Dersim Tarihi Sayfa 16 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:37

MODERN DERSİM’İN İÇERDİĞİ ESKİ KANTONLAR

Dersim’in andaki sınırları Eski Dersim (Derjan, Derxene)’in bir kesiminin yanısıra Ermeni kaynaklarda Xorjayn (Chorzene), Palnatun, Mzur (Muzuron), Daranalik, Ekelaç, Manalik  ve Mardalik adlarıyla anılan bazı komşu bölgeleri de içermektedir. Klasik çağda ve daha eski çağlarda iyi bilinen bu bölgeler Ermenistan’ın sık değişen yönetsel bölünümünde zaman zaman aynı, bazen de farklı eyaletlerde görünürler.

Bunlar hakkında bazı özet bilgiler vermem gerekecek
 

Derjan

Adontz’a göre ana kenti Mamahatun olan bugünkü Tercan kazası adını taşıdığı antik Derjan’dan alan olarak çok daha büyüktür ve antik Derjan’ın yanısıra antik Manalik (Man-alik)’i de içermektedir.

 

Munzur

Dersim’in bir kesiminin, en azından Batı Dersim’in bir zaman için Munzur Eyaleti olarak bilindiği Ermeni kaynaklarda kaydedilen bir olgudur. Örneğin Lazar Parpetsi’nin Agathangelos’la birlikte ilk Ermeni tarihçisi olarak tanımladığı Faustos’ta bu eyaletten Mzur (Muzuron) adı altında sözedilir. Faustos’taki Mzur Eyaleti’nin Munzur dağı dibinde ve halen aynı adı koruyan Munzur ırmağı boyundaki topraklara referans olduğunu Prof. Adontz da yazmaktadır. Kıbrıslı George’nin listesinde Orzianines ve Palines’le birlikte Muzuron şekli altında geçer (Nicholas Adontz, Armenia In the Period Of Justinian, çev. Nina G. Garsoian, 1970, syf. 39-43).

Munzur Dağı ve Munzur Nehri’nin adları ilk Ermeni tarihçilerinden Faustos’ta geçtiklerine göre Dersim’deki bu adlar Çemişgezekli Bizans imparatorunun döneminden çok daha eskidirler.

 

Peri

Dersim’in eski kentlerinden biri olan Peri’nin adı Asur yazıtlarında geçer. The Cambrıdge Ancient History’de verilen bilgiye göre Dersim’deki modern Peri’nin adı Asur kralı Salmaneser III’ün M.Ö. 836/835 yılına ait kayıtlarında Perria kenti olarak geçmektedir. Bu tarihte 23/24 kentten (prenslikten) oluşan Tabal konfederasyonunun yanısıra, Perria kenti de  Salmaneser III’e boyun eğmek zorunda kalmıştır. Peri’nin o tarihte Tabal Krallığı’na dahil kentlerden biri olup olmadığı açık değil.

 

Kiğı

Korzene, Chorzane (Xorjayn) veya  Khorceank adlarıyla bilinen modern Kığı ve çevresi eski bir sitenin yurdudur. Korzene (Kiğı), Adontz’a göre, büyük ihtimalle Ermeni kaynaklarda Hasteank (Asthianene) olarak bilinen Palu-Çabakçur (Bingöl) bölgesini de içerirdi. Kiğı, Agathangelos’ta Xorjanakon adı altında geçmektedir. Chorzane, ilk olarak tarihçi Procopius’ta Chorzianene ve Chorzane gibi iki biçim altında anılır (Bk. Adontz, a.g.e., s. 39).

 

Palin (Bağin, Palnatun)

Kiğı’nın batsında Palan Eyaleti (Palnatun, Palankatun) vardı. Bu eyalet  Peri Suyu (eski adıyla Gayl, Keli)’na katılan  kollardan biri üzerinde yeralıyordu. Peri kenti yakınında bulunan ve Dersim’in eski sitelerinden biri olan Bağin, bu eyalete dahil gelişkin bir kentti. Adontz’a göre bugünkü Bağin eskiden Palin adıyla bilinen kenttir. Palnatun bölgesi adını bu bölgenin ana kenti olan Palin (Bağin)’den alıyordu. Palin, kendisine komşu Balu gibi önemli bir kale olarak değerlendirilirdi. Adontz’un aktardığına göre hem Palin (Bağin) hem de Balu kalelerinin adları Kıbrıslı George’nin kitabında Palios ve Ba(iou)louos formları altında geçerler. Burdaki Palios, Palin’dir. Balouos ise Bilabetines’tir. Palin kenti Bağin adı altında küçük bir yerleşme olarak bugüne dek yaşadı (Bk. Adontz, a.g.e., s. 39).

