Dersim Tarihi Sayfa 20 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:44

Dinleri

Eski iran dini Zerdüştlüktür. Bu dine ait kutsal metinler Avesta kolektif adıyla bilinirler. Bu metinlerde ve onlara ilişkin eski yorumlarda kullanılan dil ve anlayış farklarına bakılarak Avesta bölümlerinin Zerdüşt’ün yaşadığı Medler dönemi (M.Ö. 7.- 6. Yüzyıl) ile Sasani Çağı arasındaki değişen peryodlara ait olduğu sanılıyor. Arkaik dilleri nedeniyle Avesta’nın en eski bölümleri olan gataların peygamber Zerdüşt döneminden kaldıkları tahmin edilmektedir. Bunların dili bir görüşe göre Doğu İran diyalektleridir.

Zerdüşt dininin rahip zümresi olarak görülen Magiler’in uzun bir tarihleri var. Onların tarihi galiba bir aşiret olarak başlıyor. Başlangıçta bir Med aşireti iken eski İran dininin rahipleri görevini üstlenerek özel bir sınıfa dönüştükleri sanılmaktadır.

Med, Akamenid, Part ve Sasani hanedanlıklarının resmi dininin genelde Zerdüştlük olduğu söylenir. Ama bu konunun henüz kranlıkta kalan yönleri var. Bu genelleme geçerli kabul edilse bile en azından bu çağların veya hanedanlıkların herbirinde benimsenen Zerdüştlük formunun tıpatıp aynı olmadığı kabul edilmelidir.

Bir de Anadolu’da canlanan Zerdüştlükten doğduğu söylenen Mithraizm var. Tanrı Mithra bir güneş kültü olarak görülüyor. Bu kült Roma imparatorluğunda, özellikle tüccar ve asker kesimler arasında oldukça yayıldı. Mitracılar, Tanrı ve Şeytan’ın (iyi ve kötü ruhların) Zurvan’ın oğulları ikiz kardeşler olduklarını söyleyen eski İrani fikri benimsediler.

Arsakiler’in ya da Parniler’in dini neydi? Bunun cevabı zor. Göçebelik döneminden kalma bazı inançları birlikte getirdikleri muhakkak. Üstünde güneş ve ay resimleri bulunan bazı Part madeni paralarında kral “Güneş ve Ay’ın kardeşi” olarak tanımlanıyor.

 

Peygamber Manes (Mani), Hayatı ve Öğretisi

Mani’nin babası Patik, bir Part (Arsaklı) prensiydi. Annesi Meryem ise yine Partlar’ın bir kolu olan Kamsarakan Evi’nden gelmeydi. Adından hareketle onun annesinin Yahudi veya Hristiyan olabileceği tahmin ediliyor. Medya’nın başkenti Hemedan’da oturan babası Patik, daha sonra Part imparatorluğunun başkenti Selukiya (Ctesiphon)’ya taşınır.

(Bk. The Cambrıdge History Of Iran, cilt 3/2, 1983, s. 965-990).

The Chronology Of Ancient Nations adlı eserinde El Biruni (973-1048), Mani’nin son Part kralı Ardavan (ölm. M.S. 226/224) yönetiminin başlarında Babil (Irak)’in Nahr Kutha bölgesinin Mardinu adlı köyünde doğduğunu, peygamberlik misyonunu ise 13 yaşında iken aldığını aktarır ve bu konuda Mani’nin kendisinin Şapurakan (Saburkan) adlı kitabına dayanır. Bu kitap, Harzem’in Berun bölgesinden olan El Biruni’nin yazdığına göre Şapur bin Ardaşir (240-70) için kompoze edilmiş (Bk. Biruni, a.g.e, s. 121, 190).

Kitabın başlığı da açık ki Şapur adından geliyor. Şapur, kaynaklara göre yaşamının son yıllarında Mani’nin öğretisine ilgi duymuştur.

Mani hakkında olumlu şeyler söyleyen Biruni, onun adı geçen kitabını İran tarihi hakkındaki en güvenilir kaynak olarak tanımlar. Ona göre bunun bir nedeni Mani’nin yalan söylemeyi yasaklayan ilkesiydi.

Biruni’nin aktardığı bilgilerin ışığında Mani’nin Ardavan yönetiminin (213-227) dördüncü veya beşinci yılında, yani bugünkü takvimle M.S. 216 yılında doğduğu ve peygamberlik misyonunu da Part yönetiminin Sasani isyanı ile son bulmasından hemen sonra, 228 yılında aldığı anlaşılıyor.

Yeni bir din kurmuş olan Mani (Manes), Sasaniler’in ortodoks Zerdüştlüğü ile karşı karşıya geldi. O’nun Mandean inanç öğeleri, hatta Hristiyanlık etkileri de içeren dini, değişik dinsel doktrinlerin karışmaya başladığı Part peryodunun son aşamasının özelliklerini yansıtır. Mani’nin girişimi yeni ve tek bir din yaratmak amacıyla İran inancı Zerdüştlüğü Yahudi ve Hristiyan dinlerinden unsurlarla kombine etme çabası olarak görülmektedir.

