Dersim Aşiretleri PDF Yazdır E-posta
AYDIN
Yazar Webmaster   
Pazartesi, 23 Haziran 2008 02:32

 

Aşiretlerimizi çalışırken ulusal geleneği gözardı etmemeliyiz. Bunlardan Khalmem-Khalferat geleneği Dersim’in eski halk tabakasına, Şah Hasan-Seyit geleneği ise geç halk katmanına referanstırlar. Bu iki katmanın hangi aşiretlerden bileştiğine başka yazılarımda değinmiştim. Sade halkın “Ermeni” olarak da tanımladığı eskı halk tabakasının Mamakan-Part ikilisine, geç halk katmanının ise Saltuklu, Akkoyunlu, Rıfai-Babai ve Safevi gibi topluluklara karşılık düştüğü şeklindeki düşüncemi birçok çalışmamda tekrar tekrar açıklamıştım.
Geleneğe yansıyan temel öğeleri itibariyle Dersim sentezi bunlardan bileşir.
Bunlar arasında “Ermeni” olarak tanınan Asuri asıllı bir koloninin varlığına az ileride tekrar işaret edeceğim.
Ulusal geleneğe yaslanmalı, ama bunu yaparken Dersim tarihinin milli olduğu kadar bir aşiretler tarihi olduğu da unutulmamalıdır. Ortak geleneğe yansımayan boyutları görmezden gelemeyiz. Tek tek aşiretleri ve geleneklerini çalışmak fotoğrafın bütününü daha netçe ortaya koymak bakımından önemlidir. Sözgelimi Şadilliler örneği Dersim sentezinde Kürt kökenlilerin de bulunduğuna işaret etmektedir. Suran, Yusufan ve Ciban gibi Dersim’in bir grup aşireti ise geleneklerimizde Zaza kökenli olarak tanımlanmaktadır.
Bu veriler Dersim’in etnik terkibi itibariyle kendine özgü bir sentezi temsil ettiğini, onu başka türlü tanımlamanın doğru olmadığını kavramak için yeterlidirler.
Kaldı ki, köken ve kimlik konularından tamamen bağımsız olmamakla birlikte, özellikle Dersim Sorunu’nun kökeni üzerinde yoğunlaşmamiz gerekir. Dersimliler’in kökeni ile Dersim Sorunu’nun kökeni tamı tamına aynı şey değildirler. Önceliğimiz Dersim Sorunu’nun kökenini anlamak, açıklamak ve çözümüne katkıda bulunmak olmalıdır.
Bu yazının amacı Dersim aşiretlerinin belli başlıları hakkında özet bilgiler vermektir. Ama bu özete geçmeden evvel Dersim’deki yer, halk ve aşiret adlarından bir bölümüne yaklaşık biçimler altında hayli uzak bir geçmişte de rastlanılması nedeniyle kısa bir giriş gerekli göründü. Kimi adlar arasındaki bu paralellik bunlar arasında bir bağlantı kurulması için elbette ki yeterli kanıt olarak görülemez. Tek başına bu tür benzerliklerden kalkılarak şu ya da bu tez öne sürülemez. Sözkonusu benzerlikler tamamen birer tesadüften ibaret olabilirler. Ama başka veriler ve bulgular bugün ya da yarın bu tür benzerliklerin bir bölümünün tesadüften öte bir anlam taşıdığını pekala gösterebilirler. Bu nedenledir ki hemen aşağıdaki genel girişte halk, aşiret ve yer adlarında karşılaşılan en dikkate değer benzerlikleri not etmenin yararlı olacağını düşündüm.
“Dersim ve Zaza Tarihi” başlıklı çalışmamdan ayıklayıp özetlediğim bu materyalin el altında bulundurulması aşiretlerimizin tarihini çalışırken daha geniş bir perspektifle fikir yürütmek bakımından yararlı olacaktır inancındayım.


