Dersim Tarihi Sayfa 15 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:36

Çemişgezek

Çemişgezek, ortaçağlarda Dersim tarihinde önde gelen bir rol oynamıştır. Nitekim uzun bir dönem boyunca Dersim coğrafyası Çemişgezek adıyla bilindi. Bu kentin antik çağlarda da benzer bir önem taşıdığını düşündüren işaretler vardır. Kendi ideolojik ve Kemalist tanımı gereği Mazgirt’i Dersim hudutlarına dahil etmeyen Türk gazeteci Naşit Uluğ, Tunceli Medeniyete Açılıyor adlı kitabında, Dersim içindeki en eski sitelerin Çemişgezek, Pertek ve Sağman merkezlerinde kuruldukları görüşündedir. O’na göre üçü de tarih-öncesi çağlarda kurulmuş olan bu sitelerin en eskisi Tağar Deresi üzerindeki Çemişgezek Kalesi’dir. Bu kalenin etrafında kurulan Çemişgezek kenti Uluğ’a göre Dersim’in en ilk sitesidir. Esas/Eski Dersimliler’in Kürtleşmiş Tuharlar(Tağarlar) olduğunu söyleyen Jandarma Umum Kumandanlığı’nın Dersim adlı yayınındaki görüşleri kopye eden Uluğ, Tağar adını Tuhar olarak yorumlamakta ve buradan hareketle Çemişgezek sitesinin Ortasya’dan gelen Tuharlar tarafından kurulduğunu düşünmektedir.

Yolu Ortaasya’ya veya Horasan’a düşen veya oralardan gelen herkesi Türk gibi gösteren Kemalist literatürün bu tür gülünç iddialarını ciddiye almak için sebep yoktur. Tuharlar’ın Türk değil, fakat genelde İskit stoktan İrani bir halk olarak görüldükleri de biraz tarih bilen herkesin farkında olduğu bir ayrıntıdır.

Ama Çemişgezek’in Dersim’in en eski sitelerinden biri olduğu doğrudur.

Çemişgezek’in Pulur (Sakyol) köyü civarında 1960’ların sonunda yapılan kazılarda tarımın keşfedildiği Yeni Taş Çağı’na ait bulguların yanısıra tunçtan yapılmış aletlere ve eşyalara rastlandı.

Pulur Höyüğü, Erken Tunç (Bronz) Çağı’na ait bir kültürün temsilcisi olarak tanımlanıyor.

Çemişkezek adının orijini henüz saptanabilmiş değil.

1473 yılında Erzincan’dan Malatya’ya giderken Mercan Boğazı yoluyla Dersim içinden ve Çemişgezek’ten geçen Akkoyunlu Uzun Hasan’ın elçisi Joseph Barbaro’nun gezi notlarının editörü, Taylor’un aktardığına göre,  bu adın Cimis ve Casseg sözcüklerinin bir kombinasyonu olduğunu düşünüyordu.

1866’da Dersim’de bir gezi yapan Erzurum’un Britanya konsolosu J. G. Taylor, Çemişgezek adının bu şekilde bölünmesinin yanlış olduğuna inandı.

(Bk. Taylor, a.g.y., JRGS, cilt 38, Türkçe çevirisi için bk. Dış Kaynaklarda Kırmanclar-Kızılbaşlar ve Zazalar, Desmala Sure Yayınları, s. 18-27).

Çemişkezek’in eski Hierapolis kenti olduğunu söyleyen Ermeni kaynakları, daha çok Tchimish-Gadzak (Taylor’a göre bu ifade Çemiş’in Doğum Yeri demektir) adıyla bildikleri bu kentin adının Bizans tarihinin kahramansal figürlerinden biri olan ünlü Bizans generali ve imparatoru Çemişgezek’li John I Tzimisces (M.S. 969-76)’in adından/soyadından geldiğini ve Tzimisces’in Kenti anlamlı olduğunu kaydederler.

Dağar (Tağar) Suyu havzasında bazı antik taş-odaların varlığına işaret eden M. Seel’in A Journey In Dersim (1911) adlı gezi notlarında aktardığı bir geleneğe göre de, Bizans generali ve imparatoru Çemiş bir keresinde buraya sığınmış ve kente onun adı verilmiştir. M. Seel, aktardığı gelenekle uyumlu olarak Çemişgezek adının Çemiş’in Sığındığı Delikler anlamına geldiğini yazmaktadır.

Ermeni orijinli olduğu söylenen bu imparatorun adı kaynaklarda Chimishk (Yunanca’da Tsimisc), Chimishkik, Tsimisces, Zimiskes, Zimisces (Bk. Gibon), Tzimiskes, Shimishkik (Bk. E. Honıgmann), Jan (Hovannes) ve sair gibi değişik şekillerde yazılmaktadır.

Ermeniler onu  Kiwrzhan (Lord John, Kir Jan) olarak da adlandırır.

Kiwr (Kyr, Kir), efendi/soylu demektir.

