakar, bu kitapları okuyanları ölümle cezalandırır. Silvanus ve yandaşları birçok yönden Manes (Mani)’in izleyicileri olmuş, bu nedenle Manesçi olarak da tanınmışlardır. Mamekiyeli Silvanus’tan sonra hareketin başına Simeon geçer. Kendilerini cezalandırmak için gönderilen Justus isimli birinin Simeon tarafından kazanıldığı kaydedilmektedir. Justinian II (685-695) Pavlakiler’in adını ve anısını yoketmeyi amaçladıysa da bunu başaramadı. Ama daha sonraları Theodora’nın askerlerinin kısa bir sürede dağlarda yüz-bin kadar Pavlaki’yi katlettiği kaydedilmektedir. Simeon’dan sonra da hareketin başına Isaurian evinden Leo III döneminde (717-741) yaşadığı tahmin edilen Gegnaesius veya babası Paul (?) geçer. Vasiliev’in de işaret ettiği gibi çeşitli milliyetleri bir yerden diğerine taşımak Bizans devletinin geleneksel iç-politika metotlarından biriydi. Örneğin Ermeniler ve Dersimliler (Pavlakiler) Balkan yarımadasına, Slavlar ise Anadolu’ya, özellikle Orta Anadolu’ya taşınmıştır. Pavlakiler’in kitlesel halde doğu sınırlarından Trakya’ya taşınması 8. Yüzyılda imparator V. Constantine ve 10. Yüzyılda da John Tzimisces (Çemişgezekli John) tarafından gerçekleştirilir. 750’lerde yaptığı Ermenistan seferi sırasında Arap-Bizans sınır şeridindeki Malatya ve Erzurum (Theodosiopolis) kentlerinde Pavlakiler’in büyük sayıda mevcut olduklarını gören Leo III’ten sonraki Bizans imparatoru Constantine V Copronymus (741-775), ceza olarak onları ‘Fırat havzaları’ndan İstanbul’a ve Trakya’ya yerleştirir. J. B. Bury’nin yazdıklarına inanılacak olursa bu sürgünü yapan V. Constantine bile kalben bir Pavlaki olarak görülmüştür. İşte bu iskan ile birliktedir ki, Pavlakiler’in doktrini Avrupa’ya taşınıp tanıtılmış olur. Trakya Pavlakileri, Kırmanciye (Ermenistan)’deki yoldaşlarıyla bağlantılarını gizli yollardan sürdürmüş, cezalandırmalara karşı direnişlerini orada da devam ettirmiş ve Bulgaristan’daki faaliyete destek vermişlerdir. P. K. Hitti’nin Arap Ghassan orijinli olduğunu söylediği sonraki Bizans imparatorlarından Nicephorus I (802-811)’in Pavlakiler lehinde biri olduğu, Michael I (811-13)’in ise Eklesiyastikler tarafından onları cezalandırmaya zorlandığı kaydediliyor. O’nun başlattığını Ostrogorsky’nin bir Ermeni olduğuna işaret ettiği halefi Leo V (813-820) devam ettirir. Özellikle Theophilus (829-842) ve onun karısı olduğu anlaşılan Theodora gibi Hristiyan yöneticilerin dinsel muhalefeti cezalandırdıklarına işaret eden J. B. Bury, A History Of Eastern Roman Empıre (1912) adlı eserinde zafer gibi sunulan Pavlakiler’in cezalandırılmasını 9’uncu yüzyılın en büyük politik felaketlerinden biri olarak tanımlar ve bundan sadece Theodora adlı imparatoriçenin değil, Theophilus’un da sorumlu olduğunu yazar. Kirmanşah merkezli bölgede Babek’in Azerbaycan’da başlattığı harekete paralel olarak ayaklanan ama yenilen Hurremi liderlerden “Kürt Narseh” (Nasır, Narsi, Nerseh, Barsis), arta kalan yandaşları ile birlikte 833 yılında Bizans’a sığınmış, Bizans ordusuna yazılarak Abbasiler’e karşı Babek’i destekleyen ve kendisine koruma veren imparator Theophilus’un 837 veya 838 yılında Müslüman Abbasiler ve onların müttefiki Pavlakiler