Dersim Tarihi Sayfa 12 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 09:32

BÖLÜM II
UZAK GEÇMİŞTE DERSİM VE ZAZA VARLIĞININ İPUÇLARI

(Kayıtlara Geçmiş Bazı Dersim ve Zaza Aşiretleri)

Elamitik Halklar’la ve Sasaniler’le Bağlantı

Dersim’in Lolan (Zazaca’da Lolu) aşiretinin adı antik Lulu halkının adıyla tıpatıp aynıdır. Buradan hareketle Lolanlılar’ın Elamitik gruptan antik Lullu halkı ve Lorlar’la ilişkisi kurulabilir ve adları da dahil antik Lulu halkının  yaşayan temsilcileri oldukları söylenebilir.

Benzer bir ilişki Elimler’le Dımıliler ve Susi’lerle Zazalar  arasında da kurulabilir.

Dımıliler’le Zazalar arasında modern yazarlarca kurulan ilişkinin bir benzerini Elam (Susyana) coğrafyasında tarih-öncesi kadar eski bir çağda Elimler’le Susiler arasında gözlemlemek mümkün.

Strabo’nun Coğraya eserinin çevirmeni W. Falconer, Elimler’in Pers Körfezi’ne ulaştıklarını yazan Ptolemy’nin bu ifadesine göndermede bulunarak kendi dipnotunda şöyle bir yorumda bulunur:

“Öyle görünüyor ki, Elimler Pers Körfezi’ne ve Delem adı verilen limana kendi adlarını verdiler, buralarda adlarını bıraktılar’’ (Bk. The Geography Of Strabo, cilt 3, 15. Kitap, s. 135).

W. Falconer, bu notunda Delem adının Elim (Elam)’lerin adından geldiğini söylüyor.

Enc. Of Islam’ın Daylam maddesinin yazarı V. Minorsky ise  Deylemiler’in adıyla Dilmun (modern Bahreyn adası) adı arasında bağlantı kuruyordu.

Susa (Shushan) adı da; Zaza, Sason ve Sasan gibi adların en erken görünümü olabilir. Susiana ise antik Zazana veya Zazaiye (Zazaistan) olarak yorumlanabilir.

Bu konuda başka ipuçları da gösterebilirim.

Bunlardan biri Elam tanrılarının babası konumundaki figürdür.

Elam panteonunda 37 kadar tanrı vardı.

Bunlardan ikisi Susian ve Humban (Umman, Khumba) adlarını taşırlar.

Zazalar’da tanrıya Homa denir. Umman adlı Elam tanrısını hatırlatır bu sözcük.

Elam panteonunun başı ise, adının genellikle gizli tutulduğu sanılan Susian (Shushinak, Sus, Susi) adlı tanrıydı. Bu tanrının kendi adını Susa kentinden aldığı söyleniyor. O’nun adı Maspero, Speıser ve The Cambrıdge Ancient History’de verilen bilgilere göre Ba. Sa/Shushinak, In-Shushinak (Susa’nın Efendisi), Nin-Shushinak şekilleri altında görünür. Güneş tanrısı olduğu tahmin edilmektedir. The World’s History’de ‘tanrıça Susa’ olarak sözedilen bu tanrı ya da tanrıçanın mabedi Susa’da bulunuyordu.

Nin-Shushinak, tanrı Susian’ın adının Sümerce şeklidir. Bu şekilden hareketle Mari kentindeki ünlü Ninni-Zaza tapınağının Elam tanrılarının başı Susian (Susi)’la ilişkili olabileceğini düşünüyorum.

Şimdi de diğer kanıtlara bakalım:

İlk Kürt tarihçisi Şeref Han’ın eserinde Zaza adına rastlanmaz.

Şerefname Zazalar’dan Azzaniler diye sözeder. Sason’dan eski bir eyalet ve krallık olarak bahseden Şerefhan, Sason’un eski aşiretleri arasında Susani ve Azizan aşiretlerini de anar. Susani adı Şerefname’de hem aşiret hem de yer adı olarak ve Sason adının bir şekli olarak geçer.

Antik Susa ve Susiana adları ile Şerefname’deki Sason veya Susani adlarının birbirinin tıpkısı olduğu çarpıcı bir gerçeklik olarak orta yerdedir.

Bu nedenledir ki, antik Susa adının Zaza, Sason ve Sasani adlarının en erken görünümü olduğu söylenebilir.

Elamlılar’ın Anzan ve Susi (Sus, Susan) şeklindeki alternatif adları, Azzı, Azzani ve Zaza adlarının kayıtlara geçmiş ilk biçimleri olabilirler.

Hititler çağında Hayasa ile birlikte adları sıkça anılan ve Hitit yazıtlarında kayda geçirilmiş olan Azziler de adlarına bakılırsa Zazalar’la aynı halk olmalıdırlar.

Şerefhan, Sason’a sonraları Hazzo dendiğini yazmaktadır ki, bu ad da, Elam’ın geç Fars kaynaklarındaki adı olan Uvaja (Hvaja) ve bu adın Arapça şekli Hozi (Hussi, Uxi) ile aynı görünüyor. Uvaja ve Hozi şekillerinin Elam’ın diğer adı olan Anzan’la ilişkilendirildiğine az evvel işaret etmiştik.

J. Shiel’in Notes On A Journey From Tabriz, Through Kurdistan, via Van, Bitlis, Se’ert and Erbil, To Suleimaniyeh, İn July and August, 1836 başlığıyla Journal Of The Royal Geographical Society (JRGS) adlı periyodikte yayınlanan gezi notlarında Hazzo adı Hhazan şeklinde verilmektedir. Aynı yazıda Van civarındaki Khavasur vadisi güneyinde Su-Suzan-Dağı (Türkçe’de Susuz Dağ) adında yüksek bir dağ zincirinden sözedilir ve bu adın Türkçe Susuz sözcüğüne Farsça –an eki ilavesinden oluşuğu söylenir (Bk. JRGS, cilt 8, 1838, London).

