Dersim Aşiretleri Sayfa 2 PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 02:36

A’DAN Z’YE İÇ DERSİM AŞİRETLERİ
Aşağıdaki listede tüm aşiret veya kabilelerin değil, alfabetik sıraya göre yalnızca belli başlı aşiretlerin adları verilmiştir.
Abbasan
Ağuçan
Alan
Arilli
Aşuran
Bahtiyar
Balan
Balaban
Bava Mansur
Birman
Beyt
Bezgar
Bozku
Çarekan
Ciban
Demenan
Derviş Cemal
Derwiş Gewr
Ferhadan
Gew
Kelabi (Gilabi)
Kuzuçan
Goran
Hıran (Haran)
Haydaran
Hormek
İksor
İzol
Karabal
Karsan
Keçel
Khal
Kimsor
Kırğan
Koçan
Koçgiri
Kureşan
Laçin
Lolan
Maksut
Milli
Pilvenk
Pezgoran
Resik
Rutan
Sarı Saltık
Seydan
Suran
Şadili
Şemkan
Şeyh Hasanan
Şeyh Mehmet
Şavak
Topuz
Yusufan

Aşağıda belli başlı aşiretler hakkında özet bilgiler verilmektedir.


BAHTİYAR AŞİRETİ VE RUTANLILAR
Bahtiyar aşireti ile İran’ın ünlü Bahtiyarileri’nin ilişkili olmaları büyük bir olasılıktır. “Bahtiyariler” başlıklı yazımda bu düşüncemi ifade etmiştim.
Bahtiyar ve Rutan adları kaynaklarda yer yer bir ve aynı aşiretin alternatif adları gibi kullanılırken, bazen de iki ayrı aşiret gibi elealınırlar.
Sade halktan edindiğim bilgilere göre, Bahtiyar aşiretinin üç kabilesi vardır:

Barasor
Bu kabilenin Barasor adlı bir köyden geldiği rivayet edilir. Bu köyün PKK’lilerin 33 kişiyi öldürdükleri Barasor köyü olduğunu söyleyenler vardır. Bahsi geçen köy bugün “Sünni” ve “Türk” olarak tanımlanmaktadır.

Torutlular
Halka göre “Ermeni” asıllıdırlar. Çihik (Çiçekli) nahiyesi ve çevresinde yerleşik Rutanlılar arasında bu bölgeye Hozat’a bağlı Torut/Torum’dan geldiklerini söyleyen yakından tanıdığım evler vardır. Torud, Antranik’e göre, Mirakyanların önderlerinden birinin adıdır. Antranik, Dersimli Mirakyanlar’ı “Ermeni” olarak tanımlamaktadır. Tarihte Kafkasya adlı eserinde General İsmail Berkok, eski Kırımlılar arasında “Tor” ve “Torit” adlarının varlığından, Çerkez (Adige, Kirkas, Sirkas) aşiretlerinden birinin de Tor/Torit adı taşıdığından ve Karadeniz sahilinin (Nevorosiski) hâlâ bu aşiretin adıyla Tor sahilleri (Kot-Detoret) diye bilindiğinden sözetmektedir.

Derikliler
Rivayete göre Mardin Derik’ten gelmedirler. Derik’te Rutanlılar bugün de etkin bir aşiret olarak mevcutturlar. Bahtiyarlılar’ın bir kolu/kabilesi gibi görülen Rutanlılar’ın bu Derik’ten gelenler, yani Derikliler oldukları sanılmaktadir. “Dersim” adlı kitabında Antranik’in Dersim aşiretleri arasında saydığı “Dırek-Uşağı” adı, Derikliler’e referans olmalıdır. Barbro Karabuda’nın İsveç dilinde kaleme alınan aşiretlerle ilgili çalışmasında, Varto’da “Torom” adlı bir yer, Diyarbakır bölgesinde Rutan aşireti, Derik’te Delikan aşireti kayddedilir. Aynı kitapta Hakkari Yüksekova’da sınırın TC tarafında Diri adında bir aşiret sayılır. Diri, Derik, Delikan, adları ilişkili midir? Tüm bu adların Der veya Del kökünden gelmesi mümkün müdür? Bu konuda kesin bir şey denemezse de üzerinde düşünülmeye değer.

Yıllar önce Nürnberg’de karşılaştığım yaşlı bir Rutanlı (Ali Yılmaz), Rutan adının “kılıç zoruyla din değişen” anlamına geldiğini, onların gerçekten de zorla din değiştiklerini, pirlerinin ise genelde Kureşanlılar olduğunu söylüyordu.


Rutanlılar’ın İç Dersim’deki Yerleşmeleri

Hozat’taki Rutan yerleşmeleri:
Torut (Torum), Lolan Taneri, Pakıra/Pakra, Cıbıko, Kemer Sur, Sorbıke, Çırtıko, Hopıke, Tesnak ve Derik köyleri.
Bu bilgiler kişisel gözlemlerime ve halktan edindiğim bilgilere dayalıdır.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” başlıklı kitabı Rutanlılar’ı Hozat ile Sin Nahiyesi arasında gösterir. Bu kitaba göre bu bölgede “Söke” adında bir Rutan köyü de vardır. Notlarımda “Türk Taner” diye bir yerleşmeleri de geçiyor. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın adını “Hasan el-Tanel” olarak yazan Taylor’un yazısında, Dersim’de “Tanel” adında bir köyden de sözedilir. Taner ve Tanel, aynı adın şekilleri gibi görünüyorlar.