B. Aksoy’un aktardığına göre Bağin (Bagin), daha Urartular zamanında Palin adını taşıyordu. İshak Sunguroğlu’na göre Palin adlı yerleşme Mazgirt’e yakın Pah veya Muhundu’nun yukarıları olmalıydı (Akt. Aksoy, a.g.e).

 

Palu ve Balabitine

Palan Eyaleti’nin güneyinde ve Murat (Arsanias) nehri üzerinde Balahovit adını taşıyan eski ve önemli bir diğer kent daha vardı ki, bu kent modern Palu (Balu)’dan başkası değildir (Bk. Nicholas Adontz, Armenia İn The Period Of Justinian, s. 13-16, İng.’ye çev. Nina G. Garsoian, 1970).

Palu, en az Hititler çağından beri önemli bir merkezdir.

Cyril Toumanoff’a göre Ergani Sancağı içinde yeraldığı Osmanlılar dönemindeki sınırları itibariyle modern Palu kazası antik Paluni Prensliği’ne tekabül eder. Ermeni kaynaklarda Paluni adıyla anılan bu ev (kabile), Toumanoff’un görüşüne göre, Hitit kayıtlarında adları geçen Pala (Bala) halkının, yani Palalar (Balalar)’ın devamıdır.

Pala (Bala) Prensliği, Hititler zamanında da sonraki çağlarda olduğu gibi Palu-Çapakçur ve Muş (Taraun, Daron) arasında bulunuyordu. Palunik, sonraları Mamikonyanlar’ın Taron Prensliği’ne ilhak edilir ve bunun üzerine Vaspurakan Eyaleti’ne göçen Paluni Evi prensleri orada kendi adlarını taşıyan başka bir prenslik kurarlar. Paluni Evi’nden son söz M.S. 6. yüzyılda işitilir.

Paluni Prensliği’ne komşu Balabitene adı ve Balabitene hanedanlığı da Toumanoff’a göre gene Hititler çağından beri mevcuttur. Bunlar da Hititler çağının Pala (Bala) halkının arta kalan parçalarından idiler. Balabitene (Belabitene) adı Ermenice’de Balahovit olarak geçer, ama hiç bir Ermeni kaynağında bu ev anılmaz. (Bk. C. Toumanoff, Studies In Christian Caucasian History, Georgetown University Press, 1963, s. 171-172, 212).

İncicyan’a dayanarak Balahovit adını Palahovid olarak yazan ve bu sözcüğün Palu Vadisi anlamına geldiğini söyleyen Edouard Dalaurer’in açıklamasına göre, Palahovid, merkezi Palu olan mıntıkanın adıydı ve  bu mıntıka Dördüncü Ermenistan’ın bir kısmını teşkil eden Khozan bölgesinde yeralıyordu.

Hitit Krallığı, çok sayıda halktan ve prenslikten oluşan bir konfederasyon olarak görünüyor. Hitit başkentindeki yazıtlarda tam sekiz dil kullanıldığı tespit edildi. Bunlar Hititçe, Hattice, Luwice, Palaik, Hurrice, Hurri orijinli Mitanniler’in ek olarak kullandığı Aryan dili, Akadca ve Sümerce’dirler.

Adı geçen sekiz dilden üçü (Hititçe, Luwice ve Palaic) dil bilimciler tarafından Hint-Avrupa dil grubuna dahil edilmektedirler.

Palaik (Palaumnili) denen dil Pala adlı bölgede konuşulan dildi.

Bu bölgenin yeri konusunda başka kaynaklarda bir kesinlik yok. Ama Toumanoff’un söylediklerinden çok açıkça görülüyor ki, Pala adlı bölge Palu-Çapakçur ve Muş arasında yeralan Hititler çağının Paluni (Palu) Prensliği’ne ve çevresine tekabül etmekte idi.

O halde Palaik denen dil de çok büyük olasılıkla bu bölgenin dili, yani Pala (Bala) adlı halkın diliydi.

Bağin, Pah, Peri ve Kığı da öyle görünüyor ki, bu eyalete dahillerdi veya ona komşu kentlerdi.

