Dersim Tarihi Sayfa 2 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 02:58

İlk Uygarlıklar

Büyük uygarlıkların yurdu genelde büyük nehirlerin havzaları ve doğal yol kavşakları oldu. Kimi de deniz uygarlığı olarak belirir.

Adına Kavimler Göçü (Uluslar Göçü) denen ve birbiri ardına bu uygarlıkların üstüne çöken istila dalgalarının yurdu ise barbar diye nitelenen göçebe halkların yaşadığı dağlık bölgeler ve geniş stepler olmuştur.

Tarihin ilk uygarlıkları Mezopotamya, Mısır, Çin ve Hindistan’da doğdular.

İlk çağların en önemli iki uygarlık merkezi Mezopotamya (Babil, Irak) ve Mısır’dı.

İki ırmak arası anlamına gelen Mezopotamya, bugün Irak adıyla bilinen Dicle-Fırat nehirleri arasındaki topraklara eski Yunanlılar’ın taktığı addı.

Irak tarihinin en önemli aktörlerinden ikisi Elamitler ve Semitler’di. Dicle ve Fırat havzalarında yükselen uygarlıkta Sümerler’in yanısıra onların da katkısı vardı ve burdaki uygarlıklar onlar tarafından sırayla kontrol edildiler.

Sümerler’le birlikte Dicle-Fırat deltasında güvenli bir yurt bulan uygarlık bu iki nehir arasındaki bölgeye sıkışıp kalmadı. İki nehir hattını izleyerek Akad, Babil ve Asurya ile kuzeye doğru yürüyüşünü sürdürdü. Suriye’de ve Akdeniz’de savaş ve ticaret aracılığıyla Filistin üzerinden gelen Mısır kültürü (uygarlığı) ile buluştu ve etrafa doğru yayıldı. Fenike ve Anadolu üzerinden Yunanistan ve İtalya gibi Avrupa ülkelerine ve daha da ötelere uzandı.

İlk çağların tarihi belli başlı uygarlık merkezleri eksene konarak işlenmek zorundadır. Zaten o çağların tarihini daha çok bu uygarlıkların kayıtlarından biliyoruz. Eski ırkları ve aşiretleri onlarla bir şekilde kontağa girdikleri ve bu nedenle de onlara ait yazıtlarda anıldıkları öçüde tanıyoruz.

 IRAK

Sümerler

Irak’ta en önce güneydeki Sümerler’le karşılaşıyoruz.

Uygarlık tarihi onlarla başlatılıyor.

History Begins At Sümer (1956) adlı eserinde ünlü Sümerolog S. N. Kramer, tüm ilklerin Sümerler’e ait olduğunu, ilk yazının, ilk yasaların, ilk okulların, ilk dinsel, siyasal ve felsefi görüşlerin, ilk tarihlerin, hatta son yüzyıllarda Batı’da  doğduğu sanılan iki meclis dediğimiz demokratik kurumların ilk kez Sümer’de ortaya çıktıklarını yazmaktadır.

Sümerler, kendilerine Karabaşlılar, ülkelerine de Kalama demişler.

Kalama sözcüğü E. A. Speıser’in Mesopotamian Origins adlı eserindeki açıklamasına göre toprak (ülke) demektir. Karabaşlılar adının Sümerce şekli ise henüz bilinmiyor. Bu adın Sümercesi bilinseydi Sümerler’in kimliği konusuna hayli ışık tutabilirdi.

Sümer ve çevresine  Tevrat’ta Şinar Diyarı adıyla referans verilir.

Sümerler’in orijini henüz bir tarih problemi olarak duruyor.

Sümer tarihi Eski Sümer Peryodu (2800-2370 M.Ö), Sargonik Dönem (2370-2230 M.Ö) ve Son Sümer Peryodu (2230-2000 M.Ö) olmak üzere üç aşamaya ayrılıyor (Bk. The Cambrıdge Ancient History, 2, Part 2).

Sargonik denen dönem, Sümer’de Akad egemenliği peryodudur.

Ardından Sümer ve Akad’da Gutiler’in hakimiyeti yaşanır (2200-2070 M.Ö). Daha sonra Gutiler ülkeden kovulur ve yeni Sümer krallıkları doğar. Bunlardan biri Ur başkentli Üçüncü Ur Hanedanlığı’dır. Bu hanedanlık Sümer’i istila edip ülkede yönetimi ele geçiren Elamlılar ve Martular (Amoritler) tarafından yıkılmıştır.

Sümer tarihine ilişkin benim bildiğim en önemli kaynak dört-bin yıl kadar önce yaşamış Sümerli öğretmen, şair ve yazar Ludingirra’nın kazılarda tespit edilen kil tabletler üzerine yazılmış eseridir.

