Dersim Tarihi Sayfa 23 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:50

Bizans-Sasani Savaşlarında Dersimliler ve Deylemiler

Bazı kaynaklar Sasaniler’in üç-dört kez İstanbul’u kuşattıklarından sözederler (609, 616, 619 ve 626 tarihlerinde).

Procopius, History Of The Wars adlı eserinin ilk iki kitabında, özellikle Justinian (527-65) dönemi olmak üzere Bizans-Sasani savaşlarını (kendi deyişiyle Pers Savaşları) ayrıntılı olarak anlatır. O’nun bıraktığı yerden sonrasını ise The Historıes adlı yapıtında Agathıas tamamlar.

M.S. 627/28 yılına dek süren ve her iki tarafı da 640’lardaki Arap-İslam istilaları eşiğinde yorgun ve bitkin düşüren bu savaşlar hakkında burada bazı özet bilgiler vermeyi yararlı buluyorum.

Hemen not etmeliyim ki, Procopius (ölm. M.S. 558/565?), Sasaniler’den bazen Persler, bazen de Medler olarak sözetmekte, örneğin Sasani kralına ‘Pers kralı’, ordusuna da ‘Med ordusu’ veya ‘Pers ordusu’ demektedir (Procopius, a.g.e., H. B. Dewing çevirisi, 1905-13 baskısı, s. 13-51).

Sasani kralı Vararanes’in 441 yılında Bizans topraklarını istilası bir barışla sonuçlanır ve bir başarı sağlamadan geri döner.

Procopius ve Agathias’ın anlattıkları daha çok Peroz’un oğlu Mezdekçi ünlü Sasani hükümdarı Kavad (488-531) ile O’nun oğlu ve halefi Nuşirvan-ı Adil (Kesri, 531-579) döneminde yeralan savaşlardır.

Procopius’a göre İran’da kadınların ortak kullanımı yasasını getiren Sasani kralı Cabades (Kavad), 486 yılında bir isyanla devrildi ve hapsedildi. Bu tarih gerçekte 496 olmalıdır.  Yerine kardeşi Blases geçtiyse de, hapisten kaçıp Beyaz Hunlar (Eftalitler, beyaz tenli ve yerleşik Hun stoku)’a sığınan ve Hun kralının kızıyla evlenen Kavad, 488 (doğrusu 498) yılında Hun ordusu eşliğinde İran’a girip geri tahta oturdu (I. kitap, s. 13-51). Sonraları ilkin Ermenistan’ı istila etti (502), ardından Amida’yı zaptetti (503). Bu sıralarda Kavad’ın ordusunda Eftalitler de vardı. Ama Kavad, diğer Hunlar’ın İran istilası üzerine (Hunlar’ın Eftalitler ve Sabirler adlı iki ayrı grubundan sözeden Procopius, bu istilayı Sabirler’in yaptığına işaret eder) geri dönmek zorunda kalınca, bir yıl kadar sonra Amida (Diyarbakır) geri Bizanslılar’ın eline geçer ve Bizanslılar’la yedi yıl süreli bir barış yapılır (506). Bu aralıkta Kavad, Hazar Kapıları gerisinde ve Maeotik Gölü (Azov Denizi)’ne dek uzanan ovalarda ve yaylalarda yaşayan istilacı Hunlar (Sabirler)’ın İran topraklarına akınlarına karşı tedbirler almak amacıyla Hazar Kapıları’nı ele geçirir, kaleler yapar ve büyük garnizonlar (asker) yerleştirir. Bizans için de tehdit oluşturan Hazar Kapıları’ındaki bu girişimlerine onların da ortak olmasını teklif eder, ama Bizans imparatoru Anastasius buna yanaşmaz (Procopius, a.g.e., I. kitap).

Sasani kralı Kavad, Agathias’a göre, politikaya “devrimci icadlar” sokan, çağlardır süregelen adetlerde ve politik yapıda köklü değişikliklere kalkışan, hatta kadınlarda bile ortaklığı öngören yasalar çıkartan Mazdeki bir Komünist’ti ve onun yaptıkları Plato’nun Republic adlı kitabında hayal edilen düzeni hatırlatıyordu; ama ikinci kez iktidara geldiğinde devrimci Mazdeki hareketiyle bağlarını koparmıştı (Bk. Agathias, The Histories, IV. kitap, s. 130-32).

Türkçe’de ve bazı diğer dillerde halen küfür gibi kullanılan Kavad veya Kavat  sözcüğü, komünizmin iktidara geldiği ilk örneği temsil eden Sasani şahı Kavad dönemi ve onun adıyla bağlantılı olabilir.

Geri Procopius’a dönersek:

Sasaniler’in Hunlar’la uğraştığı bu sıralarda, Anastasius, Nisibis’e yakın Daras adlı yerde kendi adını verdiği bir kale yaptırır. Burası Bizans-Sasani sınırına yakındı. Anastasius, Sasaniler’in protestolarına aldırış etmeden Ermenistan’da da (Procopius’un Persarmenia dediği Sasani Ermenistanı sınırındaki bir köyde) buna benzer bir kent (kale) inşa eder ve etrafını surlarla çevirdiği bu kente Theodosius (Erzeroum, modern Erzurum) adını verir.

Anastasius’un yerine geçen Justinius zamanında Sasaniler’le yapılan görüşmelerde sınır sorunlarının yanısıra Lazica (eski adıyla Colchis) konusunda da anlaşmazlıklar patlak verir ve görüşmeler kesilir (518). Bu görüşmelerde Lazika’nın eskiden İran’a bağımlı olduğunu hatırlatan Sasani heyeti, daha sonra Romalılar’ca ele geçirilen Lazika’nın Bizans tarafından da zorla elde tutulduğunu belirterek, Lazika’nın iadesini barışın bir koşulu olarak öne sürer (I. kitap, s. 91-93).