Çihik Nahiyesi’ne Bağlı Rutan köyleri
Çığek, Çırtik, Gome Haciyan (Hacı Köm), Korte Guri, Goma Munzur, Golan ve Arman.
Burdaki Rutanlılar arasında yoğun şekilde yaşadıkları bu bölgeye Hozat Torum’dan geldiklerine dair bir gelenekleri vardır.


Rutan Adı Konusunda İpucu Olabilecek Bazı veriler
Hurri adları Alarut (Ararat, Alarot), Urartu, Rusa (Ursa, Urastu, Urashtu) ve Lutipri gibi adlarda “rut” öğesi veya kökü olabilir mi? Toumanoff, Urartu’nun tam merkezindeki Rushtuni evi ve beyliği hakkında yazarken, Rusa kral adını bu evle ilişkiye sokar ve bu evin Urartu kraliyet evinden olduğunu söyler ki, Ruştuni ve Rutan adları da kıyaslanabilirler belki.
Cevdet Türkay’ın yayınladığı Osmanlı arşivlerinde Rut-Rutan adının yer yer Rus-Rusan şekillerine girdiğine tanık olunur. Bu arşivlerde R harfi ile başlayan adların önüne İ ve U seslerinin geldiği veya getirildiği de dikkat çeker.
Bu dönüşüm nedeniyle Rus ve Ruten sözcükleri üzerinde kısa bir açıklama yararlı olabilir.
“Rus” adı Yunan kaynaklarında M.S. 8’inci veya 9’uncu yüzyılda görünür. Rus, Rusia, Ruscia, Ruzia, Ruzzia veya Rossia gibi değişik formlar altında bir zaman için birçok halkın kolektif adı gibi kullanılır.
“Ukraine - A Concise Encyclopaedia” (1963) adlı ansiklopedinin birinci cildine göre Ruthen/Ruteni/Rutheni adı Latince bir sözcüktür. İlk olarak 1089’da “Annales Augustani”de görünen ve Ukranya dilinde “Rusyny” şeklinde telaffuz edilen bu sözcük 12’inci ve sonraki asırlarda Ukranyalıları tanımlayan “Russi” adının sinonimidir. Roman Curia’sı kayıtlarında Ukranyalılar ile Beloruslar’a bu adla referans verilmiş, Avusturya-Macaristan yönetimindeki Ukranyalılar (Galiçya, Bukovina, Transkarpat Ukranyası) Rutenler diye tanımlanmıştır.
Kısacası Ruthenler adı dar anlamda Ukranyalılar'a karşılık kullanılmıştır. Ortaçağlarda daha geniş anlamlar kazanarak özellikle Katolik inançtan olan Polonya-Lithuania ortak krallığı içindeki Ukranyalılar ile Beloruslar’ı tanımlar olmuştur. Hatta bazen tüm Doğu Slavları’na (Ukranyalılar, Beloruslar ve Ruslar) Ruthen denilmiştir.
Polonyalılar Galiçya’ya Rus (Ruthen) Eyaleti demişlerdir.
1654’te Halepli Paul, Ukranya’ya Rus, Ukranya halkına ise Ruthenler diyerek onları “Muscovitler”den (Moskova prensleri) ayırmıştır.
Özetle, Ukranya ve Ukranyalılar asırlar içinde farklı adlarla anılmışlardır. Ancak 19 yüzyıl sonlarından itibarendir ki düzenli olarak Ukranya ve Ukranyalılar denmiştir.
Ukranya adının orijini az önce adını verdiğimiz kaynağa göre “sınır toprağı” anlamlı Slavca bir sözcüktür.
Ukranyan’ın en eski halkı Kimmerler, daha sonra da onların yerini alan İskitlerdir. M.Ö. 950’den kalma bir Fenike dünya haritasında bugünkü Ukranya toprağına Magog ve Gomer denir. Destanlardaki Gog adının Kimmerlere referans olduğu tahmin ediliyor.
Ukranyalı (Galiçyalı) bir Marksist olan Roman Rosdolsky, 1948’de yayınladığı “Engels and Nonhistoric Peoples: The National Question İn The Revolution of 1848” adlı eserinde, 1848-49’larda Avusturya`daki Ukranyalılar'ın kendilerini “Ruthen” ve “Rusni” gibi adlarla adlandırdıklarını yazmaktadır. 1848’de bir Ruten ulusal hareketi sadece Galiçya’da belirgindi ve bunlar o sıra Katolikti. Ama 19. yüzyılda Ruslaştırmanın bir yolu olarak Rusya tarafından zorla Ortodoks yapıldılar. Rosdolsky, bu Galiçya Ruthenleri’nin sonraları hem Ruski adına tepki olarak, hem de resmi dilde “Küçük Rusya” adı verilen Rusya Ukranyası’ndaki aynı milliyetten halk ile birlik isteklerinin bir sembolü olarak eski ve tarihi adları olan Rutenler adını bırakıp Ukranyalılar adını benimsediklerini not eder.
Brugsch Bey, Mısır’daki Karnak yazıtında Ruten (Luten, Lutennu, Rutennu) sözcüğünün Suriye’nin en eski adlarından biri olarak geçtiğini yazmaktadır. Bu yazıtlarda Ruten ve Kenaan toprakları örtüşürler. Mısır yazıtlarında Ruten sözcüğüyle Filistin’de bir aşiret konfederasyonun adı olarak da karşılaşılır.
Kadeş, Damaskus ve Beyrut Karnak yazıtlarında "yukarı Ruten" denen topraklara dahil kentler arasında anılırlar. Bu toprakların halkına da yer yer Rutenler denmektedir.
"Yukarı Rutennu" 12 İsrail aşiretinin yerleştiği rivayet edilen topraklar içinde gösterilir.
Efsanelerde insan ırkının ilk yerleşmelerinden biri olarak geçen ve Nemrut tarafından kurulduğu söylenen Asurya kenti Resen ve Nemrut adlarıyla Ruten adı arasında bir yakınlık olup olmadığı da düşünülmeye değer bir noktadır.