GİRİŞ
İkinci Hitit kralı Hattusilis I (Labarnas II), Pankus diye bilinen Hitit Soylular Meclisi’nde oğlu Mursilis I’i kendi halefi olarak ilan ettiği konuşmasında “Tamalkiya”dan sözeder (Hitit yazıtından akt. O. R. Gurney, The Hittites, 1954, s. 68). Bir yazıtta kayda geçirilen bu konuşma M.Ö. 1620 yılında yapılmıştır. Burada geçen “Tamalkiya” adı The Cambrıdge Ancient History’de ‘Timilkia” olarak verilir ve Malatya’ya bağlı bugünkü Darande’nin M.Ö. 13’üncü yüzyıla kadarki adı olduğu söylenir (Bkz. a.g.y., I, Part II, s. 727). Yani Tamalkiya (Timilkia), modern Darende’nin antik adıdır. Dictionary Of Greek & Roman Geography’de Darende’nin eski adlarından birinin de Dalanda olduğu söylenmektedir(Bkz. a.g.y., Cilt I, 1938). Bu yazıtta geçen “Tamalkiya/Timilkia”, Tabal ve/veya Dımıli adlarını çağrıştırmaktadır.
Modern Eğil’in eski adı Angl ise, Geliler’in adını akla getirmektedir.
“Angl”, pagan dönem Ermenistan tanrılarından birinin de adıdır. Bu tanrı Sümer-Akad tanrısı Nergal’in Ermenistan’daki karşılığı gibidir. Lap’ancyan, Angl adını Babilce Ekall-u ve Sümerce Egal sözcüklerinden çıkartmaktadır. Mısır yazıtlarında da rastladığımız Angl adı, M.Ö. 14. yüzyıla ait Hitit kayıtlarında Ingalawa, Grek ve Roma kayıtlarında ise Ingilene ve Angel-tun şekli altında bir kale, kent, Eğil merkezli bir devlet, aşiret veya ev olarak görünür. Çok eski bir kale olan Angl (Eğil), bir dönem boyunca Sophene krallığının başkenti Carcathio-Certa ile aynı yerde gösterilir. Dersim, bir dönem boyunca Sophene hudutlarına dahil gibi görünür. M.Ö. 6’ıncı yüzyıla ait bir Süryanice kaynakta Angl kalesi ve kenti “Asuryalı Sennacherib’in Kenti” olarak tarif edilir. Angl prensliği ve evi de Asuri (Süryani) olarak tanımlanır. Primary History ve Moses Khorenatsi’de kayda geçirilen Ermeni tarih geleneği de Angl Evi’nin orijinini Asur kralı Sennacherib’e dayandırır. Ek olarak Artsruni ve Gnuniler’in de Sennacherib’in oğlu Sarasar (Sanasar)’ın soyundan geldiklerini öne sürer. Toumanoff, ciddi bulgulardan hareketle Angle, Artsruni ve Gnuni gibi evlerle Sennacherib Evi arasında kurulan bu özdeşliklere karşı çıkar. Bu yanılsamanın nedenini Angle kalesinin coğrafi konumuna (Asur sınırlarına yakınlığı) ve bu kentte Asur krallarından Sennacherib’e atfedilen bir Asur yazıtının bulunmuş olmasına bağlar. Ona göre Angl sözcüğü bütün Orontidler’i tanımlayan ortak/genel bir etnik addı. Nitekim Orontidler pagan dönemin güneş tanrısı Angl’ın soyundan geldiklerini söylemişlerdir. Tüm Orontidlerin ve onların kurduğu hanedanlıkların ortak geleneği Angl-soylu olduklarıydı. Bu kült ve gelenek Orontid hanedanlığının bütün kollarında mevcuttu. Ama Orontid orijinli bu evler, Hristiyanlığı benimsedikten sonra artık savunulamaz gördükleri pagan geçmişe ait bu orijinal geleneği bırakmış, yeni dinin ve Tevrat’ın bakış açısıyla daha uyumlu olduğunu düşündükleri için Senekerim (Sennacherib) soyundan olduklarını söylemeye başlamış, geleneği ve şecereyi de bu iddialarını destekleyeck şekilde değiştirmişlerdir. Angl ve Sennacherib evleri arasında gerilerden beri bir ayniyet kurulmasına neden olan az önce işaret ettiğimiz durum (ki bu, bence bir karışmaya işaret etmektedir), bu geçişi veya revizyonu kolaylaştıran bir etken olmuştur. Buna rağmen, Toumanoff’un da işaret ettiği gibi, orijinal gelenek ve Angl’ın bu gelenekteki izleri hepten silinememiş, bu adın Senekerim’in yanısıra dolanıp durması önlenememiştir (Bkz. Cyril Toumanoff, Studies in Christian Caucasian History, 1963, s. 222, 297-98). Buradan hareketle ben, Toumanoff’un kendisi de dahil hiç bir Ermeni kaynakta rastlamadığım bir Angl-Geli ilişkisi kuruyorum. Angl sözcüğünün Geli adının bir şekli olduğunu düşünüyorum. Pagan dönemin orijinal geleneğinde Angle-soylu, Hristiyanlık sonrasında ise hepsi ya da bir bölümü Senekerim-asıllı oldukları iddia edilen tarihi Ermenistan’daki Bagrat, Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri ve prensliklerinin Asuriler’le bir karışmayı reddetmeksizin Gelilerle ilişkili olabileceklerini düşünüyorum. Gel veya Khal gibi halk ve aşiret adları Angl sözcüğünün varyantları olabilirler diyorum.