Antik zamanlardan beri hep İran’a bağımlı olan Hazar Kapıları ve Lazika sınırlarındaki Hristiyan İberya (Gürcistan)’da ortaya çıkan gelişmeler de iki ülkeyi karşı karşıya getirir. Sasani kralı Kavad, İberler (Gürcüler)’e de İran dinini benimsetmek için baskı yapar. Bunun üzerine Gürcü kralı Gurgen (Gourgenes), Bizans imparatoru Justinius’tan yardım talep eder. Justinius, Hunlar’dan devşirilen paralı askerlerden bir orduyu Gürcüler’e yardım için Lazika’ya  gönderir. Fakat, Kavad’ın yolladığı Sasani ordusu önünden Bizans askeri ve Gürcü soyluları Lazika’ya sığınmak zorunda kaldılar. Bizans, bu kez Lazlar’ı savunmak bahanesiyle ilk kez kendi ordusunu soktu Lazika’ya ve Laz-Gürcü sınırlarında kaleler inşa edilmeye başlandı. Çok geçmeden Lazika sınırındaki bu kaleler Sasaniler’ce ele geçirildi. Bu aralıkta Bizans tahtında Justinius’un yeğeni eski general Justinian’ı görüyoruz (527-565). Procopius’un işlediği de ağırlıkla onun dönemidir.

Eski korumaları Sittas ve Belisar (Belisarius)’a görevler veren Justinian, bunlardan Belisar’ı Dara (Daras) kentindeki Bizans birliklerinin kumandanı olarak atadı (527). Bizans-Sasani savaşlarını anlatan tarihçi Procopius, kendisinin  bu tarihte Belisar’ın danışmanı olarak atandığını yazmaktadır. Sittas ve Belisar kumandasındaki Bizans orduları ardarda iki kez Sasani Ermenistanı’na (Procopius’ta Persarmenia, yani Pers/İran Ermenistanı. Ermenistan, Sasaniler altında bölündüğü ve anlatılanlar Sasaniler zamanına ait olduğu için ben Sasani Ermenistanı demeyi yeğliyorum) girerek savaşa neden oldular (527), ama Sasani Ermenistanı’ndan olan Sasani generalleri Narses ve Aratius kardeşler karşısında yenilgi aldılar. Belisar aynı yıl yeni takviyelerle Sasani sınırındaki Mindouos’ta onlarla yeniden savaştı, ama bu kez de yenilgiye uğratıldı (a.g.e., I. Kitap, s. 103-5).

Buna rağmen Bizans’ın Doğu Generali olarak atanan Belisar bir kez daha Sasaniler’in üzerine sürüldü. Belisar’ın 520 bin mevcutlu ordusu Mezopotamya’nın Nisibis ve Daras kentleri ve çevresinde Sasaniler’le yaptığı savaşta onları yenilgiye uğrattı (530). Bu savaşta Peroz’un kumanda ettiği Sasani ordusunda Ölümsüzler adı verilen birlikler ve başlarında Pityaxes adlı bir kumandan olan Cadiseni’ler de vardı (I. kitap, s. 141).

Aynı yıl Sasani kralı Kavad, Ermenistan’ın Sasani parçasından hareketle Bizans Ermenistanı’ndaki Erzurum (Theodosiopolis) üzerine Mermero kumandasında bir ordu gönderdi (530). Bu orduda Sasani Ermenistanlılar (Procopius’ta Persarmenians), Alanlar’ın ülkesine bitişik topraklarda oturan Sunitae’ler ve üç-bin mevcutlu bir Sabiri (Hunlar’ın bir kolu) birliği vardı. Satala kenti civarındaki Octava’da  bu orduyla kendisini kuşatan Bizans’ın Ermenistan generalleri Sittas ve Drotheus’un kumanda ettikleri Bizans ordusu arasındaki savaşta büyük kayıp veren Sasaniler geri çekilmek zorunda kaldılar (I. kitap, s. 133-35).

Procopius, 530 yılında Ermenistan’da yeralan bu Bizans-Sasani savaşı sırasında Sasani Ermenistanlı olan Narses, Aratius ve Isaac  adlarındaki üç kardeş ile  Symeon (Simon) adında bir kişinin Sasaniler’den koparak Bizans tarafına geçtiklerini kaydeder. Bunlar, önde gelen şahsiyetlerdi. Onlardan Narses ve Aratius, Sasani Ermenistanı’nda Sasani ordusu kumandanlarıydılar ve daha önce Sittas ve Belisar’a karşı başarılıca savaşmışlardı. Onların küçük kardeşleri Isaak ise, Erzurum sınırında bulunan Bolum Kalesi’ni elinde tutuyordu ve taraf değişince bu kaleyi Bizans’a devretti. Nicolas Adontz, daha önce adını andığım kitabında bu adamın Prens Isaak Kamsarakan olduğunu yazmaktadır. Yani yukarda adları geçen üç kardeş ünlü Kamasarakan Evi’ne (Bu evin diğer adı Arsar-unik’tir. Kars Tarihi’nin yazarı F. Kirzioğlu’na göre Dede Korkut Oğuznameleri’ndeki Kal-Sar veya Sarı Kal Baş adı bu eve referanstır) mensuplardır. Bolum Kalesi o tarihte bu ailenin veya kabilenin elindeydi. Adontz’a göre Bolum Kalesi, Pasinler’deki modern Hasan Kale’dir. Yine Sasani Ermenistanı yerlilerinden olan Simon adlı kişi ise, Sasaniler’in kontrolündeki parçada altın madeninin bulunduğu Phrangium Kalesi’nin sahibiydi. Bu kale, Adontz’a göre, modern İspir (Sper, Suspiritis)’dir. Sasani kralı Kavad’ın izniyle bu madeni yerli halktan Simon işletiyordu ve ordan çıkartılan altın Sasani kralına veriliyordu. Altın madeninin gelirini artık Sasani kralına vermeyi rededen Simon da Bizans tarafına geçenlerden biriydi. Ama altını Bizanslılar’a da vermedi ve bulunduğu yerin stratejik coğrafi konumu nedeniyle Sasaniler ona karşı bir şey yapamazken, Bizanslılar ise Sasaniler’in bu madeni yitirmiş olmalarını şimdilik yeterli kazanım sayıyorlardı. Belli ki, Sasani-Bizans savaşının bir nedeni de bu madenlerdi.