Bence bu ad da daha büyük ihtimalle Susa (Sus, Suzi) ve Sason adlarıyla ilişkilidir.

Hazzo adı bana Anadolu’nun en eski halklarından olan ve Hititler’e adlarını veren Hattiler’in adını hatırlatıyor. Bu adın gerçekte aşiret ve coğrafya adı olarak bölgede sıkça karşılaşılan Hassan (veya Hassin) olması veya bu şekillere girmesi olanaksız değil.

Sonuç olarak doğudan batıya veya güneybatı İran’dan kuzeydoğu Anadolu’ya doğru ilerlersek, Susiana (Elam), Sason (Susani) ve Azzı-Hayasa konakları Zazalar’ın yaklaşık bu aynı ad altında tarih sahnesinde en belirgin şekilde göründükleri hattır denebilir.

Bu muhakeme doğru varsayılırsa, kronolojik açıdan Zaza tarihinin başlangıç evresi uygarlığa ilk geçtikleri yer olan Susiana (Elam) eksenli tarihleridir. Mevcut kayıtlardan hareketle ve şimdilik Babilliler’i dışarda bırakarak söylersem Hititler çağındaki Azzılar sayfası Zaza tarihinin ikinci evresidir. Ama Azzılar’ın ve krallıklarının tarihi hakkında tüm bildiklerimiz Hitit yazıtlarındaki referanslarla sınırlıdır. Sasaniler peryodu ve kayıtlarda daha geç görünen Sason evresi ise Zaza tarihinin üçüncü evresidir. Zazalar’ın Zaza adı altındaki antik çağ tarihleri kabaca bu şekilde aşamalara ayrılabilir. Yani Susiana ve Sasani imparatorlukları arasındaki uzun aralık yukarıdaki gibi doldurulabilir. Zazalar’ın başka adlar altındaki tarihlerine ise ilerleyen sayfalarda değineceğim.

Yezidi terimi de Şerefname’de yer yer Zazalar’ın ve Dınbıliler’in alternatif adlarından biri gibi görünür.

Şerefname’ye bakılırsa Yezidi adı İzdin’le ilişkili.

Şeref Han, Sason hükümdarlarının İran Sasani şahlarının soyundan geldiklerini söyleyen bir rivayet aktarır. Belki de Elam’ın Susa krallarına referanstır bu. O’nun anlatımına göre eski Sason hükümdarlarından biri İzzeddin adını taşıyordu ve onun adından hareketle Sason hükümdarları Azzani adıyla ünlenmişlerdir. Şeref Han’ın kendisi de Sason krallarından ve Sasonlular’dan Azzan’lar (Azzaniler) diye sözetmektedir.

Böylece Şeref Han, hem Azzan hem de Yezidi adlarının bir ve aynı kökten (İzdin, İzzeddin) geldiğini, bir ve aynı halkın adları olduğunu söylemiş oluyor. Tam burada Dersimliler’in Okçu İzzedinli olduklarını söyleyen Osmanlı arşivlerindeki kaydı hatırlatmak istiyoruz. Okçu İzzedinli tanımlaması, bence, Dersimliler’in Yezidiler ve Zazalar’la akrabalığına işaret etmektedir.

Yezidi sözcüğü, kendine özgü bir inancın, bir aşiretler grubu ve halkın adıdır. Bu sözcüğün orijini ve anlamı henüz kesin olarak bilinmiyorsa da, onu Muaviye’nin oğlu ve Emevi halifesi Yezit’in adıyla ilişkilendiren görüşün ciddiye alınacak bir yanı olamaz. Enc. Of Islam’ın Yezidilik maddesinin yazarı Th. Menzel, Yezidi ve Yezit adları arasındaki benzerliği talihsiz bir tesadüf olarak nitelerken oldukça haklıdır.

Menzel’e göre Yezidi adı büyük olasılıkla tanrı ya da melek anlamlı Azidi, İzidi, İzedi veya İzdi sözcüğünden gelmedir. İzed veya Yazata, antik İran panteonunda önde gelen bir tanrıydı.

Bu açıklama sözcüğün kökeni noktasında Şerefhan’ın söyledikleriyle bağdaşmaktadır.

Bu bilgilere İran panteonunun başı Ahura Mazda’nın da Yezdan (İzad) adıyla bilindiğini ilave etmeliyim. Yezidi adının onunla ilişkili olması daha büyük olasılıktır. Sasani şahlarının bir bölümünün adları bu tanrının adından alınmadır.

Şerefhan’ın aktardığı Sasonlular’ın kökenine ilişkin rivayet eski Ermeni kaynaklarda rastladığımız “Sasan Evi” tanımlamasıyla örtüşüyor. Bence Ermeni kaynakaların Sasan Evi olarak referans verdikleri Zazalar’ın (ve Sasaniler’in) ta kendileridir.

Bu çalışmanın vardığı sonuç Zazalar’la Sasaniler’in bir ve aynı halk olduklarıdır. Zaza ve Sasan adları da kesinlikle aynı adın şekilleridir.

Sason adı Arapça kaynaklarda “al-Sanasana” olarak geçer (Bk. E. Honigmann, Enc. Of Islam, Malatya maddesi). Bu adla  Sanasin (Senasine) ve Sanasun şekilleri altında da karşılaşılır. Sason halkından ise Senasineler diye sözedilmektedir.

Barbro Karabuda adlı bir İsveçli araştırmacının Doğu Anadolu için verdiği bir aşiretler haritasında da enteresan verilerle karşılaşıyoruz.