Tsimisces’in kendisinden önceki Bizans imparatoru ve Focas (Phocas) aşiretinin reisi Nicephorus II Phocas (963-969)’ın akrabası olduğuna işaret edilir.

Ermeni rahip Urfalı Matthew (ölm. 1144?), kendi kroniğinde 969-70 yılı altında bir Çemişgezek’li olduğunu söylediği John Tzimisces (Ermenice’de Hohannes Ch’mshkik)’in kısa bir hayat öyküsünü anlatır.

O’nun kaydına göre, 969/970 yılında hapishane olarak kullanılan bir adada ölüm cezasından hapis yatmakta olan Tzimiskes, Bizans imparatoru Romanus II’nin dul karısı imparatoriçe Theophano tarafından gizlice İstanbul (Bizans)’a getirtilir. Tzimiskes’le evlenmeye ve onu imparator yapmaya karar veren bu kraliçe, Tzimisces’i kullanarak ikinci kocası olan o tarihteki imparator Phocas’ı öldürtür. Böylece bir saray darbesi/komplosu ile Tzimisces oturur Bizans tahtına.

İşlediği cinayetten pişmanlık duyan Tzimisces, kendisiyle işbirliği yapan kraliçenin ilk kocası Romanus’tan olma iki oğlu Basil ve  Constantine’yi Handzit bölgesindeki  Vasakavan’a gönderip onları koruma altına alır. Çünkü kraliçenin onları da öldürtebileceğinden kuşkulanır

(Bk. Armenia And The Crusades Tenth To Twelfth Centurıes, The Chronicle Of Matthew Of Edessa, İng.’ye çev. Ara Edmond Dostourian, 1993, Armenian Heritage Series).

Handzit ve Vasakavan adlı yerlerin ikisi de Dersim ve çevresindedirler. Handzit (Anzitene), Bizans yazarlarında Chanzit olarak geçer. Bu adın Chanzit şekli Çan (Tzan) adını hatırlatır.

Matthew’in yazdığına göre sonraları Basil’i tahta çıkartan Tzimiskes’tir.

Urfalı kronikçi 972-73 yılı altında Tzimisces’in Bizans’ın Doğu generali olarak atadığı Melias (Ermenice’de Mleh) adlı birinden de sözeder. Bu ada bakılırsa onun Mil (Milan) aşiretinden bir Dersimli olduğu anlaşılmaktadır. Bu ad bazı nüshalarda Damyaligos Mıleh veya Mıleh Demeslikos olarak geçmektedir.

Ama Dersim’li Bizans imparatoru Tzimisces gibi, Melias ve daha niceleri kaynaklarda Bizanslı (Rum, Romalı) ve Ermeni olarak tanımlanırlar.

Bunların Hristiyan olmaları ve Müslümanlar’a karşı savaşmaları bu tür tahrifatları kolaylaştırmakta, bu ve benzer yöntemlerle resmi tarihlerin Dersim’i tarihsiz ve kimliksiz bırakma mekanizması işleyip durmaktadır.

Dersimliler, Eski Dersimliler (Mıleto Qan) denen tabakanın eskiden pagan, daha sonra da en azından kısmen Hristiyan olduklarını farkedip pagan ve Hristiyan geçmişlerine de sahip çıkmadıkları sürece bu oyun devam ettirilecektir.

Mark Sykes,  The Caliphs’ Last Heritage - A Short History Of The Turkish Empıre (1915) adlı eserinde bizzat ziyaret ettiği Çemiş-Gezek’in antik adının Jemshidabad olduğunun söylendiğini aktarmaktadır (Bk. Sykes, a.g.e., s. 368-370).

Sykes’ın kaydettiği ad Cemşitabad (Cemşit-abad) olarak okunmalı.

Cemşit, İran ulusal efsanesinin en önemli figürlerinden birinin de adıdır. Medler’le ilişkilendirilen efsanevi Pişdadiler’in krallarından biridir. Cemşit adının son kısmı olan –şid, Hurşit (Güneş) adında da karşılaştığımız bir ünvandır. Adın aslı Cem (Jam)’dir. Çemiş adı da –is soneki almış Cem’den gelebilir. Bu adları Çan, Sim veya Sem okumak da mümkün.

Tam bu noktada Munzur Efsanesi’ni hatırlamamız gerek.

Çünkü bu efsanenin M. N. Dersimi’nin Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabında yeralan versiyonunda rivayetteki Munzur’un efendisi Cemşit adında bir Dersim (M. N. Dersimi’de Kürdistan) prensidir. Cemşit adlı bu prens Ovacık’ın Kedak köyündendir. Bu prens cenge gider, cenkte iken canı eşinin elinden helva ister ve bunu hisseden çobanı Munzur helvayı yaptırıp ona ulaştırır ve döner. (Bk. Dersimi, a.g.e., s. 9-10).