üzerine yaptığı Zibatra (Sezopetra, Doğanşehir), Malatya, Elazığ ve Dersim seferlerine katılmıştır. Doğanşehir, eskiden Akçadağ’ın bir ilçesiydi ve Akçadağ ise Arga ve Karaesios gibi adlarla bilinirdi. Böylece bu olaylarda her ikisi de paralel inançlara sahip görünen Babekiler (Hürremiler) ve Pavlakiler karşı karşıya gelmiş görünüyorlar. Bazı kaynakların Kürt dediği Nerseh, Part (Kal Ferat) orijinli olup büyük ihtimal Reyli Mihran evindendi. Enc. Of Islam’ın E. Honigmann tarafından kaleme alınan Malatya maddesinde 838 yılında Bizans ordusunun Malatya üzerine yaptığı seferde kenti Malatya emiri ile bir Türk olduğu söylenen ve Babekiler’i bastırmakla görevlendirilen ünlü kumandan Afşin’in birlikte savunduklarına işaret edilir. Theophilus, Armeniakon ve Anatolikon temalarının dağlık kesimlerinde Arap sınırları üzerinde Kleisurai (Dağ Geçitleri) adı verilen üç yeni idari ve askeri birim oluşturmuştu (Charsianon, Kapadokya ve Selukya). Bunlar tema sisteminde daha küçük ölçekli askeri birimlerdi. Ostrogorsky’e göre küçük askeri sınır bölgeleri (garnizonları) idiler. En tehlikeli isyancıların uzun süre cezalandırılıp provake edilen dini sektler olduğunu, bu durumdaki çaresiz sektlerin kutsal bir dava uğruna artık korku nedir bilmediğini, intikama yönelerek bunu sonraki kuşaklara da aktardıklarını söyleyen Gibbon, Ermenistan (Kırmanciye) ve ona komşu bölgelerde patlak veren 9. Yüzyıl Pavlaki isyanlarını (845-890 arası) bunun bir örneği olarak gösterir. Bağımsızlıklarını koruyabilen Malatya kuzeyindeki Arguvan (Argaus) dağlarının Pavlakileri onun yazdığına göre bu dağları bir intikam üssüne dönüştürdüler. Bizans’ın daha ağır bir cezalandırma seferini ise Carbeas ayaklanması izler. J. B. Bury’nin yazdığına göre, ‘Karbeas’, imparator Theophilus (829-42)’un yönetimi zamanında veya daha erken bir cezalandırma sırasında Anatolik Theması (Anadolu Eyaleti)’nın generali altında bir görevde bulunan Pavlaki inançtan biriydi. Pavlakiler’e karşı başlatılan saldırılar üzerine kendi inancından beş-bin adamıyla ayaklanan Karbeas (Gibbon’da Carbeas), anti-Hıristiyan olarak tanımladığı Bizans’a bağlılığı tanımadığını ilan eder ve başına geçtiği beş-bin yandaşını Kapadokya ötesindeki bölgeye götürdükten sonra onlarla birlikte Malatya’nın Arap emiri Omar’ın hizmetine ve koruması altına girer. Karbeas’ın babasının asıldığı haberi üzerine bu kaçışa karar verdiği söylenmektedir (Bk. Bury, a.g.e., s. 276-86). Gibbon’un dayandığı kaynaklarda Karbeas ayaklanması ve kaçışı Theodora’nın cezalandırma hareketine bağlanmaktadır. Ama Bury’nin dikkat çektiği M.S. 845-46 tarihli bir belge ‘Karbeas ve O’nun halkının’ doğuda Araplar’ın koruması altına zaten girdiklerini göstermektedir. Bu aynı belgeye göre imparator Theophilus tarafından Koloneia (Kara Hisar?) bölgesine atanan Kallistos, kendi subaylarından Pavlaki inancı paylaşan bazılarını bu inancı bırakmaya zorlamış, ama Karbeas Pavlakileri’ne bağlı kalan bu subaylar Kallistos’un esir edilip halifeye teslim edilmek üzere Samarra’ya gönderilmesini sağlamışlardır. Bury, sözü geçen 845-846 tarihli bu belgeye dayanarak Karbeas’ın kaçış olayının Theophilus (829-42)’un yönetimi