PİLVENK AŞİRETİ

Pilvenk aşiretinin İç-Dersim’de Yerleşik Olduğu Köyler
Kazılı (Gazili), Surgiç, Poxders, Karavelu, Cerxeh, Ağzunik, Suşank, Nacar, Ulupuxar, Gulbari, Fındıkan, Taptik, Margik, Balişer, Tanz, Ağbayır, Yeniköy, Mısadariç, vd.

Geleneği
Kendi geleneklerine göre, cedleri Şıx Delil Berxican’dır. Horasan’dan gelip ilkin Yukarı Pilvenk’e, daha geç dönemlerde ise Pertek mıntıkasına yerleşmişlerdir.

Kabileleri
Geleneğe göre Pilvenk kabileleri adlarını Şeyh Delil Berhican’ın aşağıda isimleri verilen dört oğlundan almışlardır:
Süleyman
Pir (-an)
Xelif (-an)
Keşkahor (-an)

Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” adlı yayınına göre ise Pilvenk aşiretinin iki kabilesi mevcuttu:
Zilanlı (Ziyanlı) ve
Halifanlı

Zilanlılar, halk arasında “Kösoğluyan” diye bilinenler olmalıdır. Bunların Gümüşhane-Kelkit bağlantısı önemlidir. Bu bağlantı bu aşiretin Yukarı Pilvenk mıntıkasına Gümüşhane-Kelkit’ten veya bu bölge üzerinden gelmiş olabileceğini düşündürmektedir.
(Daha fazla bilgi için bkz.:“Dersim’de Aşiret ve Ocak”, Dersim 38 Forum arşivi)

ŞIXMAMED AŞİRETİ

Kabileleri ve Köyleri
Şıxmamed aşiretinin kabileleri bu aşiret halkı tarafından şöyle sayılır:
Qêrezo (Qêreco, Khêrezo): Çewlik, Ko, Sırzê, Oğê köylerinde yerleşik.
Mêwaliyo: Kalemdüzü, Deregöl, Xêçe
Saverdiyo (Şah-Verdiler): Xêçıke (Hiçik) köyü halkı.
Sambego: (...)
Pasku: Xêçe köyündedirler. Bu kabileden olan bazı evler: Çê Mewê Neşi, Çê Baçe Ali.
Kherko: Xêçe köyü.
Mamku (Mamıko): Xêçe (Beltekinler bu kabile veya aşirettendirler).

Geleneği
Mursaye Ap Sılemani bu aşirete mensup bir halk ozanıdır. Yaşı yüzü aşkındır.
O’nun anlatımına göre de yukarıda adları geçen kabileler adlarını beş kardeşten (Khêrez, Mêwali, Saverdi, Pask ve Mamık) almaktadırlar. Bu beş kardeş Nazımiye’nin Khalmem köyünden dağılmışlardır. Bir kısmı orada (Harige’de) kalmış, geri kalanları Khalmem’den ilkin Vanarız’a, burası kendilerinden zorla alınınca da bugünkü Şıx-Mamed yöresine gelip yerleşmişlerdir. Bu bölgeyi Dem (Demo) adlı bir “Ermeni”den zor yoluyla aldıkları söylenmektedir.
Sade halkın “Ermeni” diye göndermede bulundukları genelde Dersim’in “Mıleto Khan” diye de anılan eski halk tabakasıdır (Khalmem-Khal Ferat tabakası). Bunların asıl Ermeni olmadıklarını birçok çalışmamda uzunca anlatmıştım.
Bu aşiretin Mamanlar (Mamakanlar) ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. Dayandığım verilerden bir bölümü Şıx-Mamed aşiret adı, Khal-Mem yöresinden geldiklerine ilişkin gelenek, Mamku kabile adı ve gelenekte Domanê Khal Memi (Khal Mem Oğulları) aşiret grubunda sayılmalarıdır.


MİLLİ AŞİRETİ

Milli Aşiretinin Dersim Çıkışlı Olduğu Görüşü ve Bulunduğu Diğer Yerler
Dersim aşiretlerinden biri de Milli (Mılu) aşiretidir. Bu aşirete İç Dersim’in aynı adı taşıyan köyünde ve başka bazı yerleşmelerinde halen rastlanmaktadır.
Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” başlıklı yayınında “Dersim’deki Aşiretler” başlığı altında bu aşiretin adı da geçmektedir. Bu kaynakta Milli aşireti iki referansla tanıtılır. Birincisi Dersim çıkışlı/orijinli (“Dersim’den ayrılmıştır”) bir aşiret olması, ikincisi ise “Maruf İbrahim Paşa’nın aşireti” olmasıdır.
M. Nuri Dersimi de Milli aşiretinin Dersim orijinli olduğunu yazmaktadır.
Milli aşiretinin bulunduğu yerler “Dersim” başlıklı bu kitapta Dersim, Diyarbekir ve Suriye havalisi olarak gösterilmektedir.
Cevdet Türkay’ın yayınladığı Osmanlı kayıtlarında “Milli” aşiretinin bulunduğu yerler bir yerde, Çemişgezek Sancağı, Teke, Diyarbekir, Çermik sancakları, Sivas ve Rakka olarak; bir diğer yerde ise daha ayrıntılı şekilde aşağıdaki gibi verilmektedir:
Erzurum, Diyarbekir, Çemişgezek Sancağı, Rakka, Mecidözü kazası (Amasya sancağı), Ergani, Teke sancağı, Bozok, Hamid, Sivas, Adilcevaz, Mardin, Kırşehri, Çorum sancakları, Harran Kazası (Meraş Sancağı), Ruha (Urfa), Tokad, Kelkid, Şiran, Eğin, Erzincan kazaları.
Burada bahsi geçen Osmanlı kayıtları Kırmanciye ve Dersim coğrafyasının Osmanlı hakimiyeti altına girdiği Çaldıran Savaşı sonrasına, kabaca 16. ve 18. yüzyıl arasındaki döneme aittirler.