Sonuç olarak Bizanslılar Ermenistan’ın Sasaniler’in hakimiyeti altındaki parçasında ismen bile olsa iki önemli üs/kale elde etmiş oldular. Bu iki kale ele geçirilmeden kısa bir süre önce ise, galiba yine 530 yılında, Bizanslılar, ‘Tzanik Ulusu’na boyun eğdirmişlerdi (Ayrıntı için bk. I. kitap, s. 135-41).

Not etmeliyim ki, Procopius’un Tzani ulusu dediği N. Adontz’un görüşüne göre Ermeni kaynaklarda Mamikonyanlar denen Mamanlar (Mamakanlar)’dır. Benim görüşüme göre Tzaniler (Mamanlar) bugün Dersimliler diye bilinen halktır.

531’de başında Azarethes’in olduğu Kavad’ın Sasani ordusu Asurya’dan gelerek Kommagene (İranlılar Kommagene’ye Fırat nehrinin adıyla Euphratesia, yani Fıratiye derlerdi)’yi istila etti. Bu Sasani ordusunda Bizans’ın en tehlikeli düşmanı olarak görülen Araplar (Procopius’ta Sarakenler)’ın kralı Alamoundaras’ın kumandasında çok sayıda Arap birliği de  vardı. Procopius’un ve diğer Bizans kaynaklarının Alamundarus dediği kişi, eski bir Yemen aşireti olduğu söylenen Ghassaniler’den Hirah’lı El Mundhir (El Munzur)’dir. Antakya’yı zaptetmeyi tasarlayan bu ordu ile savaştan kaçındığı için askerlerinin hakaretine maruz kalan Belisar’ın kuvvetleri arasında Sura kenti veya Callinicus civarındaki savaşta Sasaniler üstün geldiler. Belisar’ın ordusunda bu savaş sırasında Lycaoneler’in (genellikle Isaurianlar’a dahil gösterilen) de birlikleri vardı. Daha sonra Vandallar’a karşı seferle görevlendirilen Belisar’ın yerine Sittas atandı (531).

Aynı yıl Sasaniler bir kez daha Mezopotamya’ya girerek Sofene’deki Martyropolis kentini kuşattılar. Ama Kavad (Procopius’ta Cabades)’ın ölümünü haber alınca geri döndüler. Kavad’ın yerine Kesri diye de bilinen oğlu ve halefi Nuşirvan-ı Adil (Procopius’ta Chosroes) geçti (531). Kesri, Bizans’la bir barış yaptı. Bu antlaşma ile Pharangium ve Bolum kaleleri geri Sasaniler’e verilirken, Sasaniler de Lazika’daki kaleleri Bizans’a iade ettiler. Yani iki taraf da birbirlerinden aldıklarını iade edip barış yaptılar. Bu tarihlerde (532) İran’da taht savaşları, Maviler ve Yeşiller olarak bölünmüş olan Bizans’ta ise büyük Nika (Bu sözcük Zapteden demektir) ayaklanması patlak vermişti (Procopius, a.g.e.,  I. kitap, s. 145-257).

Procopius, ikinci kitabında bu savaşları anlatmayı sürdürür.

540 yılında barışı bozan Kesri, ordusuyla yeni bir istila başlattı. Sura kenti civarında kamp kurdu. Ordaki savaşta ‘Ermeni orijinli bir Arsakid’ olan Sura kentinin askeri kumandanı öldürüldü. Ele geçirilen kent yerle bir edildi. Procopius’un anlattığına göre, Kesri, Sura kentinde karşılaştığı güzel bir kadına aşık olur ve onunla evlenir. Bu olayı takiben kente daha fazla ilişmez. Daha sonra Antakya üzerine (bu kentin halkı Süryani ve Cilicler/Kilikler’den bileşiyordu) yürüyen Kesri, Justinian’ın yeğeni Germanus’un ordusunu kaçmaya mecbur ederek Antakya’yı zapteder (540). Ardından Bizans’ın her yıl saptanan haracı Sasaniler’e ödemesi koşuluyla barış yapılır ve Sasani ordusu geri döner.