Burada ister istemez bugün Zazaca konuşan Palulular ve yine aynı dili konuşmakta olan hayli geniş bir alana dağılmış Dersim’in Bal (Balan) aşireti akla gelmektedir. Pal (Palu, Pala) ve Bal bir ve aynı addır.

Balanlar (diğer adlarıyla Palulular), tüm bu verilerden anlaşılıyor ki, Hititler çağından beri Dersim içinde ve çevresinde varlardı. Onların Zaza olduğu bugün konuştukları dilin yanısıra, Tevrat’ta yerverilen uluslar şeceresinde Palu ile Zaza’nın kardeş olarak gösterilmesinden de anlaşılmaktadır.

Bu durumda Hitit krallığında konuşulan ve Palaic denen dilin Zazaca ile aynı olduğunu düşünmek için ciddi nedenler var demektir.

Soru şudur: Bal aşiret veya halk adıyla Babil’in süper tanrısı Bal’ın ilişkisi nedir? Babil ve Bal adları arasında bir ilişki var mıdır? Balanlar’la Eski Babil halkı (Babil milliyeti) aynı mıdır? Bu konudaki düşüncelerimi kısmen de olsa önceki kısımlarda ifade ettim.

 

Daranalik

Kemah bölgesinin bir adıdır. 680 tarihli Meclis’te temsil edilir ve adı bu meclisin protokollerinde geçer. Adontz’un aktardığına göre T’ordan ve Kemah (Ani)’ı içerecek şekilde bu bölgenin adı Faustos’ta geçmekte ve Agathangelos tarafından da bilinmektedir. Garni de Daranalik’in bir parçasıydı.  Latince çevirilerde Daranalia adı Analiba/Aliwn ile özdeşleştirilir (Bk. Adontz, a.g.e., s. 39).

Daranalia, Analiba (Aliwn) ve Ani (Hani, Ainia, Kemah)’nin bir ve aynı eyaletin adları olduğuna işaret eden Adontz’un görüşlerine göre bu adların orijini Mardlar gibi Atropatene (Azerbaycan)’den gelmiş olan Aniler’in etnik ismidir. Ona göre Sirak’taki Ani ile Daranalik’teki Ani (Kemah) aynı ulusun adlarıdır. Analia, Aniler’in ülkesi, Analiba ise Aniler demektir (Bk. Adontz, a.g.e., s. 46-47).

 

Ekelaç (Acilisene, Ekeleats, Ekeleaç)

T’il ve Xax ile birlikte Faustos’ta geçmektedir. Adını antik Erez’den alan Erzincan (Erzenka) bölgesine tekabül ederdi. Doğuda Fırat’ın bendine dek yaklaşan Ekelaç, bu kavşakta Manalik ve Derjan’la bitişiyordu. Strabo, bu eyaleti Zariadris’in toprakları arasında saymaktadır. Bir keresinde Sophene’ye dahildi. Akilisene, sonraları Akilisene diye bilinen eyaletin yanısıra, Daranalia (Kemah, Analiba), Mananalı, Aliwn ve Muzuron eyaletlerinin tümünün topraklarını içine alacak şekilde geniş bir eyalet haline gelmiştir (Adontz, a.g.e., s. 39, 44-45).

Akilisen, açık ki Dersim’in belirli kesimlerini içermiş ve bu bölgeler bir dönem bu adla bilinmişlerdir.

Pliny, Akilisene’den Anaetica (Anahtakan) diye sözeder. Bu ad Akilisene’de tapınağı bulunan tanrıça Anahit’in adından gelmedir ve bu eyalete onun onuruna verilmiştir. Strabo’ya göre Akilisene Derxene ile Dostal (Kemah-Eğin arasındaydı) civarındaki nehir bendi arasında yeralıyordu. Akilisene Ptolemy tarafından da bilinmektedir. Procopius’ta bu eyaletin adı Ekelesene olarak geçer. 387 yılındaki Acilisene barışıyla Ermenistan biri Roma’ya, diğeri İran’a tabi iki parçaya bölünmüştü. 