Şerefname Neden Milliler’den Sözetmez?
Şerefname’de Zilan, Dınbıli, Melkişi (Çemişgezek aşiretleri) ve Melikan (Hasankeyf beyleri) gibi adlara rastlarız, ama Milli veya Milan adı altında bir aşiretten ya da konfederasyondan bahis yoktur. Eğer başka bir ad altında geçmiyorsa, kitabını 1597’de kaleme alan Şeref Han’ın koskoca Milan Konfederasyonu’ndan sözetmeyişi üstünde durulmaya değer bir konudur. Geleneklerin ve yaklaşık aynı dönemdeki Osmanlı kayıtlarının görmezden gelemediği Milliler’in Şerefname tarafından ihmali basit bir unutkanlık olarak görülemez. Bu konu üzerinde fikir yürütürken aklıma gelen ihtimallerden biri Şerefname’nin yazıldığı tarihte Milan ile Melkişi konfederasyonlarının bir ve aynı olup olmadıkları oldu. Ne var ki bu noktada kesin bir yargı oluşturamadım.

Milliler Hakkında Kaynaklar
Milli aşireti hakkında ulaşabildiğim kaynakların en önemlileri Mark Sykes’ın iki yazısıdır. Bunlardan ilki The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire (1908), ikincisi The Caliphs’ Last Heritage (1915) başlıklıdır. Sykes’ın bu yazıları 1906, 1907, 1908, 1910 ve 1913 tarihlerinde yaptığı toplam beş gezisinde tuttuğu notlara dayalıdır. Bu iki yazıda Milan aşireti hakkında hayli bilgi mevcuttur. Bu bilgileri bu aşiretin lideri Milanlı ünlü İbrahim Paşa’yla ilki Nisan 1906’da olmak üzere bizzat yaptığı görüşmelerden edinmiştir. Milan aşireti hakkında veriler içeren bir diğer kaynak ise M. V. Bruniessen’in Agha, Sheykh and State başlıklı çalışmasıdır.
Bu noktadan sonra söyleyeceklerim esas itibariyle bu kaynaklara dayalıdır.

Milanlı İbrahim Paşa’ya Göre Milli Aşiretinin Orijini ve Dersimliler ile İlişkileri
Milanlı İbrahim Paşa, Mark Sykes’ı “sağ omuzunu öperek” karşılar. “Bedevi/göçebe usulü” diyor buna Sykes. Daha sonra Karacadağ’daki Milli aşiretinin orijini, aşiretin ve konfederasyonun tarihi üstüne konuşurlar. İbrahim Paşa Milliler’i tüm diğerlerinden farklı “ayrı bir ırk/ulus” olarak tanımlar. Ardından bununla çelişiyor gibi görünen şekilde “Kürt” denenlerin Milli, Zillan ve Baba Kurdi olmak üzere üç kolundan sözeder (M. Şerif Fırat’ta Kormanco, Zaza, Babakürdi, SC). Ama hemen sonra Milan ve Zilan gruplarının Baba Kürtler’i Fars olarak gördüklerini ifade eder. Milli/Milan ve Zilan grupları arasında gerilerden beri süregelen bir rekabet ve düşmanlığın mevcudiyetine değinen İbrahim Paşa, daha sonra sözü Milliler ile Dersimliler arasındaki ilişkilere getirir. Milliler ile Dersimliler arasında bir fark olmadığını, bu ikilinin aynı olduklarını söyler. O’na göre “ırk” olarak Sincar Dağı’nın Ezdileri de Milliler’e mensupturlar (Bkz. M. Sykes, The Caliph’s Last Heritage, 1915).

İbrahim Paşa Anlatıyor: Milan Konfederasyonu`nun Tarihi

Eyüp Bey
İbrahim Paşa’nın anlattığına göre kendisinin dedesi Milli reisi Eyub Bey, büyük bir emirdi. 19’uncu yüzyıl başında (Osmanlı sultanı Mahmut döneminde), hükümet merkezi Cizre olmak üzere Bingöl Gölü’nden Sincar Dağı’na kadarki bölge O’nun yönetimi altındaydı. Kendi emirliğinin doğu sınırı ile Musul arasındaki topraklarda Revanduzlu Muhammed Bey, güney yaylalarında ise bütün bedevi aşiretlerin reisi olan Şeyh Sfug hükümrandı. Bu üç emir/reis arasında sürekli bir rekabet ve savaş vardı. Bunlar ne İstanbul’daki Sultan’ı, ne de Bağdat’taki Paşa’yı dinliyordu. Sonunda Osmanlı hükümeti Reşit Paşa’yı gönderdi üzerlerine. Revanduzlu Muhammed yakalanıp öldürüldü. Milanlı Eyub ile Şeyh Sfug ise Diyarbekir’de mahpusken öldüler. Böylece Osmanlılar (Türkler) bir zaman için bölgede hakim oldular.

Timawi Bey
Eyüp Bey’den sonra Milan Konfederasyonu’nun başına oğlu Timawi Bey geçti. Mısırlı M. Ali Paşa’nın Suriye’yi istilası sırasında Osmanlılar’a karşı Mısır ile işbirliği yaptı. Bu sırada Türk birliklerine saldırıp Mardin’i elegeçirdi. Ama Mısır geri çekilince Osmanlı üstünlüğü restore edildi. Milliler’in Bingöl Gölü’ndeki eski kamp yerlerine gitmeleri devlet tarafından engellendi.