Kesri (Kisra), bir süre sonra Bizans ordusu ve generallerinden hoşnut olmayan Lazlar’ın çağrısı üzerine Gürcistan üzerinden Lazica’ya girer (540/541), hemen sonra da tekrar Kommagene’ye inerek Filistin ve Kudüs’e dek sarkmayı planlar. O arada Callinicus kentini alır, ama general Belisar’ın ordusu gelince İran’a geri döner (542). Aynı yıl, Bizans’ın girişimiyle Kesri’ye bağlanan Ermeniler’le Bizanslılar arasında görüşmeler başlar ve Erzurum civarında kamp kurmuş olan Bizans ordusu Sasani Ermenistanı’nı istila eder. Bu Bizans ordusunda Ermeni ve Eruli birlikleri de vardı. Böylece Sasani Ermenistanı topraklarında bir Bizans-Sasani savaşı koptu ve Bizans ordusunun geri çekilmesiyle sonuçlandı (543). Kesri, 544 yılında dördüncü kez Bizans topraklarına girdi. Mezopotamya üzerinden ilerleyerek, kendi ordusundaki Hunlar’ı Edessa üzerine yolladı. Edessa’daki Bizans ordusunda da Hun birlikleri vardı. İki ordu arasındaki çarpışmalar bir sonuç vermeyince Sasaniler kentten haraç almakla yetinip Asurya’ya çekildiler.

545 yılında iki taraf arasında beş yıl süreli bir barış yapıldı. Ama Kesri bu barışın üçüncü yılında antlaşmayı bozdu. O’nun planı, Kafkasya’da yaşayan barbar halkların ve Hunlar’ın İran akınlarına karşı tedbir almak, onları Bizans üzerine yönlendirmek, Gürcistan’ı kontrol, Karadeniz çevresindeki ülkelere denizden ve karadan akın imkanı elde etmek ve Bizans’ın kendisini zaptetmek için  stratejik önemi olan Lazika’yı Sasaniler’den ve diğer uluslardan koloniler (nüfus) yerleştirerek bir Sasani üssüne dönüştürmekti. Mezopotamya’daki Daras kentini de Bizans’tan almak istiyordu. O sıra zaten Sasani kontrolünde bulunan Lazica’nın Hristiyan olması da Kesri’yi düşündüren bir konuydu.

(Bk. Procopius, a.g.e., II. kitap, s. 328-451).

540/41 yılında Laz kralı Goubazes, Bizans baskı ve sömürüsüne karşı Lazika’nın özgürlüğü için Sasaniler’den yardım istemiş ve ülkesine gelen Sasani ordusunu sıcak karşılamıştı. Böylece Lazika’nın kendisinde bir Sasani-Bizans savaşı başlamıştı (541). Bu savaş ilkin Bizans birliklerinin üslendiği kıyı kenti Petra üzerinde yoğunlaşmıştı. Bu kenti Bizanslılardan ele geçiren Sasaniler, Bizans ordusunu Lazika’dan çıkartarak ülkede kendi hakimiyetlerini kurmuşlardı (541). Ardından az evvel işaret edildiği gibi 545 yılında yapılan beş yıl süreli barış ve bu barışın üçüncü yılında Kesri’nin anlaşmaya aykırı şekilde harekete geçişi geldi. Lazika’da egemen olan Sasaniler, Lazlar Hiristiyan oldukları için bu egemenliği güvencede görmüyorlardı. Procopius’a göre Lazlar, eski Colchiler’dir, ikisi bir ve aynı halktır. Bu nedenle o Laz ve Colchi adlarını birbiri yerine kullanır.

Sasani şahı Kesri Lazlar’la din ayrılığı sorununu çözmek için Laz kralı Goubazes’i bir darbe/komplo ile devirme planı yaptı (549). Bu planı öğrenen Goubazes Sasaniler’e karşı bir isyan örgütlemeye koyuldu ve Bizans’tan af dileyerek askeri yardım istedi. Bunun üzerine Bizans imparatoru Justinian 549 yılında Lazika’ya bin mevcutlu bir Tzani birliği ile Dagisthaeus komutasında yedi bin başka asker gönderdi.

Tzaniler’in Mamakanlar olduğuna işaret etmiştim. Daha önce bunların Dersimliler olduğunu da açıklamıştım.

Lazika’ya gelen bu kuvvetler Laz/Lazi askerinin de desteğiyle Sasani ordusunun ordaki karargahı Petra kalesini kuşattılar, ama bu kentteki 1500 mevcutlu Sasani kuvvetinin güçlü direnişi ile karşılaştıklarından kuşatma uzadı. Petra Kalesi’nde Bizans ve Tzani (Adontz’a göre Mamakan) birliklerinin kuşatması sürerken, gelişmeleri öğrenen Sasani kralı Kesri, Lazika’ya general Mermero kumandasında otuz-bin mevcutlu yeni bir ordu gönderdi. Bizans-Laz kuvvetleri bu ordunun Petra’ya geliş güzergahı üzerindeki nehir geçitlerini tutarak tedbirler aldılar (Procopius, II. kitap, s. 529-531).

Bizans ve Laz kuvvetleri Boas geçidine yığılırken, Petra kuşatması tek başına Tzaniler (Mamanlar)’e bırakıldı. Durumu farkeden Sasani askeri kale kapılarını açıp Bizans ordu karargahını zaptetmeye çalıştıysa da, Tzaniler (Mamakanlar, Dersimliler) tarafından geri püskürtüldü.

Ardından Tzaniler (Dersimliler, Mamakanlar) Bizans kampını kendileri yağmalayıp kimseye haber vermeden Rize’nin yolunu tuttular. Rize’den Athens kentine, sonra da Trabzon üzerinden kendi ülkelerine döndüler.

Günler sonra Mermero’nun Sasani ordusu Bizans askerini geri çekilmeye zorlayıp Justinian’ın inşa ettiği deniz kıyısındaki Petra’ya varabildi. Kaleye yeni asker bırakan Mermero Sasani Ermenistanı’na döndü (II. kitap, s. 543-555).

Lazika’daki bu savaşın devamını Procopius VIII. kitapta anlatır.

