Hata
  • XML Parsing Error at 1:30. Error 18: unknown encoding
Dersim Tarihi PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazar, 22 Haziran 2008 19:20

Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi arzu ederdim!

DERSİM VE ZAZA TARİHİ

Sözlü Gelenek ve Tarihsel Gerçek
(BÖLÜM I + II)

ÖNSÖZ

Bu çalışmanın amacı Dersim/Zaza Sorunu’nun kavranmasına ve çözümüne katkıda bulunmaktır.

Beni bu çalışmaya yönelten başlıca nedenlerden biri Dersim’e ilişkin yazılı kaynaklar ve politik iddialar ile Dersimli’nin tarih ve kimlik bilinci arasındaki çatışmadır. Çünkü Dersimli dış dünyanın kendisine yakıştırdığı Kürt veya Türk nitelemelerini redetmekte, ne Türk ne de Kürt olduğunu söylemektedir.

Bende bu çatışmanın bilinci ilk kez 12 Eylül 1980 sonrasında İç Dersim köylüleri arasında geçirdiğim iki yıllık gizlilik döneminde oluştu.

Dersim’in zengin sözlü geleneğiyle asıl bu yıllarda tanıştım.

Bu dönemde Dersim direnişlerini bizzat yaşamış yaşlı kuşaktan insanlarla buluşma ve sohbet imkanı buldum. Bu kuşağın öyküsünü, görüşlerini ve ozanlarını dinledim.

Dersim’in hafızasını yitip gitmekten kurtaran, onu bugünkü nesillere aktaran da sözü ve sazıyla bu kuşağın insanıdır. Eldeki miras bu kuşağın taşıdığıdır.

Bu birikimi tanıdıkça Dersim konusunda o güne değin okuduklarımdan kuşkulanmaya, bildiklerimi sorgulamaya, hatta unutmaya karar verdim.

Konu yeni baştan ele alınıp incelenmeye değerdi.

Ama o günkü koşullar bir kütüphane çalışmasına elvermiyordu.

Bu fırsatı ancak 1982 yılı sonlarından beri sürgün bulunduğum Avrupa’da yakaladım.

Eldeki kitap o tarihten beri yapmakta olduğum araştırmanın ürünüdür.

Dersim, destanların ve efsanelerin yatağıdır.

Bu rivayetlerde, öykü ve türkülerde yüzyılların insan ve bilgi birikimi var, doğrusu ve yanlışıyla bir köken, kimlik ve tarih bilinci var.

Bu kitapta kuşaktan kuşağa taşınagelen bu sözlü birikimi ayrıntılı bir yazılı tarih çalışmasıyla aydınlatmaya ve tarihsel gerçeği kurmaya çalıştım.

Dersimli kimdir, bugün yaşadığı topraklara neden, nereden, nasıl ve ne zaman gelmiştir, sonraki tarihi nasıl bir seyir izlemiş ve bugüne nasıl gelinmiştir?

Bu çalışmanın amacı işte bu ve benzeri sorulara yanıt aramak, doğru bir tarih ve kimlik bilincinin oluşmasına katkı yapmaktır.

Bu bilinç olmaksızın Dersim davasının başarısı da düşünülemez.

İnsanımızın ve özgürlük kavgamızın ihtiyaç duyduğu günlük gazete manşetlerini andıran sansasyonel başlıklar altında piyasaya araştırma değeri olmayan kağıt desteleri sürmek değil, konusunu ciddiye alan, hiç değilse araştırdığı konunun bazı boyutlarını açıklığa kavuşturup mesafe alınmasına yardımcı olan katkıcı çalışmalardır.

Bir kitabın veya makalenin değeri, gerçeğin bilince çıkarılmasında, bilinmezlere yanıt bulmada yaptığı katkıyla ölçülür.

Başlangıcını ve gidişatını bilmediği şeyi başlangıcından beri anlattığı iddiası taşıyan, ama ne yazık ki konusuna aşina dahi olmayan veya artık herkesin bildiği ama anlamadığı efsaneleri çözümleme girişimi yerine kendi zevkini ve hayal gücünü de katıp daha da gizemli ve tanınmaz hale getirdikten sonra  yeniden piyasaya süren türden kitaplar gördük. En asgari seviyede bile olsa sistemli bir genel tarih bilgisinden ve bir genel perspektiften yoksun diplomalı tarihçi müsveddelerine, akademisyen geçinen Dr. veya Prof. ünvanlı cehalet abidelerine tanıklık etmekteyiz.

