Dersim Tarihi Sayfa 21 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:46

Tarihleri (M.S. 224-651)

Papak, Fars Eyaleti veya bu eyaletin büyük bölümünün egemeni olarak görünüyor. Artaşir tahta çıktığında yeni fetihlerle kendi eğemenliğini doğuda Kırman’a, batıda Elimais’e doğru genişletir (216?).

Partlar’ın Ardaşir’in öncülük ettiği bir koalisyon tarafından devrildiği geleneklerden rahatlıkla görülebilir. Sonuç olarak, Sasaniler’in, daha doğrusu Sasani Krallığı’nın kronolojisi, Ardaşir’in devrimi veya konspirasyonu ile, yani M.S. 224 veya 226 yılından  başlatılmak zorunda (Bk. The Cambrıdge History Of İran).

Büyük Part feodal evleri ya zorunlu olarak Ardaşir’e boyun eğdiler, ya da direndi ama yenildiler.

Bunlardan merkezleri Nihavand olan Karen Ailesi neredeyse tamamen yok edildi. Ermeni tarihçisi M. Khorene’ye göre bu aileden sadece Ermenistan’a sığınan tek kişi kurtuldu ki, o da Kamsarakanlar’ın atası haline gelen kişidir.

Ermenistan’ın Arsakid kralı Khosrov’un Ardaşir’e karşı direnişe öncülük ettiği kesin gibidir. Khosrov, Ermeni kaynaklarda korunan geleneğe göre, bu direniş sırasında akrabası olan Kuşan kralı Vehsadiyan (Vasudeva?) tarafından desteklendi. Suren ailesi ve diğer soylu İran evleri ise Ardaşir’e tabi olmuşlar.

M. Khorene’deki gelenekle bağdaşmıyor görünen şekilde Ardaşir’in sarayındaki soylular listesinde Karen Evi üyelerinden kişilerin de varlığı, onlar da dahil büyük ailelerin giderek Ardaşir’e katıldıkları veya ona boyun eğmek zorunda kaldıklarına yorumlanıyor.

Ardaşir, çeşitli eyaletlere kendi oğullarını yönetici olarak atar. Yine Ardaşir adını taşıyan bir oğlu Kirman kralı yapılır. Boyun eğen prensliklere Sasani Evi/Ailesi üyelerinden valiler ve diğer görevliler atanır.

Romalı tarihçiler Ardaşir’in bilinçli şekilde Akamen (Akamenid) imparatorluğunu restore etmeyi planladığını yazarlar. Bu, onun geniş bir imparatorluk kurma özlemiyle açıklanmaktadır.

Sasani imparatorluğunun ana başkenti Dicle ile Fırat’ın birbirine yaklaştıkları bölgede yeralan ve bir grup kentten bileşen Ctesiphon (kentler anlamlı olan Mahoze, al-Mada’in) idi. Başkentin Fars Eyaleti’ndeki Stakhr’a veya Susa’ya taşındığı dönemler de olmuş gibi.

Stakhr kenti, bazı kaynaklara göre Sasani Hanedanlığı’nın doğum yeridir. Hamadan’ın ise zaman zaman yazlık başkent olarak kullanıldığı sanılıyor.

Ardaşir’in fetihleri kesin belirlenemiyor. Gilan ve Hazar Denizi kıyısının ona boyun eğmediği sanılmaktadır. Çünkü Şapur döneminde bile ‘Gilan Kralı’ kavramı duyulur.

Ardaşir (224-240), Romalılar’a karşı savaşlar yaptı. Suriye ve civar topraklara akınları var. Kendi yönetiminin sonlarına doğru Harran (Carrhae) ve Nisibis’i (238), daha sonra da Hatra’yı zapteder. Bir süre sonra oğlu Şapur’un da kendisiyle birlikte yönetmesine izin verir. Sabur olarak da söylenen Şapur (Şah Puhar) adı, şah (kral) ve puhar (oğul) unsurlarının bir kombinasyonudur.

Şapur (240-70)’un Gilan halkına boyun eğdirmekle uğraştığı bir sırada, Roma imparatoru Gordian Şapur’a karşı yürüdü. Resaina civarındaki savaşta Sasaniler yenilgiye uğratıldı, Harran ve Nisibis geri alındılar (243). Bir yıl sonra iki ordu Ctesiphon civarındaki Anbar (Massice)’da karşılaştılar. Burdaki savaşın galibi Şapur’du ve bu zaferini takiben Anbar kentine Peroz-Şapur (Galip Şapur) adını verdi. Gordian’ın bu savaşta veya hemen sonra kendi adamlarınca öldürüldüğü sanılıyor.  O’nun ölümünü takiben Arap orijinli Philip çıktı Roma tahtına.

Bu tarihte Ermenistan’ın Arsakid kralı halen Sasaniler’in keskin bir düşmanıydı. Şapur’un yeni Roma imparatoruyla ona yardım etmemesi konusunda anlaştığı tahmin ediliyor.

Ermeni kaynaklarına göre bu tarihteki Ermenistan kralı Hosrov, Sasani kralı Şapur’un tezgahladığı bir suikast sonucunda öldürüldü (252?). Bu sırada Hosrov’un oğlu Tridates’in Roma topraklarına sığınması Sasaniler’in Romalılar’a  karşı 253 ve/veya 256 yılında bir ya da iki sefer yapmalarına neden olur. Suriye yıkıma uğratılır ve altmış-bin mevcutlu bir Roma ordusu Sasaniler’ce yokedilir. Bu sırada birçok kent de zaptedilir. Bu kentlerden biri de Antakya idi.

Harran ve Edessa’nın Sasani kuşatmasında olduğu bir sırada Şapur’un üzerine yürüyen imparator Valerian esir edilir (258-60). Yeniden Suriye’ye giren Sasani ordusu Kapadokya’yı da istila eder. Bir sıra kent zaptedilirse de bunlar kısa süre sonra geri yitirilir. Sonuçta Sasaniler istila ettikleri bölgelerden çıkartılır.

Tiridates’in kaçışından sonra Ermenistan’ı yönettiği sanılan Artavazd 262 yılında Sasaniler tarafından devrilir ve yerine Şapur’un oğlu Hormizd-Ardaşir Ermenistan kralı olarak atanır. Bir diğer oğlu ise bu sıralarda Gilan kralıdır. Transkafkasya’nın çoğu da Şapur’a bağlı lokal krallarca yönetilmekteydi. Doğu’da ise Sasani imparatorluğu Kuşan toprakları, Kaşgar, Sogdiana, Taşkent ve Orta Asya’ya dek uzanıyordu.

Şapur döneminde Sasani imparatorluğunun hudutları takriben böyleydi.

İleri yaşında daha çok iç sorunlarla meşgul görünen Şapur, Mani (Manes)’ye ilgi duyar.

Hormizd-Ardaşir olarak da bilinen Şapur’un oğlu Hürmüz I (270-1), bir yıldan az yönetti. O’nun Sogdiyanlar’a karşı savaştığı söyleniyor.

Enc. Of Islam’ın Hurmuz maddesine göre, Hürmüz adı, eski İran’ın süper tanrısı Ahuramazda adının Farsça şeklidir. Sasani şahlarından dördü bu adı taşıyor.

Daha sonra Şapur’un bir diğer oğlu Behram/Varahran I (271-74) çıkar tahta. Şapur I’in yazıtında ondan Gilan Kralı ünvanıyla sözedilir.

Şapur’un oğlu da olsa Behram I’le birlikte hanedanlıkta bir değişim hissedilir. Örneğin o, adına bir ateş yakılarak onurlandırılmaz. Ona karşı bu tutumun annesinden kaynaklandığı sanılıyor.