Bu tabletler Sümerolog Muazzez İlmiye Çiğ tarafından Sümerli Ludingirra (1996) başlığı altında Türkçe’ye çevrilip yayınlandılar.

Ludingirra, Sümerler’in kendi orijinlerine, nereden ve ne zaman geldiklerine ilişkin bazı rivayetleri de kaydediyor.

O’nun kaydettiği bu rivayetlere göre, onların bir bölümü onun yaşadığı tarihten binlerce yıl önce ‘kuzeydoğu yönündeki dağlık bir ülkeden’, bir bölümü de ‘doğuda Dilmun denilen bir yerden deniz yoluyla’ gelmişlerdir.

Bu bilgilerde tek ipucu Dilmun adıdır.

Dilmun adının Elim (Elam) ve Dımıli adlarıyla ilişkili olması büyük olasılıktır.

 

Akadlar

Akadlar, Semitik bir halktır.

Sami (Semitik) tanımlaması efsanede Nuh’un üç oğlundan biri ve en büyüğü olduğu söylenen Sem (Şem)’in adından türetildi.

Eski ırklardan Akadlar, Amoritler (Eski Babilliler), Aramiler, İbraniler, Kaldeliler, hatta bir görüşe göre Fenikeliler ve Asurlular da bu gruba girerler. Araplar da dahil tüm bu halkların uzak geçmişteki bir tarihte tek bir halk olarak aynı yerde yaşadıkları ve bu orijinal yurdun büyük olasılıkla Arabistan yarımadası olduğu öne sürülmektedir.

Semitik ailenin yaşayan iki temsilcisi Araplar ve Yahudiler’dir.

Akadlar’ın Sümer istilası tarihteki dört büyük Semitik istilanın ilki olarak tanımlanır. İkincisi Amoritler’in gelişidir. Bu ikinci göç Kenani veya Kenani-Hibru olarak da adlandırılır. Üçüncüsü Aramiler’in, dördüncü ve son büyük Semitik dalga ise İslam bayrağı altında gerçekleşen Arap fetihleridir.

Semitler en ileri uygarlıklarına Irak’ta ulaştılar.

Irak’a dönük Sami istilaların ilkinde Akadlar Sümer’de yönetimi ele geçirirler.

Akad krallığının kurucusu Sargon’dur.

O’nun kurduğu sülaleye ve ait olduğu halka Akadlar deniliyor.

Bu adın başkent Agade’nin adından alındığı sanılıyor.

Gutiler, kendisini Tanrı ilan etmiş olan Sargon’un torunu Naram-Sin döneminde Akad ve Sümer’i istila eder, Akad krallığına son verirler (2200 M.Ö).

 

Babilliler

Elamlılar, Üçüncü Ur Hanedanlığı zamanında Martular’la birlikte Sümer’i istila ederler (M.Ö. 2007/2006).

Bu sıralarda parça parça bölüşülen Sümer ülkesinde yönetim Martular’ın eline geçer. Sümer yazıtlarındaki (örneğin Ludingirra’daki) Martular’ın Amoritler olduğu tahmin edilmektedir.

Bu olayları Martular (Amoritler) peryodunda yaşamış olan Sümerli Ludingirra anlatmaktadır (Bk. M. İ. Çiğ, a.g.e., Tablet 23).

Babil’de kendisi de bir Martu (Amorit) olan ünlü Hammurabi (1792-1750) başa geçince bütün kent krallıklarına son verilir. Böylece Orta ve Aşağı Mezopotamya’nın büyük bölümü diğer kentlerle savaşlarında üstünlük kuran Babil’in hakimiyeti altında birleştirilir.

İşte bu sıradadır ki, Eski (Birinci) Babil İmparatorluğu ve İnsanlık Tarihi adlı eserinde Server Tanilli’nin de işaret ettiği gibi giderek bir Babil milliyeti oluşmaya başlar.