döneminde veya ondan bir süre önceki Michael I (811-13) ile onu izleyen Leo V (813-20) dönemlerinde yeraldığını yazmaktadır. O’nun görüşüne göre Malatya’nın kuzey ve batısındaki bölgelerde büyük ihtimalle Karbeas öncülüğündeki beş-bin kişinin göçü öncesinde de Pavlakiler mevcuttu. Daha sonraları bu bölgelere sürekli olarak Pavlakiler’den yeni sığınanlar oldu. Böylece Bury’e göre o tarihlere dek Bizans savunmasına hep büyük katkı yapmış olan Pavlakiler, bu tarihten sonra kendilerinin üç ana kenti olan Argaus (Malatya kuzeyindeki Arguvan/Argawan), Tephrike (daha kuzeydeki Divriği) ve Amara (Abara, modern Manjilik yakınındaki Emerli)’da Bizans devletinin çok korkulan düşmanlarına dönüştüler (Bk. akt. Bury, a.g.e., s. 277-78, dipnot). Adı geçen kalelerin üçü de Honigmann’ın yazdığına göre Pavlakiler’i Bizans’a karşı koruyan Malatya emirinin desteği ile Karbeas tarafından kurulmuşlardır. Karbeas’ın korumasına girdiği veya ittifak yaptığı Arap emiri (açık ki Malatya emiri Omar’dır), Gibbon’un yazdığına göre, Carbeas’ı halife ile tanıştırır ve bu ittifakın da katkısıyla Carbeas Bizans’a karşı daha da güçlenir. Sivas (Sebastea) ve Trabzon arasındaki dağlarda Divriği (Tephrice) kentini kuran ve surlarla çeviren de Carbeas’tır. Böylece Pavlakiler burada bir tür devlet kurmuş görünmektedirler. O’nun döneminde Divriği ve çevresindeki dağların “İncil ile kılıç kullanmayı uzlaştıran korkunç bir halk” olarak tanımlanan Pavlaki firarilerle dolduğuna ve bunların Muhammedciler’e katıldığı veya onlarla ittifak yaptıklarına işaret edilmektedir. Kocası Theophilus’un politikasını daha da acımasızca yürüten İmparatoriçe Theodora, ortodoks danışmanlarının yönlendirmesi altında Pavlakiler’e “ya yanlışlarınızı bırakır ya da yeryüzünden yokedilirsiniz” mesajı veriyordu. Hemen ardından yapılan seferlerin amacı onları yoketmekti. Böylece büyük bir Pavlaki katliamı başladı. Binlerce kişi öldürüldü. Kurbanlar kılıçla biçiliyor, çarmıha geriliyorlardı. Bu katliamdan kaçabilenler sınırlar-ötesinde sığınak aradılar. Bizans devleti Pavlakiler’in mülklerine de el koydu (Bk. Bury, a.g.e). İmparatoriçe Theodora’nın tahttan düşüşünden hemen sonra Pavlakiler’in Bizans’ın düşmanlarıyla aktif bir işbirliğine girdikleri görülür. Sonraki Bizans imparatoru Michael III de (842-867), babası Theophilus ve annesi Theodora’nın Pavlakiler’e karşı izledikleri imha politikasını aynen sürdürür. Onun döneminde ordunun baş komutanlığına getirilen dayısı Petronas, 856 yılında Samosata, Amida ve Divriği üzerine akınlar düzenler. Karbeas ise Malatya ve Tarsus kentlerinin Müslüman emirleriyle (Malatya emiri Omar ve Tarsus emiri Jafar İbn Dinar) birlikte Bizans sınırlarına yapılan baskınlara aktif olarak katılmakta, onlara yardımcı olmaktadır. Birkaç yıl sonra dayıları Bardas ve Petronas’ın yanısıra artık yirmi yaşına varmış bulunan Michael III’ün kendisi de bizzat savaş alanında görünmeye başlar. Bardas’ın yönlendiriciliğinde Pavlakiler’e karşı bir seferinde Samosata’yı kuşatır. Ama Samosata surları dibinde sert bir Pavlaki lider olarak tanınan ve hep Malatya emiriyle birlikte olduğu söylenen Carbeas tarafından ağır bir yenilgiye uğratılır (859). Kampı