Behram I, sadece üç yıl yönetti. Mani’nin hapse atılışı ve öldürülüşü onun döneminde yeraldı.

Mani’nin hapsedilmesi ve öldürülmesinde baş rolü oynadığı söylenen tutucu Zerdüşt din adamları zümresinden nüfuzlu rahip Kartir (Kerdir) bu dönemde kariyerini korudu, devlet kilisesini pekiştirdi. Behram I ve onun yerine geçen oğlu Behram II (274-93) genelde Zerdüşt rahipler tabakasının istemlerine paralel tutumlar almışlar.

Behram II döneminde Romalılar Ctesiphon’u zaptettilerse de, aynı yılın sonunda Carus’un ölmesi fetihlerin devamını engeller ve barış yapılır (283). Roma, Şapur’un fetihlerinden beri Sasani egemenliğinde bulunan Mezopotamya eyaletini bu barışla birlikte geri kazanır.

288 yılında yeni Roma imparatoru Diocletian daha önce Roma’ya sığınmış bulunan Tiridates’i Ermenistan (veya bir parçasının) tahtına oturttu. Behram II ise, Ermenistan tahtına Şapur I’in oğlu Nerseh’i atamıştı. Ama bu dönemde Ermenistan’ın bazı bölümlerinde Sasani nüfuzu zayıflamış görünür.

Bahram II’nin oğlu Bahram III (293), birkaç aylık kısa bir yönetimden sonra amcası Narseh tarafından devrildi.

Şimdi Sasani tahtında Şapur I’in oğlu Nerseh vardı (293-302). Nerseh (Nersi), Behram II öldüğünde ya Ermenistan kralı olarak ya da rakip Roma adayı Tiridates’i kovmak için bir Sasani ordusunun başında Ermenistan’da bulunuyordu. Ama kendi yazıtında (Paikuli yazıtı) Krallar Kralı diye tanımlar kendisini. O’nun yazıtında verilen listede kendisine bağımlı krallar arasında Kuşan ve Harzem krallarının da adları geçer. Sasani hakimiyetinin bu sıralarda Orta Asya’nın bir bölümünü de kapsadığı sanılmaktadır. Bazı Arap aşiretleri ve krallıkları da (Lakhmid Krallığı gibi) Sasani hakimiyetinde görünürler.

Nerseh, Behram II’nin Romalılar’a kaptırdığı toprakları geri almakta kararlıydı. Yani Ermenistan ve Mezopotamya için Romalılar’la savaşacaktı.

Ermenistan’da neler olup bittiği net değil. Bu konuda esas olarak Ermeni kaynaklarına dayanılıyor.

Ermenistan kralı Tiridates 296 yılında Nerseh tarafından devrildi. 297 yılı başında ise Galerius kumandasındaki Roma ordusu yenilgiye uğratılıp Mezopotamya geri alındı. Bir sonraki yıl Galerius’un bir saldırısında Ermenistan’da haremini yitiren Nerseh’in talebiyle Dieocletian barışı kabul etti ve Roma bu barışla Kuzey Mezopotamya ve Ermenistan’da üstünlüğü yeniden ele geçirdiği gibi, bu bölgelerde ek topraklar kazandı.

Bu tarihten sonra Sasaniler’le Romalılar arasında kırk  yıl boyunca barış hüküm sürer.

Ortodoks bir Zerdüşt olmadığı söylenen Nerseh döneminde Sasani devletinde Maniciler’i cezalandıran daha önceki dini politikanın bırakıldığı ve Şapur I dönemindekine benzer bir tolerans politikasının izlendiği kaydediliyor. Bazı yazarlara göre bu politikanın amacı Roma imparatorluğu içindeki Maniciler’in desteğini almaktı. Çünkü Roma imparatorluğunda bu tarihlerden itibaren Manici propagandaya karşı kararlar yayınlanmaya başlanır. Örneğin 297 yılında imparator Diocletian Alexandria (İskenderiye)’da böyle bir karar yayınlar. Oysa bu tarihten sonra diğer dini azınlıklara karşı (Yahudiler, Hristiyanlar, vd) benzer bir tavır görülmez.

Nerseh döneminin sonuna doğru Ermenistan (Kırmanciye) kralı Hristiyanlığa çevrildi. Ermenistan yönetiminin bu tercihi ülkenin kaderini değiştirdi. Çünkü çok geçmeden,  312 yılından itibaren, Roma imparatoru Constantine de Hristiyanlığa çevrilince, Ermenistan ve Roma dinsel müttefiklere dönüştüler.

Nerseh’ten sonra oğlu Hürmüz II (302-309) çıktı Sasani tahtına. O’nun sert, güçlü, ama adil biri olduğu ve sevildiği söyleniyor. Bunun dışında onun dönemi hakkında fazla bir şey bilinmiyor. Hürmüz II ölünce yerine oğlu  Adhurnerseh (?) geçerse de çok geçmeden soyluluk tarafından devrilir, kardeşlerinden Romalılar’a sığınan Hürmüz hariç diğerleri tutuklanır ve tahta Şapur II oturtulur.

Şapur II (309-79), en uzun yöneten Sasani kralı oldu. O’nun döneminde İran çok gelişti ve genişledi. Henüz çocukken ipleri soyluluğun ve rahipler zümresinin elinde olan Şapur, büyüdükçe kontrolü kendi eline alır.

Tahta çıkmak ve güvencede olmak için soyluluk ve rahipler sınıfının desteği şarttı. Krallığın sonuna dek kralların hepsi ‘Sasan Evi’ üyelerinden gelmeydi. Bu evden olmayan biri ancak bir isyanla ve adı geçen sınıfların desteğiyle tahta çıkabilirdi. Bu ise nadiren görülen bir durumdu.

Bu konuda tek istisna ünlü Behram Çupin oldu. O, Sasan Evi’nden değildi. Bu yüzden de Kisra (Kesri) II’ye karşı soyluluğun desteğini garanti edemedi.

Şapur II, yönetiminin başlarında Araplar’a karşı Arabistan içlerine dek sarkan seferler yaptı. O’nun yönetiminin sonlarında Susa kenti isyan etti. Ama bu isyan bastırıldı ve kent büyük yıkım gördü.

Horasan’da bulunan Nişapur, inşa işlerinde başarılı kabul edilen Şapur II’nin kurduğu kentlerden biridir ve adını da buradan alır.

Sasaniler’le Roma arasında kırk yıl süren uzun barışı bozan Şapur II oldu. Romalılar’la esas çatışma alanı ise Mezopotamya idi. Roma’nın kale-kentlerinden biri olan Nisibis’i  birkaç kez kuşattıysa da alamadı. Sonunda batıyı bırakıp doğu sınırlarını tehdit eden yeni göçebe istilalarıyla, özellikle Hun stoktan istilacılarla meşgul oldu ve onları durdurmayı başardı. Hatta onlarla ittifak kurup yeniden Romalılar’a döndü. 359 yılında Amida’yı ve başka bazı kentleri zaptetti. Ctesiphon’a ilerleyen Roma imparatoru Julian, Sasaniler’le yaptığı çarpışmalarda öldü (363). Yeni imparator Jovian, ordusunu zor durumda görünce Şapur’la barış yaptı. Bu barışın sonucunda Nisibis ve Singara gibi kentler Sasaniler’de kaldı. Roma ordusu Ermenistan’ı da terkedince, Ermenistan Şapur II tarafından zaptedildi. Kaynakların ‘kalleşçe’ olarak nitelediği bir yolla ele geçirdiği Ermenistan kralını köretti ve onun oğlu Pap da birkaç yıl sonra yine Şapur II tarafından öldürtüldü.