O’nun anlattığına göre, 550 yılında büyük bir Sasani ordusu Lazika’yı istila etti. Bu Sasani ordusunda ‘Alan Aşireti’nden çok sayıda birlikler de vardı. Hippis Nehri havzalarında yeralan savaşta Bizans-Laz kuvvetleri Sasani-Alan kampını ele geçirdiler ve onları geri çekilmek zorunda bıraktılar. Bu sıralarda Bizans-Laz çifte boyunduruğuna karşı Abasgiler ve Apsililer bağımsızlıkları için isyan halindeydiler. Sonunda her iki isyan da bastırıldı. Aynı sıralarda Apsilia (Apsiliya)’ya gelen Sasaniler onların muhalefetini değerlendirmek istediler.

Beş yıllık işlemeyen barışın süresi 550 yılında dolduğunda iki ülke heyetleri aralarındaki sorunları görüşmek üzere biraraya geldiler. Ama bu görüşmeler sürerken Bizans ordusu Petra kalesini kuşattı. Bu Bizans ordusunda Sabiri adı verilen Hunlar da vardı. Procopius, Hunlar’ın Kafkasya’da oturan bölümüne Sabiri  demektedir. Sonunda Bizanslılar Petra Kalesi’ni Sasaniler’den ele geçirdiler. Bu olayı takiben Lazika’daki Sasani generali Mermero ülkenin en büyük kenti olan Archeopolis üzerine yürüdü ve kenti kuşattı. Archeopolis kuşatmasını yapan Sasani ordusunda ‘Dolomitler’ ve ayrıca 12 bin mevcutlu bir Sabiri birliği de vardı (550). Procopius’un Dolomitler dediği Daylamit (Deylemi)’lerdir. Bu kuşatmaya katılan Dolomit (Deylemi) birliğinden sözettiği yerde, Procopius, Dolomitler hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Bu Dolomitler gerçekte İran’ın ortasında yaşayan barbarlardır. Ama hiç bir zaman Pers krallarına bağımlı kılınmadılar. Çünkü onların yurdu yukarıdaki tamamen ulaşılmaz dağlık kesimlerdedir. Bu nedenle onlar antik zamanlardan günümüze kadar hep bağımsız olarak yaşadılar. Ama paralı askerler olarak Persler (öncelikle Sasaniler anlaşılmalı, S.C)’in savaşlarında daima Persler’le ittifak halinde savaşırlar. Onların tümü piyade askerlerdir. Her biri bir kılıç, kalkan, ve üç mızrak taşır. Fakat tepelere ve dağ zirvelerine tırmanmakta düz arazide olduğu kadar olağanüstü hızlıdırlar. Bu nedenle Mermeroes, kendisi ordunun geri kalanıyla (Archeopolis Kalesi’nin) aşağı kapısına karşı giderken, Dolomitler’e yüksekteki surlara saldırma görevini verdi” (Bk. Procopius, a.g.e., VIII. Kitap, s. 193 ve 195).

Böylece; Sasaniler, Sabirler ve Dolomitler (Deylemiler) hep birlikte Bizanslılar’a yüklenip çok kayıp verdirdiler. Ama kentin kapısını açarak hızla hücuma geçen Bizans ordusu karşısında hepsi paniğe kapılarak kaçtılar. Yenilgiye uğrayan bu Sasani ordusu bir günlük mesafedeki Lazika kenti Mocheresis’e çekildi. Bu arada uzun görüşmelerden sonra M.S. 552/3’te Sasaniler’le Bizans arasında beş yıllık bir barış anlaşması daha yapıldı. Ama bu barış görüşmeleri sürecinde Bizans ordusundan hoşnut olmayan Lazlar genelde Sasaniler’e yanaştılar. Sasani generali Mermero ile gizli görüşmeler sonucunda Lazlar’ın bir bölümünün desteğiyle Sasaniler Lazika’da egemen duruma geldiler. Scymina ve Suania’da kontrolü ellerine aldılar. Öyle ki, Laz kralı ve Bizans askeri Lazika’da adeta gizleniyorlardı. Ama söz verseler de gerçekte Sasaniler’in Lazika’dan geri çekilmeye niyetleri yoktu.

(Bk. Procopius, a.g.e., VIII. kitap, s. 59-231).

Procopius’un dedikleri burada bitiyor.

Lazika’daki Bizans-Sasani savaşının devamını onun bıraktığı yerden bir diğer Bizans tarihçisi olan Agathias (M.S. 532-579/82) sürdürüyor.

Agathias’ın The Histories (Joseph D. Frendo çevirisi, 1975) adlı yapıtının esas konusu da Sasani-Bizans savaşlarıdır. O’nun eseri 552-559 arasındaki yedi yıllık peryodu kapsar. Halen Sasani kralı Kesri zamanındayız (531-79). Bu savaşların Lazika’daki bölümünü Agathias ikinci kitapta anlatmaktadır (Bk. s. 51-68).

O’nun yazdıklarından sonraki gelişmeleri de kısaca özetlemek gereği duyuyorum:

Lazika’da Sasani zaferinin tüm bölgenin ilhakı ile sonuçlanacağını ve giderek Bizans’ın kalbine dek uzanacağını sezen Justinian; Bessas,  Martin ve Buzes gibi bazı en iyi generallerini güçlü bir orduyla Lazika’ya yolladı. Sasani generali Mermero, hızla harekete geçerek Martin’in üslendiği Telephis kalesini sürpriz bir saldırıyla ele geçirdi.

Bizans komutanlarının en önde gelenlerinden biri “doğuştan bir Tzani olan ama Romalılar arasında doğan ve kendi anavatanının barbar tavırlarını yitirip oldukça uygarlaşmış bulunan Theodore adında biriydi’’ (II. kitap, s. 54).