The World’s History adlı esere göre, Hammurabi, gerçekte Elam kralı Kutur-Mabuk adına Sümer’i yönetmekte olan oğlu Rim-Sin (1822-1763)’in bir vasalıydı. Rim-Sin döneminde Elamitler, Babil kenti de dahil Mezopotamya (Irak)’nın tamamında egemenlik kurmuş görünüyorlar. Çünkü, Elam ve Dünya Kralı ünvanı taşıyan Rim-Sin’in krallığı zamanında Elam’ın Akdeniz’e kadarki tüm ülkelerin, yani bütün Yakın Doğu’nun hakimi haline geldiği kaydedilmektedir. Tevrat’ta bir Elamit olan Rim-Sin’e Eri-Aku adıyla Larsa ve Tideal kralı olarak referans verilir ve onun Babil kralı Hammurabi ve diğer ülke krallarıyla birlikte Filistin’e karşı bir batı seferi yaptığı söylenir. Bu bilgilerin Babil destanları ve kroniklerine dayandığı tahmin edilmektedir. Bu seferin nedeni yaklaşık o tarihlerde bölgenin Kenaniler tarafından istila edilmesi olabilir. Bu sefer sırasında Sodom yıkılır,  esir düşen Lot’un İbrahim tarafından kurtarıldığı söylenir.

Hammurabi’den önceki ilk Babil kralları da birer Elamit vasalı olabilirler.

Hammurabi’den sonra Babil birçok yönden peşpeşe istilalara uğrar. Bu istilacılar arasında Zağros’lu Elamlılar’ın yanısıra, Kassitler, Semitler ve Hititler’in adları anılır.

Babil, bu saldırılar altında çöker.

Merkezi kesimde Kassitler’in egemenlik kurduğu görülür ve oldukça uzun bir süre Babil’i Kassitler yönetir (1720-1157 M.Ö).

Kassitler’in Babil fethinin nasıl gerçekleştiği veya Babil’e ne şekilde yerleştikleri henüz bilinmiyor.

M.Ö. 12. yüzyılda Babil Elamlılar tarafından istila edilir ve çok geçmeden Babil’de Kassitler dönemi kapanır.

Babil, M.Ö. 8. yüzyılda bu kez Asurlular tarafından zapt edilir.

Asurlular’ın düşüşünü takiben ise, Yeni Babil Hanedanlığı (625-538 M.Ö) kurulur. Bu hanedanlık Kalde adıyla da bilinir.

Bu krallığa M.Ö. 6. yüzyıl ortalarına doğru Akamenidler (Persler) tarafından son verilir.

 

Asuriler

Asurlar, konuştukları dile bakılarak genelde Semitik bir halk olarak tanımlanırlar.

Asıl Asurya, kabaca modern Kuzey Irak’a tekabül ediyordu. Ama başarılı fetihler yoluyla Asur’un sınırları yakın uzak pek çok bölgeyi kapsayacak şekilde genişletildi ve eski tarihçiler Asur adını zaman zaman tüm bu toprakları içeren geniş bir anlamda da kullandılar.

Asurya’nın daha eski adı ise Subartu’dur. Bu noktada kaynaklar hemfikirdir. Ama Subartu adı daha çok Hurriler’le ilişkili görünür. Sümerler M.Ö. III. Milenyumun ilk çeyreğinde Hurriler’in ülkesine Subir olarak referans verirler. Subir adı Akadca’da Subartu, Asurlar’da Shubaru şekline girer.

Yazıtlar Subartu’yu Gutium ile Amurru arasına yerleştirir ki, bu bölge Kuzey Mezopotamya’yı içermektedir. Nitekim Kuzey Kezopotamya’da yeralan Mitanni ülkesi de bazen Subari diye bilinmiştir.

Sümer ve Akad yazıtlarından çıkan sonuç, Yukarı Mezopotamya’nın çok eski tarihlerde Subartu/Subir adıyla bilindiğidir (Bk. E. A. Speıser, Mesopotamian Origins, 2. Bölüm).

Shubari ve Shubarti ayrımı yapan Winckler,  Shubari’yi Habur kaynakları civarına yerleştirirken, Shubarti’nin ise Malatya civarında Tohma Su boyunda bir eyalet olduğunu tahmin eder (Akt. Gaston Maspero, The Struggle Of The Nations, 1896, İngilizce baskı, 1910).

Subartu adının yer yer Asurlular ve ülkeleri için de kullanıldığını söyledik.

Bu olgu egemen Semitik unsurun yanısıra Asurlular’ın bileşiminde bir Hurri öğenin varlığına bağlanıyor.

Asurlar’a Subar denmesinden ve Asurya ile Subartu arasında özdeşlik kurulmasından  hareketle Subar (Hurri) ve Asur adlarının bir ve aynı halka ait olduğunu savunan bir tez de mevcuttur. Bu görüşe göre Hurriler (Subirler) ve Asurlular orijinde aynı halktırlar.

Asur’un başlangıcı net değil. Farklı adlar ve tarihler veriliyor.