 

Manalik (Man-alik, Mananalı)

Bu adın ilk kez Sebeos’ta geçtiğine işaret eden Adontz, Manalik Eyaleti’nin antik Derjan’a bitişik olup onunla birlikte bugünkü Tercan kazası sınırları içine girdiğini söylemektedir. Aynı yazara göre,  Siri (modern Şirin), Kase (modern Konşa), Aliws, Jermay (Çerme) ve Xac (modern Haçköy) adlı yerleşmeler ile Paxr/Paxir Dağı (modern Bağırbaba),  Mananali (Mananali) sınırlarında idiler. Fırat’a dökülen ve adını bu bölgeden alan Mananali Nehri vardı. Mananali Eyaleti’ni suladığı tahmin edilen bu nehir, Adontz’a göre Mamahatun önlerinde birleşen birkaç koldan oluşan modern Tuzla Suyu olmalıdır.

Özetle Manalik (Mananalı, Man-ali, Man-ian), Haç (Xaç) Dağı ve bu dağın uzantısı olan Bağır Baba dağından kuzeyde Tuzla Suyu’na uzanırdı. Tuzla Suyu’nun ana kolu olan güney kolu eski Manalik ve Derjan eyaletlerini birbirinden ayıran sınırdı. Fırat ise (Kötür’e dek), Manalik’i Ekelaç’tan ayıran sınır olmalıydı. Tuzla ötesinde de Derjan toprağı başlardı. Derjan ile Karin (Erzurum) arasındaki sınır noktası Xaldoy-aric kalesiydi ki, burası Aşkale ve Sirçeme Deresi civarındaki modern Büyük Koğdariç’tir (Bk. Adontz, a.g.e., s. 39-42).

Manalik adının kökü benim görüşüme göre Man-Maman etnik adıdır.

 

Mardalik

Adontz, bu ve benzer adlardaki –ali unsurunun –ian karşılığı Ermenice bir sonek olduğunu düşünür. Örneğin ona göre Mard-ali ile Mardian aynıdır. Bu adın kökü Mard (Mardi, Amardi) etnik adıdır.

Mardlar, Adontz’a göre, Atropatene (Medya, Azerbaycan)’den gelme göçmenlerdir. Onları kendi adlarını verdikleri Mardastan ve Mardalik gibi Ermenistan’ın iki ayrı parçasında da görüyoruz.

Khorzene (Chorzane, Kiğı)’ye bitişik bölgelere Mardali-k ve Manali-k adları veriliyordu.

Mardalik, Bingöl dağlarının (eski adıyla Srmanc dağları) kuzey yamaçları boyunca uzanan bölgeydi. Batıda Meledux (Harhal) dağlarına bitişikti. Kuzey sınırı onu Erzurum’dan ayıran Erzurum güneyindeki Avc-Ptkunk idi. Aras’ın bir kolu olan Murç (modern Eğri veya Aras)’un kaynağı Mardalik’teydi.

Böylece Mardalik; Aras, Licik (Peri Suyu) ve Tuzla Suyu adlarını taşıyan üç nehrin arasındaki bölgeydi. Harhal zinciri Mardalik için duvar/sur benzeri doğal bir sınırdı. Chorzene’nin bir parçası Manalik ve Mardalik’e değerdi (Bk. Adontz, a.g.e., s. 19).  

 

 

KIRMANCİYE KAVRAMI VE KIRMANCİYE TARİHİNİN ANAHATLARI

Bu araştırmanın diğer bulgularını Kırmanciye ve Dersim-Zaza tarihinin erken aşamalarının bir özeti ile birlikte sunacağım.

Urartu devleti, bulunduğumuz coğrafyanın tarihini ele alırken elverişli bir çerçeve ve zemin sunmaktadır. Bu nedenle düşüncelerimi onu başlangıç alarak açacağım.

Sınırları netçe tarif edilemese de, merkezi Van Gölü çevresinde bulunan Urartu Krallığı, en parlak çağında tüm Doğu Anadolu’yu, Kafkasya’nın ve Batı İran’ın belirli parçalarını içeriyordu.

Tarif edilen coğrafyanın politik birliği bilindiği kadarıyla ilk kez Urartu Krallığı ile birlikte sağlanmıştır.

Urartular, Hurriler’in bir koluydu.

Hurri orijinli Urartulular’ın  bir diğer adı da Haldiler’dir.

M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi  (1948) adlı kitabında Doğu Anadolu’daki aşiretlerin neredeyse yarısı kadarının “Biz Halidi’yiz” dediklerini  söylüyor ve “Zazalar kendilerini Kürt değil, en çok Halidi (...) sanmıştır” diye ekliyor. O’nun görüşüne göre buradaki Halidi sözcüğü aslında antik Haldi (Halti) halkına referanstır ve Zaza halkı gerçekten de Haldi’dir; ama Zaza şeyh ve ağaları islamiyeti kabul edince bu adı maksatlı olarak Arap generali Halit bin Velid’in adındaki Halit’le ilişkilendirdiler (Bk. a.g.y., s. 164).