Dersim’de Munzur kaynağındaki Ziyaret Köyü’nde  Hızır adlı bir Dersimli’den dinlediği bu aynı efsanenin bir versiyonunu da Tunceli Medeniyete Açılıyor adlı kitabında Naşit Uluğ aktarmaktadır. Gedek Köyü bu versiyonda da geçer ve Munzur Suyu boyunda Ziyaret Köyü’ne varmadan biraz önceki bir mevki olarak tarif edilir. Ama efsanedeki Munzur, Gedek Köyü’nden Karahacı adında zengin bir adamın çobanı olarak tanıtılır. Munzur helvayı daha dumanı tütmekteyken hac için Hicaz (Kabe)’da veya Kerbela’da bulunan Karahacı’ya götürür. Karahacı kendi köyü Gedek’e dönünce halk tarafından karşılanır, ama kendisini karşılayanlara kendisinin değil Munzur’un elini öpmelerini söyleyince, bu köyden Ziyaret Köyü’nün olduğu yere doğru kaçan Munzur’un elindeki süt dolu tas dökülür. İşte kaynağı Dersim’in en yüce mihrabı olan kutsal Munzur ırmağı böyle doğar. (Bk. N. Uluğ, a.g.e., s. 81).

Benim ilgilendiğim nokta efsanenin bu versiyonlarında, özellikle N. Dersimi’nin aktardığında Cemşit ve Kedak adlarının birlikteliğidir. Cemşit, Kedak’lıdır.

Bu iki adın kombinasyonu bize Çemiş-Gezek adını vermez mi? 

Acaba Munzur efsanesinde geçen Çemşit, adını Çemişgezek’e verdiği söylenen Bizans imparatoru mudur? Çünkü o, adının yanısıra, yaptığı fetihler ve savaşlar nedeniyle de Munzur’un efendisi gibi tanıtılan Cemşit’in kişiliğine uyuyor. N. Dersimi’nin aktardığı versiyonda Cemşit’in bir kral (prens) olarak tanıtılması da Bizans imparatorunu akla getirmektedir.

Urfalı Matthew, Bizans imparatoru Tzimiskes’in savaşlarını uzunca anlatmaktadır. O’nun Bağdat dolaylarına dek fetihler yaptığını, ardından geri döndüğü Amida’dan ayrıldıktan sonra  Kudüs üzerine yürüdüğünü, kendisine karşı gelen Mısır Fatımi kuvvetlerini yenilgiye uğratıp Fenike ve Filistin’e yöneldiğini ve büyük zaferler kazandığını kaydetmektedir.

Efsanedeki Kerbela veya Kabe, adı geçen Bizans imparatorunun Bağdat civarları ve Kudüs gibi mevkilere dek seferler yapmış olmasının anısı olabilir.

Gedek, bir Dersim aşiretinin de adıdır. Yukarı Karabal aşireti ile Munzur dağ silsilesinde oturan Arslan Uşağı aşiretinin birer kabilesi Gedikler adını taşırlar. Efsanedeki Munzur sözcüğü de aslında bu adı taşıyan Dersim aşiretine (Munzur aşireti) referanstır. Tarihsel kayıtlarda Dersim’in Munzur aşiretiyle aynı adı taşıyan ünlü bir halkın varlığını da biliyorum ve bu ikisi arasında bir ilişki olduğuna inanıyorum. Bu noktaya az sonra Munzur bölümünde değineceğim.

Cemşit’in ünlü Bizans imparatoru olduğu doğru varsayılırsa, onun döneminde Munzur aşiretinin Dersim’de bulunduğu, belki de bu dönemde Dersim’e yerleştirildiği veya bahsi geçen Bizans imparatorunun seferlerine katıldığı düşünülebilir.

Munzur rivayetinin daha gerilere ait olaylarla ilişkili olması halinde benim aklıma iki olasılık geliyor: O vakit ya Mısır’la Hititler arasındaki ünlü Kadeş Savaşı ile ilişkilidir ya da Dersim efsanesindeki Munzur İbrani geleneğindeki Musa Peygamber’dır. Son olasılığı güçlendiren başka kanıtlar (Munzur adının İskender romanında Musa olarak geçtiğine işaret etmiştim) ortaya çıkarsa o zaman İbraniler’in efsanesindeki Mısır’ın Dersim veya Dersim’deki Munzur, taştan tabletlerin alındığı rivayet edilen Sina Dağı’nın da Dersim dağı olması gerekir. Geç-Hitit devletlerinin en önemlisi olan Karçemiş’in adıyla Çemişgezek ve ünlü Kadeş kenti ile Gedek arasındaki yakınlık da dikkat çekmektedir. Heredot (II. kitap, s. 375 ve sonrası), Mısır’ın Theban eyaletinde Chemmis adlı bir büyük kentten bahseder ki, bu ad da Çemiş’le aynı türden görünüyor.