Eski tarihçilerin aktardıkları efsanelere göre Asur krallığının kurucusu ve ilk kralı Ninus (Nemrut)’tur. Bal’ın oğlu ve ünlü Semiramis’in kocası olarak tanıtılan Ninus’un M.Ö. 2182 dolayında yönettiği rivayet edilir.  Sonraki bütün Asur kralları bu efsaneye göre Ninus-Semiramis çizgisinden gelmedirler.

Konunun otoriteleri, en ilk Asurya krallarının Lullu ve Hurri orijinli olduklarını yazmaktadırlar.

L. W. King’in Letters Of Hammurabi  adlı eseri yayınlanana dek Shamsi Adad I (1813-1780) ile Ishme-Dagan I (1780-?)’in ilk Asurya yöneticileri veya satrapları olduklarına inanılıyordu. Ama King, Hammurabi’nin mektuplarındaki Asurya’ya erken referanslara dayanarak Shamsi-Adad I’den önceki Asurya krallarını Studies In Eastern History (cilt 2, s. 136-37, 1904) adlı çalışmasında Ushpia, Kikia, Ura-İmitti, Bel-İbni, Ilu-Shuma (M.Ö. 2000 civarı), Irishum (Hammurabi’nin mektuplarında Khallu’nun oğlu Irishum olarak anılır), Ikunum, Shar-kenkate-Ashir ve Bel-kabi (Bel-kapkapi) olarak tespit etti.

Burada adları verilen erken Asurya krallarının Sami kökenli olmadıkları, Samiler gelmeden önceki Asurya yöneticileri oldukları düşünülüyor.

King’in verdiği bu listede Bel-kabi’den hemen sonra Şamsi-Adad I, onun ardından da Isme-Dagan gelirler. Isme-Dagan’dan sonraki Asur kralı ise listelere göre onun oğlu Mut-Ashkur’dur.

Shamsi-Adad I, listelerde Asur krallarının ilki olarak kabul ediliyor. Onu izleyen Isme-Dagan I’den sonra M.Ö. 18. Ve 17. Yüzyıllarda yönetmiş olan Adasi, Lubai (?), Bazai (Bazaia) ve Lullai (Lullaia) adlı Asur krallarının da Sami değil, Lullu orijinli oldukları sanılmaktadır. Örneğin Asurlular’ın bileşiminde Lullular ve Hurriler gibi Elamitik bir unsurun varlığına işaret eden Speıser’e göre az evvel sayılan adların hepsi Lullu orijinli idiler (Bk. E. A. Speıser, a.g.e).

Bu isimlere The Cambrıdge Ancient History (I, Part 2, s. 749)’de işaret edildiği gibi adı resmi listelerden silinen Hurriler’in Turukku aşiretinden kral Zaziya’nın kızından olma Talmu-Şarri de eklenmelidir. Adı Hurrice olan bu kralın babası Isme-Dagan I’in oğlu Mut-Ashkur’dur. Isme-Dagan I, bu evliliği kral Zaziya ile savaşmakta olduğu bir sırada bu savaşın büyümesini engellemek amacıyla kararlaştırır. Bu dönemde Asurya bir Hurri krallığı olan Mitanniler’in egemenliği altındaydı. Asurya’da Mitanni yönetimine Hititler’in Mitanni krallığını yıkmasını takiben doğan boşlukta Aşur-Uballit tarafından son verildi.

King’in listesindeki ilk Asur yöneticileri arasında geçen Kikia, Ushpia veya Aushpia gibi adlara dikkat çeken Sidney Smith de 1928 yılında yayınlanan Early History Of Assyria-To 1000 B.C adlı yazısında Asurlular arasında Semitik-olmayan dikkate değer bir öğenin varlığına vurgu düşer, daha da ileri giderek Asurlular’ın Sami orijinli bir halk olmadıklarını, ama tarih-öncesi kadar erken bir tarihten itibaren Semitik halklarla karıştıklarını (büyük ihtimal Habur veya Balih havzalarında) ve zamanla Sami bir dil üstlendiklerini düşünür. Smith’e göre Asurlular, Akadca ile yakından ilişkili bir dil konuşsalar da, onların erken/eski bir Akad kolonisi veya Akadlar’dan kopma bir kol oldukları görüşü doğru olamaz.

Asurlar’ı Akadlar’la ilişkilendiren görüşün dayanaklarından biri de Tevrat’ın aktardığı rivayettir. Buna göre ünlü Asurya kentlerini Akad’dan gelen Asur ve Nemrut kurmuşlardır. Asurlular’ın güneyden (Sümer ve Akad’dan) gelmiş olamayacaklarını savunan Smith’in tezine göre ise, onların ilk anayurdu batıda, Dicle batısı ve Fırat kuzeyinde bir yerde, belki Şam’ın güneyindeki Amurru’da, Habur ve Balih havzalarında, Harran bölgesi veya kuzey dağlarında aranmalıdır. O’na göre Asurlular bu ilk anayurttan çıkarak Asur denen kenti istila ettiler ve kendilerine özgü bir uygarlığı da (sosyal kurum ve yasalar, Akadlar’ınkinden farklı olan bir takvim gibi) buraya birlikte getirdiler.