Karışmalar nedeniyle Asurilerle bağlantıda bir gerçek payı bulunduğuna inanıyorum. Kuşkusuz ki bu inancım da verilerden ileri gelmektedir. Bu verilerin bir bölümü Dersim İçi’ne ilişkindir.
Örneğin Munzur adı Asur yazıtlarında sık geçer. Bu adın Asurice olduğu yaygın bir görüştür. Bu sözcüğe Asurice’de Muzur, Muzri, Muzrai, Muzuri, Muzurai ve Muzur; İbranice’de Mazor, Mizraim, Misraim; Persçe’de Mudraya; Arapça’da ise Mısr olarak rastlanmaktadır (Bkz. Dr. Henry Brugsch-Bey, A History Of Egypt Under The Pharaohs, 1876-77, İngilizce baskı, Cilt I, s. 18 ve 231; Edwin Norris, Assyrian Dictionary, 1872, s. 760-761). Muzri’yi fethettiğini kaydeden Asur kralı Salmaneser I, bu nedenle kendisini “Musri fatihi” olarak nitelemiştir. Tiglat-Pileser I de Muzri ülkesini fethettiğini söyler. Salmaneser II’de ise Muzri ülkesinin haracını (vergisini) tahsil ettiği kaydı vardır. Muzri adı Asur kralları Tiglat-Pileser II, Sargon, Sennacherib, Asurbanibal ve Nebuchadnezzar’ın yazıtlarında, Mizar formu altında da Behistun yazıtlarında geçmektedir. Sözcüğün bütün biçimlerini ele alan Norris, bunlardan bir bölümünün bugünkü Mısır’a, geri kalanın ise Mısır’la aynı adı taşıyan Ermenistan’da bir bölgeye referans olduğunu ortaya koyuyor. Yazıtlarda geçen Muzri ile Afrika’daki Mısır’ın değil de, “Dicle ötesindeki” bir ülkenin tarif edilişine çok kesin ve net bir örnek olarak Tiglat-Pileser I’in şu yazıtını veriyor:
“ana kasad Muzri Asur bili umahra-ni ma birti Elamuni Tala va Harusa lu azbat Muzri ana şiharti-sa aksud”. “Ummanat Qumani ana nirarut Muzri lu illikuni ina sade itte-sunu lu amtahiz”(Akt. E. Norris, a.g.e., s. 760-761).
Türkçesi: “Lord’um Asur beni Muzri’nin fethine çağırdı. Elamuni, Tala ve Kharuşa içlerinden geçerek, bütün Muzri’yi zaptettim” “Koman (Coman)’ların askerleri Muzriler (Muzri’nin)’in yardımına geldiler. Dağlarda onlarla savaştım”.
Norris, Tiglat-Pileser I’in bu yazıtında geçen Muzri’nin Dersim’le ilişkisini kuramıyorsa da, o mekana hayli yaklaşıyor. Bu yazıttaki Muzri’nin Dersim’e veya Dersim’in bir parçasına referans olması olanaksız değildir.