 

Kafkaslar’da Sasani Askeri Kolonileri ve Deylemiler

Kafkasya’dan gelen göçebe istilalarına karşı İran’da doğan imparatorlukların kuzey sınırlarını savunmak amacıyla muhtemelen daha Akamenidler zamanından itibaren Kafkas geçitlerine İrani koloniler yerleştirilmiştir. Erken Sasani kralları da benzer savunma tedbirleri almış, burada kaleler inşa etmiş ve kendilerine sadık bir nüfus ve sınır muhafızları yerleştirmişlerdir. Şapur II (309-79) döneminde Kafkaslar’daki savunma sistemi genişletildi. Ünlü Darbend duvarının onun girişimi olduğu tahmin edilmektedir. Kendi imparatorluğunun sınırlarına Romalıların limitanei dediği sınır muhafızlarına benzer birlikler yerleştirdiği kaydediliyor. Kafkas geçitlerinin tutulması hem Sasaniler hem de Romalılar için hayati bir konuydu. Bu nedenle Kafkaslar’daki savunma amaçlı harcamalara Romalılar da bir dönem boyunca katkıda bulunmuşlardır.

Minorsky, Enc. Of Islam’ın Daylam maddesinde, ayrıca A History Of Sharvan And Darband In The 10th-11th Centuries (1958) adlı kitapta ve kendisinin Hudud al-‘Alam çevirisinde (1937), Sasani şahlarının Kafkaslar’a yerleştirdiği Deylemli ve Gilanlı kolonilerden sözeder. O’nun yazdığına göre en önemli Kafkas geçidi olan Derbend (al-Bab) ve bir dizi diğer geçidin savunulması için en esaslı tedbirler Sasani şahlarından Kavad (Kavat bin Firuz: 488-531) ve onun oğlu Kisra Anuşirvan (531-579) dönemlerine rastlar. Sasaniler döneminde Kafkasya geçitlerine yerleştirilen nüfusun ve orada oluşturulan vasal beyliklerin etnik kimliğini araştıran Minorsky, bu kolonilerin özellikle Deylem’den ve Gilan’dan getirtildiğini kanıtlarıyla ortaya koymaktadır. O’nun yazdığına göre, Kafkasya’dan sözeden Müslüman tarihçilerin eserlerinde Tabarsaran-Şah, Khursan-Şah ve Vardan-Şah (Tahtın Lordu) gibi ünvanlarla anılan ve Kafkasya’nın esasta İrani-olmayan yerli nüfusuna dışardan dayatılan bir aristokrasiye mensup olan önde gelen Sasani vasallarının bu adları ve ünvanları, ayrıca Kafkasya ve Transkafkasya’da karşılaştığımız Şarvan, Layzan, Baylakan, Lahij, al-Muqaniya ve Baylakan (Bel-akan) gibi yer adları, Gilan’la ve Hazar Denizi’nin güney kıyısıyla ilişkilidirler. Minorsky, aşağı Kur ve Aras nehirleri arasında yeralan ve Arran (Albania, modern Kafkas Azerbaycan’ı) olarak bilinen ülkede de benzer adların varlığına işaret eder. Layzan, Lizan ve Lezan gibi biçimler altında karşılaşılan adların tümü, Minorsky’e göre,  Gilan’daki Lahijan (Lahij) adından gelmedirler. Şirvan’a komşu bir krallığın da adı olan Tabarsaran, Tabaristan adının aynıdır. Baylakan adı ise, Gilan’daki Baylaman (Bel-man, Bel’lerin Yurdu) ile bağlantılıdır. Minorsky, Kerman’ın hâlâ Daylamitler (Deylemiler)’le dolu olduğu 1097-1101 dolayında Kerman klerjisinin bir Şii heretik olan Kaka B.liman’a karşı isyanına değinerek, başka yerlerde de rastlanan Bali-man (veya Bil-man) adının Deylem’le ilişkili bir ad olabileceğini söyler (A Hist. Of Sharvan and Darband, s. 15). Bu görüşlerini adı geçen yerlerde yaşayan nüfusun gelenekleriyle de destekleyen Minorsky, Şirvan (Shar’ların Yeri)’daki İran orijinli Kasranid Hanedanlığı’nı da 10. Yüzyıldaki büyük Daylamit (Deylemi) yayılmasıyla ilişkilendirir ve Daylamit yayılmasının aslında daha gerilere dayandığına işaret eder. Örneğin “Daha Romalılar döneminde bile Küçük Asya’daki Pergamun’a kadar Daylamit paralı birliklerinin varlığına tanık olunuyor” der (Bk. A Hist. Of Sharvan and Darband, s. 14). Pergamun, modern Bergama adının bir şeklidir. Minorsky’nin aktardığına göre Şirvan’ın geç dönem şahları da kendi soylarını ünlü Sasani (Kisra) şahı Nuşirvan-ı Adil (531-79) ve oğlu Hürmüz’e dayandırıyorlardı.

Sasaniler, az ileride Bizans-Sasani savaşlarını özetlerken göstereceğim gibi, Gürcistan ve Lazistan seferlerinde de esas olarak Deylemiler’den oluşan askeri birliklere dayandılar. Tüm bu veriler bence Sasaniler’le Deylemiler’in bir ve aynı halk olduklarına işaret etmektedirler.

Sasaniler’le Romalılar arasındaki uzun savaşlar serisine ve Yukarı Mezopotamya’daki Nisibis, Singara ve Dara gibi kentlerin bu savaşlar içinde zaman zaman el değişmesine rağmen iki devlet arasındaki sınırlar aşağı yukarı sabit kalmıştır.

Kaynaklar Şapur II’nin 339 yılından başlayarak öldüğü tarihe kadar Manici, Yahudi ve Hristiyan topluluklara karşı sürekli dinsel cezalandırmalara başvurduğunu belirtmektedirler.

Sonraki Sasani şahlarından biri Şapur III’ün oğlu veya kardeşi olduğu sanılan Behram IV (388-99)’dür. Tahta çıkmadan önce Kirman Şah ünvanı taşıyordu. Bunun nedeni Kerman eyaletinin yöneticisi olmasıydı. Kral olduktan sonra Kermanşah adını verdiği yeni bir kent kurmuştur. Bu kenti Fars’ın doğusunda yeralan ve çok daha eski görünen Kerman (Karman) ile karıştırmamak gerekir. Kermanşah (Arapça’da Qirmisin), İran’ın batı kesiminde, Hemedan ve Sanandaj kentlerine yakın bir başka kentin ve eyaletin adıdır. Kürtler adlı kitabında İzadi’nin verdiği bilgilere göre, Gurani dilinin de üssü olan Kermanşah merkezli bu bölge Luristan (kuzey Luristan)'la birlikte Partlar’ın bu bölgeyi istilası ve bölgeye önemli bir Part nüfusunun yerleşmesi sonucunda Partlar’ın etnik adıyla Pahla olarak bilinmiştir.

Bazı kaynaklarda Ermenistan’ın Sasaniler’le Romalılar arasında ikiye bölünmesi Behram IV’e maledilir. Ama bu paylaşımın yapıldığı 387 yılında Şapur III yönetiyordu.

Bir okla vurularak öldürülen Behram IV’ün yerine oğlu Yazdgerd/Yazdijird I geçti (399-420). Bu kral Günahkar Yazdgird diye de bilinir. O’nun zorba biri olduğu ve kötü bir ün yaptığı söylenir. Ama bu kötü ünün ona Zerdüşt rahiplerini cezalandırdığı ve Hiristiyanlığa eğilim gösterdiği için yakıştırıldığı sanılıyor. Bazı kaynakların yazdığına göre Bizans imparatoru Arcadius’un elçi olarak birkaç kez İran’a yolladığı Maifergat papazı Marutha ile dostluğu onun Hiristiyan olduğuna yorumlanmış olabilir.