Toplulukların din değişince geleneklerini yeni dine uyarladıkları sık rastlanan bir olgudur. Bu nedenle Fırat’ın dedikleri anlamlıdır.

Fırat’ın yazdıkları genelde amaçlı, karışık ve çelişkili. O; Guti, Hatti, Hitit ve Urartular’ı da birbirine karıştırır.

Ama bu karışıklıklardan ayıklanırsa demek istediği oldukça açık. O’na göre Zazalar  Urartular’dır veya en azından kısmen Urartu asıllıdırlar.

Bu noktada Fırat’ın amaçlı düşündüğünü sanmıyorum ve burada önemli olan da, son derece sınırlı, derme çatma bir tarih bilgisiyle yazan Fırat’ın ne düşündüğünden çok, onun tarafından aktarılan Zazalar’ın kendilerini Haldi (Urartulu) olarak tanımladıklarına ilişkin sözlü gelenektir.

Ben bu geleneği ciddiye alıyor ve üzerinde durulmaya değer buluyorum.

Bizzat duymuş olmasam da Fırat’ın bu sözlü geleneği kendi kafasından uydurduğuna inanmıyorum.

Dolayısıyla aklıma takılan “Urartu krallığı bir (veya ilk) Zaza devleti miydi?” sorusuna kesin bir yanıt veremesem de, en azından  Urartu yıkılışı sonrasında  ülkenin dağlarına sığınan ve Haldiler adı altında varlıklarını devam ettiren hakiki Urartular’ın da Zazalar’ın oluşumunda bir yerleri olduğuna inanıyorum. Genelde Hurri coğrafyasının, özelde Hurri orijinli Urartu Krallığı’nın yükseliş dönemindeki sınırlarının Zazalar’ın tarihi coğrafyasıyla uyuşuyor olması da bu inancımı pekiştiren bir durumdur. Tarih boyunda en eski ve en belirgin Zaza-yoğun bölgeler Urartu sahasında ve merkezlerinde görülür. Ayrıca Hurriler arasında daha önce işaret ettiğim gibi Zaza adına sıkça rastlanmaktadır.

Urartu’nun yanısıra Urmiye Gölü güneyinde yeralan antik Manna Krallığı da bence önemli bir konaktır. Mannalar’la Urartular’ın ilişkisi neydi, açık değil. Manna (Minni) ve Urartu krallıkları aynı halka ait olabilirler. Bir görüşe göre ilk Urartu başkenti ve Urartular’ın ilk merkezleri Manna topraklarında, yani Urmiye dolayında ve modern Azerbaycan’da bulunuyordu. Urartu kralı Menua’nın adının Mannalar’la ilişkili olması bence büyük bir olasılıktır.  Dersim içindeki Urartu kaleleri (Mazgirt, Palu, Bağin, Anbar, Kale vd) çoğunlukla onun zamanından kalmadır ve Mazgirt adı da tıpkı Manazgirt’inki gibi Menua’nın Kenti demektir. Ben Dersim geleneğindeki Kal Mem adı ile Dersim’in adlarından biri olan Kalman Ocağı (Ocağe Kalmemi) kavramının Menua ile bir ilişkisi olabileceğine inanıyorum, ama çok kesin konuşamıyorum. Mazgirt adının Kal Mem veya Kalmem Ocağı kavramının aynı olması olanaksız değildir.

Mannalar ile Maman (Mamakan)’ların bir ve aynı halk olmaları veya bir ve aynı halkın farklı göç ve istila dalgalarıyla gelmiş kolları olmaları büyük bir ihtimaldir. Lidyalılar ve Etrüskler’le Man ve Maman’lar arasında da bir ilişki kurulabilir.

Urartu krallığı yıkıldıktan sonra, ilk kez Akamenidler zamanında Ermeni ve Ermenistan adları duyulur. O tarihten itibaren eski Urartu coğrafyası Ermenistan (Akamenid yazıtlarında Armina) olarak bilinmeye başlar.

Desmala Sure adlı dergiyle birlikte yıllar önce bilince çıkarıldığı gibi, Dersimliler kendi ülkelerini Kırmanciye olarak da tanımlarlar.