O’nun yanında kendi anavatanından en az beş-yüz Tzani (Dersimli, Mamakan) vardı. Ansızın Sasani ordusuyla karşılaşınca askerleri panik içinde kampa doğru kaçtılar, Phasis ve Doconus nehirleri tarafından çevrili ulaşılmaz ve güçlü bir kale olan Nesos (Ada demektir)’a dek geldiler. Diğer Bizans kuvvetleri de oraya gelmişlerdi.

Bu sıralarda Sasani generali Mermero hastalandı ve öldü.

Agathias, burada Sasaniler’in (O, Persler veya Bugünkü Persler diyor) ölü kaldırma adetlerine değinir. O’nun anlattığına göre, Sasaniler, eğer herhangi biri kötü bir hastalığa yakalanırsa, onu henüz ölmeden uzağa götürür, bir parça ekmek, biraz su ve bir sopa bırakırlar yanına. O, yiyebildiği sürece ekmeği yiyecek, suyu içecek ve kendisine saldıracak hayvanlara karşı da gücü varsa sopayı kullanacaktır. Bu adetin bir benzerinin bir vakitler Dersimliler veya bazı Dersim aşiretleri arasında da varolduğunu duymuşumdur.

Agathias’a göre, Sasaniler, ölüleri gömmez, kefenlemez ve tabuta koymazlar, yem olarak ortalıkta köpekler ve kuşlar tarafından parçalanmaya terkederlerdi. Eğer kuşlar cesedin etini yemez, köpekler cesedi parçalamazlarsa, ölenin kötü karakterde biri olduğuna yorumlanır bu ve ruhunun da öldüğüne, yani tamamen yok olduğuna inanılır. Tersi olursa, onun iyi biri olduğu düşünülür. Nitekim Mermero’nun ölüsüne de öyle yaptılar. Birinci kitabında (s. 97) Procopius da aynı şeyi söyler ki bu satırlar ondan alınmış olmalı.

Agathias, ayrıca, Sasaniler’in aile-içi (anne-oğul, baba-kız vs  arasında) cinsel ilişkide bulunduklarını yazar ve bu adetlerin onlarda Zerdüştlüğü benimseyince yerleştiğini ekler.

Aynı suçlamanın yüzlerce yıl sonra Kızılbaşlar (Dersimliler) için de yapıldığını hatırlamalıyız.

Agathias’a göre, yukarda anlatılan ölü kaldırma adeti ve aile-içi cinsel ilişki ve evlilik töresi İran’ın daha eski yerlilerinde (örneğin Medler’de ve bazı istisnalara karşın Akamenidler’de) yoktu ve bu adet Zerdüştlüğü benimseyince eski adetlerini terkeden ‘Bugünkü Perslere’ (yani Sasaniler’e) özgüydü.

Agathias, daha sonra, Magi dininin kurucusu ve yorumcusu dediği Zoroaster (Zarades)’in Horamasdes (Hürmüz)’in oğlu olduğunu, onun doğum tarihiyle reform hareketinin tarihinin bilinmediğini, ama Sasaniler’in o sıra iki prensibi (iyisi Ahuramazda, kötüsü Ahriman) bulunan Manikyanlar’ın inançlarına uyduklarını, suya ve ateşe taptıklarını, uzak ve kutsal ocaklarda hiç sönmeyen ateşler yaktıklarını belirtir (Agathias, a.g.e., II. kitap, s. 57-59).

Procopius da ateşin Sasaniler’de tüm diğer tanrılardan üstün olduğuna, Magiler’in beklediği Azerbaycan’daki büyük ateş tapınağına değiniyordu (II. kitap, s.473).

Procopius ve Agathias’ın Sasaniler ve Zerdüştiler hakkındaki bu sözleriyle Kapadokyalı rahip Basil’in Anadolu’daki Zerdüşt kolonilerine ilişkin açıklamaları arasındaki paralelliğe işaret edip asıl konuya dönmek zorundayım.

Agathias, Lazika savaşının devamını üçüncü kitabında anlatıyor (s. 68-100). Mermero’nun ölümü üzerine Lazika’daki Sasani birliklerinin başına general Nachoragan atanır. O Lazika yoluna düşerken, Lazika’da ilginç gelişmeler olur. Bizans ordusunun eski karargahlarını terkediş biçimini Justinian’a rapor eden Laz kralı Gubazes, olan bitenden başta Martin ve Rusticus olmak üzere Bizans generallerini sorumlu tutar ve onların daha çok halktan para sızdırmak peşinde olduklarını söyler. Bu durum suçlanan Bizans generallerinin Laz kralıyla ilişkilerini gerginleştirir. İmparator Justinian’a Laz kralının Sasani işbirlikçisi olduğunu ileterek ona bir oyun düşünürler. Bu tuzak başarılı olur ve Laz kralı suçladığı generallerden Rusticus’un kardeşi John tarafından hançerlenerek öldürürülür (III. kitap, s. 71).

Bu cinayeti protesto eden Lazlar Sasaniler’e karşı savaştan çekildiler. İşledikleri cinayeti unutturacak çabuk bir başarı peşinde alelacele Sasaniler’e saldıran Bizans generalleri ağır bir yenilgi alarak gülünç duruma düştüler. Gizli bir toplantı yapan Laz ulusal liderleri Justinian’dan  kendi krallarını öldürenlerin cezalandırılmasını ve onun yerine kardeşi Tzathes’in geçirilmesini talep ettiler. Bu talepleri kabul edildi. Rusticus ve John kardeşler hapsedildi,  Tzathes ise Laz kralı yapıldı.