Bu haritada Sason’da Sas ve Sinson adlı aşiretler, Silopi’de Semsan aşireti, Muş merkezde Sason adlı bir aşiret, Siirt Baykan’da Sosi ve Hassin adında aşiretler, Diyarbakır bölgesinde, Kulp’ta ve Malazgirt’te Zaza (Zazalar) adlı aşiret, Mutki ve çevresinde Azdo ve Şin aşiretleri, Kızıltepe’de Azizan, Midyat’ta Şemikan, Hakkari bölgesinde (sınır boyunda ve sınırın Irak tarafında) ve Mardin’de (Suriye sınırında) Sindi aşireti, Mardin’de (Suriye sınırı üzerinde ve sınırın Suriye tarafında) Sinika,  Van bölgesinde Sınkanlı, Semşıki ve Şemsıkan, Siirt Beşiri’de Sinikan, Siirt Kozluk’ta Semdin, Kızıltepe’de Simila adında aşiretler gösterilir.

Bunlara İç Dersim’deki Sisanlı aşireti ile Kığı’daki Sis adlı yeri ve aşireti de biz ekleyelim.

Bu veriler de antik Susalılar (Sus’lar, Suziler) ile Sasonlular (Azzanlar)’ı ilişkilendiren ipuçları içerirler.

Sin, Susa, Sason, Sinson, Semsan, Sasan ve Sanasin gibi adlar, bana bir ve aynı adın değişik varyantları gibi görünüyorlar. Hepsinde ortak olan ve sık sık ikilenen bir Sin (San) öğesi var gibi. Kaldı ki bazı kaynaklarda, sözgelimi Ermeni tarihçisi Moses Khorenatsi’de Sason Dağı’na Sin Dağı dendiğine, bu iki adın birbiri yerine kullanıldığına tanık oluyoruz. El Biruni’de de aynı bölgede buna benzer adlarla karşılaşıyoruz. Bu adların Sakalar (İskitler)’da sıkça rastlanan Si ve Su gibi tanımlamalarla ilişkilerinin ne olduğu üzerinde durulmaya değer bir konudur.

Akamenid kralı Darius’un Behistun (Yakut’ta Sasaniyan Köyü) yazıtlarının başlangıçta Medce sanılan, ama sonraları Elamitçe olduğu anlaşılan versiyonuna dayanarak Susalılar’ın Mardiler (Amardiler) olarak da bilindiklerine inanıyorum.

İşte Darius’un dedikleri:

“Ve kral Darius der ki, aşağıdakiler kendilerini bana ait gören ülkeler olup, onların krallıklarını Ormazd’ın inayetiyle elimde tutuyorum: Pers ülkesi, Amardeler (Susalılar), Babilliler, Assuriler, Araplar, Mısırlılar, (...), Sapardeler, İyonlar, Medler, Ermeniler, Kapadokyalılar, Partlar, Sarangiler, Ariler, (...); toplam olarak 23 eyalettir”

(Bk. Records Of The Past, cilt VII, s. 88, İngilizceye çeviren: Dr. Julius Oppert, 1876).

Yukarıdaki yazıtta bir parantez açılarak Amardeler’in Susalılar olduğu kaydediliyor. Bu parantez içinin çevirene ait olabileceğini düşündümse de buna ilişkin bir açıklamaya rastlamadım. Dolayısıyla, bir yanlışlık sözkonusu değilse, yazıtın kendisinden Susalılar’ın alternatif adlarından birinin de Amardiler olduğunu öğreniyoruz.

Amardiler, sık sık Mardi olarak da anılırlar. Van gölü çevresindeki Mardastan adlı eski eyaletin adıyla Mardin’in adı onlardan kalmadır. Ermeni kaynaklarında Mardalik adıyla geçen modern Dersim’in bir bölgesi de onların adını taşımaktadır. Arap olarak bilinen Mirdasiler’in bu adı da belki Mardiler’le ilişkilidir.

Benim vardığım sonuç odur ki, M.Ö. 2007/6 yılında Elamitler’le birlikte Sümer’i istila eden ve ardından ünlü Babil kentini ve imparatorluğunu kuran Martular (Amoritler), tüm kaynakların iddiasının aksine, Semitler değil, Akadca’yı devlet dili olarak benimsedikleri ve bir ölçüde Semitize oldukları için Sami zannedilen Mardiler (Susalılar)’di. Araştırmacıların büyük bir bölümü Sümer yazıtlarında Martular olarak geçen bu adı Amoritler’in adıyla ilişkilendirdiler ve daha çok Amorit tanımlamasını kullandılar.

 

Sümerler’le Bağlantı

Sümerli Ludingirra’nın aktardığı bir Sümer rivayetine göre, Sümerler’in bir bölümü Dilmun orijinlidir.

Dilmun adı başka Sümer kayıtlarında da geçer.

Örneğin bir Sümer efsanesinde cennete Dilmun olarak referans verilir ve Su tanrısı Enki ile tanrıça Ninhursag (Ki, Toprak Ana)’ın orada yaşadıkları söylenir. Ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer’in 1950’de yayınlanan Sümer Dini başlıklı bir yazısında Enki ve Ninhursag olarak adlandırdığı bu efsane, Dilmun ülkesini yücelten övgülerle başlar ki, ona Dilmun adını vermek daha doğru olurdu.

Tevrat’taki cennet fikri ve tasvirinin kaynağı olan bu Sümer rivayeti Dilmun’u  hastalık, yaşlılık ve ölümün olmadığı bir memleket olarak tanımlar. Dilmun’un tek eksiği Sümerler’in Abzu dediği yeraltı suyudur ki, onu da tanrı Enki’nin buyruğuyla yerden tatlı su çıkartan güneş tanrısı Utu tamamlar. Böylece Dilmun, her çeşit meyveyle dolu parlak bir bahçeye/cennete dönüşür. Kendi arkadaşlarından birinin adını Zazua olarak veren Ludingirra, annesi için yazdığı bir şiirde ‘Dilmun hurması’ndan sözeder.