Sasani İmparatorluğunda yaşayan Hristiyanların Selukiya kentinde bir meclis toplamaları onun zamanına rastlıyor ve onun koruyuculuğunda düzenlenmiştir (410). İmparatorluktaki papazlardan bileşen bu meclis Bizans imparatoru Constantine’nin Hristiyanlığı benimsemesinden sonra, 325 yılında düzenlenmiş olan ve Arianizmi kınayan Nicea Meclisi kararlarını kabul eder. Selukiya Konseyi Sasani İmparatorluğunda kilise örgütlenmesini ilk kez bir takım kurallara bağlar ve bir hiyerarşi koyar. İmparatorluktaki kilisenin başına Selukiya papazı Isaac getirilir. Yazdgerd döneminin sonuna doğru Hristiyanların ateş tapınaklarını yakacak ve Zerdüşt rahiplerine saldıracak kadar ileri gittikleri söylenir. Bu durum Yazdgerd’in azınlık dinlere karşı toleranslı bir politika izlediğinin kanıtı olarak görülüyor. Onun imparatorluğun Yahudi Patriark’ının kızı Soshandukht ile evlendiği de söylenir.

Roma imparatoru Arcadius, Yazdgerd’den kendi genç oğlu Theodosius II’nin koruyucusu olmasını talep eder ve bu talebi kabul edilir. Nitekim, Arcadius ölünce Bizans’a elçi yollayan Yazdgerd genç imparatoru kollar.

Çok kısa yönettikten sonra ölen Şapur adlı kardeşini takiben Sasani tahtına Yazdgerd I’in oğlu Behram V (420-438) geçer. O, Behram Gor (Behram Jur) olarak da bilinir. Gor soyadı ona avdaki yeteneği nedeniyle verilmiştir. Halk etimolojisinde Gor sözcüğü yabani öküz olarak yorumlanır. Gor ünvanı, Cambrıdge History Of Iran adlı kaynağa göre,  gerçekte kral veya lider anlamlı daha eski bir Doğu İrani sözcük olabilir. Çünkü Orta Asya’da da savaşlar yapan Behram, yönetiminin sonlarına doğru çıktığı Doğu seferlerinden zaferle çıkmıştır.

 

Sasani Şahı Behram Gor ve Deylemiler

M.S. 932-1062 (veya 933-1055) yılları arasında İran ve Irak’ta yüz yıldan daha uzun süre iktidarı ellerinde tutan Büweyhi’lerin Deylemli bir aşiret oldukları iyi biliniyor. Ebu İshak İbrahim, Bosworth’un aktardığına göre, Büveyhiler’in Deylem’in dört aşiretinden en soylusu olan Lahijan Shirdhilawand’larına dahil olduklarını yazmaktadır. Büweyhiler’in tarihçisi Ibn Miskavayn ve Mervani Kürt Tarihi’nin yazarı İbnu’l Erzak gibi tarihçiler onların kurduğu hanedanlığı bir Deylem Devleti olarak tanımlarlar. Selçuklular’ın gelişinden önceki bu dönemi Minorsky “Deylemi Peryodu” olarak adlandırır.

Kısacası Büweyhiler (Buyiler)’in Deylemli olduğu kuşku götürmeyen bir gerçek.

M.S. 1000 yılında yazdığı The Chronology Of Ancient Nations adlı eserinde El Biruni (Bk. Dr. C. Edward Sachau’nun İng. çevirisi, 1879), Büweyhiler’in orijini konusunda iki görüşün varlığına işaret eder. Biri, onların “Sasan Evi”nden geldikleri, yani Sasani orijinli olduklarıdır. İkinci bir görüşe göre de Arap orijinlidirler. Biruni, her iki tezi savunanların da onların şeceresini Sasani hükümdarı Behram Gur (420-38)’dan çıkarak geriye ve ileriye götürdüklerini yazmakta ve öne sürülen alternatif şecereleri vermektedir. Yani Büveyhiler’in şeceresinde Behram Gur (Behram Gor) merkezi bir figürdür ve onun Arap olmadığı açık olduğuna göre (Arap şeceredeki Behram, Behram Gur’dan başkası olmadığı taktirde), gerçekte onların Sasani orijinli olduklarını söyleyen bir tek görüş vardır.

El Biruni’nin aktardığı şecereler şöyledir:

Arap orijin verenlerin tezi: Udd, Dabba, Basil, Al Dailam, Muawiya, Al’abyad, Al Dahhak, Behram (Bu şecere şöyle de ifade edilir: Behram ben, Aldahhak ben, Al’abyad ben, Muawiya ben, Aldailam ben, Basil ben, Dabba ben, Udd).

Sasani orijin verenlerin tezi:  Behram Gur, Sasanadhar, Shuzil, Sasankhurra, Sasananşah, Shirfana, Shiran Şah, Shirzil I, Shirkadha, Shirzil II, Kuhi, Thaman, Fanakhusru, Buwaihi (yani Buwaihi Fanakhusra’nın, Fanakhusra Thaman’ın oğluydu).

Biruni bu ikinci şecereyi Ebu İshak ibrahim ben Hilal Elsabi’nin Altaj adlı kitabından aktardığını not etmektedir. Bu eser Buyi kralı Adud al-Daula için kaleme alınmıştır. Şeceredeki Buwaihi ben Fanakhusra, Buwaihi Evi’nin ünlenen ilk üyesidir.

(Bk. El Biruni, a.g.e).

Arap şecerede geçen Dabba adı Banu Dabba Araplar’ına işaret etmektedir. C. E. Bosworth da, The Medieval History Of İran, Afghanistan and Central Asia (London, 1977) adlı çalışmasında Deylemiler’in kahramanlık çağı (genişleme peryodu) henüz sona ermeden, yani M.S. 10. Yüzyıl ortalarından önce yazılmış kaynaklarda onların orijinde Banu Dabba veya Banu Tamim Arapları’ndan geldiklerine ilişkin rivayetlerin yeraldığına işaret etmekte ve hep kaba ve barbar olarak görülmüş olan Deylemiler’in politikalarına meşruiyet kazandırma, onları İslami camianın uygar bir parçası gibi gösterme amacının bu tür şecereler yapılmasındaki rolünü vurgulamaktadır.

Deylemli oldukları tartışma götürmeyen Büveyhiler’in Sasani orijinli olduklarına ilişkin gelenekleri, Deylemiler’le Sasaniler’in aynı halk olduklarına işaret etmektedir. Şecerelerini Sasani şahlarından Behram Gor’a dayandırmaları ise, Nashwan b. Said al-Himyari (ölm. 1178)’nin yazdıklarından hareketle Bosworth’un işaret ettiği gibi, Behram Gor’un mesih gibi görülmesinden, pek çok İranlı arasında eski İran dinini restore etmek üzere Behram Gor soyundan birinin dönüşü beklentisinden ileri gelebilir (Bk. Bosworth, a.g.e., s. 57).

Kürt tarihçisi Şeref Han’ın kaleme aldığı Şerefname’de Zaza oldukları iyi bilinen ve Azzaniler olarak ünlenen eski Sason krallarının da Sasani orijinli olduklarını söyleyen geleneğe yerverilir.

Böylece Zaza ve Sasan adları arasındaki çarpıcı benzerliğin bir tesadüf olmadığı, bunların bir ve aynı adın şekilleri oldukları gelenekler tarafından da doğrulanmış olmaktadır.

Burada yapmakta olduğum bu geleneklerin tarih tarafından da doğrulandığını göstermektir. O halde Sasaniler’in tarihine az önce bıraktığım yerden devam etmeliyim.

