Dersim Tarihi Sayfa 18 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:40

Amatunik Prensliği

“Bazı İranlılar (Persler) Amatuni’leri onların atalarının adlarından dolayı Manuean diye çağırırlar. Amatunik ailesinin Ermenistan’a Aryanlar’ın ülkesinin doğu bölgelerinden geldiği söylenir. Manue adlı bir atadan gelmedirler. Manue’nin Samson adında güçlü bir oğlu vardı. Fakat Amatunik ailesi orijin olarak Yahudi’dir.

Amatunik ailesi, ilk Part kralı Arşak tarafından Aryanlar’ın ülkesinde Hamadan bölgelerinde yerleştirilmiş ve kendilerine onurlu bir pozisyon verilmiştir. Buraya neden geldiklerini bilmiyoruz. Herneyse, Artaşes köyler ve mülkler vererek onları onurlandırır ve Amatuniler (yani yabancılar olmakla) diye çağrılırlar”

 (Bk. Khorene, a.g.e., s. 199-200).

Khorene’nin dedikleri bunlar.

Med Astyages soyundan ve/veya Yahudi orijinden geldikleri söylenen bu prensliğin Artaz evinden olduğuna işaret eden Toumanff, Amatuni prenslerinin Kaspi-o-Med veya Manna orijinli olduklarını yazmaktadır. Maku kenti bu prensliğe aitti. 772’de Araplar tarafından tasfiye edilen Amatuniler, değişik adlar altında başka yerlerde varlıklarını sürdürdüler (Bk. Toumanoff, a.g.e., s. 197).

Thomson, M. Khorene’nin burada Mannaean’ları Yahudi kahramanla (Samson’un babası Manue ile) karıştırmış olabileceği ve Amatuniler’in Yahudi orijinli olduğunu da bu karıştırmadan dolayı öne sürebileceği ihtimaline değinir. Ayrıca, Persçe’de Amat sözcüğünün geldi demek olduğuna işaret eder. Thomson; Amatuni ailesinin Med-Manna hanedanlıklarının bölgelerinden geldiğini söyleyen Toumanoff’un görüşlerine değinir. Neusner (Numen 1966) ise, O’nun aktardığına göre, Amatuniler’in Adiabene’nin Monobazes evi ile aynı olduklarını söylemekte, Manue=Manavaz=Monobazes özdeşliği kurmaktadır. Hübschmann ise Grammatic adlı eserinde Manavaz ve Monobazes ailelerinin aynı oldukları görüşünü öne sürmektedir (Bk. Thomson’un notu, s. 199).

Moses Khorene’nin değnidiği ve neredeyse tümünün kuruluşunu Valarşak’a malettiği evler/aşiretler ve prenslikler özetle bunlardır.

Aslında daha başka evler ve prenslikler de vardı o sıra. Örneğin bunlardan biri Mardastan idi. Mardlar’ın Ermenistan’da daha Orontid Monarşisi çağında varoldukları Xenophon’un Anabasis’inde kayda geçirilmiş bulunuyor. Onbinlerin geri çekilişi sırasında Ermenistan ordusunda Mard paralı askerleri de bulunuyordu.

Ermenistan’da Mardlar’ın varlığına ilişkin bir diğer kayıt M.S. 56 (veya 68?) yılında Lucullus’un halefi general Domitius Corbula’nın Ermenistan’a girerek müdahale edişi sıralarına aittir. Bu müdahale Roma-Part savaşlarına neden oldu. Artaxata (Artaşata)’yı yıktıktan sonra Taron’a geri çekilişi sırasında Corbula’nın ordusu Mardlar’ın topraklarından geçmek zorunda kalır ve o tarihlerde hâlâ eşkiyalıkla geçindikleri söylenen Mardlar’ın saldırısına uğrar, ama direnişle karşılaşan Mardlar geri dağlara çekilirler.

Adontz da, general Corbulo’nun geri çekilişi sırasında Mardlar’la çatışması olayından hareketle, Mardlar’ın daha o tarihte Ermenistan’ın sonraları Mardastan (Ermenice’de Mardoç-k) adı verilen topraklarında olduklarına işaret etmekte ve Ermenistan’ın etnik olarak en az Albania kadar çeşitli olduğunu, ülkede birliğin kendisini ilkin Malxazlar/Malkhazlar (Van Gölü kuzeybatısında oturdukları söylenen Khorkhoruni evinin ünvanı), Aspetler, Mardpetler, Mamaklar, Ter’ler vs gibi ana etnik gruplar etrafında ve bunlar arasındaki farklılık ekseninde göstermiş olduğunun kabul edilmesi gerektiğini vurgular. Ermenistan, Adontz’a göre, başlangıçta çeşitli aşiretlerle (Karduçi, Mos-chi, Sa-Spir, Aramiler vd gibi) yerleşikti.

(Bk. Adontz, a.g.e., s. 317, 322 ve 327).

İlginçtir ki, Adontz’un yukarda saydığı ana etnik gruplar (Hurriler, Mamakanlar, Mardlar, Bagratlar/Aspetler ve Terler) birbiriyle ve Dersimliler’le ilişkilidirler.

Khorene’nin saymadığı daha başka prenslikler de vardı Ermenistan’da ve bunların hepsi Khorene’nin sandığı gibi Partlar çağında ortaya çıkmış olmayıp değişik çağlardan kalma evlerle ilişkili idiler. Yukarıda yerverdiğim Toumanoff’un bulguları da bu gerçeğe işaret etmektedirler.