Tevrat’ta anlatılan Eden bahçesi ve Adem ile ilgili hikayelerin orijininin  Sümer efsanesindeki Dilmun  tarifi ve Sümerler’de ilk insan kabul edilen Eridu kentinin kralı Adapa olduğu yaygın bir kanıdır.

Peki, rivayete göre Sümerler’in bir bölümünün anavatanı olan ve belki de bu nedenle yüceltilen Sümer cenneti Dilmun neresidir?

Bu konuda bir fikir birliği oluşmuş değil.

Bir görüşe göre Dilmun Pers Körfezi’ndeki modern Bahreyn’dir.

S. N. Kramer ise, History Begins At Sumer adlı eserinde Dilmun’un İran’ın güneybatısı veya güneybatı İran’da bir yer olabileceğini tahmin eder ve Sami Babilliler’in kendi ölümsüzlerini Yaşayanlar Ülkesi Dilmun’a yerleştirdiklerini yazar.

Fırat ve Dicle’nin cennetten çıktıklarını söyleyen gelenekle birlikte ele alınırsa Dilmun’un Fırat ve Dicle kaynaklarına referans olması olanaksız değil. Nitekim Bundahıshin bu bölgeye Dilman demektedir.

Dilmun adının Elim (Elam) ve Dımıli adlarıyla ilişkili olması büyük olasılıktır. O taktirde Sümerler’in, daha doğrusu onların bir bölümünün Dımıli olduklarını veya en azından Dımıli bir unsur içerdiklerini düşünmek gerekir.

Ama salt ad benzerliği yanıltıcı da olabileceği için kesin konuşulamaz.

The Cambrıdge Ancient History (II, Part 2)’de Sümerce’de oğul/soy anlamına gelen Dumu sözcüğünden sözedilir. Bu sözcüğü Sümer kralı ve tanrısı Dumuzi (Tammuz)’nin adında da görüyoruz. H. Zimmern, Enc. Of Religions And Ethics adlı ansiklopedide Dumuzi kelimesinin anlamını gerçek oğul olarak açıklamaktadır. Modern Zazaca’da Za ve Az sözcükleri de Dumu ile aynı anlama gelirler ve bu adlar adeta aynı sözcüğün farklı dillerdeki karşılıkları gibi görünürler.

Özetle Sümerler’in bir bölümünün Dilmun’lu olduğunu söyleyen Sümerler’in kendilerine ait gelenek, Sümer mitolojisinde Dilmun’un cennet olarak tasviri,  Sümer kralı ve tanrısı Dumuzi’nin adı ve oğul/soy anlamlı Dumu sözcüğü Sümer-Dımli ilişkilerinin ipuçları olabilirler.

Dersim’de Sin adına sıkça rastlanır. Daha doğrusu, Sin, ileriki sayfalarda açıklanacağı gibi, Dersim (Dersimliler) adının aslıdır.

Sümerler’de de Sin sıkça karşılaşılan bir addır. Belki Sümer (Tevrat’ta Şinar) adında da Sin öğesi vardır.

The Cambrıdge Ancient History (I, Part 2, s. 227-228, 241, 246)’de verilen bilgilere göre, Diyala Vadisi’nde Khafaji denen mevkide Sin Tapınakları adını taşıyan on kadar tapınak keşfedilmiştir. Sin 1 olarak adlandırılan bu tapınakların ilki M.Ö. 3000 yılı dolaylarına aittir. Yani Irak tarih-öncesinin (3500-2800 M.Ö) arkeologlar tarafından Cemdet-Nasr (Kiş) adı verilen son aşamasında inşa edilmiştir. Irak’ta kentlerin kurulduğu evredir bu. Bu tapınakların Sin 10 olarak adlandırılan sonuncusu ise Akad peryodunun hemen öncesine M.Ö. 2400 yılı dolaylarına aittir. Sümer ülkesinin ekonomik ve dinsel yaşamında önde gelen bir rol oynayan bu tapınakların inşaası ile yazının keşfi örtüşmektedir. Başka deyişle bu tapınaklar yazılı tarihin başında inşa edilmişlerdir.

Sin terimi Sümerce’dir. Ama bazen Sümerce Nanna(r)’nın Semitik dildeki karşılığı (çevirisi) olarak yorumlanır, yani Semitik bir sözcük olduğu da söylenir. Nanna, Sümerler’in ay tanrısıydı, Ur kentinin tanrısıydı.

S. N. Kramer, eski Sümer kaynaklarında ay tanrısının Nanna ve Sin olmak üzere çift isimli olduğuna işaret eder.

Sin adının en ilk şekli, The Cambrıdge Ancient History (I, Part 1, s. 147) adlı kaynağa göre, Zuen veya Zuin’dir. M.Ö. 19. Yüzyıldan itibaren eski Asur yazıtlarında görünen bu terim fonetik gelişmenin normal kurallarını izleyerek sonraları Sin biçimini alır. Aynı kaynağa göre Sümerce olan En.Zu sözcüğü  Zuen olarak okunmalıdır. Sin veya Zuen sözcüğünün asıl orijininin Sümerce olduğunu söyleyen adını verdiğimiz eserde, bu sözcüğün tüm diğer biçimlerinin onun en erken şekli olan Zuen’den türedikleri kaydedilir.

Sin adının orijinin Zuen (Zuin) olduğunu söyleyen bu açıklama bana yine Sümer orijinli olup Babil ve Asur destanlarına da giren Zu mitini hatırlatıyor.