Tevrat’taki biçimiyle Karchemish olarak bilinen ad  A History Of Egypt Under The Pharaohs (London, 1881, ing. baskı) adlı eserin yazarı H. Brugsch Bey’de Qir-Kamosh şeklinde verilir ve ‘Kamosh’un Kenti’ olarak açıklanır. Brugsch Bey’e göre bu adın ilk kısmı olan Qir (Kir, Kirjah) İbranice’de kent/kasaba demektir ve Asurca karşılığı ise Kar’dır. Asurca’da Gar-gamis dendiği de görülür. Bu ad Kar önekiyle Karkamış olarak söylenir.

Böylece Qir-Kamoş, Kar-kemiş, Kairkamaşa, Karkamaş (Sandars’a göre Klikya’daki Coracesium) gibi adlar ve şekillerle karşılaşılır.

Prof. Sayce’ye göre Karçemiş bir keresinde Ninus adıyla biliniyordu. Henry George Tomkins, Sayce’nin bu görüşünden hareketle, Kadeş Savaşı’ndaki Hitit müttefiklerinin adlarını kaydeden Mısır yazıtında geçen Ni adlı yerleşmenin ve Salmaneser II’nin yazıtında Ninni olarak kaydedilen yerin de Karçemiş kentine referans olabileceklerini düşünür (H. G. Tomkins, The Campaıgn Of Rameses II İn His Fifth Year Agaınst Kadesh On Orontes, London, 1882).

Brugsch Bey Mısır yazıtlarında adı Dema-n-Ni olarak geçen kuzey Suriye’deki bir kentin bu adını Ni Kenti olarak açıklar ki, Tomkins’in Karçemiş olabileceğini söylediği aynı kent olmalıdır bu. Ama Brugsch Bey Dema-n-Ni’nin Kadeş’in daha kuzeyinde yeraldığını tahmin eder ve bileşimindeki n harfinin ikilenmesiyle adının Nenni olarak da okunduğuna işaret eder. Brugsch Bey, Ni kentinin sık sık Nineveh olduğunun düşünüldüğünü de not etmektedir.

Bu tahminler doğruysa Karçemiş bir dönem boyunca Ni (Ninus, Ninni) adıyla bilinmiş olmalıdır.

Efsaneler Ninus’u Bal (Belus)’ın oğlu, Semiramis’in kocası, Asur krallığının kurucusu ve ilk kralı olarak tanıtır ve Nemrut (Nimrod)’la aynı olduğunu söylerler. Nineveh, Calah (Kalchi, Kalkhu, Nemrut), Resen ve Urfa kentlerini de onun kurduğu rivayet edilir ve kendisine tanrılık atfedilir (Bk. J. B. Segal, Edessa: The Blessed City, 1970).

Burada Nemrut’un Salmaneser I’in oğlu Tukulti-Ninib (Tukulti-Ninurta) I olduğu şeklindeki görüş de hatırlanmaya değer. Çünkü Ninib (Ninurta) öğesi ile Ni (Ninus, Ninni) sözcüğü birbirlerine oldukça benzerdirler.

Çemişkezek’in eski Hierapolis kenti olduğunu söyleyen Ermeni kaynaklarından sözetmiştim.

Hierapolis adını taşımış olan iki kent  biliyorum. M.Ö. 37 yılında Partiya tahtına oturan Dördüncü Ferat’tan kaçıp Roma’ya sığınan ünlü Part kumandanı Monaeses’e Roma generali Mark Antony’nin verdiği kentlerden biri Hierapolis (Membic) adını taşıyordu. Kapadokya’daki ünlü Comana kenti de sonraları Hierapolis olarak adlandırılmıştır.

Çemişgezek ile bu kentler arasında ne gibi bir ilişki olduğunu merak ettimse de yeterli veriler edinemedim.

Son olarak bir diğer olasılığı, Cemşit ve Munzur adlarının her ikisinin de Mamanlar veya Medlerle ilişkili olabileceğini not etmeliyim.

 

Hozan (Balahovid, Balabitene)

Urfalı Matthew, 972-73 yılı altında, Bizans imparatoru Tzimisces’in Çemişgezek’li olduğunu kaydederek, kendi zamanında (M.S. 11./12. yüzyıl) Ch’mshkatsakk (Çemişgezek) adıyla bilinen bölgenin daha eski tarihlerde Khozan adını taşıdığını belirtir.

Bir dönem Dördüncü Ermenistan’da yeralan bir kentin de adı olan Khozan, bugün Çemişgezek’in yanıbaşında bulunan Hozat ile aynı olmalıdır.

Açık ki, Khozan, eskiden Çemişgezek’i de içeren geniş bir bölgenin, muhtemelen Batı Dersim’in tümünün adıydı. Koçan, Kozluca, hatta Pülümür’ün adlarından Kuzuçan da Khozan adıyla ilişkili olabilirler.

Bu sözcüklerin bir ve aynı adın versiyonları olmaları halinde bütün Dersim’in bir aralık Khozan (Hozan) adı taşıdığı söylenebilir. Khozan (Hozan) adı ile birbirlerine dönüştüklerine tanık olduğumuz Gozan ve Zozan sözcükleri de çok benzerdirler. Gozan adı Mısır kayıtlarında geçmektedir. Belki de Zaza adı o çağda bu şekil altında göründü. 