 

ESKİ DERSİMLİLER’İN ORİJİNİ

Desmala Sure dergisinde yıllar önce tartışmaya açıp alışılagelenden çok farklı yorumladığım Dersim sözlü geleneğindeki Kırmanc ve Kırmanciye kavramları ile Dersim’in kapısını aralamıştım. Elinizdeki kitapta ise amacım bu kapıyı ardına kadar zorlamaktır.

Dersim geleneği modern Dersimliler’in Eski Dersimliler ve Geç Dersimliler (Sonradan Gelenler) olmak üzere iki kesimden bileştiğini söyler.

Bu geleneğin tarihsel gerçeklerle örtüştüğünü düşünüyorum.

Daha önce de işaret ettiğim gibi orijin problemini çözmek için farklı göç ve istila dalgalarına ait bu iki tabakanın tesbit edilip tanımlanması gerekir.

Benim vardığım sonuca göre, kendisine Kırmanc diyenler esas olarak Eski Dersimliler’dir. Dersim geleneği onlara Mıleto Qan (Eski Millet) diye de referans vermektedir. Bu tabaka Kırmanc kimliğini bayrak yapmış, sonradan gelenlere de benimsetmiştir.

Dersim’in bu daha eski sakinlerinin  orijini ve erken tarihleri Ermenistan (Kırmanciye) tarihinde saklıdır. Dahası, Eski Dersimliler denen bu tabaka kaynaklarda bir bütün olarak ‘Ermeni’ olarak tanımlanmaktadır. Hatta Geç Dersimliler’in bir bölümü bile ‘Mıleto Qan’ (Eski Millet) olarak da tanımladığı kendisinden önceki bu tabakayı Ermeni sanmaktadır.

Kendilerine Kırmanc diyen Eski Dersimliler’in Ermeni olarak da bilinmeleri, zamanla Ermenileşmiş olmalarına yorumlanabileceği gibi, Kırmanc ve Ermeni adlarının aynı etnik grubu tanımladığına, bunların bir ve aynı adın değişik şekilleri olduklarına işaret de olabilir. 

Bilindiği gibi  Ermeni adı bugün Ermeni olarak bilinenlere dışarısı tarafından takılmış olup, kendisine Hay, ülkesine Hayastan diyen ve bunda ısrar eden Ermeni toplumu içinde gerçekte hiç bir zaman kabul görmüş değildir.

Eski Dersimliler’in orijininin Ermenistan tarihinde saklı olduğunu ve Ermenistan ve Kırmanciye terimlerinin bir ve aynı coğrafyanın alternatif adları olduğunu keşfettiğim andan itibaren Ermenistan tarihinin ayrıntılarını birincil kaynaklardan ve daha derinliğine çalışmak zorunluluğu ile karşılaştım.

Aynı şekilde yaptığım araştırmanın bulgularını açıklarken konunun okuyucu tarafından daha iyi anlaşılması için bu çalışmanın Giriş’inde Ermenistan tarihi anlatmak zorunda kaldım. Kaldı ki, az önce de işaret ettiğim gibi, benim vardığım sonuca göre, Ermenistan ve Kırmanciye tarihleri içiçe geçen, büyük ölçüde örtüşen süreçlerdir.

Her tarihin bir başlangıca ihtiyacı vardır. Ama fiktif değil, gerçek bir başlangıç olmalıdır bu.

Dersim ve Kırmanciye tarihini yazmaya karar verdiğimde nereden başlayacağım beni meşgul eden ana sorun olarak karşıma çıktı.

İdeal başlangıç momenti kuşkusuz ki işin en zor tarafı olan orijin problemi çözülerek yakalanabilirdi. Ama başlangıçlar genelde karanlıktır, efsanelerle örtülüdür. Öyle de olsa bu efsaneleri tespit edip çözmek zorundaydım ve bunda kararlıydım.

Sonuçta öyle yaptım.

Dersimliler’in spesifik bir etnik bileşimi ve başlangıç momenti var mıydı? Bu soruya evet yanıtı veriyorum ben.

Dersim geleneğinin Eski (Esas, Erken) Dersimliler ve Geç Dersimliler (Şeyh Hasananlılar) ayrımı yaptığına yukarıda değindim.

Geç Dersimliler’in orijini sorununa daha sonra geleceğim.

Daha önemlisi Erken Dersimliler’in kimliğini tespittir.

Benim görüşüme göre, Eski Dersimliler’in kendi orijinlerine  ilişkin ulusal nitelikte bir tek rivayeti vardır ve onu diğerleri arasından ayıklamak önemlidir.

Bu rivayete göre Dersimliler’in cedleri Khal Mem ve Khal Ferat adlarında iki kardeştir.

Bu çalışmanın ilk hedefi yalnız efsanelerimizde değil, türkülerimiz de dahil her adımda karşılaştığımız Khal Mem-Khal Ferat  ikilisinin kimliklerini tespit etmekti. Efsanevi değil tarihsel ve gerçek kişilikler olduklarına kendimi ikna ettiğim bu ikiliyi keşfetmedikçe başlangıcı yakalayamazdım, nereden yola çıkacağımı ve tarihin labirentlerinde hangi patikayı izleyerek ilerleyeceğimi bilemezdim.

Zihni ve fiziki bakımdan dayanılması güç, uzun ve tüketici bir çabanın ardından en sonunda hedefi yakaladığımdan hiç bir kuşkum yoktur.