Zu, Babil ve Asur’un fırtına tanrısıdır. Bazen fırtına kuşu veya şeytani bir kuş olarak tanıtılır. Efsaneye göre Zu adlı bu fırtına kuşu bir keresinde kimin elindeyse ona süper güç veren kader tabletlerini Sümer tanrılarının başı olan Enlil’den çalmıştır. Zu, Kapadokya’da da önde gelen bir tanrıydı. Sümerli Ludingirra’da Anzu kuşu ifadesi geçer.

Huma kuşu tabiri Zu adlı fırtına tanrısına işaret edebilir.

Kaynaklara göre Asur yazısının bir özelliği bir hecenin veya son hecenin iki kez tekrarlanmasıydı. Acaba Zaza adı Zu sözcüğünün iki kez tekrarından türemiş olamaz mı ve/veya ilk biçimi Zuen (Zuin) olan Sin adının bir şekli olamaz mı? Zuen (Sin, Enzu), Anzu, Zu ve Zaza sözcüklerinin tümü bir şekilde ilişkili olabilirler.

Sin kültünün ilk iki merkezi Ur ve Harran idiler. Her iki kentte de Ay tanrısı Sin’e adanmış tapınaklar vardı. Akad krallığında da Sin kültü popülerdi. Bunun bir kanıtı Akad krallarından Naram-Sin’in adındaki Sin’dir. Naram-Sin adı, The Cambrıdge Ancient History’de Sin’in Sevdiği Adam olarak açıklanıyor (Bk. a.g.e., I, Part 2, s. 737).

Sin kültüne Babil ve Asur panteonunda da rastlarız.

Asur panteonunda Sin (Ay) kültü bir dönem için tanrıların kralı olarak görünür ve Asur tarihi boyunca önemli rol oynar. Rawlinson, Jornal Of The Royal Asiatic Society (JRAS) adlı periyodikte yayınlanan Outline Of The History Of Assyria (London, 1852) adlı eski bir yazısında Asur krallarından Sennacherib ve Sanballat’ın adlarının tanrı San (Sin)’ın adından türetildiklerini yazmaktadır. Suriye ve Fenike’de de Sin kültü vardı.

Özcesi, ay tanrısı Sin’e evrensel bir tanrı rolü yüklenmişti. 

S. N. Kramer, ay tanrısı Sin (Nanna)’in Sümer mitolojisinde Enlil (Ellil)’in oğlu olduğunu yazar. Ellil, Sümer tanrılarının babasıydı. Bel (Senyör, Efendi) ünvanı taşırdı. Bir yoruma göre ünlü Tufan’ın yapıcısı oydu.

Halen çok tanrılı bir toplum olan Dersimliler’de başta gelen tanrılardan biri, hatta panteonun başı Eli adını taşır. Eli adı Ellil (Enlil) adının bir şekli olabilir.

Sin, İn ve Eli adları Sümerliler’le Dersimliler arasında bir akrabalık bulunduğuna işaret edebileceği gibi, Dersim’de Sümer, Babil ve Asur kültür geleneğinin güçlü etkisine de yorumlanabilir.

Dokuz yıl Pülümür Kaymakamlığı ve iki yıl da Dersim valiliği yapmış olan Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri (Ankara, 1968) adlı kitabında Sümerliliğin alameti olarak gördüğü Sin adından hareketle Dersimliler’le Sümerler arasında bir bağlantı bulunduğuna inanır. 1937-38 Dersim direnişini ezmek için savaşan Türk subaylarından Nazmi Sevgen’in yazdığı Zazalar adlı kitabın tezlerinden biri de Dersimliler’in Sümer olduklarıdır. Tarihsel Değişim Sürecinde Tunceli (1985, s. 14-15) adlı çalışmasında Dersimli araştırmacılardan Bilal Aksoy’un öne sürdüğü temel tez de Dersim-Sümer bağlantısıdır. Aksoy, kendi tezini daha çok Dersim dini ve dilindeki Baba, Ana, Kal (Kalan), Kalu, Bar, Er (Eri), Sepu, Lu, Sin ve Kauta gibi kavramların tümünün veya büyük bölümünün Sümer orijinli oldukları görüşüne dayandırır. Ek olarak yılan kültünden sözeder. O’nun kendi görüşünü desteklemek için gösterdiği bütün kanıtlar bunlardan ibaret. Ama birkaç sözcük ikna edici bir argüman olmaktan uzaktır. Çünkü sınırlı sayıdaki bu sözcüklerin Sümerce’ye başka bir dilden, sözgelimi Elamitçe’den geçmiş olması ihtimalini gözardı etmemek gerekir.

Ama yukardan beri saydığımız tüm ipuçları toplam olarak ele alındığında Dersimliler’le Sümerler arasında bir ilişkinin bulunduğu düşünülebilir. Bu ilişkinin  tabiatı ise ancak konu üzerinde daha derinlemesine çalışmalarla saptanır.

 

Fenikeliler ve Eski Babilliler’le Bağlantı

Az yukarıda Elamlılar’la birlikte Sümer’i istila ederek bu ülkede yönetimi ele geçiren ve daha sonra ünlü Babil kentini ve imparatorluğunu kurarak Babilliler adıyla ünlenen Martular’ın Mardlar (Mardiler, Amardiler) olabileceğine ve Mardlar’ın da Susalılar’la aynı gibi göründüklerine işaret ettim. Mardlar (Susalılar)’ın Dilmun ve çevresinden başladığı sanılan Fenike göçünde veya İbrani göçü sırasında Amurru adıyla da bilinen Doğu Akdeniz kıyısındaki antik Fenike’ye gelmiş olmaları ve zamanla Fenikeli adıyla ünlenmeleri mümkündür.

Bizanslılar döneminde bu aynı bölgede adlarını duyduğumuz Mardaiteler’in ve daha sonraki bir tarihte civar kesimlerde  anılan Mirdasiler (Merdisiler)’in etnik adları da bu olasılığa imkan tanımaktadır.