Sasani Nachoragan, altmış-bin mevcutlu ordusuyla Bizans generalleri Martin ve Justin’in bulundukları Nesos üzerine yürüyordu. Bizans ordusu iki-bin kişilik bir Sabir birliğini Sasani ordusunun yaklaşma hattı üzerine yerleştirdi. Bunu öğrenen Sasani generali Nachoragan, kendi ordusundaki ‘Dilimnite’ birliğinden üç-bin kadar adam seçip Sabirler’e karşı gönderdi.

Agathias’ın Dilimnitler dedikleri de Deylemiler’dir.

Burada Agathias Dilimnitler hakkında şu bilgiyi vermektedir:

“Dilimnitler Dicle’nin öte yakasında (on the far side of the Tigris) toprakları İran’la sınır olan en kalabalık uluslar arasındadırlar. Son derece savaşçıdırlar. İranlılar’ın çoğunun aksine ilke olarak yay ve ok ile dövüşmezler. Onlar, mızraklar ve sırıklar taşır ve bir omuzları üstüne bir kılıç kolu giyerler. Sol omuzlarına çok küçük bir hançer/kama bağlar ve kendilerini korumak için büyük ve küçük kalkanlar taşırlar. Onları basitçe hafif-silahlı bir birlik ya da sadece yakın dövüşçü ağır-silahlı piyadeler olarak görmek güçtür. Çünkü onlar hem fırsat buldukça uzaktan ok atar, hem de yakın dövüşe girerler. Bir düşman grubunu saldırılarının şiddetiyle dağıtmakta ve saflarını yeniden kurmakta ustadırlar. Kolayca yeniden saflaşabilir ve herhangi bir birliğe göre kendilerini ayarlayabilirler....Pratik olarak her tür savaşa oldukça yatkın olduklarından düşmana ciddi kayıp verdirirler. Çoğunlukla Persler (Sasaniler anlaşılmalı, S.C)’le birlikte savaşmaya alışık iseler de, fiilen özgür ve bağımsız oldukları ve herhangi türden bir zorlamaya boyun eğmek tabiatlarına aykırı düştüğü için bağımlı/köle bir halkın mecburi askeri gibi savaşmazlar” (Bk. Agathias, a.g.e., III. kitap, s. 87-88).

Bu Dilimnit (Deylemi) birliği Sabirler’e sürpriz bir gece baskını yaptı. Amaçları asgari kayıpla Sabirler’i imha etmekti. Ama bir tesadüf başarılarını önledi. Karanlıkta yol alırken bir Laz ile karşılaştılar. Onu yakalayıp Sabirler’in yerini kendilerine göstermeye zorladılar. Rehber olarak önlerine düşen Laz, kendisine deneni yaptı, ama sık ağaçlı bir vadiye vardıklarında sessizce sıvışıp kaçtı ve Dilimnitler (Deylemiler)’den evvel hepsi uykuda olan Sabirler (Hunlar)’in kampına varıp onları uyandırdı ve olayı anlattı. Telaş içinde silahlarını alan Sabirler kampı terkedip çevresinde sipere yattılar ve daha gün doğmadan hızla kendi kamplarına dalan ve şaşkınlıktan ne yana döneceklerini bilemeyen Dilimnitler (Deylemiler)’i tam anlamıyla katliamdan geçirdiler. Sekiz-yüz Dilimnit (Deylemi) öldürüldü, arta kalanı zorlukla kaçabildi. Yerlerine vardıklarında üç-bin kişiden iki-bini yokedilmişti (III. kitap, s. 99).

Bu girişimin başarısızlığı üzerine Sasani generali Nachoragan, Bizans generali Martin’i görüşmeye davet ederek her iki ülkeyi de yorgun düşüren Lazika savaşını durdurmak amacıyla görüşmeler yolunu önerdi. Ardından daha güvenli bulduğu Phasis kentine (modern Poti kenti) gitti. Buna rağmen iki taraf arasındaki çarpışmalar devam etti.

Bu sıralarda Bizans ordusunda Theodorus ile O’nun Tzani (Mamakan, Dersimli) birliği de vardı.

Artık yenilmiş bulunan Sasaniler geri çekildiler ve kışı geçirmek üzere Gürcistan’a gittiler (III. kitap, s. 100).

Agathias’ın Bizans-Sasani savaşları hakkında tüm dedikleri bundan ibaret.

 

Sasani İmparatorluğunun Çöküşü

İkinci Kesri, kendisine karşı bir isyanın sonucunda 628 yılı şubatında öldürüldü ve yerine Kavad (Qubad)-II adıyla oğlu Şiroe geçti. Mısır, Suriye, Filistin, Anadolu ve Mezopotamya’daki Sasani ordularını geri çekerek savaş-öncesi sınırları tanıdı ve Heraclius’a barış önerdi. O’ndan sonra tahta oğlu Ardaşir III çıktı (628-9). Daha sonra Sasani tahtında II. Kesri’nin Boran veya Buran Dukht adındaki kızını görüyoruz (630-1). Bunların yönetimi çok kısa sürdü ve Sasani tahtına  II. Kesri’nin torunu Yazdgerd III çıktı (632-51).

O, “Sasan Evi”nin yaşayan son üyesiydi. Onun veziri ve ordu kumandanı ise Rustem adını taşıyordu ve İran ulusal destanındaki adaşı Rüstem gibi ünlü biriydi.