Dersim’in sırrı artık kesinlikle çözülmüştür:

Geleneğin Khal Mem dediği Mamakanlar (Çanlar, Tzaniler, Sanlar, Sinler, Ermenice’de Mamikonyanlar)’dır, Khal Ferat dediği ise Partlar (Arsakiler, Eşkaniler)’dır.

Destanımızın dilinde bu iki etnik grup kişi adlarında temsil edilmektedir.

Ermeni kaynaklarda kayda geçirilmiş bulunan Mamakanlar’ın orijinine ilişkin Mamik-Konak rivayeti, benim vardığım sonuca göre, Dersim’in Khal Mem-Khal Ferat rivayetinin aynısıdır.

Ermeni kaynakların kaydettiği Part kralı Dördüncü Ferat, onun dört oğlu ve bunlardan çıkma kollara ilişkin gelenek de benim görüşüme göre bu aynı geleneğin tamamlayıcı bir parçasıdır.

Bu bulguların ışığında Asıl Dersimliler’in Mamakanlar (Mamanlar, Sinler) olduğu ve bunlara daha sonra Partlar’ın katıldığı ortaya çıkıyor.

Başka bir deyişle Asıl Dersimliler’in çekirdek olarak ulusal destanımızın kardeş olarak gösterdiği Mamakan-Part ikilisinin sentezinden oluştuğu kesindir. Gelenek bu sentezi tek bir kimlik gibi Khal Mem-Khal Ferat diyerek ifade etmektedir.

Ama burada bir uyarıda bulunmak zorundayım:

Dersim geleneğinde bir değil, iki adet Khal Mem vardır. Biri Erken Dersimliler’in, diğeri Geç Dersimliler’in cedlerindendir. Benim burada sözünü ettiğim Kal Ferat’ın kardeşi olarak anılan Kal Mem olup Erken Dersimliler’e aittir. Diğer Kal Mem’e ise Geç Dersimliler bölümünde değineceğim.

Dersimliler’e ve ülkelerine adlarını verenler Mamakanlar (diğer adlarıyla Tzaniler, Saniler, Sinler), dillerini verenler ise Zazalar (Dımıliler, Sasaniler)’dır.

Mamakanlar’la Dımıliler’in ve Geliler’in  aynı veya ayrı kökten olmaları mümkündür. Ama elimde bu konuda kesin görüş oluşturabilecek kadar veri olmadığı için burada Mamakanlar’ı özgün ve ayrı bir etnik grup varsayıyorum.

O halde  Mamakanlar ile Partlar’dan bileşen esas çekirdeğe üçüncü bir etnik öğe olarak Dımıli  (Gil, Zaza)’lerin de katıldığı vurgulanmalıdır.

Bölgede Partlar’dan çok daha eski oldukları için Geliler (Dımıliler, Zazalar) ile karışım daha erken bir tarihte başlamış olmalıdır. Buradan hareketle Dersimliler’in esas çekirdeğinin büyük bir olasılıkla ortak orijinden olan Mamakanlar ile Zazalar (Sasaniler)’dan bileştiği, daha sonra da Partlar’la bir karışmanın yaşandığını söylemek daha doğru görünüyor. Kaldı ki, bence Partlar’a adlarını ve dillerini verenler de büyük olasılıkla Sasaniler olmuştur.

Benim görüşüme göre, Dersimliler (Kırmanclar), esas olarak işte bu üç etnik unsurun bir sentezidirler. Ama gelenek sadece Khal Mem-Khal Ferat ikilisine işaret etmektedir.

Kendisini Dımıli veya Zaza olarak tanımlamak yerine, “Zaza (Dımılki) namê zone mao” (Zaza/Dımıli bizim dilimizin adıdır) vurgusu yapan çağdaş Dersimliler’in yaşlı kuşağı, bu yaklaşımı ile bu dilin sonradan üstlenildiği gibi bir izlenim uyandırmaktadır. Dersimliler’in bir bölümünün ise benzer biçimde Kürtçe’yi dil olarak üstlenmiş oldukları varsayılabilir.

Sözünü ettiğim ikili-üçlü çekirdeğe sonraları Geç Dersimliler (Sonradan Gelenler) olarak referans verilen öğeler sızdı. Ama bu sızmalar çoğunluk itibariyle başlangıçtaki çekirdeğe yabancı öğeler değildiler, bu nedenle bir kimlik ve yapı değişimine yolaçmadılar. Yani sonradan geldikleri söylenenler genelde Eski Dersimliler’i meydana getiren senteze ait öğelerdir. Onlar arasında etnik olarak farklı olup asimile edilmiş öğeler de mevcuttur ki, bunların kim oldukları Geç Dersimliler bölümünde tartışılacaktır.

Çözümlememin bazı ayrıntılarını ileriki sayfalara bırakarak bu araştırmanın Dersimliler’in başlangıcı ve etnik kompozisyonu konusunda vardığı sonucu yukarıdaki gibi toparlayabilirim.

 

DERSİM GELENEĞİNDEKİ HORASAN ÜZERİNE

Bu genel ve özet tespitlerden sonra Dersimliler’in Horasan’dan geldiklerine ilişkin rivayetin de en azından kısmen doğru çıktığını belirtmeliyim. Çünkü Partlar, ilk gelişlerinde Partiya/Parthava (Belh, Baktria) diye bilinen ülkeyi yurt edinmiş ve iktidarı ele geçirdikleri bu topraklardan hareketle yayılmışlardı.