Asur yazıtlarında Salmaneser I’den itibaren Muzri adının yanısıra Dersim ve çevresinde pek yabancısı olmadığımız Gilkhi, Gilzan, Tsugi (Tuskan, Tuskhan, Tsukhi), Zimaki, Lukhi gibi halk, aşiret, kent ve bölge adları ile karşılaşmaktayız. Salmaneser I’in Asur kolonileri yerleştirdiği Tsugi kentinin adı bir dönem Dersimliler’in genel adı olarak da kullanılmış olan Tujikler adını hatırlatmıyor değil. Bu ad “Gilkhi ülkesine ait Tsugi topraklarına vardım” diyen Tiglat-Pileser I’in yazıtında da geçer. Asur-nasir-pal II’nin kayıtlarında Asurya civarında bulunduğu anlaşılan Zimaki, antik bir yerleşme olduğu açık olan Dersim’in Zımek mıntıkasını anımsatır.
Bu tür örnekler çoğaltılabilir.
Dimili ve Gil toplulukların yanısıra Dersim’de bir Asuri (Süryani) öğenin varlığına da kesin gözüyle bakılabilir. Bunun en açık kanıtlarından biri Dersim’in “Aşuran” aşiretidir. Bu ad “Asuriler” anlamına gelmektedir. Ama bu Asur kolonisinin Dersim’e ne zaman geldiği veya getirildiği konusunda eldeki verilerle kesin konuşulamaz. Kimi yaşlılarımız Haydaran veya Demenan aşiretlerinin soyağacında bazen Demen’in torunu gibi tanıttıkları “Asur” adında birinden sözederler. Moses Khorenatsi’nin kitabında Ermenistan’ın ikiye bölündüğü dönemlerde Mananalı hudutları ve Daranali (Taranali, modern Divriği) geçitlerinde “Süryani eşkiyalar” ile çarpışmalardan sözeden pasajlara rastlarız (Bk. Khorenatsi, a.g.e., s. 307).
Burdaki Süryaniler neyin nesidir? Khorenatsi Süryaniler derken Kapadoklar’ı mı kastediyor? Sözünü ettiği Kapadokya hudutları mıdır? Bu konuda kesin konuşmak mümkün değilse de, bu pasajlar Dersim’deki Süryani/Asuri kolonisine referans olabilir. O’nun Süryaniler’den sözettiği her iki olay da Dersim ve çevresinde cereyan ederler.
Ünlü Ermenistan evleri ve prensliklerinden biri Van Gölü çevresinde bulunan Gnuniler’di. Bunlar gelenekte Angl (Gel?) veya Asur orijinli olarak tanımlanıyor, ama Ermeni olarak biliniyorlardı. Moses Khorenatsi bu adın aslının Gini-uni (-uni, Ermenice bir sonektir) olduğunu yazmaktadır. Demenan aşiretinin belli başlı yerleşmelerinden biri de Gini adını taşımaktadır. Bu adın Ginilerle ilişkisi tartışma götürmez. Sarız ve çevresinde Zazaca’ya Ginice dendiğini de hatırlatmalıyım. Giniler, 771-72 isyanından sonra Vaspurakan eyaletindeki prensliklerini Arap Uthman ve Kays aşiretlerine kaptırıp önce Tayk’ın güneyindeki Bagrat prensliğine, oradan da Bizans topraklarına göçtüler. Bu evden Mezezius I Gnuni 518-48 yılları arasında Sasaniler tarafından Ermenistan valisi olarak atanmıştır. Bizans imparatoru Leo V (813-20), Gini aşiretindendir (Bk. Toumanoff, a.g.e). Bir diğer Demenan kabilesi ve yerleşmesi ise Bor’dur. Bor (Dana) adıyla geleneklerde sözü edilen bir Klikya imparatorluğunun başkenti olarak da karşılaşırız. Modern Hatay ya da Adana ile örtüşen Hititler çağının Danuna krallığının adı da anılmaya değer.
M.Ö. 9. veya 8. yüzyıldan itibaren Dersim ve çevresi Urartu krallığının sınırlarına dahil edilir. Urartular, Hurri kökenlidir. Bağin’deki bir yazıtta Urartu kralı Menua’nın bölgedeki fetihleri anlatılmaktadır. Mazgirt, Palu, Bağin, Kayalıdere (Varto civarında), Altıntepe, Aznavur ve Kömürhan’daki Urartu kalıntıları, Dersim ve çevresinde Urartu varlığı ve hakimiyetine işaret ederler. Mazgirt adı, bir görüşe göre Urartular’dan kalmadır.