Mahmut Bey
Timawi Bey’den sonra aşiretin ve konfederasyonun başına oğlu Mahmut Bey geçer. Ama aşireti Mahmut’u izlemez. Yaklaşık bu sıralarda (1850’ler?) Tai ve Şamar adındaki Arap aşiretleri Milliler’i Karacadağ’a kadar sürüp köylerini yağmalar, imha ederler. Şam Paşası’nın yolladığı birliklerin yardımıyla bu iki aşireti geri püskürten Mahmut, aşiretini Viranşehir’de toplar. İç anlaşmazlıkları ve kavgaları yatıştırıp konfederasyonun dağılmasını önlemeye çabalar. Birkaç yıl içinde büyük bir güç ve servet edinir. Viranşehir’de inşa etmekte olduğu kale Diyarbakır yöneticisi Ömer Paşa tarafından yıkılır, kendisi de tutuklanır.
Bu sırada 17 yaşında bulunan oğlu İbrahim, babasının isteği üzerine Mısır’a sığınır. Bir süre sonra Şam’a gelir. Burada tanıştığı Emir el-Hac’ın yardımıyla davasını İstanbul’da sultana götürür. Burada Milliler’in eski müttefiki Mısırlı yöneticilerden Khediv İsmail’le karşılaşır. O’nun aracılığıyla Sultan Aziz ikna edilerek babası Mahmut hapisten çıkarılır. Viranşehir’e dönen İbrahim aşiretin yönetiminde babasına yardım eder. Bir zaman sonra babası ölünce Milan Konfederasyonu’nun başına
İbrahim geçer.

Milanlı İbrahim Paşa
İbrahim Paşa’nın “Milan Konfederasyonu”nun başına geçmesi 1863 yılına rastlar Aşiretin geleneğini sürdürür. Hristiyanları korur. Zaman zaman da Diyarbekir tüccarlarını ve kervanları soyar. Bunun üzerine altı diğer aşiret reisi ile birlikte yakalanıp Sivas’ta sürgüne yollanır. Yaklaşık altı ay sonra annesinin yardımıyla kaçıp Malatya’daki “Kızılbaş aşiretleri”ne sığınır. Özellikle bu aşiretlerden “Sinaminli”ler arasında kalır. Mark Sykes ile görüşmesinde İbrahim Paşa, Sinaminliler’in de “Milli ırkı”ndan olduklarını söyler.
Osmanlı-Rus savaşı patlak verince asker İbrahim Paşa’nın peşini bırakır. Bu savaştan sonra Res el-Ain’deki Çerkez kolonisi ile dostluk kurar. Akıllı bir diplomasi ile etraf aşiretleri ve şeyhleri kendi çevresinde toplar. Çok geçmeden Milliler her zamankinden daha fazla güçlenirler.
Bu sıralarda Milan Konfederasyonu “Sünni Kürt aşiretleri”nin yanısıra Ezdi aşiretlerinin bir bölümü ile bazı Arap aşiretlerini de içermektedir. Konfederasyonun ve İbrahim Paşa’nın egemenlik alanı Urfa ve Rakka’nın yanısıra Diyarbakır surlarına dek dayanır. Sarayla ilişkileri iyidir. “Kürdistan’ın taçsız kralı” diye ünlenir. Sonraları diğer bazı aşiretlerle birlikte Hamidiye Alayları’na yazılır. Bu sırada ve İstanbul’u ziyaret ettikten sonradır ki kendisine “Paşa” ünvanı ve “General” rutbesi verilir. Bu sayede Tai, Jibbur, Anazeh ve Şamar gibi çevredeki Arap aşiretlere karşı daha da güçlenir. Onların iç ihtilaflarına karışarak bazı kesimlerini yanına alır. Güçlü Arap aşiretlerinden Kais aşiret şeyhinin bacısıyla evlenip bu aşireti kazanır. Bunu Afadli, Baggara ve Sherabin gibi başka Arap aşiretlerinin desteği izler.
Diğer aşiretler ve reisler Ermeniler’i soyup katlederken İbrahim Paşa Ermeni ve Keldaniler’i Viranşehir’e sığınmaya teşvik eder. Burada kurduğu pazar hızla büyür. Kervan trafiği Viranşehir’e yönelir ve Viranşehir’in önemi giderek artar. Tabi ki İbrahim Paşa’nın gücü ve serveti de. İbrahim Paşa’nın kentine dönüşür Viranşehir. Bu gelişmeler üzerine İbrahim Paşa soygun pratiğini bırakır. Artık kervanların güvenliği ile ilgilenmeye başlar (1904). Siverek dolayında kervanları soyan Karakeçi aşireti ile ve bu sırada kendilerine müdahale eden askerle çatışır. Sonunda Karakeçiler ile bir anlaşmaya varılır. İki taraf arasında evlilikler yapılarak bu anlaşma pekiştirilir. Askerle çıkan çatışmayı ve bir subayın ölümünü unutturmak için İbrahim Paşa Sultan’a 500 deve yükü yağ gönderir.
Böylece İbrahim’in şahsında Sykes’ın deyimiyle bir feodal baron, doğulu bir despot ve göçebe reis tipi belirir.
İbrahim Paşa’nın bazı zaafları, yetenekleri ve kuvveti ile Pontus kralı Mithridates’i anımsattığını söyleyen Sykes’a göre İbrahim Paşa karargah olarak kullandığı çadırının büyüklüğü ile övünüyordu. Birlikte oldukları beş gün zarfında (9-14 Nisan 1906) bütün işlerin hep bu büyük çadırda görüldüğüne tanık olmuştu. O’nun çadırında Atilla’nın ve Timur Lenk’in kamp hayatlarını tasavvur etmek kolaylaşmıştı (Bkz. M. Sykes, The Caliph’s Last Heritage, 1915, s. 319-327).
Hamidiye komutanları arasından özellikle iki isim devlet tarafından potansiyel tehdit olarak görülmüşlerdir. Bunlardan biri Botan’da adeta küçük bir krallık yaratan Miranlı Mustafa Paşa, diğeri de Milanlı İbrahim Paşa’dır. İbrahim Paşa, 1908 darbesi ile iktidara oturan İttihatçılar’ın otoritesini tanımaz. Bu sırada bağımsızlığını ilan etmek üzere ayaklanır, fakat yenilir (M. V. Bruniessen, a.g.y).
Sykes’ın ifadesine göre Büyük Ermeni katliamı sırasında İbrahim Paşa’nın 10 bin kadar Ermeni’yi ölümden kurtardığı tahmin edilmektedir. Yine O’nun anlattığına göre İbrahim Paşa’nın etrafında imparatorluğun her ırkından ve inancından insanlar vardı. Kimi vergi, kimi ticaret, kimi de anlaşmazlıkların çözümü için ona gelirdi. Osmanlı Büyük Veziri, Sykes’ın faaliyetlerini izlemesi için İbrahim Paşa’ya mektup göndermişse de, Milanlı İbrahim bu mektubu Sykes’a göstermiştir (Bkz. Sykes, The Caliphs’ Last Heritage, 1915, s. 318).