Mamakan geleneği ise Mamakanlar’ın bir Çin imparatorunun soyundan olup Mamik ve Konak adındaki iki kardeş öncülüğünde Çin’den geldiklerini söyler. Bu iki kardeş Çin’de iktidarı almak için düzenledikleri isyan ezilince  geleneğe göre  Partlar’a sığınırlar ve onlar tarafından Ermenistan’a yerleştirilirler. Daha önce bu Mamik-Konak geleneğinin Dersim’in Khal Mem-Khal Ferat rivayetinin aynısı ve daha bütünlüklü şekli olduğunu düşündüğümü söylemiştim.

Hem Partlar, hem de kendi geleneklerine göre Mamanlar sonraları Horasan  adını alan Partiya (Baktriya, Belh) üzerinden geldikleri ve yayıldıkları içindir ki Horasan efsanelerinde gerçek payı vardır. Eski çağlarda Partiya (Belh, Baktria) adını taşıyan coğrafya çok sonraları Horasan adını alan bir ve aynı coğrafyadır. Ama Partlar’ın ve Mamakanlar’ın gelişi sırasında Horasan adı yoktu. Dolayısıyla sonraki kuşakların gelenekteki Partiya (Belh, Baktria) adının yerine bu adı güncelleştirip Horasan adını koydukları kesin gibidir.

Öte yandan bence Part (Ferat) adının orijinde Sasaniler’e ait olması ihtimali vardır. Partlar’a dillerini ve adlarını verenler Sasaniler idiyse Sasaniler’in de Horasanlı olmaları gerekir.

İlerde değineceğim gibi Geç Dersimliler’in de Horasan’la yakın kontakları vardı. Ama bu Geç Dersimliler’in Horasan diye referans verdikleri esasta Batı İran’dır.

 

ESKİ ZAZALAR VE ORİJİNLERİ

(Zazalar’ın Orijinine İlişkin Kayıtlara Geçmiş Bir Rivayet)

Thomas Artsruni, History Of The House Of Artsrunik adlı eserinde Sason Krallığı’nda M.S. 852 yılında Abbasiler’e karşı patlak veren bir isyanı anlatır. Bizzat tanıklık ettiği ve önderlerinden biriyle konuştuğunu da söylediği bu isyanı anlattıktan hemen sonra olayın kahramanları olan “Khoyt Dağı halkı”nı tanıtır. Sason’un bir kantonu olan Khoyt (Hoyt), çok sonraki tarihlerde Mutki’ye bağlı bir yerleşme olarak görünür.

Benim görüşüme göre burada Khoyt Dağı Halkı adı altında tanıtılan isyancılar Sason krallığında yaşayan Mamakanlar (Saniler) ile Zazalar’ın ta kendileridir.

İşte Thomas Artsruni’nin dedikleri:

“Onlar, derin vadilerde, sık ormanlarda, dağların uçurumlarında ve zirvelerinde yaşıyorlar. Evleri birbirinden o kadar uzaktır ki, bağırsalar kendilerini duyuramazlar. Birbirlerinden uzak ve kopuk yaşadıkları ve çok seyrek buluştukları için, onların yarısı kendi anadillerini yitiriyorlar. Dilleri ödünç alınmış kelimelerden oluşan yamalı bir bohçadır. Birbirlerinden o denli kopukturlar ki, kendi aralarında anlaşmak için bile tercümana ihtiyaç duydukları olur...Ayakkabı olarak keçi derisinden yapılmış bir çeşit bot (çarık, S.C) giyerler. Silahları, yabani hayvanlara karşı tedbir olarak sürekli yanlarında taşıdıkları ok veya mızraktır.  Ama sadık insanlardır. Düşman onların toprağına vardığında bu dağın halkı kendi prenslerine yardım etmek için birleşirler. Çok kar düştüğü için ayaklarını halka gibi saran tahtadan ayakkabılar (lekan, S.C) keşfetmişler. Bu sayede karın üstünde kuru topraktaki gibi kolayca koşarlar. Alışkanlıklarında yabanidirler, kan-içicidirler. Kendi öz kardeşlerini, hatta bizzat kendilerini öldürmeyi hiç bir şey sayarlar...

Onlar, Aldznik ve Taron’u ayıran dağda/dağlarda yaşarlar ve hafif-silahlılar ve kuryeler diye çağrılırlar. Konuşmaları (dilleri) zorlukla anlaşıldığı için ve yaşam tarzları nedeniyle onlara Khut deniliyor. Yaşadıkları dağa da bu addan hareketle yine Khoyt denilmektedir. Ermeni misyonerlerin eski Tevrat-İncil tercümelerinden dini şarkı ve şiirleri biliyor ve bunları sürekli söylüyorlar.

Onlar, Asurya ve Nineveh kıralı Senekerim’in oğulları Adramelek ve Sanasar ile birlikte Ermenistan’a gelmiş olan Suriye köylüleridir ve onun adından dolayı kendilerini Sanasnayk olarak adlandırıyorlar. Yabancılara karşı saygılı ve konukseverdirler.”

(Bk. Thomas Artsruni, a.g.e., 2. Kitap, s. 186-188, a.b.ç).

Çevirenin verdiği bilgiye göre Khut sözcüğü ‘engel’ (çoğulu kayalar anlamına da gelebilir) demektir.