İlk bakışta olanaklı gibi görünmese bile Lolan (Lolu) aşiret adıyla Lorlar’ın (Lurlar) ve/veya antik Lulu halkının adları arasındaki yakınlıkları fikir yürütürken akılda tutmanın bir sakıncası olamaz. Kökende Sümerce olduğu söylenen Sin sözcüğüne Dersim’de sıkça rastlanır. Ur ve Harran kentlerinin Ay tanrısı bu adı taşıyordu. Diyala Vadisi’nin Khafaji denen mevkiinde keşfedilen M.Ö. 3000-2400 tarihleri arasındaki döneme ait on kadar tapınak Sin Tapınakları diye bilinmişlerdir. Sümer’in ekonomik ve dinsel yaşamında önde gelen bir rol oynayan bu tapınakların inşaası yazının keşfi ile örtüşmekte, yazılı tarihin başlangıcına denk düşmektedir (Bkz. The Cambrıdge Ancient History, I, Part 2, s. 227-228, 241, 246). Sin; Babil ve Asur panteonlarında, Suriye ve Fenike’de de rastlanan evrensel bir tanrıydı. Rawlinson, Asur krallarından Sennacherib ve Sanballat’ın adlarının tanrı San (Sin)’ın adından türetildiklerini yazmaktadır (Bkz. Outline Of The History Of Assyria, Jornal Of The Royal Asiatic Society – JRAS, London, 1852). Ünlü Sümerolog S. N. Kramer, ay tanrısı Sin (Nanna)’in Sümer mitolojisinde tufanın yapıcısı olduğuna inanılan Sümer panteonunun başı Enlil (Ellil)’in oğlu olarak tanıtıldığına işaret eder (Bkz. History Begins at Sumer, 1956). Dokuz yıl Pülümür Kaymakamlığı ve iki yıl da Dersim valiliği yapmış olan Edip Yavuz, Sümerliliğin alameti olarak gördüğü Sin adından hareketle Dersimliler’le Sümerler arasında bir bağlantı bulunduğuna inanır (Bkz. Tarih Boyunca Türk Kavimleri, Ankara, 1968). 1937-38 Dersim soykırımında rol üstlenen Türk subayı Nazmi Sevgen’in tezlerinden biri Dersimliler’in Sümer olduklarıdır (Bkz. N. Sevgen, Zazalar).
Başlangıçta Sümer tanrısı Enlil’in ünvanı olan Bal(Bel, Baal, Belu) sözcüğü Babil üstünlüğü döneminde Babil tanrılarının babası konumundaki Marduk tarafından devralınmış ve zamanla Marduk adının yerini almıştır. Böylece Mezopotamya’nın ortak ve evrensel bir ilahı olan Bal, bu dönemde daha çok Babil kentinin özel tanrısı Marduk’u tanımlamıştır. A. H. Sayce, Babil (Babylonia) adının Bal (Bel)’dan türeme olup Bal’ın Ülkesi anlamına geldiğini söylemektedir (Bkz. A. H. Sayce, Gaston Maspero’nun The Struggle Of The Nations adlı kitabının ikinci İngilizce baskısına 1910 tarihli Önsöz) .Birçok Babil ve Kalde (Yeni Babil) hükümdarı adlarını ondan almıştır. Bal adlı bu tanrı veya kült, Hurri, Asur, Hitit, Suriye ve Fenike panteonlarında da görünür. Bal (Bel); sözcük olarak senyör (efendi, soylu), ulu, yüce ve baş gibi anlamlara gelmektedir. Dersim’deki aşiret gruplarından biri Bal adını taşır. Baliyan ve Balaban aşiret adları da hatırlanmalıdır. Nuri Dersimi’nin açıklamalarından hareketle Bal, Seyit ve Seydan adlarının Dersim’de eşanlamlı gibi kullanıldığını söyleyebiliriz. Munzur ve Harçik ırmakları arasında yeralan Eski Dersim’in neredeyse tüm çevresinin, yani bugünkü Dersim topraklarının büyükçe bir bölümünün Hititler çağından itibaren uzun bir dönem boyunca Balahovid (Palahovid) adını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu adı Palu Vadisi olarak yorumlayan yazarlar vardır. Toumanoff’un açıklamasına göre bu adın orijini Hitit kayıtlarında anılan Bala (Pala, Balu, Palu) halkının etnik adıdır. Paluni (Baluni) Prensliğini kuranlar onlardır. Böylece Bal (Balan) ve Pal (Palu) adlarının ilişkili olabilecekleri ihtimali doğmaktadır. Hititler çağının Bala halkı ile Babilliler rasında bir bağlantılı olması imkansız değildir. 