ele geçirilen ve birçok subayı esir edilen Michael III kaçmak zorunda kalır. Bu savaşa Carbeas’ın müttefiki olarak Araplar (Müslüman)’ın da katıldığı ve onunla aynı bayrak altında dövüştükleri söylenmektedir. Michael III, 859-861 yılları arasındaki bir tarihte bu kez Malatya emiri Omar üzerine bir sefere çıktı. Babası Theophilus’un Sac-oğullarından Azerbaycanlı emir Afşin (Afşin Haydar, ölm. 841) tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldığı Dazimon (Dazmana, modern Tokat) ovasında kamp kurdu ve Malatya Emiri Omar’ın gelişini bekledi. Beklenmedik bir yoldan gelen Omar’ın kuvvetleriyle Dazimon ovasında yapılan savaşta Bizans ordusuna kök söktürüldü ve zafer kazanmış olan general Omar, Sinop’a dek yürüdü. Bu olayın tarihi 860, 861 veya 862 yılı olarak tahmin edilmektedir. 863 yılında emir Omar yeniden aynı bölgeye gelerek Armeniac Teması’na girer, Karadeniz kıyısına dek giderek Amisus (Samsun) kentini zapteder. Daha sonra Ankara üzerinden batıya yönelen Omar’ın kuvvetleri Poson adlı yerde Bizans ordusunun sürpriz bir saldırısında ağır bir yenilgi alırlar. Omar’ın kendisi de bu savaşta öldürülür. O’nun oğlu ise esir edilir. Sonraki süreçte Bizans’ın insiyatifi eline aldığı görülür. J. B. Bury’nin yazdığına göre her yıl Bizans topraklarına akınlar yapan Arap (Saraken) kumandan Ali ibn Yahya da bir süre sonra öldürülür (863). Ali İbn Yahya, 860 yılında Pavlaki lider Karbeas’la birlikte Bizans topraklarına bir akın yapmıştır (Bk. Bury, a.g.e., s. 282-84). Geçerken de olsa Malatya kenti ve emir Ömer üzerine birkaç şey söylemem gerek. Malatya, ilk kez Iyad bin Ghanim’in Simsat’tan gönderdiği Habib bin Maslama al-Fihri tarafından zaptedilir. Ama çok geçmeden Bizans tarafından geri alınır. Muaviye, Suriye ve Cezire valisi olduktan sonra Habib b. Maslama’yı yeniden Malatya üstüne yollar ve o ikinci kez zapttettiği bu sınır kentinin savunması için bu kez bir garnizon bırakır. Malatya bu tarihlerden sonra Bizans (Rum Diyarı)’a karşı düzenlenen Arap askeri seferlerinin karargahlarından biri haline gelir. Fakat sonraki yıllarda da Malatya’nın Bizans’la Araplar arasında el değiştiğne tanık oluyoruz. Her el değiştiğinde halkının etnik kompozisyonu da hayli değişim geçirmiştir. Çünkü terkedenler ve yerleştirilenler olmuş sürekli. Daha sonra Halife Ömer Malatya’ya Bani Amir b. Şa’şa’a aşiretinden al-Harith’i kente vali olarak atar. Kente yönelik Bizans saldırıları hiç eksik olmaz. Emeviler’in devrilmesiyle sonuçlanan iç-savaş sırasında bundan yararlanan Bizans kenti kuşatır ve yıkar. Malatya halkı kenti terkeder. 750 Devrimi’ni takiben Bizans ordusunu yenilgiye uğratan Abbasiler 755 yılında Malatya’yı geri alırlar. Horasan, Suriye ve Mezopotamya’dan getirilen takviye birlikler yerleştirilir kente (757). Yeniden inşa edilen kentte bu sırada bir cami de yapılır. Böylece Malatya Abbasiler’in Bizans’a karşı seferlerinin üssü haline gelir (Bk. Honigmann, Enc. Of Islam, Malatya md). 