Hozan (Khozan, Hozat), İncicyan’a göre, Dördüncü Ermenistan’ın bir bölgesiydi ve merkezi Palu kenti olan Palahovid (Palu Vadisi, Balahovid) mıntıkası da Hozan’a dahildi. Urfalı Matthew ise, Hozan’ın daha eski zamanlarda Palakhovid (Palahovid) olarak bilindiğini yazmaktadır. Sonradan Çemişgezek adını alan Hierapolis kenti de Hozan bölgesine dahildi.

 

Pulur

Dersim’de sıkça rastlanan Pulur adı da eski bir tarihte tüm Dersim’i ve çevresini tanımlayan bir kavram olabilir. Çünkü sözgelimi Ovacık’ın Zeranik (Yeşilyazı) köyünün ve Ovacık’ın kendisinin de eski bir adı Pulur’dur. Çemişgezek’te Pulur adını taşıyan yerleşmeler var. Pülümür adı da Pulur adıyla ilişkili olabilir.

Dersim çevresinde de (örneğin Erzurum’da) bu aynı adı taşıyan yerleşmelere rastlanmaktadır.

Böylece Dersim içi ve çevresinde yaygınca rastlanan bir adla karşılaşmaktayız. Bu ipuçlarından hareketle Muşki istilasında ve Asur kralı Tiglat-Pileser I’in Muşkiler üzerine seferinin kayıtlarında anılan Prulumuzi adının Dersim’e ve çevresine referans olduğunu veya olabileceğini düşünüyorum.

Nitekim daha önce bahsini ettiğim bazı kaynaklar o dönemin Asur kayıtlarında Dersimliler’e Muşkiler olarak referans verildiğini yazmaktadırlar.

Pulur ve Bal adlarının benzerliği üzerinde de durulabilir.

 

Munzur

Bu ad Asur yazıtlarında sık geçer. Ama bu yazıtlarda bir değil, iki Muzur (Muzri) var. Bunlardan biri Mısır’a karşılık düşer. Asur yazıtlarında geçen diğer Muzur (Muzri) ise, Ermenistan (Doğu Anadolu)’da bir ülkedir.

Mısır, Asyatik bir ad. Bugünkü Mısır’a bu ad Asya halkları tarafından verilmiştir. Bu adı kendi dillerinde Asurlar Muzur olarak, İbraniler Mazor veya Mizraim (Misraim), Persler Mudraya, Araplar ise Mısr olarak söylemişlerdir.

(Bk. Dr. Henry Brugsch-Bey, A History Of Egypt Under The Pharaohs, 1876-77, 1881 tarihli ikinci İngilizce baskı, Almanca’dan İng.’ye çeviren Phılıp Smith, Cilt I, s. 18 ve 231).

Berlin Üniversitesi eski Professörlerinden Brugsch-Bey’e göre Mısır adının burada anılan bütün şekillerinin orijini üç harften oluşan M-z-r sözcüğüdür kesinlikle ve bu sözcüğün aslı ise tahminen İbranice’deki Mazor/Misraim ya da Arapça’da halen mevcut olan Mısr kelimesidir.

Mısır adının anlamı üzerinde henüz bir fikir birliği oluşmuş değil.

Bu adın başlangıçta tüm Mısır’a değil, sadece Nil deltasının doğusundaki parçasına verildiğini ve bu bölgenin özelliğinin de pek çok kalenin varlığı olduğuna işaret eden Brugsch Bey, buradan hareketle Mısır adının kaleli (surlu, takviyeli) anlamına gelen Mazor’dan türediğini öne sürer. O’na göre zor sözcüğü, kale veya sur demektir; Mazor ise kaleli ya da surlu anlamı vermektedir. Böylece kalelerle kaplı bu bölgeye Kaleli/Surlu Toprak anlamında Mazor denmiştir ki, doğudaki bu sınır kesime yine kaleli-surlu ülke anlamında Tamazor adı da verilmiş olabilir. Yazıtlara göre Mazor adını taşıyan bu bölgenin halkı yabancı orijinli idi.  (Brugsch Bey, a.g.e., s. 18 ve 230-231).

Asur yazıtlarında geçen diğer Muzur (Muzri)’un ise Ermenistan’da bir yer ve halk-aşiret olduğunu söyledim.

Ama Muzri adının anlamı ve Muzri olarak adlandırılan toprakların yeri konusunda farklı görüşler var.