19’uncu yüzyıl sonunda Dersim’i gezen Ermeni Antranik, Hıran, İzol ve Bal adlı toplulukları Esas Dersim’in çevresinde yaşayan en eski ırklar olarak tanımlar ve Dersimliler’i tarife çalışırken Ermenistan’da yaşayan ve hâlâ hatırlanmakta olan Babilliler’e işaret eder. O’nun Babilliler derken Bal adlı topluluğu kast etmiş olması mümkündür (Bkz. Andranik, Dersim, Tiflis, 1901). Hıran adı ise ünlü Harran adının bir şeklidir. Dersim’in Hıran adını taşıyan aşireti ve mıntıkasının asıl adı Harran’dır. Ünlü Harran, Eski Babil uygarlığının bir ileri karakolu gibiydi. Kısacası, Dersim’de Bal ve benzeri adlarla bilinenlerin bir kesimi daha sonraki göç dalgalarında gelmiş olsalar bile, bir bölümünün daha eski Dersim sakinleri olup Hititler çağının Bala (Pala) halkıyla, hatta çok zayıf bir ihtimal gibi görünse de Eski Babilliler’le ilişkili olmaları ihtimal dışı değildir. Bal veya Palu adını taşıyan topluluklar ile Dersimliler ve Zazalar arasında bir ilişki olduğu söylenebilir. Örneğin Palu, Tevrat’ın ünlü uluslar şeceresinde Zaza’nın kardeşi olarak görünür. Onun adını taşıyan Palluiler aşiretinden sözedilir. Eski Babil kayıtları ve kroniklerinden yararlandıkları kesin olan Tevrat yazarlarının aktardığı bu bilgi, Zazalar’ın uzak geçmişte Balan (Palu) adı altında da bilindiklerine işaret edebilir. Bazı bilim adamları Tevrat’ın şecere tablosunu bir uluslar şeceresi ve tasnifi olarak görüyor, bu şeceredeki kişi adlarının aşiretleri ve ulusları temsil ettiğini düşünüyorlar. Kimine göre bu şecerede dünyanın en erken etnik tablosu verilmektedir. L. Molyneux Seel Pülümür’den Palumor, Ovacık’tan Pellur olarak sözeder (Bkz. A Journey In Dersim, Temmuz-Eylül 1911, The Geographical Journal). Eski Mısır yazıtları Fenike’ye Khal (Khar), halkına Khalu (Kharu) olarak referans verirler. Fenikeliler’in en eski Fenike kenti olduğu söylenen Seyda (Sidon)’nın adıyla Seydalılar olarak bilindiği olmuştur. Bal adındaki Fenike tanrısı da hesaba katıldığında Fenikeliler’de Kal, Bal, Seyda ve Sur (Tyre) gibi Dersim’de aşina olduğumuz adlarla karşılaşmaktayız.
İlk Kürt tarihçisi Şeref Han’da Zaza adına rastlanmaz. Şerefname’de Zazalar’dan Azzaniler diye sözedilir. Sason’dan eski bir krallık olarak bahseden Şerefhan, bu eyaletin eski aşiretleri arasında Susani ve Azizan gibi aşiretleri kayddeder. Susani, Şerefname’de hem Sason adının bir şekli olarak, hem aşiret adı olarak geçer. Antik Susa ve Susiana adları ile Sason veya Susani adları arasındaki çarpıcı benzerlik gözardı edilemez. Şerefhan, Sason’a sonraları Hazzo dendiğini yazmaktadır ki, bu ad da, Elam’ın geç Fars kaynaklarındaki adı olan Uvaja (Hvaja) ve bu adın Arapça şekli Hozi (Hussi, Uxi) ile benzerlik taşır. “Yezidi” terimi Şerefname’de yer yer Zazalar’ın ve Dınbıliler’in alternatif adlarından biri gibi görünür. Şerefname’ye bakılırsa Yezidi adı İzdin’le ilişkilidir. O’nun anlatımına göre eski Sason hükümdarlarından biri İzzeddin adını taşıyordu ve onun