Ne katkı yaptığı yerine ne kadar çok kitap okuduğunu göstermeye çalışan, okumadığı, hatta belki hiç görmediği veya bilmediği bir dile ait kaynakları okumuş görünen, üstelik neyi nereden veya kimden aldığını doğru dürüst söylemeyen, adını verdiği kaynağın fikrini bile doğru aktarmayan, kaynakları çok kötü kullanan sözde yazar, tarihçi ve araştırmacı tipolojisi ortalığı adeta istila etmiş durumda.

Oluşmasında hiç bir katkısı olmasa da, kar peşinde koşan iş adamı misali nerede yeni uyanan bir talep görürse o alana yönelen, bu nedenle de yeni bir ışık getirmek yerine zaten yeterince karışık olan konuları kendi yetmezliği ve kafa karışıklığı yüzünden daha da bulandıran yazarlığın ve tarihçiliğin bu türü, terkedilmesi gereken bir yığın kompleksin dışavurumu olmanın yanısıra, yalnız konusuna değil, başkalarının emeğine, yazarlık ve araştırmacılık etiğine, hitap ettiği kitleye ve ne verilirse kabul edeceği sanılan okuyucuya da büyük bir saygısızlıktır.

Bilineni farklı bir perspektifle yeniden harmanlamak gerekebilir. Ama ordan burdan devşirilmiş görüşleri kendi imzasıyla yeniden yazmak bir tür korsan yazarlıktır. ‘Benim de bir kitabım olsun’ kompleksiyle veya sırf  kitap yazmış olmak için kitap yazılmaz. Bir kitap, insanlığın kütüphanesine yeni bir şey katmıyorsa kitap değildir.

Avcılık ve toplayıcılığı bırakıp yaratıcılık ve üretkenlik  evresine adım atan aydınlara ve araştırmacılara ihtiyacın daha da büyüdüğü bugün, yukarıda örneklediğimiz zihniyetin protesto edilmesi ve bir fikir haysiyetinin daha fazla gecikmeden artık yeretmesi  gerekir.

Özcesi, kitap başlıklarına aldanmayalım.

Ne yazık ki Dersim ve Zaza tarihi henüz yazılmış bir konu değildir.

Bu konuda ciddi, güvenilir ve bütünlüklü bir eser olsaydı zaten böyle bir çalışmaya, bunca zaman ve emek harcamaya ihtiyaç olmayacaktı.

Böylece bu kitap bir tarih temeli atmak ve bir çerçeve koymak gibi zor, ama halkımızın geleceği bakımından hayati bir görevi üstlenmek zorunda kaldı.

Bu çalışmada yola çıkış noktası şimdiki zamandı. Yani acil amaç bugünü anlamak ve açıklamaktı. Ama modern Dersim’i anlamak için onun içinden çıktığı geçmişi tanımak gerekti.

Tarihimizi mitolojiden kurtarmak, zamanda belirli referans noktalarına dayanarak bir kronolojiye oturtmak ve içsel bir bakışla aşamalandırıp anlatmak zorunluydu.

Bu kitapta yapılmaya çalışılan tam da budur.

Bir Dersim-Zaza tarih yazımı başladığına göre, sonraki araştırmalar için de ortaya bilimsel bir tarih görüşü, sağlam bir temel ve çerçeve konmalıydı.

Henüz aydınlatılmayan bazı noktalar, boşluklar ve eksiklikler elbette vardır. Bunların hangileri olduğu işlendikleri yerde altı çizilerek belirtilecek, bu konular üzerinde yoğunlaşmak isteyenlere yardımcı olmak için eldeki ipuçları da verilecektir.

Herşeye karşın bu çalışmayla birlikte başka araştırmacıların üstüne kendi tuğlalarını koyabilecekleri, varsa hatalarını giderip eksik bıraktığını  tamamlayacakları bir temelin atıldığı inancındayım.

Dileğim, bu çalışmanın bir Dersim-Zaza tarih ekolünün doğuşuna ve bilimsel bir yürüyüş hattı üzerinde ilerlemesine katkıda bulunmasıdır.

Ama unutmayalım ki, tarih sadece yazılmıyor, yapılıyor da.