El Biruni’nin aktardığına göre, Mani, izleyicilerine bir günlük yiyecek ve bir yıllık elbise ihtiyacı dışında mülk edinmeyi yasaklamış, kendi izleyicilerinden mülk sahibi olanlara mülklerinden vazgeçmeyi buyurmuştur.  Ateşi, suyu ve bitkileri incitmeyi, hayvanları kesmeyi veya öldürmeyi, hatta cinsel ilişkiyi de yasakladığı söyleniyor. Taraftarlarını kendi doktrinlerini yaymak üzere hertarafa yollayan Mani, pek çok kitap yazmış, hayli taraftar toplamıştır.

O’nun kurduğu hareket Sasani şahlarından Ardeşir (224-40), oğlu Şapur (240-70) ve Hürmüz bin Şapur (270-71) dönemlerinde adım adım gelişip güçlenir. Şapur, Biruni’nin anlatımına göre, Mani’yi Zerdüşt’e bağlı kendi imparatorluğundan çıkartır ve geri dönmesini yasaklar. Bunun üzerine Hindistan, Tibet ve Çin’e giden Mani bu ülkelerde de kendi öğretisini yayar. Ama geri döndüğünde Sasani şahı Behram (271-74) tarafından yakalatılıp öldürtülür.

“Bu adam halka dünyayı yıkmak çağrısında bulunmak için ortaya çıktı. Onun planı gerçekleşmeden önce kendisini imha etmemiz zorunludur” diyen Behram bin Hürmüz (?), Biruni’nin yazdığına göre, Mani’nin derisini yüzdürüp otla doldurmuş ve hâlâ Mani Kapısı diye bilinen Gundişapur kapısında asmıştır. Behram, onun izleyicilerinden bir bölümünü de katletmiştir (Bk. Biruni, a.g.e., s. 190-192).

Böylece İran ulusal dininde bölünme engellenmiş olur.

The Cambrıdge History Of Iran’ın Partlar bölümünde Sasani isyanını bastırmaya çalışırken öldürülen son Part kralı Ardavan ile bir Part prens ailesinden gelen ünlü dini lider ve peygamber Mani arasında tarihsel bir bağ bulunduğuna işaret edilir.

Çünkü, Mani’nin kurduğu bu yeni din, The Cambrıdge History Of Iran’da çok yerinde söylendiği gibi, bir bakıma yıkılan Part yönetiminin anısına dikilen bir anıttı. Mani’nin tam da M.S. 228/9’da Sasaniler’e karşı Selukiya’da yeralan Arsakid dirilişi (Sasani karşıtı devrim) ile aynı tarihte açıklama almış olması, adı geçen kayanağa göre, iki olay arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyor.

Buna göre Mani, kendi ilhamını bir kriz ve çaresizlik ortamında Selukya’da beliren Part iktidarını yeniden diriltme (Arsakid restorasyonu) girişiminden almış olabilir. Böylece ruhsal dünyada Arsakid (Part, Feratan) değerleri egemen kılacak dünya çapında bir hareket kurmaya karar vermiş gibi görünür.

Aynı kaynakta yapılan şu değerlendirmeler dikkate değerdir:

“Maniciliğin Part düşüncesinin son görünümlerinden biri olduğu söylenebilir. Bu dinin pesimizmi belki de Arsakid hanedanının iktidarı kaybedişiyle ilintilidir. Modern zamanlara dek korunan Manici metinler de Part dili, telaffuzu ve fonetiğinin delilleri, dilsel mirasıdırlar. Bu nedenle Manicilik, Arsakid nüfuzu Ermenistan’da korunmuş olduğu için, Babil’de Part geleneğinin son temsilcisi olarak görünmektedir”

(Bk. The Camb. History Of İran, 3/I, s. 97).

Kısacası Manicilik, Sasaniler’in ortodoks Zerdüştlüğüne karşı Part geleneğinin bir devamı oldu.

Bazı Sasani kralları Mani’yi kendi devletleri için bir tehdit kaynağı olarak gördüler.

Buna karşın bu yeni din gelişti ve Sasani hükümdarı Kubad (Kavad: 488-96 ve 498-531)’ın şahsında Mezdekilik biçimi altında iktidarı fethetti ve kırk yıl boyunca da iktidarda kaldı. Dünya tarihinde komünizmin iktidara geldiği ilk örnektir bu.

The Cambrıdge History Of İran’da özetle şöyle denilir:

Mani için  dinin özü gerçekti. O, insanlığı gerçeğe çağırdı ve gerçeği yaymayı görev edindi. Mesajı buydu. Gerçek sözcüğü Arapça’da El-hakk, Yunanca’da aletheia, Süryanice’de gushta, Mandean dilinde kushta ile karşılanır. Mandean Kushta (gerçek) kavramı gerisinde İrani Asha doktrini, gerçeği kişileştiren Amesha Spenta vardır. Gerçeğin Yolu ifadesi ilk kez Gathalar’da ve Manici literatürde görünür (Bk. a.g.e., cilt 3/2, s. 967).

Mani, kendi doktrinini Sasani şahı Ardaşir yönetiminin sonunda ilan etmeye başlar (M.S. 240). Bu sırada 24 yaşındadır. Birkaç yıl sonra Sasani şahı Şapur’un o zaman Mesene valisi olan kardeşi Mihrşah’ı kendi öğretisine kazanır. Sonraki dönemde Asuristan, Mah ve Parthav eyaletlerinde misyoner faaliyet yürütür. Gelenek, halkın karşısına ilk çıktığında Mani’nin beraberinde babası ile Simeon ve Zakko adlarında iki havarisinin bulunduğunu söyler (Bk. The Cambrıdge History Of İran, 3/2, s. 965-90).