Mahmut Bey
İbrahim Paşa öldüğünde yerine oğlu Mahmut geçer. 1919’da bir ara vasal bir Kürt krallığı oluşturmaya niyetlenen Britanya’nın düşündüğü kral adaylarından biri bu Mahmut’tur (Bkz. M. V. Bruniessen, a.g.y).
Not: M. Sykes’ın verdiği harita incelenmeye değer.


Milan Geleneği
Mark Sykes, “The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire” (1908) başlıklı yazısında ve "The Caliphs’ Last Heritage" (1915) adlı kitabında Milanlı İbrahim Paşa’dan ve Dersimliler’den dinlediği şekliyle bu geleneği de kayda geçmiştir.
Milan geleneğinin Sykes’ın aktardığı versiyonuna göre Milanlar Şem’in çocukları olup Arabistan’dan (Güney’den diye yorumlanabilir) gelmişlerdir. Kimi Ezdi, kimi de Hristiyan’dır. Zilanlar ise Doğu’dan gelmiş “aşağı/barbar bir ırk”tırlar.
Bu geleneğin Milanlar’ın ağzından aktarıldığı açıktır. O nedenle burdaki “barbar” nitelemesi, Milanlar’ın Zilanlar’a kıyasla bölgede daha eski oldukları iddiasına bağlanabilir.
“Kürt” diye tanımlanan aşiretler bu gelenekte Milan, Zilan ve Baba Kürdi olmak üzere üç gruba bölünmektedir. Bunlar “Türkiye Kürtleri”nin üç şubesi olarak tanıtılmaktadır.
Milanları ayrı bir ırk/ulus olarak tanımlayan ve Dersimliler ile Ezdileri de bu gruba dahil eden İbrahim Paşa, Milan ve Zilanlar’ın Baba Kürdileri Fars olarak gördüklerini özellikle vurgular. İbrahim Paşa’nın anlatımına göre Milan-Zilan şeklindeki bölünme İslam istilasından çok önceki bir tarihe aittir. O’na göre başlangıçta 1200 kadar aşiretten bileşen Milan konfederasyonu zamanla dağılmış ya da dağıtılmış, bunlardan bir bölümü bu sırada kaybolmuştur.
Türkçü yaklaşımı nedeniyle pek güvenilir olmayan M. Şerif Fırat, kendisinin Varto Tarihi’nde bu gelenekteki grupların adlarını hem farklı verir, hem de farklı yorumlar:
Kormancolar: Fırat, Mil ve Zil olmak üzere iki gruptan oluştuğunu söylediği Kormancolar’ı başlangıçta Kürt olmayıp sonradan Kürtleşen grup olarak tanımlar. Fırat’ın bu yorumu, bu grubun başlangıçta “Türk-Türkmen” olduğu şeklindeki iddiası atılmak koşuluyla, dikkate değerdir.
Zazalar: Fırat; Zaza, Dümbeli ve Yezidi adlarını eşanlamlı kullanır.
Kurtbabalar: Fırat’ın Kurtbabalar’dan kastettiği Baban Kürtleri denenler olmalıdır.
Bu anlatımlardan hareketle bu gelenekte bahsi geçen grupları bazı çekincelerle birlikte Kırmanc (Milan-Zilan), Zaza ve Kürt şeklinde yorumlamak mümkün olabilir. Ek olarak Milan adının Dımıliler’e, Zilan adının ise Geliler’e karşılık düştüğü bir varsayım olarak öne sürülebilir.