830’larda Malatya emiri Ömer’in adını duyarız. Malatya konusunda verdiğimiz az önceki bilgiler de daha çok bu aşamaya netlik kazandırmak içindi. Özellikle bu emirle birliktedir ki, bir bölümü Malatya’nın kuzeyi ve batısında yaşamakta olan Pavlakiler’le Müslüman Araplar (Abbasiler) arasında Bizans’a karşı bir ittifakın oluştuğunu görürüz. Pavlaki lider Karbeas ile hep birlikte olduğu ve Karbeas’ı halife ile tanıştırdığı da söylenen Malatya emiri Ömer’in dönemi bazı bilinmezlerin (Dersim’e Malatya üzerinden girdiklerini rivayet eden bazı toplulukların ve bazı ocakların orijini gibi) çözümü için üzerinde durulması gereken bir evredir. Çünkü Battalname, Danişmendname, Saltukname ve Veli Baba Menakıbnamesi gibi birbirinden esinlendikleri anlaşılan destanların hepsinde onun adı anılmaktadır. Veli Baba’da ondan Ömer bin Abdullah (Ömer ibn Abdullah el Akta) diye sözedilir. Artukname de diyebileceğimiz Danişmendname’de ünlü Danişmend Ahmet’in annesinin Emir Ömer’in kızı olduğu söylenir (Bk. İrene Melikoff, La Geste De Melik Danışmend, Paris, 1960). Melikoff, Danişmendname’nin Fransızca çevirisine düştüğü açıklamada Emir Ömer’in Battal Gazi romanında geçen Emir Ömer bin Numan olduğuna işaret eder. Daha tam söylenirse bu ad Ömer bin Numan bin Ziyad’dır. Saltukname’de ise Emir Ali’nin Malatya Beyi Emir Ömer’in neslinden olduğu söylenir. Ama bu konuyu şimdilik burada bırakmak zorundayım. Amacım üzerinde daha derinliğine çalışılması gereken rivayetlerin referans verdiği bir döneme ve bazı isimlere dikkat çekmekti. Carbeas’ın yerine geçen Chrysocheir (Chrysocheirus), daha büyük bir intikama hazırlanır. 867 yılında Müslüman (Arap) müttefikleriyle birlikte Basil I’in yönettiği Bizans’ın kalbine dek sızarak sarayın birliklerini tekrar takrar yenilgiye uğratır. Bu tarihte Efes (Ephesus)’i ele geçiren Chrysocheir, Efes (Ephesus) Katedrali’ni eşeklerin ve atların ahırına dönüştürür. Böylece 9. yüzyılda Kırmanciye’den Batı Anadolu’ya akan Pavlakiler Bizans devleti için büyük bir tehdide dönüşürler. Babasının Ermeni olduğu söylenen Mekedonya doğumlu imparator Basil I (867-886) esirleri kurtarmak için Chrysocheir’le barış yapmak zorunda kalır. Ama daha sonra anlaşmayı bozarak Pavlakiler’in topraklarına saldırır (871-872), kendisine karşı direnen ‘Pavlaki ülkesini’ yakıp yıkar. O’nun Fırat’ın doğusuna kadar gittiği düşünülüyor. Divriği’yi kuşatan Basil, onların gücünü, silah ve hazırlığını farkedince umutsuzluğa kapılıp İstanbul’a geri çekilirse de kılıçtan geçirilen Pavlakiler’in lideri Chrysocheir’in başını birlikte götürüp tahtın önüne bırakır (872/875). Chrysocheir’in ölümünü takiben Pavlakiler’in gücünün kırıldığı söylenmektedir. Çünkü Bizans imparatorunun ikinci seferi sırasında onların Divriği’yi boşaltarak sınır kesimlerdeki bölgelere sığındıkları görülür. Böylece boşaltılmış olan Divriği yakılıp yıkılır. Ama bu tarihe kadar Pavlakiler’in Bizans ve Arap imparatorluklarını ayıran sınır olan Malatya’dan Tarsus’a kadarki uzun koridorda, yani Toros ve anti-Toros dağlarında bir tür otonom devlet halinde varoldukları anlaşılmaktadır. Onların konumu Bizans Akritailer’i denen uç beylikleri (sınır baronları) ile veya Malazgirt Savaşı sonrasında beliren Gazi beyliklerle kıyaslanabilir. Pavlakiler’in kendileri de bir dönem için Bizans Akritailer’i içinde görev yapmış olabilirler. Malatya’dan Tarsus’a uzanan bu bölgede Avasım