adından hareketle Sason halkı ve hükümdarları Azzaniler adıyla ünlenmişlerdir. Böylece Şeref Han, hem Azzan hem de Yezidi adlarının bir ve aynı kökten (İzdin, İzzeddin) geldiğini, bir ve aynı halkın adları olduğunu söylemiş oluyor. Osmanlı arşivlerindeki bir kayıtta Dersimliler’in “Okçu İzzedinli” oldukları söylenir. Okçu İzzedinli tanımlaması, Ezdiler ve Zazalar’la bir ilişkiye işaret edebilir. Menzel’e göre de Yezidi adı, Azidi, İzidi, İzedi veya İzdi sözcüğünden gelmedir. Bu açıklama sözcüğün kökeni noktasında Şerefhan’ın söyledikleriyle bağdaşmaktadır. Ama Menzel’e göre bu sözcük büyük olasılıkla tanrı ya da melek anlamlıdır. İzed veya Yazata, antik İran panteonunda önde gelen bir tanrıydı. Hatta İran panteonunun başı Ahura Mazda da Yezdan (İzad) adıyla bilinirdi. Yezidi adının onunla ilişkili olması olasıdır. Sasani şahlarının bir bölümünün adları bu tanrının adından alınmadır. Şeref Han, Sason hükümdarlarının İran Sasani şahlarının soyundan geldiklerini söyleyen bir rivayet de aktarır. Şerefhan’ın aktardığı Sasonlular’ın kökenine ilişkin rivayet eski Ermeni kaynaklarında rastladığımız “Sasan Evi” tanımlamasıyla örtüşüyor. Ermeni kaynakaların Sasan Evi olarak referans verdikleri benim düşünceme göre Zazalar’dır. Kendi çalışmalarımda vardığım sonuç Zaza adının Sasan ile ilişkili olduğudur. Zaza ve Sasan adları aynı adın şekilleridir. Sason adı Arapça’da Sanasin (Senasine), Sanasun veya Sanasan şeklinde telaffuz edilir. Sason halkından ise Senasineler diye sözedilir (Bk. E. Honigmann, Enc. Of Islam, Malatya maddesi). Bu söylenişlerde ortak olan ve sık sık ikilenen bir Sin (San) öğesi var gibidir. Ermeni tarihçisi Moses Khorenatsi’de Sason Dağı’ndan Sin Dağı diye sözedilir. Tevrat’taki şecere tablosunda, İsrail (Yakup)’in 12 oğlundan Yahuda’nın soyağacında Zaza ve Palu adları geçmektedir. Tevrat’ta geçen Zaza adının Zazalar’a referans olduğu söylenebilir. Bu efsanedeki Palu adı ve Palu ile Zaza arasında kurulan akrabalık da buna işarettir. Tevrat’ın en eski bölümlerini oluşturan ilk beş kitabın M.Ö. 6. Yüzyıl öncesinde ve Babil sürgünü peryodunda yazıldığı akılda tutulmalıdır. Tevrat yazarlarının Babil kayıtlarından yararlandıkları kesin gibidir. Bu demektir ki Zaza ve Palu (Balan) gibi etnik adlar bu kayıtlarda varlardı. Zazalar’ın şecere tablosunda daha geç kuşaklarda gösterilmesi Tevrat yazarlarının keyfiliğine yorumlanabilir. Bu kanate İbraniler’in geldikleri söylenen topraklar ve onların Peleg ve Seruk gibi erken reislerinin adlarına bakarak varıyorum. Tevrat’ın verdiği şecere tablosuna inanılacak olursa Zazalar’ın İbrani soylu, yani Semitik (Sem’in soyundan) bir halk olduklarını düşünmek gerekir. Bu şecere onları İsrail-oğullarından gösterir. Bence bu, olsa olsa Zazalar’ın bir kesiminin Semitlerle karıştıklarına ve bir ölçüde Samileştiklerine işarettir. Eski Zazalar, benim düşünceme göre, özellikle Sasaniler adı altında ünlenenlerdir. İrani gelenekte Sasan Evi’nin (Sasaniler) atası olarak gösterilen Sasan ile, bir Asur yazıtı, Tevrat ve Ermeni geleneğinden Asur kralı Senekerim’in oğlu olarak gösterilen Sanasar’ın aynı olmaları mümkündür.
 

Sonraki Sayfa

Pazartesi, 23 Haziran 2008 02:46 tarihinde güncellendi