Asur yazıtlarına göre Salmaneser I, Khali-Rabbat (Malatya?)’ı zaptettikten sonra Muzri’ye dek sızar. Bazı yazarlar Salmaneser I’in girdiği veya istila ettiği burdaki Muzri’nin yerinin saptanamadığını, Muzri sözcüğünün ‘sınır topraklar’ anlamına geldiğini öne sürerler. Muzri teriminin Asur genişlemesinin hudutlarını tanımlayan bir sözcük olduğunu ve ‘sınır topraklar’ anlamına geldiğini düşünen yazarlara göre, bu anlamı nedeniyle Muzri olarak tanımlanan saha sürekli değişmektedir. Salmaneser I’in girdiği söylenen Muzri, bu görüşteki yazarlardan Tiele’ye göre Klikya’nın sınır kesimleriydi, Winckler’e göre ise Salmaneser’in bu seferi sırasında Muzri adı Kuzey Suriye’ye referanstı (Bk. Bab. Assy. Gesch. ve Alttestamentliche Untersuch., akt. J. Garstang, The Land Of Hittites, 1910).

Winckler, Muzriler’in Salmaneser-I zamanı kadar erken bir tarihte tüm Kuzey Suriye sathına yayıldıklarına işaret eder (akt. Maspero, a.g.e., s. 608, dipnot). Maspero, Winckler’in bu sözlerinde Muzriler’in öneminin abartıldığını düşünür. Maspero’ya veya onun kitabını İngilizce’ye çeviren Sayce’ye göre, Salmaneser I’in yazıtında geçen Muzri (ve Muzriler), Klikya civarında olup, büyük ihtimalle klasik coğrafyacıların Sofene (Sophene) ve Gumathene dedikleri sınır topraklarda, ya da Dicle-Fırat havzaları arasındadır (a.g.e., s. 607-609).

Tiglat-Pileser I de istilacı Muşkiler’e karşı M.Ö. 1113 veya 1120 yılındaki seferi sırasında Muzri’ye girdiğini kaydeder.  O’nun seferinin coğrafyası da farklı yorumlanıyor.

Tiglat-Pileser I, kendi yazıtına göre, Milid/Milidia (modern Malatya’ya tekabül eden bu ad Milidiye okunabilir ki, Hitit yazıtındaki Dımılkiye/Tamalkiye ile aynı olabilir) topraklarına yakın yerdeki Musri’ye girmiş ve bu sırada Kumaniler’in saldırısına uğradığı için, bu kez Kumaniler’in üzerine yürüyerek onlara üstünlük sağlamıştır (Maspero, a.g.e., s. 654).

O bölgelerin (Yukarı Fırat) fethini tamamlamak amacıyla, Tiglat-Pileser I, yönetiminin beşinci yılı başında Yukarı Fırat eyaletlerinde yeniden göründü. Seferine Musri’ye saldırarak ve yıkarak başladı. Az evvel işaret ettiğimiz gibi bu Musri, Milid toprağına yakındı. O, Musri ile uğraşırken Kumaniler’in saldırısına uğradığını söyler. Bu yüzden Kumaniler’in üstüne yönelir ve onlara üstün geldiğini, Kuman’ların geri kalanını Aisa Dağı’nın dibindeki Arini Kalesi’ne hapsederek orada onları kendi ayaklarını öpmeye zorladığını kaydetmektedir (Maspero, s. 655).

Maspero, T-P I’in bu seferine değinirken Kharusa, Musri, Khunusa ve Tala Dağı gibi mevkilerin birbirlerine göre coğrafi konumlarını açıklar. Elimde H. Rawlinson’un çevirdiği metin var ki, burada Aisa adı bu şekilde değil, fakat Ayatsa olarak geçer, Ayatsa ülkesi altındaki Arin kenti denir.

Ayatsa, Hitit kayıtlarının Azzı-Hayasa’sı olmalı ki, bu da, T-P I’deki Musri’nin Dersim’deki modern Munzur ırmağı vadisi ve çevresi olduğunu kanıtlar bence.

Muzri’nin yanısıra yazıtlardaki Purulumuzi adının da Dersim ve çevresine bir referans olması gerektiğini düşünüyorum. Togarmah adı da Tağar’a referans olabilir. Dersim’in antik tarihi bakımından önemli bulgular veya ipuçlarıdır bunlar. Bunlara yazıtlardaki Tamalkiye ve Milidia (yani Milidiye)’yı da eklemek gerekir.

Tiglat-Pileser I’in Muşkiler’e karşı seferinde Karadeniz’e kadar ilerlediğini tahmin eden J. Garstang’ın yorumuna göre, Tiglat-Pileser I (1115-1077), bu seferinde Karçemiş civarında Fırat’ı karşıya geçip Antep-Karçemiş arasındaki Bişri Dağı’nı kılıçtan geçirir, hemen sonra kuzeye ilerleyip Muzri adı verilen sınır topraklara girerek bu bölgeyi yıkıma uğrarır.

Garstang da Muzri adını sınır topraklar anlamında yorumlar ve Tiglat-Pileser I’in Muşkiler’e karşı bu seferi sırasında (1120) Muzri’nin Salmaneser I’in seferi sırasında olduğundan daha kuzeyde yeraldığını, bu kez Kummukh denen bölgenin ötesinde olup Malatya Krallığı yakınında bulunduğunu düşünür.