Yukarıdaki pasajda T. Artsruni, Toros (Sin Dağı, Sason Dağı) dağının halkının kendilerine Sanasnayk (Toumanoff’ta Sasaneank aşireti/evi, bk. Toumanoff, a.g.e., s. 201) dediklerini kaydediyor ve bu adı Sanasar’dan çıkartıyor.

Bence onun burada  açıklamaya çalıştığı Zaza ve Sason (veya onların bir diğer adı olan Sanasana/Sanasine) adının etimolojisidir. Sanasnayk (Sasaneank) adındaki Ermenice son ek (-ayk, -eank) atıldığında karşılaştığımız Sanasan ve Sasan kökleridir.

Dolayısıyla Zazalar, Artsruni’ye göre, Asur kralı Senekerim’in Asurya’dan gelerek Sin (Sason) dağına yerleşen iki oğlunun soyundandırlar ve adlarını da Asurya’dan birlikte geldikleri bu iki kardeşten biri olan Sanasar’dan almışlardır.

Aynı yazar Adramelek ve Sanasar’ın güçlü bir orduyla gelerek yerleştikleri Taron (Muş) bölgesindeki bu dağa kendi büyük ataları Sem (yani Nuh’un oğlu Sam)’in adından dolayı Sim adını verdiklerini de yazmaktadır (Bk. Artsruni, a.g.e., s. 70 ve 115).

Bence bu rivayet Moses Khorenatsi’nin aktardığı ama farklı zannettiği Tufan, Nuh ve oğlu Sim’den sözeden rivayetin tarihsel versiyonudur ve belki Mamik-Konak rivayetinin de bir paralelidir.

Thomas Artsruni’nin açıklaması özellikle Sin (San) ve Sar sözcüklerinin birbirine dönüştüğünü veya birbirinin yerini alabildiklerini (Sanasin ve Sanasar özdeşliği kurulduğuna göre) göstermesi bakımından da önemlidir.

Daha önce de dikkat çektiğim bu olgu, Dersim geleneklerinde Seydan aşiret grubunun (bazı versiyonlarda Dersimliler denen grubun) atası olarak tanıtılan Kalman Sar adını çözmek bakımından da önemlidir. Seydan ve Kalmansar adları Sin ve Sanasar ile bağlantılı olabilir. Ya da Adramelek ve Sanasar, Dersim rivayetindeki Şeyh Hasan ve Kalmansar kardeşlerin paralelleri gibi düşünülebilir.

Kalmansar adının bana sık sık Salmaneser adının bir versiyonu gibi göründüğünü de not etmeliyim.

Seydan grubunda geç dönemlerde bile Sar öğesi taşıyan adlarla (Koce Sari gibi) karşılaşmaktayız. Sarı Saltık adı da bence Sar öğesi içermektedir.

Dolayısıyla Sar adı Saniler (Sinler, Tzanlar)’in alternatif adlarından biri olabilir. Yani Saniler veya Sinler (Mamakanlar) aynı zamanda Sar’lar diye de bilinmiş olabilirler. Sar sözcüğü Asurca’da kral (baş, şah) anlamına geldiğine göre, Şerefhan’ın Melkişiler olarak bilindiklerini söylediği Çemişgezek beyleri ve aşiret konfederasyonunun bu adı Sar sözcüğünün başka bir dildeki (Aramice veya Arapça) karşılığı olabilir. Çünkü Şerefname’ye göre Melkişi adı Erzurum merkezli Saltuklu devletinin emirlerinden biri olan Melik Şah’ın adından gelmedir ki, Melik ve Sar eş-anlamlı sözcüklerdir. Bazen Melikan şeklinde karşılaştığımız Milli (Milan) sözcüğünün de Melkişi adıyla bir ilişkisi olabilir.  

Taylor’un yorumuyla birlikte daha evvel aktardığım Moses Khorene’deki Nuh ve oğlu Sin efsanesi benim görüşüme göre gerçekte Senekerim’in iki oğlunun göçüne referanstır.

Zazalar’ın orijinine ilişkin olduğunu düşündüğüm Senekerim’in iki oğlunun göçü konusu tarihsel bir olay olup başka kaynaklarda da anlatılmaktadır.

Sargon II’nin oğlu olan Asur kralı Sennacherib (Tevrat’taki adıyla Sanherib, Ermeni kaynaklarda Senekerim, 705-682 M.Ö), tarihsel kayıtlara göre, kendi eşlerinden biri olan Naqi’a (Asurca’da Zakutu)’nın güçlü etkisi altında olduğu için bu kadından olma Esarhaddon (681-669 M.Ö)’u kendi halefi olarak belirlemiş, bunun üzerine Esarhaddon’un büyük kardeşleri Adrammelek ve Sharezer bir iç-savaş başlatmışlardır. 681 yılında babaları Senekerim’i öldüren isyancı kardeşler, sonunda Esarhaddon’un ordusu tarafından Nisibis’te yenilgiye uğratılmışlardır (Bk. Svend Aage Pallis, Antiquity Of Irak-A Handbook Of Assyrıology, Kopenhag, 1956, s. 630).

Nineveh’in düşüşünden 74 yıl önceki bu olayı Asur kralı Esarhaddon  (Rawlinson’a göre Tevrat’ta Esarhaddon, yazıtlarda Assaracus veya Assur-akh-adana) kendi yazıtında şöyle kaydeder:

“Asurya kralı Sennacherib ayrılıp gitti ve dönüp Nineveh’te oturdu. Sennacherib, kendi tanrısı Nisroch’un evinde/tapınağında ibadet etmekteyken O’nun oğulları Adrammelech ile Sharezer onu kılıçla öldürdüler ve Ermenistan topraklarına kaçtılar. Ve O’nun yerine oğlu Esarhaddon geçti yönetime”

(Bk. Records Of The Past, cilt III, Esarhaddon’un  Yazıtları, çev. H. F. Talbot).