Milan Geleneğinin Dersim Versiyonu
Bu geleneğin Dersim versiyonuna göre Milanlılar çok eski bir tarihte Arabistan’dan (Güney’den) gelerek Dersim’i yurt edinirler. Ama Doğu’da Osmanlı hakimiyetinin kurulacağı sıralarda kitlesel sığınmalardan ötürü Dersim ağzına kadar Kızılbaş aşiretlerle dolmuş vaziyettedir. Dersim’i kuşatan Müslüman çevrede "Ya Dersim taşarsa?" endişesi büyümektedir. Osmanlı yönetimi de Dersim çıkışlı bir istiladan/taşmadan korkmaktadır. Tehdit olarak görülen böyle bir taşkını önlemek için düşünülen çare Dersim’i boşaltmaktır. Dersim Sorunu’na çözüm olarak düşünülen bu uygulama Yavuz Selim’le başlar. O’nun veya vezirinin Dersim’i zor kullanarak boşaltma operasyonu bazı aşiretleri ulaşılması güç dağlık bölgelere çekilmeye zorlar. Buna fırsat bulamayan aşiretlerin bir bölümü ise topraklarını terketmek zorunda kalırlar. Bugün başlarında İbrahim Paşa’nın bulunduğu Milliler, işte bu tehcir ve iskan uygulaması sırasında güneye doğru inenlere mensupturlar.
Sykes’ın Dersim’de dinlediği gelenek özetle böyledir. Buna göre Milanlılar ilkin Dersim’i yurt edinmiş, etrafa buradan dağılmışlardır. Sykes’ın bizzat kendisi de Yavuz’un bahsi geçen Dersim seferi sırasında Dersim’den dışarıya doğru büyük bir göç hareketi yaşandığını kabul etmektedir.
(Bkz. Mark Sykes, The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire. Türkçe çevirisi için bkz. Seyfi Cengiz, Dış Kaynaklarda Kırmanclar, Kızılbaşlar ve Zazalar, s. 127-129).
“Dersim'in en eski sakinlerini” ve kendi zamanındaki Dersimliler’i Mil orijinli olarak tanımlayan M. Nuri Dersimi de Milanlılar’ın orijinal yurdunun Dersim olduğunu, etrafa buradan dağıldıklarını öne sürmektedir (Bkz. M. Nuri Dersimi, Hatıratım, s. 8).

M. Nuri'nin Dersim'de Mil Unsuruna Atfettiği Önem Dımıli Bağlantısı Kurulmadıkça Boşlukta Kalır
M. Nuri Dersimi Milan geleneğindeki etnik kümelerin adlarını Kurmanclar, Zazalar ve Babakürdiler şeklinde vermektedir.
Mehmet Nuri’nin dili Dersim’in sade halkının ve zengin Dersim geleneğinin dili değildir. Onun kitaplarında kendi kuşağının Dersimlileri tarafından kullanılan Kırmanc, Kırmanciye, Kırmancki ve Dımılki gibi kavramlara rastlanmaz. Fakat Dersim’de Mil öğesine büyük bir önem atfeder. Ne var ki, O’nun Dersim’de Milliler’e atfettiği bu önem Mil ve Dımıli adları arasında bir ilişki kurulmadıkça boşlukta kalır.

Popüler Etimolojide Milli-Dımıli Bağlantısı
Tam burada Kemal Badıllı’nın Kürtçe Grameri’nde rastladığım bu iki terimi ilişkilendiren halk etimolojisi anımsatılmaya değer. Badıllı’nın aktardığı popüler etimolojide Dımıli sözcüğü “Milliler’in arkası/kuyruğu” (bunu Milliler’den olanlar, Milliler’in izleyicileri tarzında anlamak mümkün) şeklinde yorumlanmaktadır.
Öyle görünüyor ki, İbrahim Paşa, Fırat ve Dersimi’de rastlanmayan bağlantı halkın kendisi tarafından çoktan kurulmuştur. Burada önemli olan bu halk etimolojisinin doğru olup olmadığı değil, Milliler ile Dımıliler arasında halk tarafından bir ilişki ve akrabalık görülüyor olmasıdır.

DEMENAN AŞİRETİ
Demenan tarihi bir kitap ya da kitapçığın konusu olmayı hakeden bir öneme sahiptir. Aşağıdaki yazı yalnızca kısa bir özettir. Bu özette özellikle kasetlere alınan söyleşilerden yararlandım. Eksiklikler ve hatalar mutlaka vardır. Bunlar tespit edildikçe gerekli düzeltmeler ve ekler yapılarak eldeki metin geliştirilmeye çalışılacaktır.

Adları
Demenan adı bazı kaynaklarda “Dedeman”, bazılarında “Ademi” veya “Ademan” (Bkz. M. Ş. Fırat) şekilleri altında kaydedilmektedir. Edip Yavuz’a göre M. Şerif Fırat’ın Zilan grubunda gösterdiği “Temehoran (Temelhoran)” aşireti, Demenanlılar’dır. Demenanlılar’ın Şerefname’de “Temelhoran (Temehoran)” adı altında Celali aşiretine bağlı bir oymak olarak anıldıklarını ileri sürmektedir. Celali grubu aşiretleri Zilan konfederasyonuna dahil idiler. M. Sadık Yiğitbaş’ın “Kığı” adlı kitabında ise “Demlek” adında bir köy ve “Dem oğlu Ali” diye bir kişi ismi verilmektedir. Bu veriler Demenan aşiret adının Mamakanlar’ın veya Dımıliler’in adlarıyla ilişkisine işaret edebilirler.