Bu Asur saldırısı sırasında büyük bir olasılıkla Comana çevresindeki dağlarda yaşadıkları sanılan Kumaniler, kendi halklarının (yani Muzri’de oturanların, Muzriler’in) yardımına koşar, ama Kumani birlikleri Asuriler tarafından yenilgiye uğratılıp Arinni kalesine hapsedilirler (Bk. J. Garstang, a.g.y).

The World’s History yazarlarına göre Muzri (Mussri), Kapadokya’nın bir parçası olan Anti-Toroslar’daki Komana (Kammanu)’dır. Ama aynı kaynakta bir diğer yerde Mussri’nin Sangara (Shancar) olduğu da söylenmektedir. Belli ki, bu kaynağın görüşü de Muzri’nin sınır topraklar anlamlı olduğudur.

The Cambrıdge Ancient History ise Malatya ve Kammanu özdeşliği kurmaktadır.

Komana ve Kumani aynıdır.

Garstang’a göre klasik zamanlarda Comana olarak bilinen Kumani’nin başkenti Kibshuna idi. Comana, Garstang’a göre, tıpkı Malatya gibi bir papaz-hanedanlık idi.

Her ikisi de kadınların toplumdaki yüksek konumlarının erken örnekleri sayılmaktadırlar.

W. Wright’a göre Comana Kuru-Bel civarındaki modern Shahr köyüdür. Anti-Toroslar’da yeralan ve Tevrat’ta Tubal olarak anılan Tabal Krallığı, daha doğru bir tanımla Tabal Konfederasyonu, Ekrek, Mazaca ve Fraktin (Ferahettin, Dastarkon) bölgelerinin yanısıra Komana/Kammanu prensliğini de içeriyordu.

Eğer bu bilgiler doğruysa, Muzriler’le ilişkilendirilen Kumanlar’ın Tabal (Tubal, Tibar)’lara dahil oldukları anlaşılıyor.

Yazıtları dikkatle inceleyip karşılaştırınca Ermenistan’daki Muzriler’i Dersim’de veya bir zaman sonra Dersim’de ve çevresinde yerleşmiş buluruz. Bu, Dersim’deki kutsal Munzur Dağı, bu dağdan çıkan ünlü Munzur/Muzur Nehri ve Munzur aşiretinin adını ve orijinini de açıklar.

Böylece eski çağlarda Dersim’e, en azından bir yarısına yer yer Muzur adıyla referans verildiğini öğrenmiş oluyoruz.

Muzri’yi fethettiğini kaydeden Salmaneser I, bu nedenle kendisini “Musri fatihi” olarak nitelemiştir. Tiglat-Pileser I de Muzri Ülkesini fethettiğini söyler. Salmaneser II’de ise Muzri ülkesinin haracını (vergisini) tahsil ettiği kaydı vardır. Muzri’nin adı Tiglat-Pileser II’nin yazıtlarında da geçer. Sargon, Sennacherib, Asurbanibal ve  Nebuchadnezzar’ın yazıtlarında, ayrıca Behistun yazıtlarında (Mizar olarak) da geçer bu ad.

Bu referansların bir bölümü bugünkü Mısır’a, bir kısmı da Ermenistan’daki Muzur’a ilişkindir.

Edwin Norris, Assyrian Dictionary adlı çalışmasında Asur yazıtlarında bu adın Muzri, Muzrai, Muzuri, Muzurai ve Muzur şekilleri altında geçtiğini, Behistun’da ise Mizar olarak göründüğünü tespit ediyor. İlk iki formuyla Tiglat-Pileser I’de, sonraki iki şekliyle Sennacherib’de, Muzur olarak da Assurbanibal’de rastlandığına işaret ediyor (Bk. E. Norris, a.g.e., London, Nisan 1872, s. 760-761).

Sözcüğün bütün biçimlerini ele alan Norris, bunlardan bir bölümünün bugünkü Mısır’a, geri kalanın ise Mısır’la aynı adı taşıyan Dicle’nin kuzeyi veya kuzey-doğusundaki bir ülkeye referans olduğunu belirtiyor. Muzri şekli, Norris’e göre, kesin her iki ülkeyi de temsil ediyor, ama diğer şekiller onun tahminine göre, genelde Mısır’a referans olmalılar.

Yazıtlarda geçen Muzri ile Mısır’ın değil de, “Dicle ötesindeki” bir ülkenin tarif edilişine çok kesin ve net bir örnek olarak Tiglat-Pileser I’in şu yazıtını verir:

“ana kasad Muzri Asur bili umahra-ni ma birti Elamuni Tala va Harusa lu azbat Muzri ana şiharti-sa aksud”.

(akt. E. Norris, a.g.e.,  s. 760-761).

Türkçesi:

“Lord’um Asur beni Muzri’nin fethine çağırdı. Elamuni, Tala ve Kharuşa içlerinden geçerek, bütün Muzri’yi zaptettim”.