adı altında bir sınır (serhad) eyaleti oluşturulmuştu. Bu eyalet Adana ve Maraş’ı da içeriyordu. Hitti, bu kordonu Müslüman kaleler hattı olarak tarif eder. Avasım sözcüğünün de iç (güney) kaleler hattı anlamına geldiği (Thughur denen dış/kuzey toprak hattına karşıt manada), çevreleriyle birlikte bu koridordaki kaleleri kapsadığı söylenmektedir. Harun Reşit tarafından teşkil edildiği söylenen Malatya’dan Antakya’ya kadarki bu eyaletin yönetiminin Pavlakiler’de olduğu anlaşılıyor. Ağucan ocakları vd gibi Zeyd-soylu olduklarını söyleyen ocaklar tam da bu koridorda/kordonda yeralmakta ve merkezleri eski Pavlaki karargahlarıyla örtüşmektedir gibi. Üsleri ellerinden alınsa da yüz seneden daha uzun bir süre kendi inançlarını ve özgürlüklerini savunan ve Bizans sınırlarında büyük sayıda varolan Pavlakiler’in dağlarında bağımsızlık ruhu yaşamaya devam eder. Pavlakiler, Bizansla savaşan Arap-İslam kuvvetleriyle ittifaklarını da sürdürürler. Basil, daha sonra Araplar’ın ana üssü konumundaki Malatya’yı zaptetmek isterse de bunu başaramaz (Bk. Gibbon, a.g.e, cilt 6, 110-129). Abbasi devletinin çözülme sürecine girdiği ve Eski Dersimliler’in bir parçası olan Pavlakiler’in de Bizans katliamları ve yığınsal sürgünlerle büyük kan kaybına uğradıkları bu dönemin sonrasında Bizans’a karşı mücadelede bu kez Hamdaniler öne çıkar ve Bizans’ın baş sorunu haline gelirler. Bizans’a karşı mücadele bayrağı 932-962 yılları arasındaki otuz yıl boyunca Hamdaniler’dedir. Bu otuz yıl Bizans-Hamdani savaşlarıyla geçti. Bu çalışmanın görüşüne göre bu savaşlar sürecinde Dersimliler (özellikle bu süreçte Dersim’e yeni gelenler) aktif olarak olayların içinde olup ağırlıkla Hamdaniler’le birlikte idiler. Bu noktada dayandığım kanıtları ileriki sayfalarda açacağım. 970’lerin başlarında Çemişgezekli Bizans imparatoru John Zimisces (969-976), Chalybian dağlarından Trakya’nın Haemus dağı vadilerine sürgün olarak daha büyük bir Pavlaki nüfus yerleştirince Trakya’daki Pavlaki kolonisi daha da çoğaldı ve güçlendi. Zimisces’in Ermenistan (Kırmanciye)’dan Trakya’ya Pavlakiler ve Jacobitler’den koloniler yerleştirdiğini Anna Comnena da anlatır. Gibbon, Scylitzes’ten naklen, bu sürgünün Pavlakiler’in Bizans’ın doğu eyaletlerinde Araplar’la kurdukları çok tehlikeli görülen ittifak nedeniyle Antakya Patriarkı Thomas tarafından önerildiğini yazmaktadır. Bizans imparatoru Tzimisces’in hesabı Pavlakiler’i Tuna (Danube) çevresinde bölgeye sık sık akınlar yapmakta olan kuzeydeki İskitler’e karşı bir barikat olarak kullanmak, böylece kendilerinden kurtulunmak istenen bu iki gücü birbirine kırdırıp bir taşla iki kuş vurmaktı. Ama sonuç Bizans için tam bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü Pavlaki görüşler Balkanlar’da Bogomilizm adı altında beklenmedik bir hızla gelişti ve çok geniş bir alana yayılıp güçlendiler. Trakya Pavlakileri Trakya kapılarını ve Philippopolis kentini ellerinde tuttular. Philippopolis, Pavlakiler’in Balkanlar’daki merkezi haline gelmişti. Onları bu kente ve çevresine yerleştiren doğudaki kalelerini ve üslerini ellerinden alan Çemişgezekli Bizans imparatoru Tzımisces olmuştu. Jacobit sürgünler onların