Behram Gor’un tahta çıktıktan az sonra Zerdüşt rahiplerinin kışkırtmasıyla Hiristiyanları cezalandırması üzerine pek çok Hiristiyan Roma imparatorluğuna kaçar. Bu sığınmacıların iade edilmemesi onu Theodosius II ile savaşlara sürükleyen bir etken ya da bahane olur. Bir seri çarpışmadan Bizans’ın üstün çıkmasını takiben 422 yılında barış yapılır. Bundan kısa bir süre sonra da kendisine ibadet özgürlüğü tanınan Sasani impratorluğundaki kilise (İran Kilisesi) otonomisini ilan eder ve Batı kiliselerinden kopmaya yönelir.

Ermenistan’daki huzursuzluğu da yatıştırmaya çalışan Behram, bir Arsakid olan Vramşapuh oğlu Artaşes’i Ermenistan kralı olarak atadı. Ama beş-altı yıl sonra 428’de bazı Ermenistan soylularının da talebi üzerine Artaşes’i indirip yerine bir Sasani vali koydu. Kendilerine daha fazla güç verdiği için bundan hoşnut görünen Nahararlar adı verilen soyluların aksine başında Sahak’ın bulunduğu Ermenistan klerjisi Ermenistan’ın bir Sasani vali (marzpan) tarafından yönetilmesine tepki gösterdi. Bunun üzerine Sahak Sasaniler’ce tutuklandı, ama bir kaç yıl sonra tekrar serbest bırakıldı. Gene de Ermenistan’daki huzursuzluk yatışmadı. Nitekim bir süre sonra isyanlar patlak verdi ve ülke büyük yıkım gördü.

Bu arada tahta Behram Gor’un oğlu Yazdgerd II (438-457) oturdu ve hemen sonra Bizans’a savaş açtı. Doğu orduları kumandanı Anatolius’u Yazgerd’in karargahına gönderen Theodosius II, statükoyu koruyan bir barış sağladı. Bunu takiben yeni Sasani şahı imparatorluğunun kuzey-doğu sınırlarında Sasani üstünlüğüne meydan okuyan aşiretlere döndü. Bu aşiretlerin veya halkın kimliği netçe bilinmiyor.

 

Sasaniler’e Karşı Mamakan İsyanları

Tam bu sıralarda Ermenistan (Kırmanciye)’da büyük kargaşalıklar doğdu. Ermeni kaynakları bu olayların nedeni olarak Yazdgerd’in Ermenistan’ı zorla Zerdüştlüğe çevirme çabasını gösterir ve bu girişimin ardındaki asıl figürün de Yazdgerd I, Bahram Gor ve Yazdgerd II’nin vezirliklerini yapmış olan ünlü Mihr-Nerseh (Ermeni kaynakları ona Hazarbad ünvanı verir) olduğunu kaydederler. Bu adam Abbasi devletindeki Bermekiler gibi güçlü vezirler örneğinin bir prototipi sayılıyor.

Ermenistan’a bir mektup yazan Mihr-Nerseh ülkeyi din değişmeye çağırır. O’nun bu çağrısı başarısızlığa uğramakla kalmayıp halkı Sasani hakimiyetine karşı 450/451 ylındaki isyana sürükledi. Bu isyanı Partriark Joseph’in çağrısıyla toplanan Ermenistan din adamları ve prenslerinden oluşan bir meclis başlattı. Bu sırada bazı Ermenistan (Kırmanciye) soyluları Zerdüşt dinine döndü ve Sasaniler’le ittifak kurdular.  Bu gelişmelerin bir sonucu olarak olay sadece bir Ermenistan-Sasani çatışması olmaktan çıkıp Ermenistan’da bir iç mücadeleye dönüştü. Bizans’tan yardım talebi karşılık bulmadı. Böylece 451 yılında Mamakan Evi’nden Vardan Mamakan adlı bir soylunun öncülük ettiği muharebede Ermenistan Hristiyanları bastırıldılar. Birçok kayıp verildi. Bu savaştan sonra pek çok Ermeni rahip ve soylusu esir edilip İran’a götürüldüler ki, bunların bir bölümü de İran’daki esaret yıllarında öldürüldüler. Böylece Ermenistan Sasani marzbanları tarafından yönetildi. Avarair Muharebesi Ermenistan (Kırmanciye) tarihinde bir dönüm noktasına dönüştü ve Ermenistan halkı tarafından günümüze dek acıyla anılageldi.

Yazdgerd II’den sonra iki oğlu Hürmüz ve Peroz (Muzaffer anlamlı bir ad ve ünvan) taht üzerinde çatıştılar.  Sonunda Hürmüz III çıktı tahta (457-459?). Heftalitler’in desteğini alan onun kardeşi Peroz (Firuz, Perviz) ağabeyini devirip yerine kendisi geçti (459-484).

Onun döneminde Bizans Avrupa’daki Hunlar’la uğraşırken, Sasaniler ise  Orta Asya’dan gelen istilacılarla (özellikle Heftalitler denen Beyaz Hunlar’la) meşgullerdi. 469 yılında Heftalitler (Beyaz Hunlar) Sasani şahı Peroz’u yenilgiye uğratıp esir ettiler. Sasani şahı dayatılan barış koşullarını kabul etmek zorunda kaldı ve istenen fidye ödenene kadar Peroz’un oğlu Kavad rehin olarak alıkondu.

Doğu sınırlarındaki yenilgi ve esaretten sonra Sasani şahı Peroz Ermenistan’a döndüğünde Vardan’ın yeğeni Vahan Mamakan’ın önderlik ettiği bir isyan patlak verdi. Gürcistan’da da Hristiyanlar’la Sasani partizanı Zerdüştler çarpışıyordu. Sasani kuvvetlerinin çoğu  482 yılında Peroz’un Hazar denizi doğusundaki seferine katılmak üzere ülkeyi terkettikten sonra Vahan Mamakan Ermenistan (Kırmanciye)’ı toparlamayı başarabildi. İki yıl sonra bir Sasani ordusu Heftalitler tarafından imha edildi ve Sasani kralı Peroz öldürüldü.

Sasani İmparatorluğunda Nasturilik, Peroz döneminin sonlarında Hristiyanlığın hakim biçimi haline geldi. Bu gelişme Bizans Kilisesi’ne karşı ve ondan bağımsız Hiristiyan bir İran Kilisesi’nin yaratılmasıyla sonuçlandı. Nasturilik, Sasani devletinde tek izinli Hristiyan sektti.

Peroz’dan sonra tahta kardeşi Balaş/Valgaş geçti (484-488). Ağır bir fidye ödenerek Heftalitler’le, ayrıca Vahan’ın liderlik ettiği Ermenistan isyancılarıyla da barış yapıldı. Ermenistan (Kırmanciye) direnişçileriyle varılan anlaşmaya göre, ülkede mevcut ateş-tapınaklarının imhası kabul edildi. Yenileri de inşa edilmeyecekti. Artık Zerdüştlük dayatması olmaksızın Ermenistan’da Hristiyanlık serbestçe icra edilecek, Ermenistan bir vali veya vekil tarafından değil, doğrudan Sasani şahı tarafından yönetilecekti.

Böylece Balaş döneminde Ermenistan soylularına daha ayrıcalıklı bir statü verildi.