Aynı yazıtta:

“Ummanat Qumani ana nirarut Muzri lu illikuni ina sade itte-sunu lu amtahiz”

(akt. Norris, a.g.e., s. 760-61).

Tercümesi:

“Koman (Coman)’ların askerleri Muzriler (Muzri’nin)’in yardımına geldiler. Dağlarda onlarla savaştım”.

Tiglat-Pileser I’in bu yazıtındaki Muzri’nin bugünkü Mısır olmadığının hiç bir kuşku ve tartışma götürmediğine işaret eden Norris, Mısır adına benzer başka bir adın varlığının kendisine Heredot’un Colchiler’in Mısır orijinli olduğunu söyleyen satırlarını hatırlattığını, o halde bu yazıtta sözü edilen Muzriler’in Colchiler olabileceğini öne sürer (a.g.e., s. 760-61).

Norris, Tiglat-Pileser I’in bu yazıtında geçen Muzri’nin Dersim’le ilişkisini kuramıyorsa da, o mekana hayli yaklaşıyor. Bence bu yazıttaki Muzri Dersim’e veya Dersim’in bir parçasına (Munzur ırmağının kaynağı ve Munzur ırmağı havzası) referanstır.

Komana adlı yer ve buranın Ma adlı tanrıçayla ilişkisine bakılırsa, Komanlar’ın da Mamanlar’a referans olması olanaksız değil. Comana adında iki ayrı yer vardı. Biri Kapadokya’da, diğeri Pontus’ta idi. Pontus’taki adını Kapadokya’dakinden aldı. Kapadokya’daki Comana sonraları Hierapolis, daha sonra da Şar diye bilindi (Cataonia). Pontus’taki Comana Pontica (Hierocaesarea) olarak da adlandırılırdı. Pontus’taki Comana’nın Zile (Zela) ile Niksar arasındaki modern Gümenek olduğu söylenir. Pontus’taki Zela (Zile), Anahita (Anaitis, Artemis)’ya adanmış eski ve otonom/bağımsız bir tapınak toprağıydı.

Norris’in dediği gibi, Muzriler’le Colchiler’in aynı olmaları mümkündür. Belki Comanlar da bu ikiliyle ilişkilidirler.

Salmaneser; Suriyeli Benhadad, Ahab, Jezreel, Arvad kralları, Hamath ve diğerlerinin ordularıyla savaşırken kendisinin yardımına gelen Muzrai’lerden sözetmektedir. Bunların vergi veya haraç olarak “çift hörgüçlü develer” verdikleri de söyleniyor. Bu tip develerin Bactrian cinsi olduğunu belirten Norris, buna bakarak Baktrian tipi develeri olan buradaki Muzrailer’in de Asya’nın bir parçasında olmaları gerektiğini söylerse de, aynı develerin belki Mısır’da da bulunabileceği olasılığı nedeniyle Salmaneser’in yazıtında geçen Muzrai’nin (veya Muzrailer’in) hangisi olduğu konusunda kesin konuşmaz (a.g.y., s. 760-61).

Salmaneser II’nin yazıtını çeviren A. H. Sayce, O’nun bu yazıtında geçen Muzri’nin, Mısır değil, Ermenistan’daki Muzri olduğunu yazar (Bk. Records Of The Past, Cilt 5, Sayce çevirisi).

E. Norris, Muzri adının, bazı durumlarda (yukarda verdiği örnekler dışındaki), sınır veya toprak anlamlı ya da komşu yer/toprak anlamında kullanıldığını da düşünmektedir. O’na göre yazıtlarda sınır veya toprak anlamında kullanıldığı bütün durumlarda bu sözcük Mizr (yazım farklarıyla mizri, mizir, mizra; çoğulu mizriti sınırlar/topraklar demek) olarak geçmekte, Mısır’a karşılık kullanıldığında ise Muzr (Persçe şekliyle Mizar veya Misar) şekline girmektedir.

Böylece O, bu terimin yazım farkları ile anlam farkları arasında bir ilişki kuruyor.

Sargon’un, “O, Elam sınırındaki Rasi’den....Muzri’nin büyük nehrine kadar geniş Fenike ve tüm Hitit toprağını yönetti” denen yazıtındaki Muzri ile Sennacherib’in “Muzuri kralları (sarranı Muzuri), kral Meroe’nin askerleri,...atları,...toplandılar ve onların yardımına koştular” şeklindeki yazıtındaki Muzuri, Norris’e göre, Mısır’a referanslardır (a.g.y., s. 761-62).

Muzri, Hommel’e göre, saf Asurice bir addır ve tarihinin değişik çağlarında Asurya krallığının veya imparatorluğunun askeri sınırlarını tarif etmektedir.

(Akt. Gaston Maspero, The Struggle Of The Nations, A. H. Sayce’nin edite ettiği II. baskı, London, 1910, s. 608, dipnot).

Maspero’ya göre, Hommel’in bu görüşü benimsenirse, Muzri adının neden sık göründüğü açıklanabilir.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:18 tarihinde güncellendi