Dersim geleneğindeki Kırmanciye kavramı, bu çalışmanın vardığı sonuca göre, sözcüğün dar anlamında Dersim için de kullanılmakla birlikte, geniş anlamıyla tarihi Urartu ve Ermenistan topraklarına referans olup, fiili planda tamıtamına Ermenistan (eski Urartu)’la örtüşmektedir.

Desmala Sure dergisinde yayınlanan erken yazılarımda Dersimliler’in kendilerini Kırmanc olarak tanımladığını da sıkça ifade etmiştim.

Kırmanc ve Ermeni (Arman, Armanc, Dersim dilinde Hermeni) adları arasındaki ilişkinin tam olarak ne olduğu konusunda henüz net değilsem de, Kırmanciye ve Ermenistan kavramlarının pratik olarak bir ve aynı coğrafyayı tanımladıkları noktasında hiç bir kuşkum yoktur.

Bu nedenle de ben aralarında etimolojik bir ilişki olup olmadığından bağımsız olarak Ermenistan ve Kırmanciye kavramlarını bir ve aynı ülkenin alternatif adları olarak kullanmaktayım.

Sözün kısası, yazılı kaynakların Urartu ve Ermenistan tarihi diye anlattıkları benim görüşüme göre Kırmanciye tarihinin ta kendisidir ve bize başkalarının tarihiymiş gibi kabul ettirilen bu durum yaşadığımız kimlik krizinin ve tarihsiz kalışımızın sebebidir.

Konunun seyri içinde Kırmanciye kavramının geniş anlamı konusunda yaptığım bu yorumun tarihsel olayları ve gelişmeleri anlamakta ne denli açıklayıcı bir işlev gördüğüne okuyucunun (özellikle Dersimli okuyucunun) kendisi de tanıklık edecektir.

Özcesi, Kırmanciye tarihinin Urartu ile başladığını düşünüyorum. Urartu, Kırmanciye tarihinin ilk evresidir. Bu aşamayı daha önce ayrıntılı olarak anlattım.

Urartu’nun  yıkılışı sonrasında Med imparatorluğuna dahil edilen Kırmanciye, Medler’den sonra Akamenidler’in yönetimi altında girdi. Daha sonra da Makedon (Selukid), Part, Roma, Bizans, Sasani, Arap ve en son Türk hakimiyeti dönemlerini yaşadı.

Partlar’a kadarki dönemin ayrıntılarını da önceki bölümlerde anlatmış bulunuyorum.

Her yönden sık sık istilalara uğrayan bir kavşakta bulunması, çevresinde yükselen büyük güçler arasında egemenlik savaşlarına sahne oluşu ve onlar tarafından genelde bölünerek yönetilmesi gibi nedenlerle ülkede süreklilik gösteren egemen ve birleşik bir yaşam oluşamadı. Ülkenin zor coğrafyasının ve politik kesintilerin yaşama ve gelişme gücü kazandırdığı çok başlı bir yönetim, kralların sadece sembolik bir iktidara sahip olduğu sayıları kabarık prenslikler tarzında bir varoluş (bazı kaynaklar bunu feodal sistem olarak tanımlar) hep yürürlükte oldu.

Akamenidler döneminin Kırmanciye (Ermenistan) yöneticileri önde gelen Yedi İranlı evden biri olan Hydarnidler’den gelme satraplardı. Bunlar Orontidler adıyla bilinirler.

Bu çalışmanın vardığı kesin sonuç, daha önceki bölümlerde ifade edildiği gibi, Haydarnidler’in ve Orontidler’in Gil (Geli, Gilani) orijinli olduklarıdır. Bunu Geli-Dımli olarak da tanımlayabilirim. Haydarnidler adı bana bazı tasniflerde Zilan grubuna dahil gösterilen Dersim’in Haydaran aşiret adını hatırlatmaktadır.

Kırmanciye’de Orontid (Geli) yönetiminin başlangıcı, Moses Khorene’de korunmuş olan Ermeni geleneği ve bazı tarihsel veriler ışığında Medler çağına dek geriye yerleştirilebilir. Hydarnid orijinli oldukları söylenen Orontidler, Akamenidler’le karşılıklı evlilikler de kurdular.

Ermeni kaynakları yalnızca Part orijinli Arsakidler’i değil, Orontidler’i ve Orontid (Geli) orijinli Artaxiadlar’ın Kırmanciye’de kurdukları hanedanlıkları da birer Ermeni monarşisi olarak tanımlarlar.