 

Mezdekiler Sorunu ve Sasani Devletinde Komünizmin Kırk Yıllık İktidarı

Balaş’ın Kavad (Kubad) yanlılarının bir komplosunda öldürüldüğü söylenir. Böylece Peroz’un oğlu Kavad I çıktı tahta (488-496 ve 498-531). Kavad, pek çok yönden dikkate değer biriydi. Daha önce Manicilik (Manikyanizm) bastırılarak değişimi ertelenmiş ve korunmuş olan ortodoks İran inancı Zerdüştlük içinde O’nun yönetimi döneminde yeni bir iç kavga ve kargaşa yaşandı. Çünkü devlet-kilise ilişkilerindeki uyuma meydan okuyan Mazdakilik denen dinsel görünümlü yeni bir devrimci hareket doğdu ve bu hareket Sasani devletinin en büyük sorunu haline geldi. Hareketin kurucusu Mazdak (Mezdek) adlı biriydi.

M. R. İzadi, Kürtler adlı çalışmasında (1991) Mazdak adının Küçük Mazda anlamlı olabileceğini yazar. Mazda, Zerdüşt dininin süper tanrısı Ahura Mazda’nın kısa adıdır.

Mazdak’ın radikal sosyal görüşleri vardı. Herşeyde ortaklığı savunuyordu. Bir sosyal devrimi amaçlayan Mazdak’ın doktrinleri esas olarak Manici (Manikyan) ilkelerin ve ideallerin bir devamıydılar. The World History adlı kaynakta bu sektten “ateşe-tapanların sekti” olarak sözedilir. Pekçok yazar Mazdek hareketini ilk dünya komünist sistemi saymaktadır.

Ortodoksluk artık itibarını yitirmişti. Sasani hükümdarı Kavad (488-531), bir Mazdak (Mezdek) yandaşı olmuş, sade halkın koşullarını iyileştirmek için aristokrasinin gücünü kırmaya girişmişti. Bunun üzerine kaçınılmaz olarak reform karşıtı soyluların ve ortodoks Zerdüştçülerin direnişi ve komplosuyla karşılaştı. Gericiler buldukları ilk fırsatta ayaklandılar. İmparatorluk isyanlar ve iç savaşlarla çalkalandı. Sonunda 496 yılında Kavad devrildi ve hapse atıldı. Yerine onun kardeşi Zamasp tahta çıkarıldı. Hapisten kaçmayı başaran Kavad, Heftalit (Hun)’lere sığındı ve birkaç yıl sonra bir Hun (Heftalit) ordusuyla geri İran’a dönerek herhangi bir direnişle karşılaşmadan kardeşinden tahtı geri aldı (498/9). Böylece onun ikinci yönetim dönemi başladı. Bu dönemde kendisini devirmede aktif rol almış olan soyluları tasfiye etti ve konumunu pekiştirdi. Bazı kaynaklara göre ise Mazdak’ın görüşlerine uygun olarak oluşturulmuş tüm yasaları kaldırmaya mecbur edildi ve geri Zerdüştlüğe döndü.

Kavat yönetiminin sonlarına doğru M.S. 528 yılında Mazdekiler büyük katliamlara maruz kaldılar. O’nun bu ikinci yönetim dönemi daha çok Romalılar’la yapılan savaşlarla geçer. Böylece halkın dikkati iç sorunlardan uzaklaştırılır. Kavad’ın oğlu ve halefi Kisra Anuşirvan döneminde ülkenin her yanında büyük Mezdeki katliamları yapılır ve yokedilmeleri emredilir. Ama yokedilmek şöyle dursun Mezdekilik adeta yeniden dirildi.

Mezdekiler, bazı Zerdüştçü pratiklerine rağmen esasta bir tür Manici idiler. Bu sektin kurucusu Mezdek hakkında çok az şey biliniyor. Belki de Maniciliğe sempati duyan bir Zerdüşt rahibiydi. Manici (Manesçi) bir muhalif olarak şiddete ve başkalarına zarar vermeye karşı çıktı. Mülkiyette ortaklığı, yani bir “ilkel komünizm”i  savundu. O’nun bu noktada ne kadar ileri gittiği bilinmiyor. Kadınları dahi paylaşmayı savunmakla suçlandıysa da, onun düşmanlarının bir iddiası olarak görünüyor bu.

Mani’den sonra ortaya çıkan Mazdak’ın adını El Biruni “Mazdak ben Hamadadan” olarak verir ve Nasa’nın bir yerlisi olduğunu söyler. Biruni’nin aktardığına göre Mazdak, Kavad (Kubad) ve Feroz dönemlerinde baş-yargıçtı. Düalizmi savunmakla bereber pek çok noktada Zerdüşt’ün öğretisine karşı çıkmış, “Hem mülkiyetin hem kadınların herkesin ortak malı olmasını” savunmuştur. Sonunda Sasani hükümdarı Kavad da sayısız yandaşları olan Mazdak’a katılır. Biruni, Kavad’ın Manici (Mazdakçı) olmasının bazı çevreler tarafından Mazdakçı geniş yığınlar karşısında kendi yönetimini güvencede bulmamasına bağlandığını ve Mazdak’ın ona hayvanların kurban edilmesini yasaklama emri verdiğini aktarır (Bk. Biruni, a.g.e, s. 192).

Mezdekilik, Sasani İranı’nda Zerdüştlüğün devlet dini olduğu bir zamanda M.S. 5. Yüzyılda doğdu. Zerdüştlüğün oluşturduğu katı sosyal ve ekonomik sınıf sistemine karşı ortaya çıkmış bir muhalefet hareketiydi. İslam çağının ve günümüzün militan Şiizmi (Alevilik) Mezdekilikten doğrudan etkilenmiştir.

7. ve 9. Yüzyıllarda Mezdekiler’e bir dizi isim altında referans veriliyordu. Onları tanımlamak için en sık kullanılan adlar Mazdakkiya, Hurremiye, Muhammira (kırmızı elbiseli), Sapid-Jamagan (Beyaz-Elbiseli) ve Mubayyida idiler.

Mezdekiler ve Babek’in yönettiği Hurremiler bayrakları ve giysilerinde kırmızı renk kullandılar ve bu yüzden Surkhalaman (kırmızı bayraklı halk) veya Surkhjamagan (kırmızı elbiseli halk) diye adlandırıldılar. İzadi’ye göre Kızılbaş adının kökeni budur (Bk. İzadi, Kürtler, s. 140). 14./15. Yüzyılda Safevi hareketine de kırmızı başlıkları nedeniyle Mezdeki ve Hürremiler’e verilen bu aynı adla Kızılbaş adı verildi. İzadi’ye göre Mezdekiler’den başlayarak modern zamanların Alevileri’ne dek uzanan akımlar, Alevilik, Yezidilik, Ehl-i Hak (Gerçeğin halkı, Ruh’un halkı) da dahil melekler kültü dininin kolları ve uzantılarıdır.

Bizans’ın Kafkaslardaki Derbend Geçidi savunmasına parasal katkı yapmayışı Sasaniler’le ilişkileri gerginleştirdi. Ağustos 502 yılında modern Erzurum (Theodosiopolis) Sasaniler tarafından zaptedildi. Kavad, güneye inerek Amida (Diyarbakır)’yı da kuşattı ve Ocak 503’te bu kenti zaptetti. Bizans’ın Doğu’ya yolladığı ordularla yapılan savaşlarda üstünlük karşılıklı geldi gitti, hiçbiri kesin zafer kazanamadı. 506 yılında yedi yıl süreli bir barış yapıldı. Ama bu barış daha uzun sürdü. Kendi yönetiminin sonuna kadar Kavad daha çok iç sorunlarla meşgul oldu. Mezdekiler’le ortodoks Zerdüştçüler arasındaki mücadele devam etti ve Mezdeki hareket daha da güçlendi.

Kavad, üç oğlundan en küçüğü olan Kesri (Kisra)’yi halefi olarak belirledi ve onun tahta çıkışını güvenceye almak için Bizans imparatoru Justin’e Kesri’yi evlat edinmesini ve onu İran yöneticisi olarak destekleme sözü vermesini teklif etti. Ama Justin bu öneriyi kabul etmeyince ilişkiler gerginleşti.