Pavlakiler arasında da Simeon ve Zakko adlarında iki önderle karşılaşıyoruz. Bence bu Pavlaki liderlerin Mani’nin aynı adları taşıyan havarileriyle aynı kişiler olmaları mümkündür.

Geleneğe göre kırk yıllık bir misyoner faaliyetin sonrasında Sasani şahı Şapur (240-70) da Mani’nin öğretisinden etkilenmiştir. The Cambrıdge History Of İran (3/2, s. 965-90)’da bu sürenin kırk değil, dört yıl olması gerektiği söylenmektedir. Şahın kardeşi Peroz da Manici olur. Orta Persçe ile yazılmış kendi kitabı Şapurakan (Saburakan)’ı çıkardığı sırada Şapur’la görüşür. Zaten kitabın adından da şaha sunulduğu anlaşılıyor. Şapur, İranlı otoritelerin tepkisine neden olan bir kararla imparatorluk topraklarında Mani’nin doktrinlerinin serbestçe öğretilmesine izin verir. Dahası, Mani’yi sarayda görev vererek onurlandırır. Bu görevi gereği olarak da Mani, Romalılar’la savaşlarda Şapur’a eşlik eder, onun safında bu savaşlara katılır. Sonraki yıllarda Mani; Fars, Partav ve Roma imparatorluğunun sınır topraklarını tekrar ziyaret eder. Bu sıralarda Dersim’e de uğramış ve kendi havarilerini bırakmış olabilir.

The Cambrıdge History Of İran’daki yazıya göre, bu tarihlerde Sasani imparatorluğunda henüz bir devlet dini yoktu. O yönde bir eğilim başlamış bulunsa da, Zerdüştlük bu sırada henüz devletin resmi dini statüsü kazanmamıştı. Sasani devletinde Zerdüştlüğü devlet dini yapmak için çalışanların başında ateş-papazı Karter vardı. O da batı seferlerinde Şapur’un yanında bulunuyor ve olanak bulduğu her yerde yeni ateş-tapınakları yaptırıyordu. Karter ve Mani’nin ikisinin de Sasani imparatorluğunda bir devlet kilisesi yaratma amacı güttüklerinden kuşku duyulmuyor. Bu tarihe kadar Mani’nin faaliyetleri Sasani imparatorluğu sınırları dışına taşmıyordu. Ama bir süre sonra kendi öğretilerini imparatorluk sınırları ötesinde bir dünya dini olarak propaganda etmeye karar verdi. O’nun Sasani sınırları içindeki faaliyetinin merkezi üssü Hulwan eyaleti idi. Bu merkezden doğuya, Nişapur’a, Part dilinin egemen olduğu büyük bir eyalet olan Partlar’ın anavatanı Horasan’a adamlarını gönderdi ve kendi doktrinlerini bizzat Partça’ya çevirmeye başladı. O tarihten itibaren Horasan, Zındıklık olarak da tanımlanmış olan Maniciliğin kalesi haline geldi ve bu üsten Orta Asya’ya yönelik misyoner faaliyet yürütüldü.

Mani’nin havarilerinden biri de Addai (Addi) idi. Addai, M.S. 261/262 yılında Dicle’nin doğusunda bulunan Bet Garmai (eski Adiabene bitişiğinde yeralan modern Erbil yöresi) eyaletindeki Karkad Bet Selok’a misyoner faaliyet için gönderilir ve burdaki faaliyeti hayli başarılı olur (a.g.e., s. 970).

Mani’nin bu çalışkan havarisi, Yezidiliğin kurucusu ünlü Şeyh Addi’yle aynı adı taşıyor. 1835 yılında bölgeyi gezen Amerikalı Protestan misyoner Dr. Asahel Grant, 1840’ta yazdığı Nasturiler Yada Kayıp Boylar (The Nestorians Or The Lost Tribes) adlı kitabında bu noktaya dikkat çekerek Mani’nin havarisi Addi ile Yezidiler’in Addi’sinin aynı şahıs olabileceklerini söylemektedir (Bk. a.g.e., Nsibin yayınları, çev. Meral Barış, 1994).

Kendi çağının bazı kaynaklarında Mani’nin koyduğu din Hristiyanlık içinde bir öğreti, Mani’nin kendisi de Mithraizm’in bir papazı gibi görülür ve onun Mithra tapımının bir merkezi olan İran’ın kuzey-batı parçasında güçlü destek bulduğu kaydedilir. Böylece Mani’nin yaşamının bir döneminde kendisini Mithraizmle ilişkilendirdiği düşünülüyor.

Mithraizm, nisbeten az bilinen, ama çok eski bir din. Sözgelimi Hititler diğer Aryan tanrılarının yanısıra Mithra’ya da taptılar. Mithra ve Anahita (su tanrısı/tanrıçası) kültleri yer yer birlikte anılırlar.