Rawlinson, Outline Of The History Of Assyria (London, 1852) adlı eserinde bu yazıtta Nisroch olarak geçen tanrının Asur panteonunun başı tanrı Asur olduğunu ve Sennacherib adının San adlı Asur tanrısının adını içerdiğini yazmaktadır.

Diyarbakır Tarihi’nin yazarına göre Sanherib’in öldürülmesinde Kimmer kralı Dayuşpa’nın yardımı ve kışkırtması da rol oynamıştır (Akt. M. Salih San, Doğu Anadolu ve Muş’un İzahlı Kronolojik Tarihi, 1982, s. 105).

Sennacherib’in iki oğlu tarafından öldürülüşü olayı tanrı değil insan sözü olduğunu kanıtlamak istercesine hemen hemen Esarhaddon’un yazıtındaki aynı ifadelerle Tevrat’ta da anlatılmaktadır:

“Aşur kralı Sanherib göçedip gitti, ve geri döndü, ve Nineve’de oturdu. Ve vaki oldu ki, kendi ilahı Nisrok’un evinde tapınırken Adrammelek ve Saretser onu kılıçla vurdular; ve Ararat diyarına kaçtılar. Ve yerine oğlu Esar-Haddon kral oldu.”

(Bk. Kitabı Mukaddes-Eski ve Yeni Ahit, İst., 1976, s. 391).

Ermeni tarihçisi Moses Khorenatsi’nin History Of The Armenians adlı eserinde aktardığı Ermeni geleneğine göre Artsruni ve Gnuni adlarıyla bilinen hanedanlar da Asuri orijinli olup Senekerim’in Ermenistan’a sığınan oğullarının soyundan gelmişlerdir.

Khorenatsi, özetle şöyle demektedir:

“Asurya kralı Senekerim’in oğulları Adramelek ve Sanasar babaları Senekerim’i öldürüp bize (Ermenistan’a) sığındılar. Bizim atalarımızdan Skayordi, Sanasar’ı Ermenistan’ın güney-batısına, yani Asurya sınırlarına yakın bir yere yerleştirdi (Khorenatsi daha ilerde Sanasar evinden Sharashan’ın Partlar’ın Ermenistan kralı Valarşak tarafından prens yapıldığını ve Sim/Toros Dağı’nın da ona verildiğini söyler. SC). Sanasar’ın soyu çoğaldı ve Sim adlı dağı doldurdular.” (Bk. Khorenatsi, a.g.e., s.  112).

Çevirenin Hübschmann’dan aktardığı açıklamaya göre Khorenatsi’deki Sim Dağı Sasun’da bir dağdır.

Bu kitabın önceki bölümlerinde Tufan, Nuh ve oğlu Sim’den sözeden efsaneyi irdelerken Khorenatsi gibi kendisi de farklı bir rivayeti tartıştığını zanneden Taylor’un rivayetteki Sim Dağı’nın gerçekte Dersim olarak bilinen dağ olduğunu söylediğine değinmiştim. Bence Tufan, Nuh ve oğlu Sim’den sözeden bu gelenek tarihi bir olay olan Senekerim’in oğullarının göçüyle ilişkilidir, bu olayın efsanevi bir tarzda anlatımıdır. Bu anlatımda ünlü Tufan olayına ilişkin efsaneyle bir karıştırma olduğu da söylenebilir.

Taylor, Sim (Dersim) adının Nuh’un oğlu Sem’den geldiğini söylüyordu. Thomas Artsruni de aslında Sim adını aynı şekilde açıklamaktadır. O’nun aktardığı geleneğe göre de Asurya kralı Senekerim’in oğulları yerleştikleri dağa kendi büyük cedlerinin adını vermişlerdir. Asuriler’in atası, dolayısıyla Adramelek ve Sanasar’ın büyük cedleri Tevrat’taki uluslar şeceresine göre Nuh’un oğlu Sem (Sam, Sim)’dir. Aşur, Tevrat’a yansıyan gelenekte Sam’ın altı oğlundan biridir. Diğer kardeşleri de Elam, Arpakşad, Lud, Uts ve Aram’dırlar. Yani Tufan, Nuh ve oğlu Sim’e ilişkinin efsanenin tarihsel versiyonu, belki aslı da Senekerim ve oğullarına ilişkin olanıdır. İkincisi bilinmedikçe ve ilkiyle gelenekteki şeceresel bağlantısı kurulmadıkça hiçbirini anlamak mümkün olmaz.

Kısacası, Dersim’e ve/veya Sason’a geldikleri söylenenlerden Nuh’un değil onun oğlu Sim’in soyundan indikleri varsayılan Senekerim’in oğulları anlaşılmalıdır. Mümkündür ki Nuh’un oğlu Sem (Sim) değil de Adramelek ve Sanasar’ın babaları Sanherib (Senekerim)’in adıdır bahsi geçen dağa verilen ad. Çünkü O’nun adında da San (Sin) öğesi var. Tufan geleneği de dahil bu geleneklerdeki San (Sin, Sam) adlarının hepsinin orijini belki de Sin (San) adındaki tanrıdır.