müttefikiydi. Pavlakiler Makedonya’da ve Epirus’ta da kalelere ve köylere sahiplerdi. Pek çok yerli Bulgar onlarla aynı inancı savunuyordu. Bulgaristan, Hırvatistan ve Dalmatya (Dımıli adıyla kıyaslayın) çevresinde 13. yüzyıl başında Pavlakiler hâlâ varlardı. Gibon’un yazdığına göre 18. Yüzyıl sonunda bile Haemus Dağı ve vadilerinde Yunan din adamları tabakasının Türk yönetiminden daha çok baskı uyguladığı bir Pavlaki kolonisi mevcuttu. Gibbon, kendi çağının bu modern Pavlakiler’inin kendi orijinlerine ilişkin anıları ve hafızalarını yitirdiklerine işaret etmektedir. Gibbon’un bu tespiti Anadolu için de bir o kadar doğrudur. Çünkü bu çalışmanın görüşüne göre, Anadolu tarihinde Babailer adıyla bilinen hareketin de, bazı kaynaklarda Babai çevreden gelen biri olarak tanıtılan Bektaş’ın adını taşıyan Bektaşilik tarikatının da öncelleri Pavlakiler’dir. Babai ve Bektaşi cereyanlarının Pavlakilik’le bağlantıları hem aynı coğrafyada ortaya çıkmış olmalarından hem de görüşlerinden kolaylıkla görülebilir. Dikkatle ele alınır ve objektif bir gözle irdelenirlerse Alevi geleneklerinde de muhalif ve Komünistik bir Hristiyan ‘sekt’ olarak bilinen Pavlakiler’in izleri (anıları ve öyküleri) görülebilir. Günümüzde ister Anadolu’da ister Balkan ülkelerinde olsun artık yanlış ya da doğru daha çok Alevi-Bektaşi adıyla bilinen hareketin orijininde, bu çalışmanın vardığı sonuca göre, varlığını aşırı Şii bir görünüm altında sürdüren ve bir dereceye kadar bu görüşlerden etkilenmiş de olan Pavlakilik ve onun bir varyantı olan Bogomilizm yatmaktadır. Pavlakilik ve Bogomilizm akımlarının kökeninde ise esas olarak eski İran dini Zerdüştlük içinden çıkma Manes ve Mezdek gibi önderlerin öğretileri vardır. Ama Türk kökenli ve dede ünvanlı Alevi aydınlar da kullanılarak bu gerçekler hasıraltı edilmekte ve Alevilik hemen bütün zamanlarda kendisinin celladı rolünü oynamış ve bu rolü tarihsel kayıtlara geçmiş bulunan Türklüğe maledilmektedir. Hem Türkmenler’in önemli bir bölümünün bu inançlara kazanılması sonucunda, hem de Türkçe kullanımının yaygınlaşması ile Kızılbaş-Alevi geleneğinin zamanla kısmen Türkleşmiş olması bu geleneği Türk orijinli gibi tanıtan gerçek-dışı görüşlerin azçok yandaş bulmasına imkân tanımaktadır.
Sayfalar |
| Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:31 tarihinde güncellendi |
Forumdan Son Mesajlar
![]() |
Konular | Yazar | ||
|
Zeybekler 2002 - Otantik Süper Zeybek Havaları | (52) | İLKE | |
|
Sözlü Zeybekler 2 - Ege Türküleri | (51) | İLKE | |
|
Özer Urun - Gilli Gazinc Nupelda | (52) | İLKE | |
|
Mosaic & The Folk Music Of An -Kaval ve Halk Sazl | (63) | İLKE | |
|
Modern Anadolu Türküleri - Modern Turkişh Folk ... | (66) | İLKE | |
|
Anatolia Folk Music 3 - Instrumantal | (52) | İLKE | |
|
Anatolia Folk Music 2 - Instrumantal | (67) | İLKE | |
|
Anatolia Folk Music 1 - Instrumantal | (95) | İLKE | |
|
Metin Alatlı - Sentetik Oyun Havaları (LP) | (81) | İLKE | |
|
Anadolu'dan Asya'ya Bir Nefes -Anatolia To Asia ... | (78) | İLKE | |
Toplam Forum Konusu : 194
Toplam Forum Mesajı : 357 |
||||
Anasayfa
Sosyal Ağ
Dersim

.jpg)








Toplam Forum Konusu : 194
Toplam Forum Mesajı : 357 