Eski Mısır yazıtları Fenike’ye Khal (Khar), halkına Khalu (Kharu) olarak referans verirler. Fenikeliler’in en eski Fenike kenti olduğu söylenen Seyda (Sidon)’nın adıyla Seydalılar olarak bilindiği de oldu. Bal adındaki Fenike tanrısı da hesaba katıldığında Fenikeliler’de Kal, Bal, Seyda ve Sur (Tyre) gibi Dersim’deki aşiret adlarıyla karşılaşmaktayız.

Gaston Maspero’nun The Struggle Of The Nations adlı kitabının ikinci İngilizce baskısına (1910) yazdığı önsözde A. H. Sayce, Babil (Babylonia) adının Bal (Bel)’dan türeme olup Bal’ın Ülkesi anlamına geldiğini söylemektedir.

Başlangıçta Sümer tanrısı Enlil’in ünvanı olan Bal (Bel, Baal, Belu)  sözcüğü Babil üstünlüğü döneminde Babil tanrılarının babası konumundaki Marduk (Mard-Mardi etnik adıyla ilişkili olabilir) tarafından devralınmış ve zamanla Marduk adının yerini almıştır. Böylece Bal, Mezopotamya’nın ortak ve evrensel bir ilahı olmanın yanısıra daha çok Babil kentinin özel tanrısı Marduk’u tanımlamıştır. Birçok Babil ve Kalde (Yeni Babil) hükümdarı adlarını ondan alırlar. Bal adlı tanrı, Hurri, Asur, Hitit, Suriye ve Fenike panteonlarında da görünür.

Bal (Bel); sözcük olarak senyör (efendi, soylu), ulu, yüce ve baş gibi anlamlara gelmektedir. Nuri Dersimi’nin açıklamalarından hareketle  Bal, Seyit ve Seydan adlarının Dersim’de eş-anlamlı gibi kullanıldığını söyleyebiliriz.

Yani Bal adı hem de Babil’deki orijinal anlamıyla Dersim’de yaygın bir aşiretin ve aşiretler  grubunun adı olarak mevcuttur.

Bu durum bir Babil-Dersim ilişkisine işaret eder gibidir.

Munzur ve Harçik ırmakları arasında yeralan Eski Dersim’in neredeyse tüm çevresinin, yani bugünkü Dersim topraklarının büyükçe bir bölümünün Hititler çağından itibaren uzun bir dönem boyunca Balahovid (Palahovid) adını taşıdığı söylenebilir. Bu adı Palu Vadisi olarak yorumlayan yazarlar var. Toumanoff’un da açıkladığı gibi bu adın orijini Hitit kayıtlarında anılan Bala (Pala, Balu, Palu) halkının etnik adıdır. Paluni (Baluni) Prensliğini kuranlar onlardı.

Konunun ayrıntılarına ileriki sayfalarda ilgili yerde değineceğiz. Burada dikkati çekmeye çalıştığımız Bal ve Pal (Palu) adlarının bir ve aynı olduklarıdır. Palu ve Balan adları aynı etnik adın değişik biçimleridir.

Hititler çağının Bala halkının Babilliler’le bağlantılı olması büyük bir olasılıktır. 19. Yüzyıl sonunda Dersim’i gezen Ermeni Antranik, Dersim başlıklı eserinde Hıran, İzol ve Bal adlı toplulukları Esas Dersim’in çevresinde yaşayan en eski ırklar olarak tanımlar ve Dersimliler’i tarife çalışırken Ermenistan’da yaşayan ve hâlâ hatırlanmakta olan Babilliler’e  işaret eder. O’nun Babilliler derken Bal adlı topluluğu kastettiğini düşünüyorum. Hıran adı ise benim düşünceme göre kesinlikle ünlü Harran adının bir şeklidir. Dersim’in Hıran adını taşıyan bölgesinin ve aşiretinin asıl adı Harran’dır. Ünlü Harran, Eski Babil uygarlığının bir ileri karakolu gibiydi.

Kısacası Bal adı altında Dersim’de bugün de mevcut bulunan toplulukların bir kesimi daha sonraki göç dalgalarında gelmiş olsa bile, onların önemlice bir bölümünün daha eski Dersim sakinleri olup Eski Babilliler’le ve Hititler çağının Bala (Pala) halkıyla ilişkili olduklarını sanıyorum.

Bal veya Palu adını taşıyan toplulukların ise, Zazalar’la aynı veya akraba olduklarına inanıyorum. Bu inancımın en güçlü kanıtı her iki kesimin de bugün Zaza olarak bilinmelerinin ve Zazaca konuşmalarının yanısıra, Tevrat’ın ünlü uluslar şeceresinde Palu’nun Zaza’nın kardeşi olarak gösterilmesidir.

Eski Babil kayıtları ve kroniklerinden yararlandıkları kesin olan Tevrat yazarlarının aktardığı bu bilgi, Zazalar’ın uzak geçmişte Balan (Palu) adı altında da bilindiklerine ışık tuttuğu için oldukça önem taşıyor ve üzerinde durulmayı hakediyor.

 

Tevrat’ta Zazalar

Aşağıdaki analizde Tevrat ve İncil’in Kitabı Mukaddes (Eski ve Yeni Ahit) başlıklı Türkçe çevirilerini (İstanbul, 1976) esas aldım, ama birkaç İngilizce çeviriyle karşılaştırarak değerlendirdim.

İlkin Tevrat’ın ünlü Uluslar Şeceresi ve bu şecerenin anlamı üzerine kısa bir açıklama yapmalıyım.

Bilim adamları Tevrat’ın şecere tablosundaki kişi adlarının aşiretleri ve ulusları temsil ettiğini, bunun bir uluslar şeceresi ve tasnifi olduğunu düşünüyorlar. Kimisi bu şecerede dünyanın en erken etnik tablosunu görüyor.