Senekerim’in iki oğlu liderliğindeki göç hem Sason (Sin)’a hem Dersim (Sin)’e yapılmış olabilir. Belki Dersim’e daha geç bir tarihte, M.Ö. 612 yılı Ağustosu’nda  Nineveh düştükten ve Asurya çöktükten sonra gelinmiştir.

Kaynaklara göre kahramanca bir savunma ve direniş yapmış olan son Asur kralı Sin-Şar-işkun kendisini yakar (607). Nineveh’ten Harran’a çekilen Asur generali Aşur Ubalit II, orada kendisini Asurya kralı ilan eder ve Mısır'ın desteğiyle ülkesini kurtarmaya çabalar. Ama Medler'in müttefiki Babil kralı Nebukadnezar’la Karçemiş’te yapılan savaşta yenilgiye uğrar (605).

Böylece Asur ordusunun son kalıntıları da dağılır.

Karçemiş yenilgisini izleyen süreç iyi bilinmiyor.

Bu dönemde Asurlar’ın bir bölümünün Dersim’e çekilip Munzur, Aşuran ve Karçemiş (Çemişgezek?) gibi adları da birlikte getirmeleri mümkündür.

Özetle, Khorenatsi’nin aktardığı Ermeni geleneğine göre, Sim (Sason) dağını yurt edinmiş olan Artsruni ve Gnuniler Sason (Sim) Dağı’na yerleşen Senekerim’in oğlu Sanasar’ın soyundan (bir diğer yerde ‘Senekerim’in soyundan’ denilir) gelmedirler.

Az evvel Thomas Artsruni’nin yine Sanasır’ın soyundan geldiğini söylediği Sason Dağı (Sim, Khoyt) halkının ise Zazalar olduğunu düşündüğümü açıklamıştım.

Kısacası burada yalnızca Artsruni ve Gnuniler (Dersim’in Ginileri’yle aynı olduklarına değinmiştim) ile değil, aynı zamanda bunlardan ayrı düşünmediğim Dersim ve Zazalar’ın da orijinine ilişkin olan ve kayıtlara geçmiş bulunan bir diğer rivayetle veya belki de aynı rivayetin değişik bir versiyonuyla karşı karşıyayız.

Buraya kadar söylediklerim bu geleneğin genelde Zazalar’ın orijinine ilişkin olduğunu ortaya koyuyor.

Aynı geleneği aktaran Thomas Artsruni, Kırmanciye (Ermenistan) kralı Tigran ile Med kralı Azdahak arasında Medya ovasındaki savaşta Senekerim-Sanasır soyunun Tigran’ın saflarında başrolü veya en önemli rolü oynadıklarını da yazmaktadır.

Ama buraya kadarki argümanları yeterli bulmayanlar çıkabilir.

O nedenle bir de Sason Destanı’na başvurmam gerekecek.

Burada bu koca destanın özetini veremem. Konuya ilgi duyanların bu destanı bulup okumaları zor değil.

Sözünü ettiğim destan 1873 yılında bir Ermeni papazı olan Van’lı Garegin Servantstian (1840-1892) tarafından keşfedilir. Bu papaz Muş ovasında Gurbo adlı bir köylüden bu öykünün tamamını dinleyip kaydeder ve 1874 yılında İstanbul’da David Of Sassoun Or Meherr’s Door (Sasonlu Davut veya Meher Kapısı) başlığıyla kitaplaştırıp Ermeni Ulusal Destanı etiketiyle yayınlar.

Bu kitap 1880’lerde ilkin Rusça’ya, sonraları İngilizce, Fransızca, Çince ve diğer dillere de çevrilir.

Benim incelediğim nüshası Daredevıls Of Sassoun (1964) başlığını taşıyor.

Ermeniler’e maledilen bu destanda aslında Sason’un şahsında Kırmanciye ve Zazalar işlenmektedir.

Onu Zazalar’ın ulusal destanı olarak algılamak gerekir.

Bu öyküde de Senekerim’in yanısıra Sanasar ve Balthasar şekilleri altında Senekerim’in oğullarına referanslar buluyoruz. Benim şu anda dikkat çekmeye çalıştığım nokta da budur zaten. Öykünün bazı versiyonlarında ana karakterler bu ikilidir.

Muş’lu Gurbo’nun anlattığı öykünün diğer karakterleri Davut, Misra Melik (Melik Munzur veya Mısır/Munzur Melik’i?), Chimişkik Sultan veya Çimişkik Sultana (Çemişgezek kralı veya kraliçesi? Belki Çemişgezekli imparator Tzimiskes), Vergo, Mamık, Barav, Nakho, Saşo, Raşo, Nane, Hamza, Azo ve sair gibi adlar taşımaktadırlar. Öyküde özelde Sason krallığı, Sason tarihi (Sasan Evi’nin ve Sasan ırkının tarihi) ve Sason özgürlük savaşçıları işlenir.

Ayrıca kitabın önsözünü yazanın öyküden hiç bir şey anlamadığı için bir masal ülkesine referans olduğunu iddia ettiği Çin-Ma-Çin adında bir ülkeden sözedilir ki, bu ülke bence Sanamsin, Tzanika, Çanestan (Sinistan) gibi adlarla bilinen Dersim ve Zaza ülkesidir. Senekerim’in oğulları Sanasar (Sarasar) ve Balthasar kardeşlerin Çin-Ma-Çin ülkesindeki maceraları uzunca anlatılır.