İç-Dersim’deki Yerleşmeleri (Köy, Köm, Mevki)
Azgu: Çê Murtê Sılê Bori ile Çê Welê Memê Mılê bu köydendirler.
Arekiyê: Demenan aşiret lideri Cıvrail Ağa, bu köydendir.
Bor: Çê Sılê Suri bu köydendir.
Giniyê
Xuloz (Xulozo): Sılemano Qız’ın okuduğu Zegeriyê Türküsü’nde (Hawa Zegeriyê) adı geçen Mursa ve Mustafa’nın bacıları Fidan, bu köyde oturuyordu.
Gêwrekê: Qemê Cıvê Kheji bu köydendir.
Hêgao Pil: Çê Hemê Mirzê Sıli bu köydendir.
Xozmeragê (Meraga Xozu, Hozmerek): Çê Momıdê Sılê Hemi bu köydendir.
Paga Alê Demi: Çê Xıdırê Phedıji bu köydendir. “Pagê“, terkedilmiş köy, harabe anlamlıdır.
Thimê (Yayla)
Zımê Guli
Kurvak (Kurvarık): Çê Alê Dewreşi bu köydendir.
Çola Ulasu (Zıme Guli köyü altında bir yayla)
Kırık (Yayla)
Şerxanu, Çhemê Şêrxanu
Harşiyê (Harşiya Lolu)
Khêla: Çê Alê Khali ve Çê Hemê Qemê Beleki bu köydendirler.
Vıle
Sagır
Gaxmu, Gaxmud: Bu köyün Yusufanlılar tarafından Demenanlılar’dan alındığı söylenmektedir (Bkz. Lawuka Zegeriye).
Salvenk
Merga Çeqerê
Çêrğat
Hakıjiyê, Akıjiyê (Bkz. Lawuka Zegeriyê)
Ğez (Yayla)
Diar (Yayla)
Khalkundur
Khêrengu
Kırnige (Yayla yeri)
Kheloske (Yayla)
Dêrê Alü (Dere Aliyu)
Mezra Sandalu
Qutiyê (Yayla)
Thot
Xuloz
vd.

Belli Başlı Kabileleri
Adları en sık anılan kabileleri şunlardır:
Kerdızu
Boruzu
Mıstu
Sandalu
Kırtu, Khırtu: Çê Sılê Suri (Borlu) bu kabile veya ezbete mensuptur. Çhemê Şerxanu köyünden olan evlerden biri Çê Kırtu diye bilinmektedir.
Kêrzu
Bolku: Çê Cıvê Kheji ve Çê Mursaê/Murtê Sami bu kabile veya ezbete mensupturlar.
Momedu
Hemu
Sımaylu: Çê Hesê Gewê bu kabile veya ezbete mensupturlar.
Moru
Mosku
Xırku: Çê Çhemê Şerxanu, Çê Samê Khedi ve Çê Besa Şiaê bu kabile veya ezbete mensupturlar.
Şerxanu
Murexanu: Çê Alê Heşi, Çê Hesê Alê Kuri, Çê Momıdê Sılê Khali bu kabile ya da ezbete mensupturlar.
İç Dersim’in başka bazı bölgelerinde ve çevre kesimlerde de Demenan kabilelerine rastlarız. Örneğin Hozat’ta ve Erzincan’da Bor’dan gelen ve bu nedenle “Boruzu” diye bilinenler vardır. Bu kabileyi Abasanlılara dahil edenlere de rastlıyoruz.

Büyük Evlerden Bir Bölümünün Adları ve Ait Oldukları Kabileler veya Köyler
Çê Cıvrail Ağaê Arekiyê (Arekiyê)
Cıvrail Ağa, Harput’ta oğlu Hesen Ağa ile birlikte idam edilen Demenan aşiret büyüğüdür. Aşiretin esas lideri Arekiyeli bu Cebrail’dir. Onu aynı adı taşıyan Cıve Khêji ile karıştırmamak gerekir.
Çê Cıvê Khêji/Çê Cıvrailê Kazımi (Bolku)
Bu eve adını veren Cıvê Khêji (Cıvraile Kazımi), ünlü Demenan direnişçilerinden Hemê Cıvê Khêji ile Qemê Cıvê Khêji’nin babasıdır. Fiili planda aşiretin askeri lideri gibi görünmektedir. Jandarma Umum Kumandanlığı’nın “Dersim” adlı yayınına göre Cıvrail Ağa’nın kardeşinin (Qemê Cıvê Khêji olmalıdır) Eylül 1931’de Alanlılar tarafından vurulması iki aşiret arasında uzun süren bir kan davası başlatmıştır. Demenanlılar'dan Mirzê Sılê Hemi'nin kardeşi İsmailê Silê Hemi, Alanlılar'dan ise Gewrekli Lazê Hesê Gêmi ve Kortasureli Wuşênê Seyd (Wuşênê Mozıki lakabıyla ünlüdür) de bu kavgada vurulurlar (Alan-Demenan kavgası için bkz. Lawuka Zegeriyê).
Diğer Evler
Çê Hesê Gewê (Sımayılu)
Çê Sılê Suri (Kırtu)
Çê Mursaê Sami (Mıstku)
Çê Murtê Heşi
Çê Hemê Sımê Khali, Çê Sılê Hemi, Çê Mirzê Sılê Hemi (Xozmerage)
Çê Sılê Bazari
Çê Khalê Gonci
Çê Alê Heşi
Çê Hesê Alê Quri
Çê Gulê Sımê Khali (Çê Samaliyê Gulê Sımê Khali)
Çê Xıdırê Phediji
Çê Mıstefaê Tornê Ali
Çê Gulê Suri
Çê Alê Khali
Çê Hemediyê Wuşênê Hemê Bege
Çê Samê Khêdi (Piyê Besa Şiae, Dewa Çhemê Şêrxanu ra )
Çê Kırtu
Çê Welê Memê Mılê
Çê Murtê Sılê Bori
Çê Hemê Qemê Beleki
Çê Alê Dewreşi

Bu evlerin pek çoğu tümüyle imha edilmişlerdir.

 

Önceki Sayfa   Sonraki Sayfa

Pazartesi, 23 Haziran 2008 02:44 tarihinde güncellendi