The Miss. Review Of The World’da yer verilen The Religion Of Mithras başlıklı bir yazıda (cilt 24, Haziran-Temmuz 1911, s. 59-60), Mithra’nın, İzed veya Yazata denen antik İran panteonundaki 28 kadar tali (ikinci sınıf) tanrıdan en büyüğünü temsil ettiği söylenmektedir. Başlangıçta sabah ışığı tanrısı olan Mithra (Mihr), sonraları güneş ve ateş tanrısına dönüşür. Aslında o güneş değil ışık (cennet ışığı) tanrısıydı. Güneş (Hurşit), onun fiziksel aracıydı. Süper varlık Asura Varuna ile yakından ilişkili olan Mithra, İran mitolojisinde Ahriman’a ve tüm kötü ruhlara karşı savaşır. Bu inanç Frigya ve Anadolu’da etkindi. Mithra’ya adanan birçok festival vardı. Bunlardan en önemlisi 25 Aralık’ta kutlanan Mithra’nın doğum günü festivaliydi. Adını verdiğimiz kaynaktaki yazıya göre Christamas kutlamasının gerçek orijini budur. Yani 25 Aralık festivali, bu kaynağa göre, aslında pagan dönemin güneş-tanrısı Mithra’nın doğum günü festivali olup, İsa’nın doğum günü kutlaması bu pagan inancın ve festivalin nüfuzu nedeniyle, aynı tarihe kaydırılarak onunla birleştirildi. Mithraizm, Anadolu, Suriye ve Filistin üzerinden Roma, Almanya ve başka ülkelere de ulaşır ve M.S. 100 yılı dolayında Trajan tarafından düzenli bir tapım olarak yerleştirilir. Böylece Mithra inancı kendi baharına girer. Ama sonunda Roma’da  M.S. 374 yılı civarında bastırılır (Bk. The Religion Of Mithras, a.g.y).

El Biruni’nin anlattığı Mihrakan (Mihrican) olayı ve bayramı da Mithra kültüyle ilişkili gibi. Yazad (Yazata, Yezad), eski ve orta İranca’da melek anlamlı bir sözcüktür. İzadi’ye göre Yezidi adı bunlarla aynıdır, yani melek anlamlı yezad sözcüğünden gelmedir.

Şapur’un oğlu Hürmüz I (270-71) de babası gibi Mani’nin kendi dinini serbestçe öğretmesine izin verir. Ama onun yönetimi çok kısa sürer ve Behram (271-74) çıkar Sasani tahtına. O sırada Babil’de bulunan Mani, bu gelişme üzerine İran’ı terkedip kendisine koruma verileceğinden emin olduğu Kuşan Krallığı’na gitmek ister. Ama bu seyahati yasaklayan ve Bet Lapat’taki sarayda kral Behram’ın huzuruna çıkmasını söyleyen bir emir ulaşır kendisine (M.S. 276). Zerdüşt ateş-papazlarının lideri olan Karter, Mani’nin büyük bir düşmanıydı. Şahın yakın çevresinde bulunan nüfuzlu soylularla ittifak halindeydi. O’nun yeni şaha şikayetlerini ilettiği ve Mani’nin onun bu suçlamaları nedeniyle çağrıldığı söyleniyor. Mani’nin varışı büyük heyacan yaratır. Huzuruna çıktığı şahtan görüşleri nedeniyle sert ve ağır suçlamalar işitir. Part orijinli olan ve orta Persçe’yi bilmediği için tercüman kullandığı söylenen Mani, savunmasını Part diliyle yapar. Sonunda Şah Behram’ın emriyle tutuklanır ve 19 Ocak’tan 14 Şubat’a kadar hapis tutulduğu hücresinde ölür (Bk. Cambrıdge Hist. Of Iran, cilt 3/2).

O’nun öğretisi tek-tanrıcı bir anlayışın izlerini taşımakla birlikte, İrani gelenekteki gibi evrenin düalist bir yorumunu yapar. Ezelden beri varolduklarını ve yaratılmadıklarını söylediği iki karşıt prensipten sözeder. Bunlar iyi ve kötü, gerçek ve yalan, aydınlık ve karanlık şeklinde ifade edilirler. Bu iki prensip arasında sürekli bir çatışma olduğuna inanılır. İyi prensip Tanrı olarak tanımlanıyor. Tanrı, bir şahıs olmaktan çok bir prensip olarak görülür. Bu prensip kişileştirilerek tanrı (yazd) kılığına sokulur. Kötü prensibe ise şeytan deniliyor. Orta İranca denen dilin terminolojisiyle iyi prensibe Partça olarak bag (Persçe’de bai veya yazd), kötü prensibe de dev denilmektedir.

Tıpkı Zurvanizm’de olduğu gibi bu ayrımın anlamı iyinin kötüye üstün olduğudur. İrani gelenekte/mitolojide iyi ve kötüyü temsil edenler en ilk ikizler olarak düşünülen Ahura Mazda (Ohrmazd) ve Ahriman’dırlar. Ama Manici dökümanlarda iyi prensibe Ahura Mazda değil, Zurvan adı verilir. Moses Khorene Zurvan’ın İran mitolojisinde Nuh’un oğlu Sim’e karşılık düştüğünü yazmaktadır.