Zaza edebiyatı (literarürü) açısından da çok önemli bulduğum  Sason destanında benim anladığım kadarıyla Senekerim’in iki oğlunun Sin (Sim, Sason) Dağı’na göçlerine ve Sason evini (Zaza ırkını/stokunu) kurmalarına, başka deyişle Zazalar’ın orijini konusuna referanslar var.

Destanda işlenen geri kalan olayların çoğunluğu ise bence Thomas Artsruni’nin anlattığı Abbasiler’e karşı savaşlar da dahil ortaçağa ilişkindirler.

Bu öyküden Ahlat’ın o dönemde Çemişgezek kralı veya kraliçesine ait olduğu gibi bir izlenim edinmek mümkün. Bu kısım Saltukoğulları ile Sokmanoğulları arasındaki ilişkileri anımsatmaktadır.

Sason destanı konusuna ne yazık ki daha fazla yer ayıramayacağım.

Buraya kadar anlattıklarım Zazalar’ın Asuri orijinli olduklarını (belki de Asuriler Zaza orijinlidir) düşündüğüme yorumlanmamalı.

Bu konuda ne düşündüğümü önceki bölümlerde uzun uzun izah etmiştim. Yukarıda çok önemli bir geleneği anlamaya ve açıklamaya çalıştım sadece.

Daha önceki bölümlerde Toumanoff’un geleneğin Asuri orijinli olduğunu söylediği Arzanene, Artsruni ve Gnuni (Gini) evlerinin gerçekte Angl-soylu oldukları yönündeki açıklamalarına yer vermiş ve bu görüşe katıldığımı da belirtmiştim. Kırmanciye (Ermenistan)’deki Orontid, Artaxiad ve Bagratid hanedanlıklarının Angl (Gel) soylu oldukları yönündeki düşüncemi de tekrar tekrar ifade ettim.

Bana göre tıpkı Sason Evi (Sanasar Evi) gibi gelenekte Asuri orijinli olduğu söylenen Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri de yanlış şekilde ‘Ermeni’ olarak adlandırılmış olan Eski Zazalar’dırlar.

Olayın vehameti orta yerdedir:

Eski Dersimliler (Mamakan-Sani ve Part) ve Eski Zazalar (Orontid, Artaxiad, Sofene, Bagrat, Arzanen, Artsruni, Gini, Sanasan-Sason evleri)  gerçek tarihte neye ve kime tekabül ettiği bir türlü anlaşılamayan Ermeni olarak tanıtılıp bir halkın tarihi bir şekilde kaçırılıp götürülmüş, eski ve köklü bir halk tarihsiz kılınmıştır. Bu çalışmada ben, bize ait olanı tek tek tespit edip bu vahim yanlışı düzeltiyorum. Ama bu görevi başarmak için ödenen bedel tahmin edilemez. Çünkü kendimize ait olanı bulmak, batırılmış ya da kayıp bir kıtanın birbirinden kopup dağılmış parçalarını tek tek keşfedip birleştirmeye çalışmaktan farklı olmadı.

Ermeni diye tanıtılan evlerin ve hanedanlıkların Eski Zazalar olduklarının açığa çıkması Ermeniler’in Zaza orijinine ya da Ermeniler’le Zazalar’ın bir ve aynı halk olduklarına işaret eder gibidir.

Asuriler’le Zazalar arasında da yakın bir ilişki olduğuna inanıyorum. Angl Evi ile Senekerim veya Sanasar Evi (Zaza Evi?)’nin geleneklerde bir ve aynı ev gibi tanıtılmasının kaynağı bu yakınlık olabilir.

Ama bu yakınlığın tam olarak ne olduğu konusunda henüz kesin konuşamıyorum.

Angl adının bazen Gel veya Khal (Kal) şekillerine girdiğini ve Kal (Khal) ve Asur adlarının da tıpkı Asıl Asurya, Fenike ve Dersim’de (Dersim’in Kalu/Khalu ve Aşuran aşiretleri örneğinde) tanık olduğumuz gibi hemen herzaman birlikte göründüklerini hatırlatmam gerekiyor. Birinin bulunduğu yerde diğerinin de mutlaka varolması bir tesadüften fazla birşey olup akrabalıklarına işaret olsa gerektir. Zazalar ve Dersimliler’le aynı gruba dahil ettiğim Yezidiler’in orijini konusundaki tezlerden biri onların Asuri olduklarıdır ki, bu da Asuriler’le bir akrabalığa veya en azından karışmışlığa işaret etmektedir. Asıl Asurya’da ve çevresinde Zazalar’ın adlarıyla ilişkili bir yığın ad mevcuttur.

Benim vardığım sonuca göre Eski Zazalar özellikle Sasaniler adı altında ünlenenlerdir. Bu nedenle Eski Zazalar’dan en başta ve esas olarak Sasaniler’i anlamak gerektiğini düşünüyorum. Rivayetlerde Sasan Evi (Sasaniler)’nin atası olarak gösterilen Sasan’ın Senekerim’in oğlu olarak referans verilen Sanasar ile aynı olması ihtimali büyüktür.

 

DERSİM SENTEZİNİ OLUŞTURAN ANA ETNİK ÖĞELERİN TARİHLERİ

Şimdi Eski Dersimliler denen sentezi oluşturan ana etnik öğeleri (Mamanlar/Saniler, Partlar ve Zazalar/Sasaniler) tek tek ve tarihleriyle birlikte görelim.

Daha sonra da Geç Dersimliler’e geleceğim.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:22 tarihinde güncellendi