Ben Orontidler’i ve Artaxiadlar’ı bu araştırmanın verdiği güvenle ve kesin bir dille Geli orijinli birer Kırmanciye monarşisi olarak tanımlıyorum ve eğer Ermeniler bunlarsa, o vakit kendi orijinlerini tartışırken Geliler’in adını dahi telaffuz etmek istemeyen ve Geliler’in Ermenistan sahnesinde ancak M.S. 9./10. yüzyıllarda ve sonrasında göründüklerini iddia eden Ermeni diye bilinenler hakiki Ermeni değillerdir diyorum. Bugün Ermeni olarak bildiklerimizin kendi aralarında kendilerini Ermeni değil fakat  Hay olarak adlandırmaları ve Ermeni adının onlara başkaları tarafından yakıştırıldığını söylemeleri de bu olasılığı güçlendiren bir olgudur. Biliyoruz ki, sözgelimi Hititler ve Partlar tarihte başka halkların adlarıyla tanındılar ve bu durum adlarını aldıkları halkları boşluğa düşürdü, kimliksizleştirdi ve büyük ölçüde unutturdu.

Ermeniler’in durumunda da pekala benzer bir örnekle karşı karşıya olabiliriz. Anadolu’da Gil ve Dımliler’i, Dersimliler’i, Zazalar’ı ve Kürtler’i kaynaklardan ve kayıtlardan sildirip neredeyse tarihsiz halklara dönüştüren sebep Ermeni etiketinin yanlış kapıya asılması veya muğlak ve yanlış kullanılması olabilir.

Bir yazıttaki bir adın yanlış veya eksik okunması, Ermeniler’den ilk sözeden tarihçilerin vahim bir hatası bile çok şeyi karıştırabilir ve bu karışıklık kendinden öncekileri kaynak gösterip ilerleyen tarihçi kuşakların neden olduğu zincirleme kaza sonucunda zamanla düzeltilmesi olanaksız yerleşik bir yargı ve geleneğe dönüşebilir. Bu coğrafyada Ermeni sayılarak veya eski tabakaları görmezlikten gelinip bu coğrafyaya son göçleri ilk gelişleri gibi gösterilerek bilinçli veya bilinçsiz olarak tarihleri karartılan toplumlar var.

Bu ve benzeri sebeplerle bu araştırmayı yaparken tarih denen uzun yolda Dersimliler’i ve Zazalar’ı  tespit, batmış veya batırılmış kayıp bir kıtanın keşfine dönüştü.

Bu yargının dayandığı diğer argümanlar konunun seyri içinde ileriki sayfalarda görülecektir.

Yüzyıllar içinde Kırmanciye (Ermenistan) teriminin kapsadığı toprakların sınırı önemli değişiklikler gösterdi. Aynı şekilde bu adla bilinen toprakların yönetsel durumu ya da bölünümü de hep aynı kalmadı, sık sık değişti.

Akamenid kralı Darius, kendisine miras kalan imparatorluğu eyaletlere böldüğünde, Ermenistan (Kırmanciye), Pactyic Ülkesi ve Karadeniz’e kadarki komşu topraklarla birlikte 13’üncü Eyalet (Satraplık) olarak organize edildi (Bk. Herodotus, III. kitap, s. 119-23).

Nöldeke, Kipert, Minorsky ve başka bazı araştırmacılara göre Heredot’un 13. Eyalet’te gösterdiği burdaki Pakti/Paktiya, modern Bohtan (Bohti)’dır. Heredot’ta geçen diğer Pakti (Paktiya) ise, Afganistan’a veya Afganistan’ın bir parçasına referanstır.

M.Ö. 401/400 yılında onbin Yunanlı askerle birlikte Kırmanciye (Ermenistan)’den geçen Xenophon, bu yürüyüşün öyküsünü anlattığı Anabasis adlı eserinde Kırmanciye (Ermenistan)’nin o tarihte iki parçalı olduğunu kaydediyor. O’nun yazdığına göre, bu parçalardan birinin satrapı Orontas, diğer parçanın (Batı Ermenistan) satrapı ise Tribazus idi.