Arap istilası bu dönemde gerçekleşti. Sasaniler’le savaş Halife Ömer’in tüm zamanını alan zorlu bir savaştı. Zaferlere rağmen Araplar’ın da yenildikleri ve geri çekildikleri oldu. Örneğin 26 Kasım 634 tarihindeki bir karşı-saldırıda al-Hirah civarında Sasaniler Arap ordularını yenilgiye uğrattılar (Bk. P. K. Hitti, History Of The Arabs, 1937).

Araplar’a karşı Sasani kuvvetlerini harekete geçirmeye çalışan ünlü Rustem’in kendisi Mayıs-Haziran 636’daki Kadisiye Savaşı’nda  (bugünkü Bağdat civarında, Fırat’ın sağ havzasında yeraldı) yaşamını yitirdi, Sasaniler de yenildi.

Üç-dört gün süren bu savaşta Sasani generali Rustem’in öldürülüşü tek başına savaşın kaderini değiştirmiş görünüyor.

637’de ise Bağdat’ın yirmi mil kadar güney-doğusunda bulunan Sasaniler’in başkenti Ctesiphon (Arapça’da buraya kentler anlamında  al-Mada’in denir) Araplar tarafından zapt edildi.

Kenti ve sarayını terketmek zorunda kalan Yazdgerd, Sasani kuvvetlerini toparlamaya çalışarak ikinci bir savunma hattına çekildi. Ama 641/642’de Hemedan civarındaki Nihavand Savaşı’nda da Sasaniler Araplar’a yenildiler. Bu savaş Sasani ordusuna son vermişti. İmparatorluğun sistematik zaptı Basra ve Küfe kentlerindeki  askeri üslerden hareketle yapıldı.

Çin dahil her yandan yardım ve müttefikler arayan Yazdgerd’in çabaları sonuç vermedi. Kendisi de 651 yılında yakalandı ve öldürüldü.

Bu olay Sasani imparatorluğunun da sonunu işaretledi.

Bu sırada başarılı bir direniş gösteremeyen İran, Cambrıdge History Of Iran’da da işaret edildiği gibi, sonraları İslam’a ve Araplar’a karşı Sasani kültürü ve geleneklerine sahip çıktı ve sürdürdü. Abbasiler altında Sasani İran’ı bir bakıma yeniden dirildi. Abbasi başkenti Bağdat’taki imparatorluk sarayı Sasaniler’i model almıştı ve parlaklığını da Sasani mirasına borçluydu.

Araplar’dan çok önce Deylemiler’den oluşan Sasani ordularının Anadolu’yu boydan boya geçerek İstanbul surlarına dayandıkları da tarihin kaydettiği bir olaydır.

Sasan ve Zaza adları bir ve aynı adın şekilleridir.

Günümüz Zazalar’ının adları da dahil Sasaniler’in modern temsilcileri olduklarından kuşku duyulamaz.

Tüm bu verilerden sonra Büveyhi devletini (932-1055) kurmakla Deylemiler’in Sasani hakimiyetini restore ettiklerini söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu, Cemal Kutay’ın da işaret ettiği gibi, Sasaniler’in yenilgiye uğratıldığı yaklaşık üç asır önceki Kadisiye ve Nihavend (Nehrivan) yenilgilerinin intikamı olarak da görülebilir (Bk. C. Kutay, Tarihte Türkler-Araplar).

Umumi Türk Tarihi’ne Giriş adlı kitabında Zeki Velidi Togan eski tarihçilerden naklen bu aynı dönemde eski Zerdüşt dininden olanların dini görünüm altında gulat adı verilen aşırı Şii muhalefete ve isyanlara katılarak Aleviler’le birleştiklerini yazmaktadır. Sasaniler çağında doğmuş olan Mani-Mezdek geleneğinin Arap-İslam istilası sonrasında gulat denen aşırı Şii akımlarla bir kombinasyona girdiği bir gerçektir.

Fuat Köprülü’nün şu sözleri de yanlış değildir:

“Sasani saltanatı Arap kılıcı ile devrilince, İranilik, Hz. Ali Evi’ni Sasaniler’in mirasçısı sayarak Ehl-i Beyt’in hukukunu savunma örtüsü altında Araplar’a ve İslam’a karşı dikildi” (Bk. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar).

Tüm bunlardan çıkan sonuç Şiilik veya Alevilik denen inancın kökeninde Zerdüşt dininin, özellikle Mani-Mezdek ikilisinin adlarıyla anılan komünistik akımın ve bu akımın Dersim-Zaza kolu olan Pavlakilik ve Tondrakilik’in, kısaca Part-Sasani-Mamakan kültür ve geleneklerinin bulunduğudur. 

 

MAMAKANLAR VE SANİLER

Dersimliler’in temelinde yatan ana etnik öğe, çok eski çağlardan beri Pontus, Colchis (Lazika), Dersim ve çevresinde yaşadıkları anlaşılan Mamakanlar veya Saniler olarak bilinen bu halktır. Dersimliler’e ve ülkelerine adlarını verenler onlardır. Andaki Dersim sentezi, Pontus Krallığı’nın da egemen gücü olduğunu sandığım bu halka Partlar’ın ve Zazalar (Sasaniler)’ın da katılımıyla meydana gelmiştir. Ama bu senteze damgasını vuranlar Mamakanlar (Sanlar) olmuştur.

Mamakanlar’la Sasaniler (Zazalar)’in Medler’le ilişkili olmaları mümkündür. Ama bu konuda kesin bir şey söylemek eldeki verilerle olanaklı değil.

Aşağıda Mamakanlar ve Saniler (Sinler) gibi alternatif adlar altında karşılaşılan bu halk hakkında bilinenlerin bir özetini veriyorum.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:28 tarihinde güncellendi