Mitolojiye göre Ahura Mazda ve Ahriman Zurvan’ın iki oğludurlar ve ikizdirler. Ahura Mazda diğerinden daha üstündür. O padişah (patixsay), Ahriman ise sadece şahtır. Zurvanizm’in düalizmi monistik yönde değiştirme eğilimi taşıdığı düşünülüyor. Çünkü Zurvan’ı (Zervan, zaman demektir) iki düşman kardeşin üzerine bir prensip olarak yerleştirmektedir. Mani, bir yandan Zurvanizmi kendi sisteminin temeli yaparken, diğer yandan onu reforme etmeye çalışır.

Zurvanizm’in merkezinin Medya’da olduğu ve Mani’nin en sadık destekçilerinin de burada bulundukları kaydediliyor. Ama, iyi ve kötü tanrıların ikiz kardeşler olduğu doktrinini rededen ve Zurvanizmi reforme etmeye çalışan Mani, bu çabasından dolayı Medya Magiler’iyle çatışma içindeydi.

Mani’nin doktrininde ışık, en yüksek tanrı olarak kabul edilen Zurvan’ın  varlığı ve özüdür. Bu nedenle o ışığın babası diye çağrılır. Panteistik bir görüş olarak değerlendirilir bu.

Mani daha hayatta iken öğretisi batıda Suriye, Filistin ve Mısır’a ulaşmıştı. M.S. 300 yılı dolayında Mısır’da onlara karşı özel önlemler alındığına göre hayli güçlü olmalıydılar. Kaynaklara göre Manicilik Suriye’den Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlar, Yunanistan, İtalya ve Fransa’ya, Mısır’dan da kuzey Afrika ve İspanya’ya dek yayılmıştır. Bunun üzerine Roma imparatorluğunun adı geçen batı eyaletlerinde  devlet Maniciliğe karşı sert tedbirler alır, onları cezalandırır. İmparator Diocletian’in 297 yılında Maniciler’i hedef alan kararları ünlüdür. Maniciler’in ağır biçimde suçlandığı bu kararlarda onların bu suçları “İran orijinli” olmalarına bağlanır. Roma imparatorluğunun batı eyaletlerindeki Maniciler imparatora göre İran orijinli idiler. Bu imparatorun bizzat kendisi Maniciliği tamamen bir İran dini olarak nitelendirir. Bu dinin İrani orijini bile tek başına Sasani imparatorluğuyla sürekli çatışma halindeki Roma devleti için büyük bir tehdit olarak görülmesine yetiyordu (Bk. The Cambrıdge History Of Iran, 3/2, s. 986-87).

Burdaki İran orijinlilik ve İran dini tanımlamaları kaynaklarda Pers (Fars) kavramı ile ifade edildiğinden bir uyarıda bulunmak zorundayım. Bundan kasıt etnik Farslar değil o zamanki İran egemeni olan Sasaniler’dir. Diğer bir deyişle Manicilik, Sasaniler’le çatışma halindeki Roma imparatorunun kendisi tarafından gerçekte Sasani orijinli olarak ve bir Sasani dini olarak tanımlanmış olmaktadır. Farslar (Akamenidler)’ın İran hakimiyeti döneminde zaten Manicilik diye bir hareket mevcut değildi. Bu hareket Sasaniler döneminde ortaya çıkmıştır.

Maniciliğin kendisini gerçek Hristiyanlık olarak lanse ettiği, ama Hristiyan olan hiç bir öz taşımadığı gibi, Hristiyanlığın en tehikeli düşmanı olarak algılandığı yönünde değerlendirmeler var.

Daha önceleri Diocletian tarafından cezalandırılan Hristiyan kilisesi, Manici tehditle birlikte derhal devlet kilisesi konumuna getirildi ve Maniciliğe karşı mücadelede Hristiyanlıktan yararlanıldı.

Manici öğretiden duyulan korkunun Sasani soyluluğunu Zerdüştlüğü resmi din yapmaya,  Roma imparatorluğunu ise Hristiyanlığa sarılmaya ittiği anlaşılıyor.

Roma devleti ve kilisenin Maniciler’e karşı savaşta kullandıkları metotlar çok acımasızdı. Böylece Roma imparatorluğunda Manicilik ve Hristiyanlık karşı karşıya geldiler.

Manesçilik, M.S. 7. Yüzyılda Pavlakilik adıyla Hiristiyan bir görünüm altında  büyük bir canlanma gösterdi. Kırmanciye (Ermenistan) hudutlarında üstlenmiş olan Pavlakiler Bizans tarafından başlangıçta bir sınır halkı olarak görüldüler. Pavlaki hareketin esas üssü Dersim’di.


SASANİLER

Adları ve orijinleri

Sasaniler’in kendi adlarını Sasan adlı kurucu atadan aldıkları yaygın bir kanı. Ama Sasan adlı kişinin kimliği konusunda çelişen görüşler ve rivayetler var.

Enc. Of Islam’ın Sasan maddesine göre, dilenci, gezgin, çoban ve çingene gibi kötü üne sahip kimselerden bileşen zümre ‘Sasan Evi’ (Banu Sasan), onların mesleği ‘Susan İlmi’ (İlm Susan) olarak tanınmakta, Sasan veya ‘Şeyh Sasan’ denen kişilik de bu zümrenin ve mesleğin (loncanın) piri, kurucusu ve atası olarak görülmektedir. Aynı maddede bu Sasan ile Sasani hanedanlığının kurucusunu  aynılaştıran bir rivayete referansla onun  şeceresinin Sasan bin İsfendiyar veya Sasan bin Behman olarak verildiği söylenmektedir.