Sözgelimi Sir Charles Wilson’a göre (bk. Geog. Soc. Proceedings), Yafet’in ulusları temsil eden yedi oğlu M.Ö. 8. Yüzyıl Anadolu’sunun tam bir etnolojik tablosunu sunmaktadır. Yafet’in oğlu Gomer’in adı istilaları Asur yazıtlarında kayda geçirilmiş olan Kimmerler’e, Magog’un adı ise İskitler’e referanstır.

Kimisi, Asur yazısının bir özelliği olan son hecenin iki kez söylenişinden hareketle Magog adını Medler’in ana bölümü olan Magiler’e (kimine göre Magi adı etnik bir ad olmayıp Medler’in din adamları sınıfını tarif eder) referans olarak yorumladı. Ama sonraları Magog denenlerin İskitler olduğu fikri egemen oldu.

Ukraine-A Concıse Encyclopaedia (Cilt I, 1963) adlı kaynakta M.Ö. 950 yılından kalma bir Fenike dünya haritasında Ukranya topraklarına Magog ve Gomer adları verildiği yazılmaktadır.

Buna göre Gog ve Magog denenlerin Kimmerler ve İskitler olması mümkündür.

Yafet’in oğlu Maday’ın Medler’i, Meşek’in Moschi’leri, Tiras’ın büyük ihtimal Turushalar (Tyrseniler) veya ilk/ilkel Kimmerler’i, Tubal’ın Tibareniler’i, Yavan (Javan)’ın İyonlar (Yunanlılar)’ı temsil ettikleri, yani M.Ö. 8. yüzyılda bu yedi ulusun Anadolu’da oturdukları öne sürülmektedir. W. F. Albright, bir keresinde Tevrat’taki Tubal-cain ile Moschian dağlarındaki Chalybe’ler arasında bağlantı kurdu. Chalybe adı Haldi olarak anlaşılmalıdır.

Gomer’in oğlu Togarma’nın adı, yazıtlarda sık geçen ve Gürün’ün eski adı olduğuna inanılan sözcüğün aynısıdır. Bir kaynağa göre, Hititler zamanında Dersim’deki Munzur’a Muzri-Togarma denirdi (akt. Bilal Aksoy, a.g.e).

Bu kombinasyon, Munzur ve Tağar ırmaklarının adlarını hatırlatıyor ve olasıdır ki, bu iki ırmak arasındaki toprakları (eyaleti) tanımlıyor olsun.

Gomer’in diğer oğlu ve Togarma’nın kardeşi Aşkenaz ise, İskitler’e referans olarak görülüyor. Asur-Babil kaynakları İskitler’e Asguzai (Ash-gu-za-a-a, Ashkuz, İskuzai, Ish-ku-za) derler.

Tevrat’ta Ermenistan adı geçmez. Ama Tevrat’taki Togarmah, Ararat (Ararat, Tevrat’ta Minni/Minyas ve Aşkenaz’ın yanısıra adı anılan bir krallıktır da) ve Maday (Media, Media Atropatene) sözcükleri Ermenistan’a veya en azından Ermenistan’ın bir bölümüne referans olarak yorumlanıyorlar.

Tevrat’ta geçen Hori’ler (Seir’de oturdukları söylenir) Hurriler’e, Het’umiler (veya Het-oğulları, Hitti’ler, Etham) Hititler’e referanstır.

Hititler, şecere tablosunda Kenan’ın oğlu Hetin’in şahsında temsil edilir.

Burada sadece bazı örneklere değinmekle yetiniyorum.

Zazalar’a gelince...

Tevrat’ta kayda geçmiş olan efsaneye göre, İsrail (Yakup)’in 12 oğlu 12 aşirete dönüşmüştür.

Tevrat’taki şecere tablosunda, İsrail (Yakup)’in 12 oğlundan Yahuda’nın soyağacında Zaza ve Palu adları da geçmektedir:

İsrail (Yakup)-Yahuda-Peretsi/Peres (İncil, Peretsi’nin Zara/Zerah adında bir kardeşini anar, ama soyunu yürütmez. İncil’de İbrani soyundan Zara adlı bir aşiretten de sözedilir)-Hetsron (İncil’de Hesron)-Yerahmeel (Jerahmeel)-Onam-Yada-Yonatan-Zaza (ve Zaza’nın kardeşi Pelet).

James Hastings’in edite ettiği 1900 yılında yayınlanmış A Dictionary Of The Bible adlı sözlüğe göre Zaza’nın kardeşi olarak geçen burdaki Pelet adının doğrusu büyük ihtimalle Pallu olmalıdır ve  Pallu da gerçekte Rubenitler’dendir, yani Ruben’in soyundandır.

İki Pelet var.

Biri Peleth diye yazılır.

Bunlardan Pelet, bir Benjamit reisi olup, Jahdai’nin oğludur. Ziklag’da Davut’a katılmıştır.

Peleth ise, On ve Nu’nun babası olup, bir Rubenit’tir. Adını verdiğimiz sözlükte bu Peleth’in adının büyük ihtimal Pallu okunması gerektiği söylenir.

Peleth, bir Jerahmeelite kişinin de adıdır. Jerahmeel adının ilk kısmı Jer, bir Süryani kaynağının Jerusalem adının etimolojisi konusunda dediklerine bakılırsa, kent (Ur) anlamına gelebilir ve Jerahmeel adı da Ahmeel’in Kenti manasını taşıyabilir.

Jewish Encylopaedia’nın Pelethi maddesine göre, Pelethi adı, bugün genel olarak Pelishti, yani Filistin adının kısaltılmış biçimi olarak yorumlanmaktadır.