Smith; Asurlar’ı fizik olarak Suriye Aramileri’ne banzetirken, The Worlds’ History adlı eserde Asur tipinin saf Semitik olmaktan çok bir ırklar karışımını temsil ettiği ve daha çok modern Ermeni tipiyle uyuştuğu görüşü ifade edililir.

Asurlar’ın Anadolu’da ticaret merkezleri kurmaları bazı kaynaklara göre King’in listesindeki erken Asurya krallarından Ilu-Şuma döneminde başlar. O’nun adındaki Ilu, Maspero’daki bir açıklamaya göre Fenike ve Suriye’deki süper tanrı El’in adının aynıdır.

Hammurabi’nin mektuplarında ‘Khallu’nun oğlu İrishum’ (1941-1902) adında bir diğer Asurya yöneticisi daha anılmaktadır. The Cambrıdge Ancient History adlı eserde verilen bilgiye göre Anadolu’nun Asurya ticaretine açılması bu kralın zamanına rastlamaktadır. Asur Tarihi adlı kitabında Erol Sever’in aktardığına göre, Kaniş’teki arşivlerde Ilu-Shuma’nın oğlu Irishum ve torunu Şarumken’nin adları, imza ve mühürleri bulunmuştur. Bu bilgi doğruysa Ilu-Şuma ve Khallu aynı kişi olmalıdırlar. Yani burada M.Ö. 2000 yılı dolayında yönetmiş Khallu adlı bir erken Asurya kralıyla karşılaşıyoruz.

Sever, Ilu-Şuma’yı Asur’da bir soy kuran bir Akad valisinin torunu ve Şalimahum’un oğlu olarak tanıtıyor ve bu Akadlı soya Hammurabi altında Asurya valisi veya bağımsız kralı olduğu söylenen Shamsi-Adad I’in son verdiğini yazıyor. Yani ona göre erken Asurya yöneticileri Akadlı idiler ve  Ilu-Shuma da Shamsi-Adad I’den sonra yönetmiştir.

Erken Asur peryodu için benim bildiğim en güvenilir tarih M.Ö. 2000 yılı dolaylarıdır. Asurlar’ın en az bu tarihten beri Asurya adını alan topraklarda yaşadıkları Sümerli Ludingirra’nın kaydından anlaşılmaktadır.

Asur’un Babil’den bağımsızlaştığı tarih Asur’un başlangıcı olarak kabul edilir. Asur imparatorluğunun geleneksel kurucusu ise Asur Uballit’tir.

Başlangıçta Mitanniler’e bağımlı olan Asur Uballit, Hititler’in de yardımıyla 1350 yılında Mitanni ülkesini ilhak eder.

Asur tarihinin ilk büyük ve parlak dönemi Salmaneser I (1274-45) ve oğlu Tikulti-Ninurta I (1244-1208)’in yönetimleridir. Yetmiş yıllık bu yükseliş ve fetih çağını uzun bir duraklama izler. İkinci bir Asur yükselişi Aşur-rish-işi I (1133-1116) ve özellikle onu izleyen Tiglat-Pileser I (1114-1077) zamanında görülür. Bunu da hızlı bir düşüş ve gerileme peryodu izler. Bu düşüşün dibi Aramiler’in Asur’u ve Babil’i istila etmeleridir.

Tam bu noktada eski Asur peryodu kapanır ve orta Asur (900-745) olarak tanımlanan döneme girilir. Bu dönemin Tiglat-Pileser II (966-935) ile başlayıp Tiglat Pileser III (745/6-727) ile son bulduğu söylenebilir. Asur tarihinin orta Asur olarak adlandırılan döneminin en dikkate değer figürü Salmaneser III’tür (858-824).

Tiglat-Pileser III ile birlikte geç Asur peryoduna girilir. Bu dönemin en parlak figürleri ise Tiglat-Pileser III ile Sargon II’dirler. 

Uzun bir tarihi olan Asur devleti, Med-Babil müttefik ordularına karşı kanlı bir direnişten sonra M.Ö. 612 yılında çöktü ve imparatorluğun toprakları Medler’le Babilliler arasında bölüşüldü.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:08 tarihinde güncellendi