Böylece modern Persçe’de Sasan sözcüğü dilenci anlamı kazanmıştır.

İlgili maddenin yazarı bu tür geleneklerin İran’daki Sasani-karşıtı çevrelerden kaynaklandığına zaten işaret ettiği için bu konuda başka söze gerek görmüyorum.

E. G. Browne A Literary History Of Persia (I. cilt, 1902) adlı kitabında yukarıdaki şecerelerde Sasan’ın ataları olarak anılan İsfendiyar’la Behman’ın İran ulusal efsanesinde Zerdüşt’ün patronu Guştasp (Viştaspa)’ın soyundan gösterildiklerine işaret etmektedir.

Buna göre şecere babadan oğula şöyle yürür:

Guştasp, Isfandiyar (Isfandiyadh, Spandedat), Isfandiyar’ın çocukları olan Ardaşir (Magi töresine uygun olarak bacısı Humay ile evlenen Artaxerxes Longimanus/Diraz-dast, Bahman, Vohumano), Sasan ve Humay (Khumani), ve Sasan’ın torununun torunu Ardaşir Babakan (Papak’ın oğlu Artakhshatr).

Bu şecere açık ki Sasani krallarını destanda Keyaniler olarak geçen Akamenidler’in soyundan göstermekte ve onların meşru halefleri olarak tanıtmaktadır.

Destanın Browne tarafından özetlenen versiyonuna göre şecerede adı geçen Isfandiyar, Guştasp’ın oğlu ve Zerdüşt’ün şampiyonu olup ünlü Rustem tarafından öldürülmüştür.

Burdaki yoruma göre bacısı Humay’ın kraliçe yapıldığını duyunca umutsuzluğa kapılan Sasan, dağlara çıkar, ‘Kürtler’ ve çobanlar arasına karışır ki, Persler’in inancına göre Sasani şahları işte bu Sasan’ın soyundan gelmedirler.

Değindiğim ilk rivayet nasıl Sasani karşıtı çevrelerden kaynaklanıyorsa, İran destanının bu yorumu da şecerelerini böyle sunmakla kendilerini İran’ın meşru yöneticileri ve Zerdüşt inancının savunucuları olarak kabul ettirmeyi amaçlayan Sasaniler’in bizzat kendilerinden kaynaklanmış olabilir.

Bizans-Sasani savaşlarını konu alan The Histories adlı eserin yazarı Bizans tarihçisi Agathias, Sasan’a ve Ardaşir’e ilişkin gelenekleri biliyordu. Partlar’ı devirip Sasani Krallığı’nı kuran hareketi eski Pers krallığının (Akamenid hanedanlığının) restorasyonu olarak gören Agathias’ın anlattığına göre, bu hareketin lideri Ardaşir, orijini karanlık olan doğuştan devrimci bir karekterdi. O’na göre Ardaşir’in kendisi Zerdüşt dinindendi ve onun komplosu ile iktidara gelenler de Zerdüşt din adamları sınıfı, yani Magiler olmuştu.

Böylece Ardaşir, onun yazdığına göre, İran’da Magiler denen kastı ilk kez iktidara taşıyan kişidir.

Agathias’ın aktardığı geleneğe göre, Ardaşir’in annesi Papak adlı bir kahinle evliydi. Bir gün, Kadusiya’yı dolaşan Sasan adında bir asker bu çifte misafir olur. Çocuğu olmayan Papak, misafiri Sasan’da parlak bir gelecek keşfeder ve bu yüzden karısını onunla yatırır. İşte Ardaşir, bu ilişkiden, yani Sasan’ın  tohumundan olmuştur. Ama onu büyüten Papak’tır. Ardaşir, Partlar’ı devirip tahta çıkınca, Papak’la Sasan birbirlerine girerler. Herbiri Ardaşir’in kendi adını taşımasını ister. En sonunda “Papak’ın Sasan’ın tohumundan gelme oğlu” formülü üzerinde uzlaşırlar.

Agathias, Ardaşir’in kimliğinin böyle konduğunu ve Persler’in bu şecerenin kraliyet arşivlerindeki bilgilerle uyuştuğunu söylediklerini kaydeder (Agathias, a.g.e., II. Kitap, s. 60-61).

M.S. 6. Yüzyıl Bizans tarihçisi Agathias’ın anlattıkları hem Sasan’ı hem de Papak’ı Hazar Denizi güneyindeki Kadusia ve Kadusiler’le ilişkilendiren bir izlenim bırakıyor. Bu nokta Sasaniler’in ya da Sasani devriminin Kadusiler’le ilişkisine işaret edebilir.

Bir geleneğe göre Sasan, Persepolis’e yakın Istakhr’daki Anahita Tapınağı’nda bir yüksek rahipti. O’nun oğlu Papak, lokal prensin kızıyla evlenmek suretiyle bu vasal krallıkta iktidarı ele geçirmişti. Yaklaşık Roma imparatoru Caracalla’nın istilası sıralarında Papak, geride Şapur ve Ardaşir (Artaxerxes adının sonraki bir şekli) adlarında iki oğul bırakarak ölür. Bu iki kardeş arasında patlak veren anlaşmazlık sırasında Şapur öldürülür. Bunun üzerine Ardaşir Persis kralı olur.