Bu kitap bu yapılışa katılanların elinde etkili bir araca ve motivasyona dönüştüğü ölçüde asıl işlevini gerçekleştirmiş olacaktır.

Onu oğlum Baran ve kızım Evrim’e, ayrıca 1915 ve 1938 soykırımlarında yaşamını yitirmiş onbinlere, onların anısını günümüze taşıyan kuşaklara, Dersim ve sosyalizm davası için savaşanlara ithaf ediyorum.


BÖLÜM I
GİRİŞ


 

Dersim ve Zaza Tarihi konusuna geçmeden evvel, konunun anlaşılması bakımından eski dünyanın tarihine ilişkin bir giriş bölümü zorunlu göründü. Bu giriş Dersim ve Zaza Tarihi için bir tarihsel arkaplan işlevi görmektedir.


Tarih Çağları

İnsanlık tarihi, tarih-öncesi ve tarih olmak üzere ikiye bölünüyor.

Tarih-öncesi, insanlık tarihinin kayda geçmemiş yazısız çağıdır.

O dönemi daha çok efsanelerden biliyoruz.

Amerikalı bilgin Lewis H. Morgan, 1870’lerde yazdığı  Ancient Society adlı yapıtında insanlığın tarih-öncesini vahşet ve barbarlık adlarını verdiği iki büyük döneme ayırır.

Morgan’ın Eski Toplum dediği tarih-öncesi sosyalist literatürde İlkel Komünizm aşaması olarak tanımlanır.

Teknolojik bakış açısından arkeologlar tarafından yapılan taş, tunç (bronz) ve demir çağları şeklindeki tasnif ise Danimarkalı Chrıstıan Thomsen’e aittir.

Taş çağı kendi içinde eski taş çağı (600 bin-10 bin M.Ö), orta taş çağı (10 bin-8 bin M.Ö) ve Neolitik olarak da adlandırılan yeni taş çağı (8 bin-5 bin M.Ö) olmak üzere aşamalandırılır.

Bakır, tunç (bronz) ve özellikle demir gibi madenlerin keşfi ve işlenmesiyle taş çağı giderek son bulur. Tunç çağı (5600/4500-1200), alet, silah, araç-gereç ve kap-kacak yapımında tunç metalinin çok yaygın kullanıldığı çağa deniliyor. Bu çağ da kendi içinde erken, orta ve geç tunç olmak üzere aşamalara bölünmektedir.

Bronz (tunç) çağını takiben demir çağına girilir (1200-1000 M.Ö).

Tarih adı verilen çağ, insanlık tarihinin kayda geçirilmiş olan yazılı dönemidir.

Böylece tarih denince daha çok yazılı tarih, başka deyişle uygarlık  anlaşılıyor.

Yazıyı Sümerler icad etti. Şu anda bilinebilen en eski yazıtlar onlardan kalma olup M.Ö. 4. Milenyuma aittirler. Bu nedenledir ki, tarih çağı (uygarlık) Sümerler’le başlatılır ve kendi içinde antik (ilk), orta ve modern olmak üzere bölümlenir. Antik çağ, Sümerler’den başlayarak M.S. 476 yılında köleci Batı Roma imparatorluğunun yıkılışına ya da Doğu’da M.S. 7. yüzyılda İslam’ın yükselişine dek sürer.

Bu dönemin sonundan 15. yüzyıl ortalarına kadarki yaklaşık bin yıllık döneme orta çağ, 15. veya 16. yüzyıldan günümüze kadar devam eden kapitalist uygarlık evresine ise modern çağ adı veriliyor.

Sosyalist literatürde bu aşamalar üretim biçimlerine referansla köleci, feodal ve kapitalist diye tanımlanırlar.

Tarih, aslında bölünemez bir süreçtir.

Yukarıdaki bölümlemeler bu süreçler zincirini değişik yönleriyle tanımamıza yardımcı oldukları ölçüde anlamlıdırlar.

Sayfalar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29

Pazartesi, 23 Haziran 2008 10:08 tarihinde güncellendi
 
CANLI YAYIN
RADYO OVACIK on Facebook

Online Yol Tv İzle

YOL TV CANLI IZLE

Anket

Çalışmalarımızı Nasıl Buluyorsunuz?
 

Ziyaret Saysı