Zaza’nın soyağacı kendisinde bırakılır, ileriye doğru götürülmez. O’nun kardeşi olarak anılan Pallu (Pelet)’nun ise On ve Nu adlarında iki oğlunun adları verilir.

Brugsch Bey, Tevrat’ta Annu adının On olarak geçtiğine işaret eder ve Annu’nun Mısır’da Piramidler demek olduğunu, aynı zamanda bir Mısır kentine de ad olarak verildiğini yazar. Annu/On adını taşıyan bu kent, Yunanca’da güneş kenti demek olan Heliopolis olarak adlandırılmıştır.

Tevrat’taki şecerede Pallu, Yahuda’nın kardeşi Ruben’in dört oğlundan biri olarak geçer: Hetsron, Karmi, Hanok ve Pallu.

Ruben, İsrail (Yakup)’in en büyük, yani ilk oğludur.

İncil (New Testament)’de Hetsron’dan sonraki adlar Tevrat’ta verilenden tamamen farklıdır ve Zaza adı anılmamaktadır.

İncil’de İsa’nın soyağacı olarak verilen şecere tablosunda İsrail’in oğlu Yahuda’nın Perets (Peres) ve Zara/Zerah adında iki oğlunun adları verilir ki, bu iki ad ile Tevrat’taki şecerede geçen Yonatan’ın iki oğlu Pelet (Pallu) ve Zaza arasındaki paralellik dikkat çekmekte ve bir karışıklık olabileceği izlenimi yaratmaktadır.

Yerahmeel (Jerahmeel), The World’s History yazarlarına göre, gerçekte Judah (Yahudi) bir aşiret değildi, ama Judah kralı Davut’un fetihleri sonucunda bağımlı kılınan bu aşiret, bu nedenle giderek bir Judah aşireti gibi görüldü. Bu noktada Dersim’de Rutan ve diğer bazı aşiretlerde rastlanan ‘Ya Davut Peygamber’ (özellikle yağmur yağdığında söylenir) ifadesi bir anlam kazanabilir.

Tevrat’ın şecere tablosunda Zaza’nın babası olarak gösterilen Yonatan’ın ise, yine The World’s History’nin aktardığına göre, gerçekte Saul’un soyundan olduğu söylenmektedir. Saul ise, Benjamin aşiretinin reisiydi. Zaten Tevrat’ta da (Birinci Samuel’de) Saul’dan ‘Benyamin Diyarından’ biri olarak sözedilir. Yonatan, Tevrat’ın Birinci Samuel adlı kitabındaki bilgilere göre, Saul’un oğludur.  Aynı yerde Yonatan’ın İşvi, İş-Boşeti ve Malkişa adındaki  kardeşlerinin, Merab ile Mikal adlarında iki bacısının adları verilmektedir.

Kısacası, Tevrat’ta geçen Zaza adının Zazalar’a referans olduğu kesindir. Palu adı ve Palu ile Zaza arasında kurulan akrabalık da kanıtlar bunu.

Tevrat’ın en eski bölümlerini oluşturan ilk beş kitabın M.Ö. 6. Yüzyıl öncesinde ve Babil sürgünü peryodunda yazıldığı sanılıyor. Geri kalan kitaplar ise bu tarihten sonrasına aittirler. Tevrat yazarlarının Babil kayıtlarından yararlandıkları kesin olduğuna göre, Zaza ve Palu (Balan) etnik adları bu kayıtlarda ve o tarihlerde varlardı.

Zazalar’ın şecere tablosunda daha gerilerde değil de ilerilerde gösterilmesi Tevrat yazarlarının keyfiliğine yorumlanabilir. Çünkü İbraniler’in geldikleri söylenen topraklar ve onların Peleg ve Seruk gibi erken reislerinin adları beni farklı düşünmeye zorluyor.

Zazalar, Tevrat’ın verdiği şecere tablosuna bakılırsa Semitik (Sem’in soyundan) bir halktırlar, İbranidirler. Başka deyişle İsrail-oğullarındandırlar. Seruk, Palu ve Hetsron da aynı çizgiye dahil ediliyor.

Bu durum Zazalar’ın ve Balanlar (Palulular)’ın bir kesiminin o tarihlerde Semitlerle karıştıklarına ve bir ölçüde Samileştiklerine yorumlanabilir.

Tevrat’a göre Pallu’dan ‘Palluiler Aşireti’, Karmi’den ‘Karmiler Aşireti’, Perets’den Peretsiler, ve O’nun oğlu Hetsron’dan da Hetsroniler aşireti çıkmıştır. Hetsroniler aşireti Yahuda aşiretleri arasında sayılıyor.

Tevrat’ın Palluiler dediği aşiret benim görüşüme göre bugün Palu yer adı ve Balan (Belikan, Balaban) aşiret adlarında temsil edilmektedir. A Journey In Dersim adlı seyahat notlarında M. Seel Pülümür’den Palumor, Ovacık’tan Pellur olarak sözetmektedir. Bu adların orijini Bal (Palu) adı olabilir. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim (Halep, 1952, s. 6, 48) adlı kitabında Ovacık’ın  güney kesiminin Belkiş adıyla bilindiğini kaydeder ve Bılgeş dağlarından sözeder. M. Seel ise Tağar Suyu civarındaki Bilgeç Dağı’nın adını verir. Bu adlar da Bal (Bel) etnik adıyla ilişkili görünmektedirler. Bal adına zaman zaman  Bel ve Bıl şekilleri altında rastlarız.

Tevrat’taki Hetsron adı ile Dersim’in Hitsor aşiretinin adı ve bu ikisiyle Het (Hitit) adı arasındaki benzerlik dikkat çekmektedir.

İbrahim’in kardeşi Nahor’un oğullarından birinin adı ‘Hazo’ olarak verilir ki, bu da tanıdık bir addır.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

 

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:15 tarihinde güncellendi