Kavad yönetiminin sonları içerde ortodoks Zerdüştçülerin heretik olarak gördükleri Mezdek ve pek çok taraftarının cezalandırılmasına ve asılmalarına tanık oldu. Böylece Mezdekçi hareket yeraltına itildi.

Tahta halef seçilen Kesri’nin Mezdeki katliamının kışkırtıcısı olduğu söylenir. Mezdekçiler’in adı sosyal devrimciler için genel, ortak bir ad olarak kaynaklarda tekrar takrar görünür. Cambrıdge History Of Iran’da işaret edildiği gibi, etkileri büyük olan Mezdekiler’in ne adı, ne de anısı unutuldu. Onlar İslami çağlarda dahi devam eden bir miras bırakmışlardı.

Kavad’ın yerine artık kendisinin halef belirlediği en küçük oğlu Kesri I (531-579) geçmişti. O, en yetenekli  Sasani şahı olarak tanımlanıyor. Kisra (Kesri), Kisra Anuşirvan ve Adil (Nuşirevan-ı Adil) ünvanlarıyla bilinir. O’nun adının Arapça şekli olan Kisra, Araplar tarafından Avrupa’daki Caesar (Kayzer) ve Çar ünvanlarıyla benzer şekilde tüm Sasani şahlarının ortak adı ve ünvanı gibi kullanılmıştır. Partlar’a Arsakiler (Eşkaniler) denmesi gibi, Sasaniler’e de Kisralar denmiştir.

Kardeşlerinin isyanını bastıran Kesri I, soyluluk ve Zerdüştçü klerjiyi etrafında birleştirdi. 532’de Bizans’la bir barış yaptı. Bu aralıkta iç sorunları çözmeye çalıştı. Mezdeki hareketiyle gündemleşen sosyal patlamalar onu ilkin bazı reformlar yapmaya zorluyordu. Bu işi tamamladığını düşündüğü bir sırada Bizans’a savaş açtı (540). Bir yıl sonra bu savaşı Lazika (Lazistan)’ya taşıdı. Daha önce ismen Bizans yönetimi altında bulunan Lazika’yı Sasani yönetimi altına sokmaya çalıştı. Bizans tarihçisi Procopius, onun Bizans’la savaşlarını ayrıntılı olarak anlatıyor (Bk. Procopius, History Of The Wars, H. B. Dewing çevirisi, I., II. ve VIII. kitaplar).

 

Sasaniler, Daylamitler (Deylemiler) ve Yemen

Kesri I Anuşirvan, kendi yönetiminin sonunda Sasani ordusunu ilk kez Güney Arabistan’a yolladı.

O dönemin dünya egemenleri Mazdacı (Ahura Mazdacı) Sasani devleti ile Hristiyan Bizans idiler. Hristiyan Araplar Bizans’tan, pagan ve Yahudi dininden Araplar ise Sasaniler’den yardım bekliyorlardı. Bizans desteğini de alan Hristiyan Etopya’nın kendi dindaşlarını cezalandırdıkları gerekçesiyle Himyariler’in üzerine bir ordu gönderdiği sırada bir Musevi olduğu söylenen Yusuf Dhu Nuwas adında biri Yemen’in Hristiyan-olmayan Arap çoğunluğunun lideri olarak öne çıkıp Sasaniler’den yardım istedi (522). Yusuf, yaşamını Etopyalılar’ı ülkeden kovmak için yürüttüğü bu savaşta yitirdi (525).

En sonunda Kesri I, Himyar saray çizgisinden Ebu Murra’nın oğlu Saif’in (P. K. Hitti’de Sayf-İbn-Dhi-Yazan) talebi üzerine  Vahriz/Wahraz adlı bir Sasani kumandanını ordusuyla birlikte Aden dolaylarına gönderdi (570/575). Bu Sasani ordusu 575-77 yılları arasındaki bir tarihte Yemen’in başkenti Sana’yı işgal ederek Afrikalı Etopyalılar’ı ülkeden çıkarttı ve Saif’i kral ilan etti. Sasaniler’in bu Yemen seferi ünlüdür. Böylece Yemen (Güney Arabistan) Sasani imparatorluğuna bağımlı hale geldi ve uzun süre öyle kaldı.

Sasaniler’in amacı  Bizans’ın Hindistan ve Uzak Doğu ile ticaretini kontrol altında tutmaktı. Şimdilik bu hedeflerine varmış görünüyorlardı.  Sasaniler, 598 yılında kendi otoritelerini tanımamaya başlayan Himyari kralına karşı artık geri İran’a dönmüş bulunan Vahriz adındaki aynı kumandanın yönetiminde yeni ve daha büyük bir ordu yolladılar. Bu savaşta Himyari kralı öldürüldü ve Yemen Vahriz’in yönetimi altında bir Sasani eyaleti veya bir vasal devlet haline getirildi.

Minorsky, Enc. Of Islam’ın Daylam maddesinde Sasaniler’in 570 yılındaki Yemen seferine Daylam (Deylem) ve çevresinden 800 tutsağın da katıldığını yazmaktadır. Ama diğer kaynaklara bakıldığında bu seferi yapanların zaten Daylamitler (Deylemiler) olduğu anlaşılmaktadır. Arabistan’ın İslam’ı benimsediği tarihlerde hala Yemen’in bir parçasını yönetmekte olan burdaki Sasani yöneticileri de zorunlu olarak İslam’ı benimsediler. İbni Haldun’dan ve Robert W. Stookey’nin Yemen (1978) adlı kitabından öğreniyoruz ki, Sasani olarak tanımlanan bu Yemen yöneticileri Daylam ve çevresinden gönderilen tutsakların soyundan olup Yemen’de kalanlardır. Yemen’i Etopyalılar’ın işgalinden kurtarıp Sasani imparatorluğuna ilhak eden bu Deylemiler’in Yemen’de doğan soyları Yemenliler tarafından Abna (Oğullar) adıyla bilinmişlerdir.

Yemen’de İslam’ı ilk benimseyen ve kendisiyle birlikte Yemen’i de İslam’a çeken kişi oradaki beşinci Sasani (Zaza) valisi Badhan’dır. Başkenti Sana olan Badhan’ın İslam’ı 628 yılında benimsediği ve Yemen’i Muhammed’in yönetimine verdiği söylenmektedir. Bunun üzerine Badhan, bu kez Muhammed tarafından kendisinin Yemen valisi olarak tanınmıştır. Bu tarihten sonradır ki Muhammed sık sık Yemenliler’i övmeye, “İman Yemenli’dir” demeye başlar.

629 yılında Muhammed’in yeğeni Ali bin Abi Talib’in Yemen’e yaptığı misyoner bir gezinin ardından Yemen aşiretlerinin İslam’a katılışı giderek artar. Yemen’in Sasani (Daylamit) valisi ölünce, Muhammed, Sana bölgesine yönetici olarak onun oğlu Shahr’ı atar.

Daha Muhammed’in sağlığında ortaya çıkan ve ‘Yalancı Peygamber’ olarak bilinen Al-Aswad Abhala bin K’ab, bir Yemen tanrısı olan Rahman al-Yaman adına Muhammed’e ve İslam’a meydan okur, Sanaa’ya bir baskın yaparak Muhammed’in ordaki valisi Sasani Shahr’ı astırır ve Yemen’deki Sasani (Daylamit) birliklerini dağıtır. Bu sırada birçok Yemen aşireti saf değişip ona katılırlar. Muhammed’in ordaki diğer valileri Hicaz’a sığınır.  Ama Yemen gezisi sırasında Ali’nin İslam’a çevirdiği Hamdan adlı aşiretler grubu İslam’a bağlı kalmaya devam ederler.