Daha olası görülen bir diğer gelenek ise, Sasan’ı Persis’te bir küçük prensliğin başı olarak tanıtır. O’nun bu prensliği miras olarak ilkin oğlu Papak’a, daha sonra da Papak’ın oğlu Ardaşir’e  kalır. Bu küçük prensliği veya krallğı kuzeye ve doğuya doğru  hızla genişleten Ardaşir, M.S. 220’de Part hakimiyetine karşı açıkça isyan eder. Medler, Adiabene ve Kerkük kralları da bu isyanı sırasında onun müttefikleri arasındadırlar. Bunlar hep birlikte Mezopotamya’da kontrolü ele geçirirler.

Bence, Sasan ve Ardaşir hakkındaki tüm bu öyküler, destan ve geleneklerin dilinde genellikle olduğu gibi, aslında kişi adında temsil edilen bir aşiretin ya da halkın orijini ve tarihiyle ilintilidirler ki, Sasan adlı bu halk modern Zazalar’dan başkası olamaz. Sasan adı ile dilenci, dolaşıcı, çoban öğeler arasında kurulan bağlantı ise, bana Sasan sözcüğünün etimolojisiyle ilişkili görünüyor ve Zaza sözcüğüne yüklenen bazı anlamlarla uyuşuyor. Örneğin, Zaza yerleşim bölgelerinden bazısı Zozan adı taşır ve bu sözcüğün yayla veya yaban gibi anlamlara geldiği söylenir.

Ayrıca Sasaniler’in isim babası ve atası olduğu söylenen ve öykülerde bir-iki göründükten sonra kayıplara karışan Sasan’ı Ardaşir’in babası olarak değil de, çok uzak bir atası (ırkın, soyun atası) olarak düşünmek bana daha doğru görünüyor. Böylece hanedanlığa ced olarak bilinen uzak geçmişteki mitsel Sasan’ın adı verilmiştir. Ben, Sasan ile Senekerim ve oğullarına ilişkin gelenek ve Sin (San) adı arasında bir bağlantı olduğuna inanıyorum.

Eflaki’nin Ariflerin Menkıbeleri kitabının sonunda (II. cilt, s. 409) önsözünün yazarı Tahsin Yazıcı’ya ait olduğunu sandığım bir açıklamada, asıl kaynağı Nuzhatü’l-Kulub ve Mu’cemü’l-büldan olan, ama Coğrafya-yı Mufassal-ı İran’dan aktarıldığı belirtilen bazı bilgiler veriliyor. Ariflerin Menkıbeleri’nde geçen Kirman Mülkü (Kirman Ülkesi) kavramına düşülen bir not olarak verilen bu bilgilere göre, Sasani devletinin kurucuları, Horasan, Belucistan ve Yezd arasında yeralan Kirman Ülkesi’ne mensuplardı ve Kirman’lı oldukları için de buraya daha çok önem verdiler, hatta bu nedenledir ki bazı Sasani şahları Kirman Kralı anlamında Kirmanşah ünvanı taşıdılar.

Açık ki Sasaniler, bu bilginin kaynağı olan eserde (Nuzhatü’l-Kulub ve Mu’cemü’l-Buldan) Kirman çıkışlı bir hanedanlık ve halk olarak tanımlanmaktadır.

Dersimliler’in kendilerini tanımlamada kullandıkları Kırmanc teriminin orijini belki burada saklıdır. Çünkü Kırmanc adının kökü Kırman olmalıdır. Bu sözcüğün sonundaki –c, bazen –z veya –ız şeklinde de karşılaştığımız aidiyet bildiren bir sonektir. O taktirde Kırmanc adı, Kırmanlı anlamı verir. Dil adı olarak kullanılan Kırmancki ise Kırman dili olarak yorumlanabilir. Ama J. L. Clarke ve B. D. Clark’ın ortaklaşa kaleme aldıkları Kermanşah başlıklı bir yazıda aktarıldığına göre, Lockhart, Kirman sözcüğünün kökünün Kerm olup, -an soneki aldığını düşünmektedir.

Orijinali Pehlevice olan ve daha eski orijinal kayıtlardan hareketle Sasani şahlarından ünlü Nuşirvan-ı Adil döneminde veya belki daha geç bir tarihte oluşturulduğu sanılan “Karname-i Artakşir-i Papakan”da söylenenlere de kısaca değinmem gerek.

Karname’de Part kralı Artabanus V’ten Ardavan diye sözedilir.

Papak, Fars Eyaleti’nin sınır valisi  ve çocuksuz bir prens olarak tanımlanır. Sasan ise Papak’ın çobanıdır ve Dara (Darius) soyundandır. Sasan’la ilgili rüyalar gören ve onu veya oğlunu parlak bir geleceğin beklediğini düşünen Papak, sonunda onun Dara soyundan olduğunu bizzat kendisinden öğrenir. Bunun üzerine Sasan’ı kendi korumasına alıp kızını onunla evlendirir.

Artakşir, işte bu evlilikten olur.