Bu tarihten yüz yıl kadar sonraki Gaugamela Savaşı sırasında da Kırmanciye (Ermenistan)’yi yine iki satrapın  yönettiğini görüyoruz. Biri yine Orontes adını taşıyor, diğeri ise Mithraustus adında biridir (Bk. Nicholas Adontz, Armenia In The Period Of Justinian, İng.’ye çev. Nina G. Garsoian, 1970).

Selukidler (Makedonlar) peryodunda Kırmanciye (Ermenistan)’nin Zariadris ve Artaxias arasında halen iki parçalı bir yapı arzettiği görülür. İlki Arzanene ve bazı komşu bölgeler de dahil Küçük Kırmanciye (Sophene, Little Armenia)’yi, ikincisi Büyük Kırmanciye (Greater Armenia, Asıl Kırmanciye)’yi yönetiyordu. Bu iki krallık fetihler yoluyla, komşu toprakları zaptederek genişlerler. Antiochus III’ün Magnezia yenilgisini takiben her iki krallığın yöneticileri de taraf değişerek Roma’ya bağlandılar ve bağımsız birer krallığa dönüştüler (M.Ö. 190).

Kommagene de sayılırsa bu dönemde Kırmanciye (Ermenistan)’nin birkaç küçük parçadan, yani birkaç krallıktan ya da prenslikten bileştiği söylenebilir.

Tekrarlarsak:

İlk Kırmanciye devleti Urartu Krallığı’dır. Onu Orontid Krallığı izledi. Orontidler sonrasında Kırmanciye (Ermenistan)’de oluşan monarşilerin en büyüğü Artaxiad (Artaxias) Hanedanlığı idi. Daha sonra Arsakid ve Sasani hanedanlıkları gelir.

Urartu, Orontid ve Artaxiad devletlerinin yöneticileri ve özet tarihleri bu çalışmanın Giriş bölümünde anlatıldığı için burada tekrara ve ayrıntılara girmiyorum.

Artaxiad hanedanlığının en ünlü yöneticisi Büyük Tigran’dı. İlk kez Tigran II, yani ünlü Büyük Tigran(es) zamanındadır ki, Kırmanciye (Ermenistan)’deki tüm prenslikler zor yoluyla birleştirilir, başka toprakların da fethi ve ilhakıyla bir Kırmanciye (Ermenistan) imparatorluğu oluşur. Enc. Of İslam’ın Ermenistan maddesinde işaret edildiği gibi, Urartu sonrasında bu bölge yalnızca bir kez, M.Ö. 1. yüzyılda Büyük Tigran zamanında tek bir yönetim altında birleşik bir krallık olarak varolabildi ve Ermenistan (Kırmanciye) adı da coğrafi bir terim olarak aslında o tarihten itibaren geniş bir kabul gördü gibi.

Böylece sonradan Ermenistan (Kırmanciye) adını alan toprakların politik/yönetsel birliği Urartu yıkılışından sonra ikinci kez bu sıralarda kurulmuş görünmektedir. Ermenistan (Kırmanciye) adı da daha çok bu sırada coğrafi bir kavram olarak içerik ve anlam kazanır. Bu kavram sonraki çağların politik koşullarına artarak aykırılık taşısa da, Enc. Of İslam’da söylendiği gibi, Tigran döneminin terminolojisi olarak sonraki asırlarda da korundu.

Ama Tigran döneminde kurulan birlik uzun sürmez ve Selukidler çağındaki bölünme ta Bizans çağına kadar devam eder.

Tigran zamanında belirli bir politik önem kazanan Kırmanciye (Ermenistan) sonraki asırlarda birbirini izleyen rakip dünya güçleri tarafından sık sık müdahale edilen ve sınırları değiştirilen bir “tampon devlet” konumuna itilir. Böylece kendi çevresinde daima büyük ve güçlü komşulara sahip olan Kırmanciye (Ermenistan), Urartular ve Büyük Tigran dönemleri hariç kendi coğrafyasında hemen hiç bir zaman öncü ve lider bir rol oynamamış görünmektedir.

Selukidler sonrasında Kırmanciye (Ermenistan)’de rakip dünya güçleri olarak Akamenidler’in mirasını talep eden Partlar (Arsakiler, Eşkaniler) ile Roma karşı karşıya geldiler. Böylece Kırmanciye (Ermenistan), Selukidler ortadan kalkınca, ilkin Partlar’la Roma, daha sonra da Sasaniler (Zazalar)’le Bizans arasında ikiye bölünmüş kaldı.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:18 tarihinde güncellendi