Bu arada Yemen’de kontrolü ele geçirmiş bulunan Al-Aswad, Muhammed’in otoritelerini onadığı Sasaniler’e dayanmaya çalışarak onlardan Firuz al-Daylami ile Dadhawayh (Ibn Haldun’da Dadhwayh)’ı kendi bakanları olarak atadı ve öldürdüğü Shahr’ın dul karısı Azar ile evlendi. Ama çok geçmeden al-Aswad’ın Sana’daki sarayı evlendiği Azar’dan yardım alan Firuz al-Daylami ve Dadhawayh tarafından basıldı ve kendisi de bu baskın sırasında öldürüldü. Böylece Yemen geri İslam’ın başkenti Medine’nin kontrolü altına sokuldu.

Geleneğe göre Al-Aswad’ı öldürenler Firuz Al-Daylami Evi’dir. Rivayete göre cennetten Muhammed’e Yalancı Peygamber’in öldürüldüğü bildirilmiş ve kimin öldürdüğü sorulunca “Firuz-al-Daylami’nin imanlı soyu” yanıtı verilmiştir. Muhammed’in ölümünden sonra onun yerine geçen halife Ebubekir de Yemen’in yönetimini Oğullar (Abna) diye bilinen Sasaniler (Deylemiler)’de bırakmıştır. Firuz al-Daylami’yi kendisinin Yemen valisi olarak atayan Ebubekir, Dadhawayh ve Khishnas’ı ise onun yardımcıları yapmıştır (Bk. Cambrıdge History Of Iran, s. 158; P. K. Hitti, History Of The Arabs, s. 65-66; Robert W. Stookey, Yemen; ve  Enc. Of Islam’ın Al-Abna maddesi ).

Kısacası, Yemen ilkin Sasaniler, ardından da İslam adına uzunca bir süre Deylemiler tarafından yönetilmiştir. Ömer ve Muaviye zamanlarında da Yemen’i Fayruz Deylemi’nin veya onun soyunun yönettiği sanılıyor. Emeviler döneminde Yemen’in Sana baş-yargıcı Ghitrif al-Daylami, Muhammed ve Ebubekir’in Kuzey Yemen valilerinden Firuz’un torunu, al-Dahhak’ın da oğluydu. 11. Yüzyılda Sana ve çevresinde Abna denen Deylemiler (Sasaniler) hâlâ ayrı bir öğe ve güç olarak mevcutlardı. 1038 yılında Daylam’daki Zeydi devletinden Yemen’e gelen Abu al-Fath al-Daylami orada Zeydi imamı olarak ilan edildi (ölm. 1052/53). Ondan Abu’l-Fath Nasir al-Daylami (An Nasir Abu’l-Fath Daylami) olarak sözeden ve Hasan’ın oğlu Zeyd’in soyundan olduğunu söyleyen İbni Haldun’un yazdığına göre, al-Daylami İran’dan Yemen’e gelerek imamlığını ilan etmiş ve Hamdaniler’in desteğiyle Sadah ve Sana’yı ele geçirmiştir. Onun künyesi Enc. Of İslam’da Abu’l-Fath al-Daylami al-Husayn bin Nasir bin al-Husayn (Al-Nasir Lı-Din Allah) olarak verilir ve onun soyunun Yemen’de sonraları Banu’l Daylami olarak bilindiği belirtilir.

Yarımadanın en kalabalık nüfuslu ülkesi olan Yemen İslam fetihlerini yapan ordulara bir asker kaynağı oldu, batıda İspanya, doğuda Çin’e dek giden İslam ordularına seçkin kumandanlar ve koloniciler sağladı. Bunlar arasında büyük ihtimalle bir Deylemi öğe de mevcuttu.      

Daha sonra Kesri I’in oğlu Hürmüz IV (579-590)’ü görüyoruz Sasani tahtında. Bazı kaynaklar onu babasından daha adil diye niteler. Diğerleri ise kaba ve despot bulur.

Enc. Of Islam’ın Daylam maddesinin yazarı Minorsky, Hürmüz IV’ün M.S. 590 yılında Zoanab adlı bir Daylamit lider tarafından bir darbe ile devrildiğine işaret eder. Bu darbe Hürmüz IV’ün kendi popüler generali ve Sasani ordusunun kumandanı Behram Çupin’i görevinden alması ve Çupin’in buna bir isyanla yanıt vermesiyle aynı zamana rastladığına göre, adı geçen Daylamit  liderin Çupin’in müttefiki veya onun isyanına katılanlardan biri olması gerekir. Çünkü Hürmüz IV, Çupin isyanı ile başlayan süreçte bir saray darbesiyle devrilir. Fakat kesin konuşmak için yeterli verilere sahip değilim.

The Cambrıdge History Of İran, Ctesiphon’daki darbenin liderlerinin Sasani şahı Hürmüz IV’ün kayınbiraderleri Bindoe ve Bistam adlı iki kardeş olduğunu ve onların Hürmüz IV’ün oğlu II. Kesri’yi tahta çıkardıklarını (590) söylemektedir. Ama Sasani tahtı Arsacid (Part) saray evinden gelme isyancı Behram Çupin tarafından ele geçirilir (590-591). Çupin, Rey’li Mihran Evi’ndendi. Bindoe ve Bistam kardeşler daha sonra kendisine karşı isyan ettikleri II. Kesri’nin amcaları olup Çupin’e karşı savaşmışlardır. Ama kendileri (özellikle Bistam) isyan ettiklerinde Çupin’in partizanları tarafından onun halefleri gibi görülüp desteklenmişlerdir.

Çupin karşısında tutunamayan II. Kesri Bizans’a sığınır ve imparator Maurice’den yardım almayı başarır. Böylece Sasan Evi’ne ait olmadığı için taht talebini imparatorluğa kabul ettirmekte zorluklarla karşılaşan Behram VI (Behram Çupin) yenilgiye uğratılır ve iktidar II. Kesri tarafından geri alınır (591). Bir yıl kadar sonra Çupin bir suikast sonucunda öldürülür. Çupin’in öyküsü Firdevsi’nin Şahname’sinde, ayrıca Pehlevice bir romanda işlenmiş, asırlarca hayranlık uyandıran büyük bir kişilik olarak anılmıştır.

Hüsrev-i Perviz ve Kesri (Kisra Perviz) olarak da ünlenen II. Kesri (591-628)’nin Hiristiyanlığa döndüğüne ve Şirin adlı bir Hristiyan kadınla evlendiğine inanılır.

Ferhat-Şirin veya Hüsrev-Şirin öykülerinde adı geçen Ferhad’ın da bu Sasani şahı olduğuna inanılıyor. O’nun Ctesiphon’un doğusunda Dastgird’de bulunan ve karısı kraliçe Şirin’in adını verdiği rivayet edilen Kermanşah eyaletine bağlı Kasr-ı Şirin’deki sarayı ünlüdür. Amasya Tarihi’nde Hüseyin Hüsameddin onun künyesini ‘Hüsrev-i Perviz bin Hürmüz-i Tacdar bin Nuşirevan-ı Adil’ olarak verir. Hüsrev-i Perviz  (590/1-628) kendisi, Hürmüz-ü Tacdar babası Hürmüz IV (579-590), Nuşirvan-ı Adil ise dedesi I. Kesri (531-579)’dir. Perviz sözcüğü muzaffer demektir. O’nun Bizans imparatoru Maurice (Maurikos)’nin kızı Maria ile de evlendiği kaydediliyor.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

 

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:26 tarihinde güncellendi