Yani o, Sasan’ın oğlu, Papak’ın da torunudur.

Papak, Artakşir’i kendi öz oğlu olarak benimser. Böylece onun kanuni babası haline gelir. Artakşir 15’indeyken Part kralı Ardavan tarafından saraya alınıp eğitilir. Burada yetenekleriye dikkat çeker. Ama bir av sırasında (gor, yani yabani öküz avlarken) Ardavan’ın en büyük oğluyla anlaşmazlığa düşünce kralın ahırlarında hizmetçi olarak çalıştırılmaya başlanır.

Bir gün kahinler kral Ardavan’a bir hizmetçinin yakında tüm yönetimi ele geçireceğini söylerler. Kendisine aşık olan bir kız aracılığıyla bunu öğrenen Artakşir, kızı da alıp Fars’a kaçar. Görenler onu bir kartal veya bir kuzunun (varak) izlediğini söylerler ki, bu hayvanın zaferi temsil ettiğine inanılır. Şah-Name’de bu rol kanadı Simurg’a, kuyruğu Tavus kuşuna benzeyen bir hayvana atfedilir.

Ardavan, Artakşir’i yakalamak üzere oğlunu Fars’a yollar. Sonuçta Fars eyaletinin halk çoğunluğu Artakşir’e tabi olur ve başka yerlerden bazı savaşçılar da gelip ona katılırlar.

Bir ordu kuran Artakşir, çetin savaşlardan sonra nihayet Artavan’ı devirir ve öldürür. Bu arada öldürdüğü Artavan’ın bir kızıyla evlenir, ama kendisini zehirleyerek öldürmeye kalkışan bu kadını hamile olduğu halde öldürmek isterse de, bu tavrını protesto eden yüksek rahip tarafından engellenir.

Artakşir’in bu kadından Şahpur (Kıral’ın Oğlu) adında bir oğlu olur. Daha sonra ordusuyla İran’ın başka halkları ve ülkelerine boyun eğdirmek için savaşır. Savaştıklarından biri de “Kürtler’in kralı Madig”dir. İlkin Kürtler’e yenilirse de, daha sonra onlara da boyun eğdirir. Sonra Kirm (dragon)’lerin kıralı Haftan-Boht ve onun 7 oğluyla savaşır. Haftan-boht adı da galiba buradan gelmedir. Dragonla savaşta yenilgiler ve zorluklarla karşılaşır. Ama en sonunda İran’ın egemeni olmayı başarır (Bk. Karname-i Artakşir-i Papakan, E. W. West çevirisi,  J. R. A. S, Ocak 1898 veya Temmuz 1907 sayısı, s. 175-183).

Karname’de anlatılanlar özetle bunlar.

Böylece Agathias’ın anlattıklarının kaynağının da büyük ihtimal Şah-Name ve Karname’de  kayda geçmiş bulunan aynı gelenekler olduğu anlaşılıyor

Partlar, saf İranlı görülmüyorlar genelde. Ama onların kurduğu imparatorluğun dili de, uygarlığı da İrani’ydi. Partlar’a kıyasla Sasaniler kaynaklarda İran ırkının daha saf ve gerçek temsilcileri gibi ele alınır. Nitekim Arsakidler’in yıkılışının az-çok bilinçli şekilde eski İrani ruha geri dönüşü getirdiğine inanılır. Sasaniler’in “din ve inanç birliği” sorununa (Zerdüştlüğe) atfettikleri önem bunun bir göstergesi gibi görülür.

Romalılar’la ilişkilerinde Partlar, en azından ilk Part kralları dini propagandaya başvurmamış, buna hiç eğilim göstermemişlerdir. Oysa Sasaniler İran entellektüel yaşamının ürünü olan Zerdüştlük konusunda daha coşkulu olmuş, bu dinin fanatik savunucuları kesilmiş, onu başka halklara, sözgelimi Ermenistan, Gürcistan ve Lazica’ya zorla dayatmaya kalkışmışlardır. Öyle ki bu dayatmalar yer yer isyanlara neden olmuştur.

Tarihte dinsel fanatikler gibi görülmüş olan ilk Sasani yöneticilerinin tutumuna ve o çağın genel eğilimi de olsa imparatorluğun birliğini kurmanın ve korumanın aracı olarak görülen Zerdüştlük konusundaki aşırılıklarına bakıldığında Agathias’ın Sasani iktidarını Magiler’in iktidarı olarak gören değerlendirmesi hayli gerçekçi gibi görünüyor ve Partlar’ın devrilişinde Magiler sınıfının özel ve önder bir rol oynamış olabileceğini akla getiriyor.

Böylece Sasan’ın bizzat kendisi ve ailesinin bu sınıfa mensup olduğuna ilişkin gelenek de doğru gibi görünüyor.

Sasaniler’in iktidarına götüren koşulları ve onların zaferinin tam olarak ne şekilde gerçekleştiğini bilmiyoruz.

Tarihte çok önemli dönüm noktaları olan başlangıçlar ve geçiş konakları ne yazık ki genelde karanlıkta kalıyor ve bu nedenle de bu boşluklar ancak efsanelere dayanılarak doldurulabilir.

Konumuza ilişkin rivayetlere değinmek zorunda kalışım bundandır.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:24 tarihinde güncellendi